SON DAKİKA

Bedir Haber

Yöneten ve Yönetilenlere, Resulullah’ın Nasihatleri

Yöneten ve Yönetilenlere, Resulullah’ın Nasihatleri
40 okuma
01 Nisan 2019 - 15:00

### Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,
Allah’a hamd, Resulüne salat, selam olsun.

### Yöneten ve Yönetilenlere, Resulullah’ın Nasihatleri

### I-Resulullah’ın, Yönetenlere Öğütleri

Yöneticilik, kişinin omuzlarına yüklenen en ağır sorumluluklardan biridir. Sevgili Peygamberimiz bu sorumluluğu;

“Hepiniz birer çobansınız/sorumlusunuz ve hepiniz yönettiklerinizden mesulsünüz. Devlet başkanı bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Evin beyi bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Evin hanımı da bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Köle de efendisinin malı üzerinde bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür.” sözleri ile ifade etmiştir(Buhârî, Cum’a, 11).

Allah Resul’ü, İdareciliği bir emanet olarak değerlendirmekteydi.( Buhârî, İlim, 2).
Emanet, sorumluluk demektir ve bunu da ashâbına sık sık hatırlatmaktaydı.

Aslında o, Yüce Rabbimizin şu âyetine vurgu yapmaktaydı: “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir” (Nisâ, 4/58).

Bir seferinde mescidinde ashâbına vaaz ederken bir bedevî geldi ve Efendimize, “Kıyamet ne zaman?” diye sordu. Peygamber Efendimiz bedevînin konu ile ilgisi olmayan bu sorusunu cevaplamadan konuşmasına devam etti.

Bunun üzerine orada bulunanlardan kimisi, Peygamberimizin bedevîyi duyduğunu fakat sorduğu sorudan hoşlanmadığı için cevaplamadığını, kimisi ise onu duymadığını düşündü.

Nihayet Resûlullah sözünü bitirince, “O kıyameti soran kimse nerede?” diye sordu. “Benim, yâ Resûlallah!” dedi bedevî. “Emanet zayi edildiği zaman kıyameti bekle!” buyurdu Allah’ın Resûlü.
Bedevî, “Emaneti zayi etmek nasıl olur?” diye sordu. Resûlullah, “Yönetim işi ehil olmayan kimselere verildiği zaman kıyameti bekle!” (Buhârî, İlim, 2) buyurdu.

Resulullahın, Hicret’ten sonra devlet başkanı olarak yaptığı uygulamarları ve sözleri değerlendirildiği takdirde, yönetenlerin yapmaları gereken görevlerle, yapmamaları gereken hususlar, ve adil yönetim başlıkları altında toplamak mümkündür.

### A-Yönetenlerin yapması gereken görevler

Yönetenlerin yüklendiği sorumluluk gereği, yapması gereken şeyleri yapar ve yapmaması gereken şeylerden de uzak durursa emanetin hakkını yerine getirmiş olur.

Ancak aksi şekilde davranırsa, görevine hıyanet etmiş olur.

Bu çerçevede Sevgili Peygamberimiz, konuya verdiği önemden dolayı bazı hususları oldukça ayrıntılı bir şekilde açıklamıştır. İşte onlar maddeler halinde arzediyoruz.

### 1-Adaletli davranmak

Allah Resûlü’nün yöneticilerden yapmalarını istediği ilk şey, yönetimlerinde âdil davranmalarıdır. “… Ben Allah’a, hiç kimsenin benden ne mal ne de kan konusunda isteyeceği bir hakkı olmadığı hâlde ulaşmak isterim.”( Ebû Dâvûd, Büyû’ (İcâre), 49) buyurmuştur.

Allah Resûlü, bizzat kendisi hak ve adaletin timsaliydi. Adaletin nasıl sağlanacağını hem sözleriyle hem de uygulamalarıyla ümmetine gösteren Peygamberimizi, değil adaletsiz davranma eylemi, böyle bir düşünce bile ciddi şekilde rahatsız ediyordu.

Nitekim Mahzûmoğulları kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının affedilmesi için, Kureyşlilerin talebi üzerine, aracılık yapmak üzere gelen Üsâme’ye, “Sen, Allah’ın koyduğu cezalardan birinin affı için aracılık mı ediyorsun?” diye kızmış ve sonrasında halka hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Sizden öncekilerin helâk olmalarının sebebi şuydu: Onlardan güçlü bir kimse hırsızlık yaparsa onu cezalandırmazlar, zayıf bir kimse hırsızlık yaptığında ise ona ceza uygularlardı. Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapmış olsaydı mutlaka onun da elini keserdim.”( Tirmizî, Hudûd, 6)

Bir yönetici olarak daima âdil bir şekilde davranan Sevgili Peygamberimiz, idarecinin âdil olması gerçeği üzerinde önemle durmuş, en büyük müjdeleri de âdil idareciler için vermiştir.

Allah’ın gölgesinden (himayesinden) başka gölge (himaye) olmayan günde, kendi gölgesi (himayesi) altında gölgelendireceği (himaye edeceği) yedi kişi arasında ve hatta ilk sırada sayarken,( Buhârî, Ezân, 36) bir başka hadiste duası geri çevrilmeyecek üç kişi arasında zikretmiştir.( Tirmizî, Deavât, 128)

Allah Resûlü âdil yöneticiyi övüp ona müjdeler verirken, zalim yöneticiyi ise yermekte ve onu da çirkin hareket eden kişiler arasında zikrederek Allah katında kötü bir konuma sahip olacağını şöyle ifade etmektedir: “Yüce Allah dört kimseye öfke duyar: Çok yemin eden satıcı, kibirli fakir, zina eden ihtiyar ve zalim yönetici” (Nesâî, Zekât, 77).

Toplumsal düzenin tesisinde adaleti temel olarak gören Allah Resûlü, fethedilen bölgelere valilerini gönderirken de onları öncelikle adalet konusunda uyarmıştır.

Nitekim Muâz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken ondan halka âdil davranmasını isteyerek; “Sakın (zekât olarak) onların mallarından en iyilerini seçip alma. Mazlumun bedduasından sakın, çünkü onunla Yüce Allah arasında hiçbir engel/perde yoktur.” Demiştir( Müslim, Îmân, 29).

Yönetenleri âdil olmaları konusunda sık sık uyaran Allah Resûlü, adalet duygusunda zafiyet meydana getirebilecek konularda da dikkatli olmalarını istemiştir.

Meselâ hediyeleşme insanların birbirlerine karşı ilgisini ve sevgisini artırır. İnsanlar arasında hediyeleşmeyi teşvik eden Sevgili Peygamberimiz,( Tirmizî, Velâ, 6) adalet duygusuna halel getirebileceği endişesiyle idarecilerin hak ettikleri ücretten başka maddî bir beklenti veya karşılık peşinde olmamalarını öğütlemiştir.

Bu bağlamda zekât memurlarından Abdullah İbnü’l-Lütbiyye, topladığı zekâtlar ile birlikte Peygamberimizin huzuruna gelmiş ve “Bu sizin payınız; bu ise bana verilen hediyelerdir.” demişti.

Hz. Peygamber ise onun hediye almasını hoş görmemiş, aldığı hediyelerin zekât memuru olduğu için verildiğini ima ederek, “Anne babanın evinde otursaydın bu hediye sana verilir miydi, verilmez miydi?” buyurmuş,( Müslim, İmâre, 26) böylece zekât memurlarının hediye adı altında rüşvet almasının yolunu kapatmıştır.

### 2-İyi muamele

Allah Resûlü’nün yönetenlerden yapmalarını istediği bir diğer husus, yönetimi altındakilere iyi davranmalarıdır.

İdarecilerden, bu görevi bir “emanet” yani sorumluluk olarak görmelerini isteyen Sevgili Peygamberimiz, bu emaneti üstlenen kişinin halka kötü davranma hakkı olmadığı kanaatindedir.

Nitekim Allah Resûlü kendisine biat eden ashâbına asla kötü muamele etmemiş, onlara güç yetirebileceklerinden fazlasını yüklememiş ve biatlerinin gereğini “gücünüz yettiğince” kaydını koyarak yerine getirmelerini istemiştir. (Tirmizî, Siyer, 34)

Abdullah b. Mes’ûd Sevgili Peygamberimizin bu yöndeki tavrını, “Biz Hz. Peygamber (sav) ile birlikte bulunurduk. Kendisi bizi hiçbir konuda zorlamazdı, sadece bir kere söylerdi ve biz onu yapardık.”( Buhârî, Cihâd, 111)sözleriyle özetlemiştir.

Peygamber (sav) aynı yaklaşımı idarecilik görevi verilenlerden de beklemiştir.

Bir gün Allah Resûlü Hz. Âişe validemizin yanında, “Allah’ım, bir kimse ümmetimin yönetimi konusunda bir vazife alır da onlara zorluk çıkarırsa sen de ona zorluk çıkar! Bir kimse ümmetimin yönetiminde görev alır da onlara hoş muamele ederse, sen de ona hoş muamele eyle!” diyerek Allah’a yalvarmıştır.( Müslim, İmâre, 19.)

### 3-Halkın sorunları ile ilgilenmek

İdareciliğe getirilen kişinin halkın problemleriyle ilgilenmesi ve çözmesi beklenir.

Çünkü Allah Resûlü’nün sünnetine göre yöneticilik, halk için sorumluluğu üstlenmeyi, onlar için gayret etmeyi gerektirir.

Allah Resûlü’nün idarecilerden yapmalarını istediği hususlardan biri de yönetimindekiler için çalışmalarıdır.

Nitekim Sevgili Peygamberimiz, “Müslümanların idaresini üstlenip de onlar için çalışmayan ve onları doğruya yönlendirmeyen yönetici, onlarla birlikte cennete giremez.” buyurmaktadır. (Müslim, Îmân, 229)

### 4-İdaresi altındakileri kollayıp gözetlemek

Allah Resûlü’nün yöneticilerden yapmalarını istediği bir diğer husus, sorumlulukları altındakileri kollayıp gözetlemeleridir.

Allah’ın idareciyi emri altındakileri gözetmekle mükellef kıldığını belirten Allah Resûlü, bu görevini yerine getirmeyenlerin âhiret yurdunda büyük hüsrana uğrayacaklarını şöyle belirtmiştir:

“Allah’ın, bir gruba yönetici yaptığı kişi, o grubu doğruya yönlendirmek için çaba sarf etmezse, cennetin kokusunu dahi alamaz.” (Buhârî, Ahkâm, 8.)

Yönetici, yönettiklerini kötülüklerden korumakla da görevlidir.

Nitekim Peygamber Efendimiz bu konuda şöyle bir örnek sunmaktadır:

“Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlâl edenler, bir gemiye yerleşmek üzere kura çeken topluluğa benzerler. (Bu kuranın sonucunda) onlardan bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşirler. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçmek durumundadırlar. Alt katta oturanlar, ‘Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katımızda oturanlara eziyet vermemiş oluruz.’ derler. Şayet üstte oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar helâk olurlar. Eğer bunu önlerlerse, hem kendileri kurtulur, hem de onları kurtarmış olurlar.” (Buhârî, Şirket, 6)

Geminin üst katındakiler yöneticilere, alt kattakiler ise yönetilenlere benzetilebilir.

Yönetici, sorumluluğu altındaki kimselerin hatalarını düzeltmezse, bu hatalarının sonuçlarından yalnızca hatayı işleyenler değil, toplumun tamamı etkilenecektir.

Bu açıdan bakıldığında yöneticinin toplumun her kesimi ile ilgilenmesi, onların sorunlarını dinleyip çözüm aramasının gerekliliği görülecektir.

Yöneticinin bir kenara çekilip halkın sorunlarıyla ilgilenmemesi ise kendi sonunu getirecektir.

### 5-İstişare etmek

Yönetenlerin üstlendiği yöneticilik emanetini ifa ederken kendi başına hareket etmemesi, alınacak kararlarda sorumluluğunu üstlendiği insanların da görüşlerine müracaatta bulunması da büyük önem arz etmektedir.

Peygamber Efendimizin yöneticilerden yapmalarını ısrarla istediği şeylerden biri de budur. Zaten Yüce Allah da bu hususu, “…Yönetimde onlara danış.” âyetiyle emretmektedir.( Âl-i İmrân, 3/159)

Allah Teâlâ’nın bu emrine binaen Allah Resûlü yönetimde önemli konularda ashâbıyla sürekli istişare hâlinde olmuş ve kararlarını istişareler sonucunda vermiştir. Allah’ın Resûlü olmasına ve vahiy almasına rağmen yönetimini istişare ile yürütmüştür.( Buhârî, Ahkâm, 26)

Nitekim Ebû Hüreyre, “Resûlullah’tan (sav) daha çok ashâbıyla istişare eden bir kimseyi görmedim.” Demiştir ( Tirmizî, Cihâd, 35).

Allah Resûlü yönetimde ashâbıyla istişare ederek hareket ederken,( Tirmizî, Salât, 12) istişarenin yönetimde olmazsa olmaz bir gereklilik olduğunu şu ifadelerle vurgulamıştır:

“İdarecileriniz iyi kimselerden, zenginleriniz cömert kişilerden olduğunda ve işleriniz, aranızda istişare ile yürütüldüğünde, yeryüzünde yaşamanız toprak altına girmenizden daha hayırlıdır.”( Tirmizî, Fiten, 78.)

### B-Yönetenlerin yapmaması gereken hususlar

Allah Resûlü idarecilerin yapmaları gereken hususları sıraladığı gibi yapmamaları gereken hususları da sıralamıştır.

Yapılmaması gereken şeyleri yapmayı da göreve hıyanet olarak kabul etmiş ve böyle bir tutum sergileyenleri âhirette karşılaşılacak ağır cezalar konusunda uyarıda bulunmuştur.

### 1-Haksız mal iktisabı

Göreve getirilen kişinin, çok küçük bile olsa, hak etmediği bir şeyi alıp gizlemesini Allah Resûlü göreve hıyanet olarak nitelendirmiş ve böyle bir hareketin cezasının ağır olacağını, idarecilikle görevlendirdiği bazı şahısların yanında şöyle ifade etmiştir:

“Sizden herhangi bir kimseyi görevli tayin edersek ve o da bir iğneyi hatta daha küçük bir şeyi bizden gizlerse bu hıyanet olur, kıyamet gününde o gizlediği şeyle gelir!” (Müslim, İmâre, 30)

Peygamber Efendimiz bu konudaki tavizsiz tutumunu gerekli gördüğü her yerde ifade etmiş ve önde gelen sahâbîlerini bile, bu konuda uyarmıştır.

Muâz b. Cebel (ra) Allah Resûlü ile ilgili bir hatırasını şöyle aktarmaktadır:
“Resûlullah (sav) beni Yemen’e vali olarak gönderiyordu. Yemen’e hareket edeceğim sırada peşimden bir haberci göndererek beni geri çağırdı ve şöyle dedi:
‘Seni niçin geri çevirdiğimi biliyor musun? Benim iznim olmadan (hazineden) hiçbir şey alma!
Çünkü bu bir hainliktir. Her kim bu dünyada böyle bir hainlik yaparsa kıyamet günü (Allah’ın huzuruna), yaptığı o hainlikle getirilir. İşte seni bunun için çağırmıştım, şimdi vazifene gidebilirsin” (Tirmizî, Ahkâm, 8)

### 2-Halka güvenmemek

Yöneten ile yönetilenlerin ahenkli bir ilişki kurabilmeleri için ilk şart birbirlerine güvenmeleridir.

Yönetilenin yöneticisine karşı güven duyabilmesi için de yöneticinin dürüst olması ve yalan söylememesi gerekir.

Zira yalanın olduğu bir yerde dürüstlük ve güvenden bahsedilmesi mümkün değildir.

Allah Resûlü’nün yöneticilerden asla yapmamalarını istediği ve üzerinde çok durduğu hususlardan biri de budur. Çünkü Allah Resûlü’nün bildirdiğine göre bir insan, kendini bir kere yalana kaptırdı mı bundan kopamaz ve daima yalan söyler (Müslim, Birr, 105).

Yalan söyleyen yöneticiyle de kıyamet gününde Allah’ın asla konuşmayacağını Sevgili Peygamberimiz haber vermektedir(Müslim, Îmân, 172).

Sevgili Peygamberimiz yöneticilerden idareleri altındaki kişileri asla aldatmamalarını isteyerek şu uyarıda bulunmuştur:

“Allah’ın bir gruba yönetici kıldığı kimse, idaresi altındakilere ihanet üzere ölürse, Allah ona cenneti haram kılar.” (Müslim, İmâre, 21)

### 3-Halka şüpheli muamelesi yapmamak

Allah Resûlü yöneticilerin halka sû-i zanda bulunarak şüpheli muamelesi yapmamalarını istemiştir. Böyle bir tavır içerisine girmenin tehlikesini ise şöyle ifade etmiştir:

“Bir yönetici, idaresi altında bulunan kimselere sû-i zan ile muamele yapmaya kalkışacak olursa onları fesada sürükler.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 37)

### 4-Kapısını halka kapatmak/Ulaşılmaz hale gelmek

Üstlenilen göreve karşı ihanet sayılabilecek hususlardan biri de idarecinin, kapısını muhtaç ve yoksulun yüzüne kapatmasıdır.

Resûlullah (sav) böyle idareciler için de, “Herhangi bir idareci kapısını ihtiyaç sahibine, yoksula ve elinde hiçbir şeyi olmayan bir fakire kapatırsa, ihtiyaç ve fakirlik içine düştüğünde Allah da göğün (cennetin) kapılarını onun yüzüne kapatır.” buyurmaktadır.(Tirmizî, Ahkâm, 6)

### C-Adil yönetim/Âdil Düzen

Allah Resûlü’nün üzerinde durduğu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, yöneticilere ağır bir sorumluluk yüklendiği anlaşılmaktadır. Bu sorumlulukların hakkıyla yerine getirilmesi ise ancak âdil bir yönetim ile mümkündür.

Nitekim Peygamber Efendimiz, “Yönetici bir kalkandır. Onun ardında savaşılır, onunla tehlikelerden korunulur. Şayet o, Allah’a karşı sorumluluk bilincini emreder ve adaletle hükmederse bütün yaptıklarından sevap kazanır. Bundan başka bir şey emrederse yaptıklarının karşılığını (vebalini) çeker.” (Müslim, İmâre, 43) buyurarak, âdil yöneticinin yaptığı hizmetin karşılığını alacağını bildirmektedir.

Bu sayede yönetenler, hem yaptığı güzel hizmetler sebebiyle dünyada takdir görecek, huzur ve barış içerisinde yönetimini uzun yıllar devam ettirebilecek, hem de ecir ve sevap olarak âhirette bunun karşılığını görecektirler.

Peygamberimizin tanımladığı âdil yönetici, yönettiklerinin dertlerini dinler, onlara çözümler bulur, onların her türlü ihtiyacını gidermeye çalışır, onlara hoş muamele eder, hiçbir fark gözetmeksizin eşit davranır, adam kayırma, rüşvet gibi yöntemlere başvurmaz. Hak etmediği şeye el uzatmaz, yalan söylemez, halkının güvenini kazanır…

Adaletle yönetilen böyle bir toplumda huzur ve barış hâkim olur. İsyan, kargaşa ve terör bu toplumdan uzak olur.

Buna mukabil adalet olmayan yerde zulüm vardır, haksızlık hâkimdir.

Zalim yönetici, hevâ ve heveslerine uyar, yöneticilik vasfı olmadığı için eziyet, işkence ve baskı ile işlerini yürütmeye çalışır. Böyle bir idarecinin olduğu yerde doğal olarak huzur ve refahtan, sosyal ve ekonomik gelişmişlikten, bilimsel çalışmalardan söz edilemez.

### II-Rasulullah’ın, Yönetilenlere Öğütleri

Toplumsal düzenin tesisinde yöneticinin tavrı kadar olmasa bile yönetilenin de tavrı önemlidir. Yönetenler gibi yönetilenlerin de görevleri ve sorumlulukları vardır.

Yönetilenler, başlarına getirdikleri idareciye itaat etmek ve ona yardımcı olmak durumundadırlar.

Nitekim Yüce Allah, “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin. Sizden olan idarecilere de…” buyurur.( Nisâ, 4/59.)

Peygamber Efendimiz de yönetilenlerin, başlarına geçen idarecilere itaat etmeleri gerektiği üzerinde ısrarla durmuş ve bu itaatin önemini şu şekilde vurgulamıştır:

“…Her kim emîre (yöneticiye) itaat ederse şüphesiz bana itaat etmiş olur. Her kim de ona isyan ederse şüphesiz bana isyan etmiştir.” (Müslim, İmâre, 32)

Allah Resûlü Veda Haccı’nda toplanan büyük kalabalığa da, “Ey insanlar! Allah’a karşı sorumluluk bilinci içerisinde olun. Sizin başınıza kulağı kesik Habeşli bir köle bile getirilmiş olsa Allah’ın Kitabı’na göre hareket edip size de onu uyguladığı sürece emirlerini dinleyin ve itaat edin!” şeklinde seslenmiştir. (Tirmizî, Cihâd, 28)

Yönetilenler ilk önce idareciye karşı samimi davranmalıdır.( Müslim, Îmân, 95)

Bu samimiyet, yöneticiye karşı dürüst ve açık sözlü olmak, gerektiğinde destek vermek, gerektiğinde uyarmak, itiraz etmek, eleştirmek, hatta tavır koymak ile gerçekleşir. Bunlar, yönetilenlere düşen görevlerdir.

Nitekim Sevgili Peygamberimiz yöneticiye karşı içtenlikle davranmayı en doğru işlerden kabul etmiş,( Tirmizî, İlim, 7) yönetici zalim olduğunda ise onun karşısında hakkı söylemeyi cihadın en faziletlisi olarak nitelemiştir.( Tirmizî, Fiten, 13)

Nitekim devesinin üzengisine ayağını koymuş bir hâldeyken kendisine, “Cihadın hangisi daha üstündür?” diye soran bir kişiye de “Zalim idarecinin karşısında hakkı söylemektir.” diye cevap vermiştir.( Nesâî, Bîat, 37)

Yöneticiye itaat konusu üzerinde hadislerde ısrarla durulmaktadır.

Peki, yöneticinin verdiği her emre itaat etmek gerekir mi?

İtaatin sınırı nedir?

Yöneticinin verdiği her emir uygulanır mı?

“Allah’a isyan olan yerde itaat yoktur.” buyuran Hz. Peygamber,( Müslim, İmâre, 39) yöneticiye itaatin maruf (yani iyi işlerde) olacağını vurgulayarak;

“Müslüman bir kimsenin hoşlandığı ve hoşlanmadığı her hususta (yöneticisini) dinleyip itaat etmesi gerekir; ancak kendisine Allah’a isyanı gerektiren bir şey emredilmesi hâriç.
Eğer kendisine Allah’a isyanı gerektiren bir emir verilirse, bunu dinleme ve buna itaat etme yoktur.” (Müslim, İmâre, 38) buyurmuştur.

Görevine hıyanet eden yöneticilerin destekçileri olmasa, bu tarz yaklaşımlarını devam ettirmeleri oldukça zordur.

Bazı insanlar kişisel menfaatleri uğruna yapılan haksızlıklara göz yumarak, bilerek veya bilmeyerek yönetenlere destek verebilirler.

Hıyanet içinde bulunan yöneticiler de bazı çevrelerin, yanında yer almasını, yaptıklarının doğruluğuna bir delil kabul edebilir.

Yönetilenlerin yanlış fiilleri bulunan bir yöneticiye bu şekilde destek vermemelerini isteyen Allah Resûlü, Kâ’b b. Ucre’ye şöyle söylemiştir:

“Yâ Kâ’b! Benden sonra gelecek bazı idarecilerden seni Allah’a sığındırırım. Her kim onların kapılarından girer, yalanlarını doğru sayar, yaptıkları zulümlerine yardımcı olursa ne o benden sayılır, ne de ben ondan. O kimse mahşer günü havzımda benim yanıma gelemez.
Her kim de onların kapılarından girsin veya girmesin onların yalanlarını doğrulamaz, yaptıkları zulümlere yardım etmezse o bendendir, ben de ondanım. Mahşer günü bu kişi havzımın yanına gelecektir…”( Tirmizî, Cum’a, 79)

Netice olarak; yönetenler ve yönetilenler, toplumsal düzenin tesisinde iki önemli unsurdur.

Ahenkli bir düzenin sağlanmasında hem yöneticinin hem de yönetilenin sorumlulukları vardır.

Yönetici üstlendiği görevi bir emanet olarak telakki edecek ve bu emanetin hakkını verebilmek için çaba sarf edecektir.

Yönetilen de başındaki idarecinin meşru taleplerine itaat edecek ve yönetimde ona yardımcı olmaktan geri durmayacaktır. Meşru olmayan taleplerine; isyan etmeden, itiraz etmek, uyarmak, eleştirmek, hatta tavır koymak sureti ile karşı çıkacaktır.

İşte Allah Resûlü’nün uyguladığı ve ümmetinden de uygulamasını istediği; yönetimde, yönetenle yönetilenler arası ilişkiler bu şekildedir. Vesselam.

Geniş bilgi için bkz.
D.İ.B,Hadislerle İslam, cilt/IV, Yöneten ve Yönetilen / Toplumsal Düzenin İki Temel Unsuru Sayfa: 387.

29 Mart 2019
Mehmet Gündoğdu

### Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,
Allah’a hamd, Resulüne salat, selam olsun.

### Yöneten ve Yönetilenlere, Resulullah’ın Nasihatleri

### I-Resulullah’ın, Yönetenlere Öğütleri

Yöneticilik, kişinin omuzlarına yüklenen en ağır sorumluluklardan biridir. Sevgili Peygamberimiz bu sorumluluğu;

“Hepiniz birer çobansınız/sorumlusunuz ve hepiniz yönettiklerinizden mesulsünüz. Devlet başkanı bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Evin beyi bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Evin hanımı da bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Köle de efendisinin malı üzerinde bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür.” sözleri ile ifade etmiştir(Buhârî, Cum’a, 11).

Allah Resul’ü, İdareciliği bir emanet olarak değerlendirmekteydi.( Buhârî, İlim, 2).
Emanet, sorumluluk demektir ve bunu da ashâbına sık sık hatırlatmaktaydı.

Aslında o, Yüce Rabbimizin şu âyetine vurgu yapmaktaydı: “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir” (Nisâ, 4/58).

Bir seferinde mescidinde ashâbına vaaz ederken bir bedevî geldi ve Efendimize, “Kıyamet ne zaman?” diye sordu. Peygamber Efendimiz bedevînin konu ile ilgisi olmayan bu sorusunu cevaplamadan konuşmasına devam etti.

Bunun üzerine orada bulunanlardan kimisi, Peygamberimizin bedevîyi duyduğunu fakat sorduğu sorudan hoşlanmadığı için cevaplamadığını, kimisi ise onu duymadığını düşündü.

Nihayet Resûlullah sözünü bitirince, “O kıyameti soran kimse nerede?” diye sordu. “Benim, yâ Resûlallah!” dedi bedevî. “Emanet zayi edildiği zaman kıyameti bekle!” buyurdu Allah’ın Resûlü.
Bedevî, “Emaneti zayi etmek nasıl olur?” diye sordu. Resûlullah, “Yönetim işi ehil olmayan kimselere verildiği zaman kıyameti bekle!” (Buhârî, İlim, 2) buyurdu.

Resulullahın, Hicret’ten sonra devlet başkanı olarak yaptığı uygulamarları ve sözleri değerlendirildiği takdirde, yönetenlerin yapmaları gereken görevlerle, yapmamaları gereken hususlar, ve adil yönetim başlıkları altında toplamak mümkündür.

### A-Yönetenlerin yapması gereken görevler

Yönetenlerin yüklendiği sorumluluk gereği, yapması gereken şeyleri yapar ve yapmaması gereken şeylerden de uzak durursa emanetin hakkını yerine getirmiş olur.

Ancak aksi şekilde davranırsa, görevine hıyanet etmiş olur.

Bu çerçevede Sevgili Peygamberimiz, konuya verdiği önemden dolayı bazı hususları oldukça ayrıntılı bir şekilde açıklamıştır. İşte onlar maddeler halinde arzediyoruz.

### 1-Adaletli davranmak

Allah Resûlü’nün yöneticilerden yapmalarını istediği ilk şey, yönetimlerinde âdil davranmalarıdır. “… Ben Allah’a, hiç kimsenin benden ne mal ne de kan konusunda isteyeceği bir hakkı olmadığı hâlde ulaşmak isterim.”( Ebû Dâvûd, Büyû’ (İcâre), 49) buyurmuştur.

Allah Resûlü, bizzat kendisi hak ve adaletin timsaliydi. Adaletin nasıl sağlanacağını hem sözleriyle hem de uygulamalarıyla ümmetine gösteren Peygamberimizi, değil adaletsiz davranma eylemi, böyle bir düşünce bile ciddi şekilde rahatsız ediyordu.

Nitekim Mahzûmoğulları kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının affedilmesi için, Kureyşlilerin talebi üzerine, aracılık yapmak üzere gelen Üsâme’ye, “Sen, Allah’ın koyduğu cezalardan birinin affı için aracılık mı ediyorsun?” diye kızmış ve sonrasında halka hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Sizden öncekilerin helâk olmalarının sebebi şuydu: Onlardan güçlü bir kimse hırsızlık yaparsa onu cezalandırmazlar, zayıf bir kimse hırsızlık yaptığında ise ona ceza uygularlardı. Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapmış olsaydı mutlaka onun da elini keserdim.”( Tirmizî, Hudûd, 6)

Bir yönetici olarak daima âdil bir şekilde davranan Sevgili Peygamberimiz, idarecinin âdil olması gerçeği üzerinde önemle durmuş, en büyük müjdeleri de âdil idareciler için vermiştir.

Allah’ın gölgesinden (himayesinden) başka gölge (himaye) olmayan günde, kendi gölgesi (himayesi) altında gölgelendireceği (himaye edeceği) yedi kişi arasında ve hatta ilk sırada sayarken,( Buhârî, Ezân, 36) bir başka hadiste duası geri çevrilmeyecek üç kişi arasında zikretmiştir.( Tirmizî, Deavât, 128)

Allah Resûlü âdil yöneticiyi övüp ona müjdeler verirken, zalim yöneticiyi ise yermekte ve onu da çirkin hareket eden kişiler arasında zikrederek Allah katında kötü bir konuma sahip olacağını şöyle ifade etmektedir: “Yüce Allah dört kimseye öfke duyar: Çok yemin eden satıcı, kibirli fakir, zina eden ihtiyar ve zalim yönetici” (Nesâî, Zekât, 77).

Toplumsal düzenin tesisinde adaleti temel olarak gören Allah Resûlü, fethedilen bölgelere valilerini gönderirken de onları öncelikle adalet konusunda uyarmıştır.

Nitekim Muâz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken ondan halka âdil davranmasını isteyerek; “Sakın (zekât olarak) onların mallarından en iyilerini seçip alma. Mazlumun bedduasından sakın, çünkü onunla Yüce Allah arasında hiçbir engel/perde yoktur.” Demiştir( Müslim, Îmân, 29).

Yönetenleri âdil olmaları konusunda sık sık uyaran Allah Resûlü, adalet duygusunda zafiyet meydana getirebilecek konularda da dikkatli olmalarını istemiştir.

Meselâ hediyeleşme insanların birbirlerine karşı ilgisini ve sevgisini artırır. İnsanlar arasında hediyeleşmeyi teşvik eden Sevgili Peygamberimiz,( Tirmizî, Velâ, 6) adalet duygusuna halel getirebileceği endişesiyle idarecilerin hak ettikleri ücretten başka maddî bir beklenti veya karşılık peşinde olmamalarını öğütlemiştir.

Bu bağlamda zekât memurlarından Abdullah İbnü’l-Lütbiyye, topladığı zekâtlar ile birlikte Peygamberimizin huzuruna gelmiş ve “Bu sizin payınız; bu ise bana verilen hediyelerdir.” demişti.

Hz. Peygamber ise onun hediye almasını hoş görmemiş, aldığı hediyelerin zekât memuru olduğu için verildiğini ima ederek, “Anne babanın evinde otursaydın bu hediye sana verilir miydi, verilmez miydi?” buyurmuş,( Müslim, İmâre, 26) böylece zekât memurlarının hediye adı altında rüşvet almasının yolunu kapatmıştır.

### 2-İyi muamele

Allah Resûlü’nün yönetenlerden yapmalarını istediği bir diğer husus, yönetimi altındakilere iyi davranmalarıdır.

İdarecilerden, bu görevi bir “emanet” yani sorumluluk olarak görmelerini isteyen Sevgili Peygamberimiz, bu emaneti üstlenen kişinin halka kötü davranma hakkı olmadığı kanaatindedir.

Nitekim Allah Resûlü kendisine biat eden ashâbına asla kötü muamele etmemiş, onlara güç yetirebileceklerinden fazlasını yüklememiş ve biatlerinin gereğini “gücünüz yettiğince” kaydını koyarak yerine getirmelerini istemiştir. (Tirmizî, Siyer, 34)

Abdullah b. Mes’ûd Sevgili Peygamberimizin bu yöndeki tavrını, “Biz Hz. Peygamber (sav) ile birlikte bulunurduk. Kendisi bizi hiçbir konuda zorlamazdı, sadece bir kere söylerdi ve biz onu yapardık.”( Buhârî, Cihâd, 111)sözleriyle özetlemiştir.

Peygamber (sav) aynı yaklaşımı idarecilik görevi verilenlerden de beklemiştir.

Bir gün Allah Resûlü Hz. Âişe validemizin yanında, “Allah’ım, bir kimse ümmetimin yönetimi konusunda bir vazife alır da onlara zorluk çıkarırsa sen de ona zorluk çıkar! Bir kimse ümmetimin yönetiminde görev alır da onlara hoş muamele ederse, sen de ona hoş muamele eyle!” diyerek Allah’a yalvarmıştır.( Müslim, İmâre, 19.)

### 3-Halkın sorunları ile ilgilenmek

İdareciliğe getirilen kişinin halkın problemleriyle ilgilenmesi ve çözmesi beklenir.

Çünkü Allah Resûlü’nün sünnetine göre yöneticilik, halk için sorumluluğu üstlenmeyi, onlar için gayret etmeyi gerektirir.

Allah Resûlü’nün idarecilerden yapmalarını istediği hususlardan biri de yönetimindekiler için çalışmalarıdır.

Nitekim Sevgili Peygamberimiz, “Müslümanların idaresini üstlenip de onlar için çalışmayan ve onları doğruya yönlendirmeyen yönetici, onlarla birlikte cennete giremez.” buyurmaktadır. (Müslim, Îmân, 229)

### 4-İdaresi altındakileri kollayıp gözetlemek

Allah Resûlü’nün yöneticilerden yapmalarını istediği bir diğer husus, sorumlulukları altındakileri kollayıp gözetlemeleridir.

Allah’ın idareciyi emri altındakileri gözetmekle mükellef kıldığını belirten Allah Resûlü, bu görevini yerine getirmeyenlerin âhiret yurdunda büyük hüsrana uğrayacaklarını şöyle belirtmiştir:

“Allah’ın, bir gruba yönetici yaptığı kişi, o grubu doğruya yönlendirmek için çaba sarf etmezse, cennetin kokusunu dahi alamaz.” (Buhârî, Ahkâm, 8.)

Yönetici, yönettiklerini kötülüklerden korumakla da görevlidir.

Nitekim Peygamber Efendimiz bu konuda şöyle bir örnek sunmaktadır:

“Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlâl edenler, bir gemiye yerleşmek üzere kura çeken topluluğa benzerler. (Bu kuranın sonucunda) onlardan bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşirler. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçmek durumundadırlar. Alt katta oturanlar, ‘Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katımızda oturanlara eziyet vermemiş oluruz.’ derler. Şayet üstte oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar helâk olurlar. Eğer bunu önlerlerse, hem kendileri kurtulur, hem de onları kurtarmış olurlar.” (Buhârî, Şirket, 6)

Geminin üst katındakiler yöneticilere, alt kattakiler ise yönetilenlere benzetilebilir.

Yönetici, sorumluluğu altındaki kimselerin hatalarını düzeltmezse, bu hatalarının sonuçlarından yalnızca hatayı işleyenler değil, toplumun tamamı etkilenecektir.

Bu açıdan bakıldığında yöneticinin toplumun her kesimi ile ilgilenmesi, onların sorunlarını dinleyip çözüm aramasının gerekliliği görülecektir.

Yöneticinin bir kenara çekilip halkın sorunlarıyla ilgilenmemesi ise kendi sonunu getirecektir.

### 5-İstişare etmek

Yönetenlerin üstlendiği yöneticilik emanetini ifa ederken kendi başına hareket etmemesi, alınacak kararlarda sorumluluğunu üstlendiği insanların da görüşlerine müracaatta bulunması da büyük önem arz etmektedir.

Peygamber Efendimizin yöneticilerden yapmalarını ısrarla istediği şeylerden biri de budur. Zaten Yüce Allah da bu hususu, “…Yönetimde onlara danış.” âyetiyle emretmektedir.( Âl-i İmrân, 3/159)

Allah Teâlâ’nın bu emrine binaen Allah Resûlü yönetimde önemli konularda ashâbıyla sürekli istişare hâlinde olmuş ve kararlarını istişareler sonucunda vermiştir. Allah’ın Resûlü olmasına ve vahiy almasına rağmen yönetimini istişare ile yürütmüştür.( Buhârî, Ahkâm, 26)

Nitekim Ebû Hüreyre, “Resûlullah’tan (sav) daha çok ashâbıyla istişare eden bir kimseyi görmedim.” Demiştir ( Tirmizî, Cihâd, 35).

Allah Resûlü yönetimde ashâbıyla istişare ederek hareket ederken,( Tirmizî, Salât, 12) istişarenin yönetimde olmazsa olmaz bir gereklilik olduğunu şu ifadelerle vurgulamıştır:

“İdarecileriniz iyi kimselerden, zenginleriniz cömert kişilerden olduğunda ve işleriniz, aranızda istişare ile yürütüldüğünde, yeryüzünde yaşamanız toprak altına girmenizden daha hayırlıdır.”( Tirmizî, Fiten, 78.)

### B-Yönetenlerin yapmaması gereken hususlar

Allah Resûlü idarecilerin yapmaları gereken hususları sıraladığı gibi yapmamaları gereken hususları da sıralamıştır.

Yapılmaması gereken şeyleri yapmayı da göreve hıyanet olarak kabul etmiş ve böyle bir tutum sergileyenleri âhirette karşılaşılacak ağır cezalar konusunda uyarıda bulunmuştur.

### 1-Haksız mal iktisabı

Göreve getirilen kişinin, çok küçük bile olsa, hak etmediği bir şeyi alıp gizlemesini Allah Resûlü göreve hıyanet olarak nitelendirmiş ve böyle bir hareketin cezasının ağır olacağını, idarecilikle görevlendirdiği bazı şahısların yanında şöyle ifade etmiştir:

“Sizden herhangi bir kimseyi görevli tayin edersek ve o da bir iğneyi hatta daha küçük bir şeyi bizden gizlerse bu hıyanet olur, kıyamet gününde o gizlediği şeyle gelir!” (Müslim, İmâre, 30)

Peygamber Efendimiz bu konudaki tavizsiz tutumunu gerekli gördüğü her yerde ifade etmiş ve önde gelen sahâbîlerini bile, bu konuda uyarmıştır.

Muâz b. Cebel (ra) Allah Resûlü ile ilgili bir hatırasını şöyle aktarmaktadır:
“Resûlullah (sav) beni Yemen’e vali olarak gönderiyordu. Yemen’e hareket edeceğim sırada peşimden bir haberci göndererek beni geri çağırdı ve şöyle dedi:
‘Seni niçin geri çevirdiğimi biliyor musun? Benim iznim olmadan (hazineden) hiçbir şey alma!
Çünkü bu bir hainliktir. Her kim bu dünyada böyle bir hainlik yaparsa kıyamet günü (Allah’ın huzuruna), yaptığı o hainlikle getirilir. İşte seni bunun için çağırmıştım, şimdi vazifene gidebilirsin” (Tirmizî, Ahkâm, 8)

### 2-Halka güvenmemek

Yöneten ile yönetilenlerin ahenkli bir ilişki kurabilmeleri için ilk şart birbirlerine güvenmeleridir.

Yönetilenin yöneticisine karşı güven duyabilmesi için de yöneticinin dürüst olması ve yalan söylememesi gerekir.

Zira yalanın olduğu bir yerde dürüstlük ve güvenden bahsedilmesi mümkün değildir.

Allah Resûlü’nün yöneticilerden asla yapmamalarını istediği ve üzerinde çok durduğu hususlardan biri de budur. Çünkü Allah Resûlü’nün bildirdiğine göre bir insan, kendini bir kere yalana kaptırdı mı bundan kopamaz ve daima yalan söyler (Müslim, Birr, 105).

Yalan söyleyen yöneticiyle de kıyamet gününde Allah’ın asla konuşmayacağını Sevgili Peygamberimiz haber vermektedir(Müslim, Îmân, 172).

Sevgili Peygamberimiz yöneticilerden idareleri altındaki kişileri asla aldatmamalarını isteyerek şu uyarıda bulunmuştur:

“Allah’ın bir gruba yönetici kıldığı kimse, idaresi altındakilere ihanet üzere ölürse, Allah ona cenneti haram kılar.” (Müslim, İmâre, 21)

### 3-Halka şüpheli muamelesi yapmamak

Allah Resûlü yöneticilerin halka sû-i zanda bulunarak şüpheli muamelesi yapmamalarını istemiştir. Böyle bir tavır içerisine girmenin tehlikesini ise şöyle ifade etmiştir:

“Bir yönetici, idaresi altında bulunan kimselere sû-i zan ile muamele yapmaya kalkışacak olursa onları fesada sürükler.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 37)

### 4-Kapısını halka kapatmak/Ulaşılmaz hale gelmek

Üstlenilen göreve karşı ihanet sayılabilecek hususlardan biri de idarecinin, kapısını muhtaç ve yoksulun yüzüne kapatmasıdır.

Resûlullah (sav) böyle idareciler için de, “Herhangi bir idareci kapısını ihtiyaç sahibine, yoksula ve elinde hiçbir şeyi olmayan bir fakire kapatırsa, ihtiyaç ve fakirlik içine düştüğünde Allah da göğün (cennetin) kapılarını onun yüzüne kapatır.” buyurmaktadır.(Tirmizî, Ahkâm, 6)

### C-Adil yönetim/Âdil Düzen

Allah Resûlü’nün üzerinde durduğu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, yöneticilere ağır bir sorumluluk yüklendiği anlaşılmaktadır. Bu sorumlulukların hakkıyla yerine getirilmesi ise ancak âdil bir yönetim ile mümkündür.

Nitekim Peygamber Efendimiz, “Yönetici bir kalkandır. Onun ardında savaşılır, onunla tehlikelerden korunulur. Şayet o, Allah’a karşı sorumluluk bilincini emreder ve adaletle hükmederse bütün yaptıklarından sevap kazanır. Bundan başka bir şey emrederse yaptıklarının karşılığını (vebalini) çeker.” (Müslim, İmâre, 43) buyurarak, âdil yöneticinin yaptığı hizmetin karşılığını alacağını bildirmektedir.

Bu sayede yönetenler, hem yaptığı güzel hizmetler sebebiyle dünyada takdir görecek, huzur ve barış içerisinde yönetimini uzun yıllar devam ettirebilecek, hem de ecir ve sevap olarak âhirette bunun karşılığını görecektirler.

Peygamberimizin tanımladığı âdil yönetici, yönettiklerinin dertlerini dinler, onlara çözümler bulur, onların her türlü ihtiyacını gidermeye çalışır, onlara hoş muamele eder, hiçbir fark gözetmeksizin eşit davranır, adam kayırma, rüşvet gibi yöntemlere başvurmaz. Hak etmediği şeye el uzatmaz, yalan söylemez, halkının güvenini kazanır…

Adaletle yönetilen böyle bir toplumda huzur ve barış hâkim olur. İsyan, kargaşa ve terör bu toplumdan uzak olur.

Buna mukabil adalet olmayan yerde zulüm vardır, haksızlık hâkimdir.

Zalim yönetici, hevâ ve heveslerine uyar, yöneticilik vasfı olmadığı için eziyet, işkence ve baskı ile işlerini yürütmeye çalışır. Böyle bir idarecinin olduğu yerde doğal olarak huzur ve refahtan, sosyal ve ekonomik gelişmişlikten, bilimsel çalışmalardan söz edilemez.

### II-Rasulullah’ın, Yönetilenlere Öğütleri

Toplumsal düzenin tesisinde yöneticinin tavrı kadar olmasa bile yönetilenin de tavrı önemlidir. Yönetenler gibi yönetilenlerin de görevleri ve sorumlulukları vardır.

Yönetilenler, başlarına getirdikleri idareciye itaat etmek ve ona yardımcı olmak durumundadırlar.

Nitekim Yüce Allah, “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin. Sizden olan idarecilere de…” buyurur.( Nisâ, 4/59.)

Peygamber Efendimiz de yönetilenlerin, başlarına geçen idarecilere itaat etmeleri gerektiği üzerinde ısrarla durmuş ve bu itaatin önemini şu şekilde vurgulamıştır:

“…Her kim emîre (yöneticiye) itaat ederse şüphesiz bana itaat etmiş olur. Her kim de ona isyan ederse şüphesiz bana isyan etmiştir.” (Müslim, İmâre, 32)

Allah Resûlü Veda Haccı’nda toplanan büyük kalabalığa da, “Ey insanlar! Allah’a karşı sorumluluk bilinci içerisinde olun. Sizin başınıza kulağı kesik Habeşli bir köle bile getirilmiş olsa Allah’ın Kitabı’na göre hareket edip size de onu uyguladığı sürece emirlerini dinleyin ve itaat edin!” şeklinde seslenmiştir. (Tirmizî, Cihâd, 28)

Yönetilenler ilk önce idareciye karşı samimi davranmalıdır.( Müslim, Îmân, 95)

Bu samimiyet, yöneticiye karşı dürüst ve açık sözlü olmak, gerektiğinde destek vermek, gerektiğinde uyarmak, itiraz etmek, eleştirmek, hatta tavır koymak ile gerçekleşir. Bunlar, yönetilenlere düşen görevlerdir.

Nitekim Sevgili Peygamberimiz yöneticiye karşı içtenlikle davranmayı en doğru işlerden kabul etmiş,( Tirmizî, İlim, 7) yönetici zalim olduğunda ise onun karşısında hakkı söylemeyi cihadın en faziletlisi olarak nitelemiştir.( Tirmizî, Fiten, 13)

Nitekim devesinin üzengisine ayağını koymuş bir hâldeyken kendisine, “Cihadın hangisi daha üstündür?” diye soran bir kişiye de “Zalim idarecinin karşısında hakkı söylemektir.” diye cevap vermiştir.( Nesâî, Bîat, 37)

Yöneticiye itaat konusu üzerinde hadislerde ısrarla durulmaktadır.

Peki, yöneticinin verdiği her emre itaat etmek gerekir mi?

İtaatin sınırı nedir?

Yöneticinin verdiği her emir uygulanır mı?

“Allah’a isyan olan yerde itaat yoktur.” buyuran Hz. Peygamber,( Müslim, İmâre, 39) yöneticiye itaatin maruf (yani iyi işlerde) olacağını vurgulayarak;

“Müslüman bir kimsenin hoşlandığı ve hoşlanmadığı her hususta (yöneticisini) dinleyip itaat etmesi gerekir; ancak kendisine Allah’a isyanı gerektiren bir şey emredilmesi hâriç.
Eğer kendisine Allah’a isyanı gerektiren bir emir verilirse, bunu dinleme ve buna itaat etme yoktur.” (Müslim, İmâre, 38) buyurmuştur.

Görevine hıyanet eden yöneticilerin destekçileri olmasa, bu tarz yaklaşımlarını devam ettirmeleri oldukça zordur.

Bazı insanlar kişisel menfaatleri uğruna yapılan haksızlıklara göz yumarak, bilerek veya bilmeyerek yönetenlere destek verebilirler.

Hıyanet içinde bulunan yöneticiler de bazı çevrelerin, yanında yer almasını, yaptıklarının doğruluğuna bir delil kabul edebilir.

Yönetilenlerin yanlış fiilleri bulunan bir yöneticiye bu şekilde destek vermemelerini isteyen Allah Resûlü, Kâ’b b. Ucre’ye şöyle söylemiştir:

“Yâ Kâ’b! Benden sonra gelecek bazı idarecilerden seni Allah’a sığındırırım. Her kim onların kapılarından girer, yalanlarını doğru sayar, yaptıkları zulümlerine yardımcı olursa ne o benden sayılır, ne de ben ondan. O kimse mahşer günü havzımda benim yanıma gelemez.
Her kim de onların kapılarından girsin veya girmesin onların yalanlarını doğrulamaz, yaptıkları zulümlere yardım etmezse o bendendir, ben de ondanım. Mahşer günü bu kişi havzımın yanına gelecektir…”( Tirmizî, Cum’a, 79)

Netice olarak; yönetenler ve yönetilenler, toplumsal düzenin tesisinde iki önemli unsurdur.

Ahenkli bir düzenin sağlanmasında hem yöneticinin hem de yönetilenin sorumlulukları vardır.

Yönetici üstlendiği görevi bir emanet olarak telakki edecek ve bu emanetin hakkını verebilmek için çaba sarf edecektir.

Yönetilen de başındaki idarecinin meşru taleplerine itaat edecek ve yönetimde ona yardımcı olmaktan geri durmayacaktır. Meşru olmayan taleplerine; isyan etmeden, itiraz etmek, uyarmak, eleştirmek, hatta tavır koymak sureti ile karşı çıkacaktır.

İşte Allah Resûlü’nün uyguladığı ve ümmetinden de uygulamasını istediği; yönetimde, yönetenle yönetilenler arası ilişkiler bu şekildedir. Vesselam.

Geniş bilgi için bkz.
D.İ.B,Hadislerle İslam, cilt/IV, Yöneten ve Yönetilen / Toplumsal Düzenin İki Temel Unsuru Sayfa: 387.

29 Mart 2019
Mehmet Gündoğdu

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON DAKİKA HABERLERİ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.