bahis siteleri casino siteleri canlı bahis siteleri casino bonus veren bahis siteleri Ümit ve İnkisar - Bedir HaberBedir Haber

Bedir Haber

Ümit ve İnkisar

Ümit ve İnkisar
Avatar
Rayiha KAYA( rayiha.kaya@bedirhaber.com )
17 views
04 Eylül 2015 - 8:24

Hayattan lezzet alamaz hale gelmek, eskiden sevdiğin şeylerin artık bir anlam ifade etmemesi, iştahının azalması, hiç bir şey yememe isteği, yorgun bitkin bir beden, gözlerindeki ışığı kaybetmen, ölümü hem arzulaman hem de korkman ‘’hangi amelimle gideceğim.’’ endişesiyle iki büklüm olurken, salih amellerini artırmak adına parmağını bile kıpırdatamaman tabiri caizse. Bir yorgunluk, bitkinlik, ölü toprağı derler ya o misal… Yeis mi yoksa bunun adı, ümitsizlik mi? Yeis öyle bir bataktır ki düşersen boğulursun der ya Mehmet Akif, boğulmak üzere misin boğulduğunu fark etmeden? Uzun ince bir yoldu dünya yolculuğumuz, Âşık Veysel’in mısraları beliriyor dilimde, ‘’ Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece. Bilmiyorum ne haldayım, gidiyorum gündüz gece.’’ Ne haldeyim bir bilebilsem? Yapbozun parçalarının dağılması gibi düşüncelerin zihninde, aşırı bir unutkanlık hali.. Sen böyle değildin, ne kervanlar gelip geçmişti hâlbuki üstünden, şimdi vazgeçmiş gibiydin kendinden.

Paramparça olmuş bir yapboz… Ne kadar çalışsan da yapbozun parçalarını birleştirememek, parçaların yerini bir türlü bulamamak, yanlış parçaları yanlış yerlere koymak… Hayatımızda bundan ibaret değil miydi? ‘’ Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz.’’ (Tekvir, 81,29). O(c.c) ki mülk sahibi mülkünde istediği gibi tasarruf eder, dilemezse parçaların birleşmesini benim dilemem ki bir anlam ifade etmez.

Tükenmişlik sendromu diye nitelendiriyormuş modern tıp bu hali. Neden tükenir insan? Neyi tükenir insanın? Yine modern bir cevap; Yaşama sevinci. Bir insanın yaşama sevinci ne olmalı, neden yaşar ki insan, ne için yaşar, ne ile yaşar? Neye bağlar sevincini, hangi hayaller süsler zihnini? Tükenmişlik!! Ümidi midir tükenen insanın? Yine cennetmekân İstiklal şairi Mehmet Akif seslenir yıllar öncesinden: ‘’Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar, meyus olanın ruhunu, vicdanını bağlar…’’ Ümidini kaybetmiştir, aslında ümidiyle beraber Allah’a güvenini mi kaybetmiştir? Allah’a güveni kaybetmek, ümitsizliğe düşmek mümin tavrı mıydı? Buyurmuyor muydu yüce fermanımız: ‘’Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfir topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.’’ ( Yusuf 12,87). Bu nasıl bir haldir Ya Rabbi, bu nasıl bir aldanmışlıktır?

Bir nedeni olmalı bu halin, insan neden ve nasıl bu hale gelir? Zihnim cevabını bulamadığı sorularla kıvranırken rahmetiyle yetişiyor imdadıma Kudreti Sonsuz(c.c.). Küçüklüğüme doğru bir seyahate çıkarıyor beni. Elfuelfi Elhamdülillah. İnsanoğlu ne garip. Lehfu Mahfuz’da kayıtlı olması gibi her şeyin aslında ruhumuzda, bedenimizde, bilinçaltımızda da silinmeden kaydoluyordu yaşanılan hissedilen her şey, kaydoluyordu ki ahirette şahitlik etsinler. Ahhh nefsim senin inkârını onlar vursun yüzüne! Çünkü tek unutan sensin gafilliğini, hatalarını, nankörlüğünü, aldanmışlığını. Tek unutan sensin kendini. Tek unutan sensin Rabbin’i.

Annemin çok istediğim ve alacağını beklediğim bir şeyi almayışı geliyor aklıma. Ve anneme güvenimin yıkılışı kırgınlığım ve küsmelerim. Gönlümü alıyor annem, şuan onun bana zararlı olduğundan daha vakti gelmediğinden bahsediyor. Beni çok sevdiğini ve bunu benim iyiliğim için yaptığını söylüyor. Zaten söz vermemişti ki bana alacağına dair, ben sadece alacağını zannetmiştim, beklentiye girmiş aşırı bağlanmıştım. Zanlarımız üzerine kurduğumuz hayatımızda zannettiklerimizi doğru ve gerekli kabul edip kendimizi buna inandırmıyor muyduk? Dilim ‘’tamam haklısın anne’’ dese de, aklım annemin haklı olduğunu bilse de kalbimden kırgınlık ve hüzün gitmiyordu bir türlü. Anneme eskisi gibi sevgiyle bakamıyordum. ‘’Geçti, önemli değil’’ desem de geçmiyordu bir şeyler içten içe bir kırgınlık kalıyordu, bir kızgınlık belki de. Aklımın kalbimi ikna edememesi, söz geçirememesi. Neden ikna olmuyordu kalbim? Ve gururumun devreye girmesi o küçücük halimle bir daha annemden bir şey istememeye karar verişim.

İnsan bir meçhuldü, kâinatın sırlarının saklı olduğu. Ahh bir bilebilsem kendimi, Ahh bir bildirsen Ey Rabbim. Zihnimdeki şu karmaşadan bir kurtarsan beni, zihnimdeki karmaşanın nedeni firavunlaşmış nefsimin esaretinden azad eylesen bu biçareyi. ‘’ Ey nefsim! Seni sen yapan benim, beni de ben yapan sensin. Ya yola gel beraber gidelim ya da yoldan çekil ben Hakk’a (c.c) gideyim.’’ der ya Mevlana, artık çok yordun beni ey sürekli kötülüğü emreden nefsim, çok usandırdın beni, çekilsen yolumdan da Rabbim’e gitsem. O’ndan uzak kalmak bu halimin nedeni. İman nurundan uzak kalmak tükenmişliğimin sebebi. Bir söz dinlesen de kurtulsam şu halimden, İman nuruyla aydınlansa tekrar kalbim, ruhum, bedenim, dünyam, ahiretim..

Ağacın yaş iken eğilmesi gibi, latifelerin temiz olduğu zamanlarda yaşananlar ne kadarda etkiliyordu insanı, ve ne kadar belirleyici oluyordu insanın hayatında. O zamanki halimin aynısıydı aslında şu andaki halim. Ümit etmek demek, dua etmek demek, beklenti içine girmek demek değildi. Kavram karmaşasıydı bendeki, şeytanın ve nefsimin yine farklı bir oyunu. Hiç bitmeyecek oyunlarından biri. ‘’Oldum’’ diyen solmaya mahkûmdu. Biz zaferden değil seferden sorumluyduk, dua etmekten, gönülden inanmaktan, sebeplere sonuna kadar riayet etmekten sorumluyduk ama sonuca karışmadan. Allah’ın işine karışma ukalalığında bulunmadan, beklenti içine girmeden…
Beklenti nasılda yaralıyordu kalbimizi. Beklentisiz olabilmek ne kadar büyük bir erdemdi. Küçüklüğümde anneme karşı tavır ve hissiyatımın aynısıydı aslında şimdiki Rabbim’ e olan tavır ve hissiyatım. Namazımın eski ruhunu kaybetmesi, aşkla iştiyakla değil de sadece farz olduğu için yönelmem secdeye. Ne kadar acı. İçten içe Rabbim’ e küsmüşüm aslında farkında değildim. İçerlemişim, kızgındım belki de. O kadar dua etmiştim, gayret etmiştim, inanmıştım. Ve istediğim olmayınca tükenmiştim… Madem bu kadar emeğime rağmen istediğim olmadı Ey Rabbim diye sitem edişim belki de, tevekkülümün dilimde kalışı, aklımın ikna olması ama kalbime kabullendirememem. Enerjimin bitmesi, ruhen ve bedenen tükenişim, halsizliğim, belki de ‘’o zaman ben bir kenara çekiliyorum daha da bir şey istemiyorum ve gayret etmiyorum ey Rabbim’’ deyişim. Ah gaflet perdesiyle örttüğüm farkındalığım.. Kendi halimden bile bihaber oluşum. Ahhh Rabbim’ le olan pazarlığım, ahhh aldanışım…
Zanlarımız üzerine kurduğumuz hayatımızda zannettiklerimizi doğru kabul edip ona göre yaşamaya çalışırken bir şefkat tokatı, İlahi inayetle zanlarımızın belki de ahir zamanın modern putlarının yıkılmasıydı yaşadıklarımız. Hayatımız Kur’an ve Sünnet hakikatları üzerine kurulmalı değil miydi? ‘’ Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olur. Olur ki sevip arzu ettiğiniz bir şey sizin için şerli olur. Gerçeği Allah bilir, siz bilmezsiniz.’’ ( Bakara 2, 216) fermanına iman edemeyişim, bildiğimi zannedişim aklıma ve kendime güvenişim, ahhRabbim’e teslim olamayışım. AhhRabbim’in farklı hikmetlere binaen bahşettiği akıl gücünü şerre kanalize edişim. ’’Rabbim ki beni benden daha iyi bilen, beni benden daha çok seven, hikmetiyle halk eder şer şeyi, ince ince dizayn eder. Ahh Rabbim Seni bilemeyişimden bu gafletim ve ne acı ki bilmediğimi de bilemeyişimden, bildiğimi zannedişimden. Hıçkırıklarla annemin şefkatli kucağına koşmam gibi, Sana(c.c) koşsam Senin şefkatin ki sonsuz annemin şefkati yanında, anneme şefkatide yerleştiren Sen değil misin? Musa (a.s)’ın duasıysa yönelsem kapına ‘’ Rabbim! Ben nefsime zulmettim. Beni affet’’ (Kasas 28,16). Musa(a.s)’ı Gafur ve Rahim sıfatlarınla sarıp sarmaladığın, affettiğin gibi beni de affeder misin Ey Rabbim?

Çok zor ve acı diyordu yine nefsim, bu kadar acı ve zor olmak zorunda mı? Susmuyordu, susmayacaktı sesi son nefese kadar, imtihanın sırrı da bu değil miydi? Asrının kalp ve ruh doktoru Mevlana Hz. ne güzel cevap verir:

‘’ Zor diyorsun. Zor olacak ki imtihan olsun.’’ Yunus Emre koca bir hayat hikâyesini anlatır üç kelime ile: ‘’ Hamdım, yandım, piştim elhamdülillah.’’ Kolaya müptela ahirzaman nesliydik, kendi küçük imtihanlarımızda sarsılıyor, kolay yoldan cenneti arzuluyorduk. Hâlbuki yanmadan pişilmiyordu.Bu halimizi farkettirenRabbim’e şükürler olsun. Kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı en mükemmel insan Efendimiz Hz Muhammed (s.a.v) zorlu Tebük seferinden dönerken ashabına buyurmuyor muydu : ‘’ Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.’’ ( Razi 18,72; Beydavi, 2,92). En büyük cihad nefisle yapılan cihad, en büyük mücahid de nefsine savaş açan kimse değil miydi?

‘’Bu yok uzaktır menzili çoktur, geçidi yoktur derin sular var.’’ (Yunus Emre) hakikatine iman edip azimle, ümitle gayret etmek bize düşen asla sonuca odaklanmadan, Cenab-ı Hakk’ın işine karışmadan. ‘’ Hamd olsun bizden her türlü hüznü gideren Allah’a. Şüphesiz Rabbimiz çok affedicidir, kulunun amellerini ve şükürlerini kabul edip mükâfatını fazlasıyla verir.’’ (Fatır, 35,34).

‘’Küfür ve dalaletten başka her türlü hal için Allah’a hamd olsun.’’ ( Tirmizi, Deavat:45; İbniMace, Mukaddime: 23) Hamd edebilmeye ELHAMDÜLİLLAH.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

maltepe evden eve nakliyat

ensest porno

dedektiflik bürosu