40,2607$% 0.13
46,7252€% 0.08
53,9495£% 0.21
4.320,96%0,56
3.334,69%0,33
10.219,40%-0,06
02:00
**Zamanın Önemi ve Değeri**
Yüce Allah diğer bazı sûrelerde olduğu gibi, asr sûresine de yeminle başlıyor ve asra yemin ediyor. Elbette ki sözünün doğruluğunu isbat etmek için Allah’ (c.c.)’ ın bir başka varlığa yemin etmeye ihtiyacı yoktur. O’nun bu yemininden maksat, üzerine yemin ettiği varlıkla ilgili olarak insanların yanlış düşüncelerini düzeltmek ve yeminden sonra gelen ifadenin önemine dikkatlerini çekmektir. Çünkü bazı kimseler, gördükleri kötülükleri, çektikleri sıkıntıları hep dehre (zamana) yükleyerek zamandan şikâyet ederler ve zamanın uğursuzluğundan, getirdiği olumsuzluklardan bahsederler. Hâlbuki fesat, fenalık ve kötülük zamanda değil, insanların bizzat kendi yanlış düşünce, tercih ve davranışlarındadır. İşte burada asra yemin edilerek zamanın önemi hatırlatılmakta, “zamanın bozulduğu” iddiası reddedilmekte ve insanlara şu mesaj verilmektedir: asrın, zamanın herhangi bir ayıbı, kusuru ve zararı yoktur. O, Allah’ın kullarına bahşettiği en değerli nimetlerinden bir nimettir. Buna rağmen İnsanlar zaman nimetinin kadrini ve kıymetini bilip, onu en iyi ve verimli bir şekilde değerlendirmezlerse, hem dünyada hem de ahirette zarar ve ziyan içinde olurlar. ([1]) Ancak İman edip, güzel ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler, iyilikleri emredip, kötülüklerden insanları uzaklaştıranlar ve böylece ömür sermayelerini hayırlı iş ve hizmetlerde harcayanlar müstesnadır. Onlar asla zarar etmezler, bilakis her an kâr ederler.
**
İnsanın Sermayesi Ömür**
Müfessirler âyette yer alan “asr” kelimesini, ikindi vakti, ikindi namazı, mutlak zaman, Hz. Muhammed’(a.s.)in asrı ve âhır zaman gibi farklı şekillerde tefsir etmişlerdir. Ancak “asır”, bütün bunları kapsamakla birlikte; sûrenin mesajına ve muhtevasına en uygun olanı “mutlak zaman” anlamıdır. ([2]) Buna göre yorumunu yapmaya çalıştığımız “Asra andolsun ki, insan ziyandadır”, âyetine; “İnsanın içinde yaşadığı zamana andolsun ki, insan ziyandadır” şeklinde mana da verilebilir.
Fahreddin er-Râzi bu sûresinin tefsirinde şöyle diyor: “Zamanı değerlendirme açısından insan mutlaka zarardadır, kendisini bu zarardan kurtaramaz. Zira zarar, sermayenin kaybıdır. İnsanın sermayesi ise ömrüdür. Onun, ömrünü zayi etmediği anlar çok nadirdir. Çünkü her saniye, mütemadiyen ömrünü alıp götürmektedir. Eğer insan, ömrünü günahlarla geçiriyorsa büyük bir zarar içerisindedir. Hatta daha iyi, daha verimli, daha değerli işleri yapabilmesi mümkünken; bunları yapmayıp, yalnızca mübahlarla yetiniyorsa yine zarar içerisindedir…”([3] ) Seleften biri de; ‘Asır Sûresinin manasını pazarda buz satan birinden öğrendim’ diyor. O şahıs sabahleyin pazara çıkar ve şöyle seslenirdi: ‘Sermayesi eriyen bu adama acıyın! Sermayesi eriyen bu adama acıyın!’ Onun bu sözünü işitince; ‘İşte insanın hüsranda/zarar ve ziyan içerisinde olmasının anlamı budur’ dedim. Çünkü İnsana verilen ömür de buz gibi her saniye erimektedir. Eğer insan, ömrünü ziyan eder, maddî ve manevî herhangi bir şey kazanmaz veya ömrünü yanlış yerlerde tüketir ve böylece zaman israfında bulunursa, bu durum insanın hüsranına neden olur.”([4])
**
Başarının ve İlerlemenin Önündeki Engel**
Şüphesiz çağımızda ve gelecekte maddeten ve manen ilerlemenin, teknik ve medeniyet yarışını kazanabilmenin yolu da zaman sermayesini en verimli bir şekilde değerlendirmekten geçmektedir. Zamanlarını verimli bir şekilde kullanmasını bilmeyenler, ya da tamamen israf edenler; teknik güce, medeni üstünlüğe, ekonomik bağımsızlığa sahip olamazlar. Çünkü başarının ve ilerlemenin önündeki en büyük engellerden biri, zaman israfıdır.
Bu bakımdan Kur’an-ı Kerim, zaman üzerinde dikkatleri canlı tutmak için, bu sûrede olduğu gibi, diğer sûre ve âyetlerde de zamanı hatırlatan tâbirleri sıkça kullanır. ([5]) Değişik âyet ve hadislerde yıllık, aylık, haftalık ve bilhassa günlük hayatın tanzimiyle ilgili detaylı bilgilere yer verilir. Her çeşit farz, vâcip ve nâfile namazlar da zaman tanzimine yönelik gâyeler taşırlar. Böylece ‘yüce dinimiz İslâm, emirlerinin büyük çoğunluğuyla, insana zamanı âzamî ölçüde değerlendirmeyi öğretmektedir’ diyebiliriz. ([6]) İnşirah sûresinde de; “Kolaylığın zorluktan sonra geleceği” bildirildikten sonra; “Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul!”([7]) buyrularak; bir ibadetten bir vazifeden, bir işten boşalınca, iş bitti diye, tembel tembel oturulmaması, diğer bir iş veya hizmet için kalkıp çalışılması ve böylece zamanın verimli bir şekilde değerlendirilmesi tavsiye edilmektedir.([8]). Nitekim Cuma Sûresinde, o günün değerlendirmesiyle ilgili olarak bu prensip açıkça ortaya konulmuştur: “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz. ”([9] )
**
İnsan Ahirette Hangi Hususlarda Sorguya Çekilmedikçe Allah’ın Huzurundan Ayrılamaz?**
Hz. Peygamber de değişik hadis-i şeriflerinde insanları Allah’ın verdiği maddî ve manevî nimetlerin kıymetini takdir etmeye çağırırken; bunlar arasında zamanı özellikle zikreder; “İki nimet vardır ki, insanların bir çoğu bunların kıymeti hakkında aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit” ([10]) “Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin; Ölüm gelmeden önce hayatın, Hastalık gelmeden önce sağlığın, Meşguliyet gelmeden önce boş vaktin. İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin, fakirlik gelmeden önce zenginliğin.”([11]) Diğer bir hadis-i şeriflerinde ise şöyle buyururlar;“Âhirette insan şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe Allah’ın huzurundan ayrılamaz; ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini ne şekilde yıprattığından, malını (servetini) nereden kazanıp nerelere harcadığından ve bildikleriyle amel edip etmediğinden” ([12])
**
Değerlendirme ve Sonuç**
Günümüzde pek çok kimse vakit yokluğundan şikâyet eder. Kime sorsanız, zamanı pek yoktur. Hâlbuki lüzumsuz ve faydasız işlerin peşinden koşuşturmaktan, ya da boşa zaman harcamaktan hayatî önem arzeden işleri yapmaya zaman kalmamaktadır. Unutmayalım ki, kaybedilen birçok şey telafi edilebilir, servetler yeniden kazanılabilir, insan zamanla mal, mülk ve servet sahibi olabilir, ama boşa geçirdiği zamanını ve gayesinin dışında harcadığı ömür sermayesini asla geri getiremez. “Vakit nakittir”, “Vakitlerle yakutlar satın alınabilir ama yakutlarla vakitler satın alınamaz” gibi atasözleri bu hususu en güzel şekilde ifade etmektedir.
Bu nedenle yüce Allah, Asr Sûresinin başında asra/zamana yemin ederek onun insan hayatındaki yerine ve önemine dikkat çekmekte; kendilerine verilmiş olan ömür sermayesini, faydasız işlerle, inkâr ve günahla hak ve hakikatten uzak olarak tüketen ve böylece zamanlarını israf edenlerin sonlarının hüsran olacağını hatırlatmaktadır. Devamında ise hüsrana uğramayan, vaktin kıymetini bilip ömür sermayelerini inanarak yararlı iş ve hizmetlerde değerlendiren insanların niteliklerini bildirmektedir. Bu nitelikler: îmân, sâlih amel, hakkı tavsiye ve sabrı tavsiyedir. O halde dünya ve ahirette kurtuluşun yolu ve reçetesi, zamanın kıymetini iyi bilip, belirtilen görevleri ifa etmekten geçmektedir. Merhûm Mehmed Akif bu hakikati mısralarında şöyle terennüm ediyor:
“Hâlık’ın nâmütenâhî adı var, en başı Hak
Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldırmak
Hani ashâb-ı Kirâm, ayrılalım derlerken
Mutlaka Sure-i ve’l-Asr’ı okurmuş, bu neden?
Çünkü meknûn o büyük surede esrâr-ı felâh
Başta imân-ı hakîkî geliyor, sonra salâh,
Sonra hak, sonra sebât: İşte kuzum insanlık
Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık.”([13])
**Not:** Burada “Bir âyet ve bir yorum” çerçevesinde zamanın önemi ve değerine vurgu yapıldığı için, sûrede yer alan iman, salih, amel, hakkı ve sabrı tavsiye kavramalarının izahına genişçe yer verilememiş, ancak, bu kavramların zamanı değerlendirip hüsrandan kurtulmanın yegâne yolu ve ilahi reçetesi olduğuna dikkat çekilmiştir.
**
Dipnot**
[1] Bk, F. Râzi; Tefsirül-Kebir, Matbaa-i Âmire, İst, 1324, VIII/475; Ahmed Mustafa el-Merağî, Tefsîru’l-Merağî, XXX/234; E.M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, IX/6067-6079.
[2] Bk, Ebû Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Câmiu’l Beyan an Te’vîli’l-Kur’ân, XII/684-685; KurtubÎ, el-Camiu li-Ahkâmi’l-Kur’an XX/122123; E.M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, a.g.t, a.g.y; Süleyman Ateş, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, Yeni Ufuklar Neşriyat, XII/79-83; Komisyon, Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, D.İ.B. Yay V/ 640
[3] F. Râzi, a.g.e,VIII/477.
[4] , F. Râzi; a.g.e, VIII/476.
[5] Kur’an’da Zamanla İlgili Kavramlar İçin bkz. Canan; a.g.e., s.18-37
[6] Canan; a.g.e., s.17
[7] İnşirah suresi: 94/7
[8] Yazır; a.g.e., c.8, s.5925
[9] Cum’a 62/9-10
[10] Buhari; Rikak: 1, Tirmizi, Zühd: 1
[11] Buharî Rikak 3; Tirmizî Zühd 25; Mışkât: 2/651
[12]Tirmizî, Kıyâmet, 1
[13] M. Akif, Safahât, İst, 1944, s,419.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
bursa escort görükle eskort görükle escort bayan bursa görükle escort bursa escort bursa escort bayan