TEVHİD VE ŞİRK ÖLÇÜLERİNDE KULLUK BİLİNCİ

TEVHİD VE ŞİRK ÖLÇÜLERİNDE KULLUK BİLİNCİ

Kulluk ‘La ilahe illallah’ ile başlayan ve hayatın sonu- na kadar aynı çizgide devam eden tevhidi bir süreçtir. Bizler gibi doğuştan sözde Müslüman bir topluluğun içinde dünyaya gelmiş ve bir anda taklidi İslam’la haşır neşir olmuşlar için ise bu başlangıç noktası, dünyaya gözlerimizi açtığımız andır. Genel anlamda konuşacak olursak nasıl bulduysak daha da kötüleştirerek devam ediyoruz. Sonradan Müslüman olanlar ise müslümanca yaşama la ilahe illallah
ile başlarlar. Onlar araştırarak ve bilinçli bir başlangıca imza atarlar. Bizler mirasyedi hovardalığında yaşarken, onlar ise maden/elmas bulma sevinci ve tutkusuyla ve tekrar kaybetme endişesi duyarlılığıyla yollarına devam ederler.
Ki la ilahe illallah aslında şunları da demektir;
-Hâkimiyet kayıtsız, şartsız, şeksiz şüphesiz Allah(cc)’ındır.
-Hüküm koyucu yalnızca Allah(cc)’tır ve O(cc) da Kur’an-ı Kerim’le kıyamate kadar hükümlerini insanlığa sunmuştur. Bundan sonraki kanunlar ve hükümler beşeri olduğundan şirk ve daha ötesi tehlikeleri yani küfrü içinde barındırmaktadır.
-Allah(cc) ne derse o olur.
-Allah(cc)’tan başka tüm ilahlara hayır diye haykırmaktır; para ilahına, makam ilahına, güç ilahına, kadın/erkek ilahı- na, çocuk ilahına ve buna benzer ilahcıklara…
-Rızık endişesi ve rızık beklentisi taşımadan yalnızca Allah(cc)’tan istemek ve yalnızca O(cc)’na kul olmaktır.
-Allah(cc)’tan başka kimseden medet ummamak, başkasına asla boyun eğmemek ve secde etmemektir.
-Ömrünü Allah(cc)’a adamak ve sadece O(cc)’nun yolunda ölümü göze almaktır. Dava ruhu, şehitlik ancak bu çerçevede esas kimliğine kavuşur. Çünkü Allah(cc)’ın davasından başka tüm davalar geçersizdir, hükümsüzdür, çöptür…
-Kur’an’dan başka kanun, yasa, anayasa kabul etmiyorum demektir, la ilahe illallah demek… Beşeri yasalara ambargo koymaktır.
-Cahiliye adetlerinin günümüz versiyonlarına, zulme, sosyal adaletsizliğe ve tüm adaletsizliklere karşı koymak ve karşı mücadeleyi vermektir.
-İnsanları sadece Allah(cc)’ın yoluna davettir. Partilere, cemaatlere, dergâhlara, tarikatlara, şeyhlere değil sadece Allah(cc)’ın yoluna… Bu davet sadece sözlerle yapılan bir davet değil, asıl İslami ve imani bir yaşamın örnekliğiyle yapılan bir davettir; bak kardeşim bende gördüğün tüm bu güzelliklerin asıl kaynağı Kur’an ve sünnettir demektir hal diliyle…
-Kalbine girmeye çalışan haramlara, günahlara, şirklere ve küfürlere ‘siz bundan sonra asla buraya giremezsiniz’, ‘size artık tüm kapılar ve geçiş yolları kapalı’ ‘artık kalbimden içeri sızamazsınız’’ demektir.
-Hayatımıza Allah(cc) dışında hiç kimsenin hükmetmesine müsaade etmemektir. Beşeri hükümleri yok hükmünde saymaktır. Allah(cc)’a kulluğu içselleştirip/özümseyip, O(cc)’nun haricindeki tüm otoriteleri kapı dışarı etmektir.
-Kur’an dışındaki tüm sistemlere adı sanı ne olursa olsun izin vermemektir. Yanlış sistem ve istikametlere yönelen insanı, yaratılış gayesi eksenine geri döndürmektir; irşad ve tebliğ… Bu minvalde emr-i bi’l ma’ruf nehy-i ani’l münkeri gerçekleştirmektir.
-Kula kulluk zilletinden kurtulup, Allah(cc)’a kulluk izzetine yükselmektir.

La ilahe illallah bunları ifade ediyor. Yani kulluğun özetini en etkili şekilde bizlere sunuyor.
Kulluğumuzu başarıya ulaştıracak ve rıza-i ilahiyi kazanmamızı sağlayacak üçlü formül şudur; Sevgi-korku-ümit üçlüsüyle kulluk. Bunlardan bir tanesi bile eksik olursa kulluk yarım kalır ve nihai hedefine asla ulaşamaz. Nihai hedef ise; Allah(cc)’ın sevgisini elde etmek ve hoşnutluğuna mazhar
olmak… Ve cennetin eşsiz güzelliklerine kavuşmak…

Kulluk dediğimizde; Yalnızca Allah(cc)’a ve hayatın her evresinde, her zerresinde kulluk… Çünkü kulluk bir bütünsellik teşkil eder; namazdan namaza, ramazandan ramazana, bayramdan bayrama değil. Süreklilik taşıyan kulluk ve yalnızca âlemlerin Rabbine… Yani şöyle bir durum yok; dur ben beş on dakika bir kulluk yapayım, namaz kılayım, biraz
zekât vereyim, bir ay oruç tutayım, hacca gideyim, daha sonra şeytanla yoldaşlığa devam edeyim, böyle olması mümkün değil! Bu resmen fasıklıktır, isyandır ve devamlılığında kişiyi küfre sürükler… Öyleyse, Allah(cc)’a tam manasıyla kul olabilmek için, irili ufaklı günahlarımızdan, tapındıklarımızdan uzaklaşmak,
şirk kırıntılarını hayatımızdan söküp atmak, bel bağladıklarımızla bağlarımızı koparmak zorundayız. Kur’an ve sünnetin önemini özümsemeliyiz. Yani tek bir merkeze, tek bir güce bağlı olmalıyız; âlemlerin rabbi olan Allah(cc)’a…

Kulluk da bir diğer önemli bölüm ise ihsan duygusudur. Peygamber Efendimizin(sav) deyimiyle, Allah(cc)’ı görüyormuşcasına ve O(cc)’nun tarafından görüldüğüne, bir denetleyici, bir izleyici ve bir kaydedicinin varlığına gönülden inanarak yaşamalıyız ki, şuana kadar yaptığımız yanlışların tekrarı bir daha olmasın. Bir daha kirlenmesin imana kavuşmuş gönüller. Bir daha şeytanın emareleri görülmesin kulluğa adım atmış müminin hayatında. Bir daha düşülmesin müşriklerin yanlışlıklarına. Ve bir daha dönülmesin küfrün karanlıklarına…

Aslında şu ilahi uyarı aklımızı başımıza almaya yeter de artar bile; ‘Onu kimsenin görmediğini mi sanıyor’ (Beled, 7) Bir gözetleyicinin, izleyicinin, denetleyicinin ve kaydedicinin varlığı bilinci… Bu bilincin olduğu hayata günah sızıntıları girebilir mi? Bu bilincin olduğu hayatın sahibinin kalbinde şirk tohumları filizlenebilir mi? Bu bilincin sahibinde küfür
alametleri boy gösterebilir mi? Bu bilinçle yaşayan insan, kulluk istikametinden başka nefsanî yönlere sapabilir mi? Bu ruhu kalbinde yeşerten mümünin gönlüne hazan mevsimleri uğrayabilir mi?

Bir iki paragraf yukarda kulluk da bütünsellikten bah- setmiştik. Şimdi ise olayın Kur’ani boyutuna bir bakalım. Kur’an’ın tamamını anlayarak, düşünerek, tefekkür ederek yaşamak lazım. Biraz ordan biraz buradan, yamalı bohça gibi olmaz. Kur’an’dan işimize gelenleri uygulayıp işimize gelmeyenleri kulak arkası yaparsak kullukta sınıfta kalırız. Çünkü ahirette Kur’an’ın tamamına uyup uymadığımızdan hesaba
çekileceğiz. Kısaca Kur’an okuduğumuzdan değil yaşayıp yaşamadığımızdan, hayatımıza Kur’an’dan ne kattığımızdan sorgulanacağız. Çünkü, köleleşen ve körleşen kalplerin Kur’an ile buluşarak, kaynaşarak, dünyevi heva ve heveslerin esaretinden kurtulması mümkündür. Hayatımızdan Kur’an’ı çıkardığımızda geriye bomboş bir hayat kalır. Bütün değerli vitaminleri alınmış ve sadece posası kalmış meyve artıkları gibi… Buğdayları alınmış saman çöpleri gibi… Yani kısaca bomboş ve ebedi amaçtan yoksun bir hayat… Burada şu cümleyi yaşam felsefesi haline getirilmiş bir slogan şeklinde kullanabiliriz; Eğer Rabbiniz Allah(cc)’sa, Kur’an’dan başka kanun/hüküm/rehber kabul edemezsiniz. Yok eğer başka ilahlarınız varsa, kendiniz bilirsiniz…

Kulluk da bir diğer önemli aşama ise nefsi arzuların esaretinden kurtuluştur. Çünkü Kur’an’la bağlarını koparmış bir nefis, sahibini sürekli şeytani şeylere yönlendirir. Bu yönleniş kişiyi kulluk dairesinden alıp şeytani daireye hapseder. Yine bu daireden imani özgürlüğe kavuşma Kur’an ile tanışmak ve onunla yaşamakla mümkündür. Allah(cc) insanı yarattı ve onu doğru yola iletecek rehber ve kullanım kılavuzu olan Kur’an’ı gönderdi. Kur’an dışındaki tüm yasalar insanı bozar ve yaratılış gayesinden ve kulluk
bilincinden uzaklaştırır. Şöyle diyebiliriz; bizi yönetenlerin değil, bizi bu dünyaya gönderen ve sonunda huzuruna döneceğimizin yasalarıyla yani Kur’an’la yaşamalıyız. Aslında bütün söylenenlerin ve söyleyeceklerimizin özetini ve önemini Yüce Rabbimiz(cc) bize indirdiği kitabında sunmuş ve yaşamamamız durumunda başımıza gelecek acı
akıbeti bize göstermiş. İşte kulluğun nasıl olması gerektiğini anlatan o ayet; ‘’De ki; Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size, Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu (kıyameti) gerçekleştirinceye kadar bekleyin. Allah
günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez.’’ (Tevbe, 24)

Şimdide kulluk da nasıl başarı sağlarız ve neler yapmalıyız sorusuna cevap arayalım; Peygamberimizin iki mirası; Kur’an ve Sünnet… Öncelikle daha önce de bahsettiğimiz la ilahe illallah tevhidini genişleterek Muhammed Rasulullah eklemesini yapıyoruz. Yani hüküm koyma yetkisi yalnızca Allah(cc)’a ve Rasulüne aittir. Bizler ancak o hükümler çerçevesinde yorumlar yapabilir, açılıma gidebilir ve fikirler yürütebiliriz. Günümüzde birçok
cemaat, dergâh, tarikat şekil yönünden olmasa bile genel anlamda bu daireden maalesef uzaklaşmış durumdalar. Zaten bidat ve hurafeler de buralardan türemektedir.

Gelelim kulluğumuzu nasıl yapacağımıza.
Sabırla kulluk; Gerek ibadetlerde, gerek salih amellerde, gerekse yapılan diğer tüm güzelliklerde sabır gerekir. Bir de sıkıntılar da sabır vardır ki, her ikisi de kulluk yolculuğunun en önemli argümanlarıdır. Sabırla inşa edilen kulluk binaları kolay kolay hasar görmez ve yıkılmaz.

Şükürle kulluk; Peygamberimiz(sav) mealen ne güzel buyurmuş; ‘’Mutlu olmak istiyorsanız kendinizden düşüklerin durumuna bakın’’ Kendimizden yükseklerdekilerin durumuna baktığımızda şükür duygularımızı yitirebiliriz. Bu da bizi kulluktan uzaklaştırır ve isyanlara sürükler. Oysa kendimizden düşüklerin hallerine bakarak elimizde olanlara
şükretmeliyiz. İşte bu sebeple şükür kulluğun en önemli bölümlerindendir.

Kanaatle kulluk; Aslında kanaatle şükür anlam itibariyle birbirlerine çok yakınlar. Şükreden kanaat eder ve kanaat eden de zaten şükretmiş demektir. Olayın bir de şöyle bir boyutu var ki, kanaat etmezsek, isyan dolu sözler sarfetsek ne değişecek ve günahtan başka elimize ne gibi bir kazanım geçecek. Kanaatten, şükürden başka seçeneğimiz zaten yok!

Adaletle kulluk; Kişi önce kendi aile çevresinden başlayarak ilişkide olduğu tüm insanlara karşı adaletle davranmalıdır. Özellikle yönetici konumunda olanları çok büyük sorumluluklar bekliyor. Adaletin gerekliliklerini yerine getirmeyenleri kulluk yolculuğunda çok büyük sıkıntılar bekliyor. Özellikle ebedi hayatları hiç de iç açıcı olmayacak gibi…

Tevbe ile kulluk; İnsanoğlunun zaafları vardır, günahlar işlerler, hata yapma oranları çok yüksektir. Bütün bunlara eyvallah… Çünkü Allah(cc)’ın en seçkin kulları olan peygamberler bile zaman zaman zelle diye tabir edeceğimiz küçük hatalar işlemişlerdir. İşte bu yüzdendir ki, kulluğumuzu hakkıyla yerine getirmek için öncelikle günahlarımızdan tevbe etmemiz gerekir ve bir daha yapmamak üzere Rabbimize söz vermeliyiz. Yoksa resmen sınıfta kalırız.

Sevgiyle kulluk, korkuyla kulluk; Kur’an-ı Kerim’de kulluğunu hakkıyla yapmayanları ebedi âlemde bekleyen şiddetli azaplar anlatılır, cehennemin korkunç yüzü deşifre edilir ve yakıcı ateşlerin özelliklerinden bahsedilir. Bunların anlatıl-
masının ana sebebi, kişiyi günahlardan uzak tutmaktır. Kulluk günahlardan uzak yaşandıkça daha bir anlamlı daha bir güzeldir…

Kulluk imtihanı; Yüce Rabbimiz(cc) imtihanı Mülk suresi 2. Ayette çok özlü bir şekilde anlatıyor; ‘Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu deneyerek göstermek için ölümü ve hayatı yaratan O(cc)’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır’’ (Mülk, 2)

Teslimiyetle kulluk; Allah(cc)’a teslimiyet noktasında ne derecede olduğumuzu ruh dünyamıza ayna tutarak hiç ölçtük mü? Ne kadar seviyoruz, ne kadar korkuyoruz, ne kadar ümit besliyoruz, ne kadar O(cc)’nun tarafındayız? Bu ve buna benzer genişletilmiş soruların cevabı bize kulluğumuzda teslimiyetin boyutunu gösterecektir. Öncelikle kendisini ve yaşaması için tüm gereklilikleri
yaratan Allah(cc)’a karşı sevgi ve daha sonrada diğer tüm yaratılanlara Kur’an ve sünnet çerçevesinde sevgi… Kişi sevdiğine karşı daha hassas olur ve onu üzmemek için onun hoşuna gitmeyecek davranışlardan uzak durur. Bilir ki, eğer böyle yapmazsa onu tamamen kaybedebilir.

Emirler ve nehiylere riayetle kulluk; Yine şöyle bir test
yapsak nasıl olur acaba? Bir günümüzün muhasebesini yaptığımızda kâr zarar tablomuz ne durumda? Emirler tarafı mı ağır basıyor nehiyler tarafı mı? Cennet tarafında ki artılar mı fazla cehennem tarafındakiler mi? Kulluk yolculuğumuzun
sıhhatli sonlanması bu konuya hassasiyetimizle alakalı.

İbadetler ve salih amellerle kulluk; ibadetler dediğimizde öncelikle farz ve vacipler, hemen devamında da sünnet ve nafileler gelmekte. Farz ve vacipleri hakkıyla ifa eden bir lMüslüman Nebevi tabirle Allah(cc) katındaki derecesini
yükseltmek için sünnet ve nafilelere ağırlık vermelidir. Ve nafileleri salih amellerle ve sürekli iyilik düşünceleriyle desteklemelidir. Şöyle düşünelim; aynı kategoride yarıştığımız herkes farzları aynı oranda yerine getirdi. Cennette daha da yükseklere ve zirvelere ve en önemlisi Allah(cc) katına çıkmamızı ekstradan yaptığımız nafileler sağlayacaktır. Burada
yaptığımız küçücük iyilikler orada karşımıza devasa güzellikler olarak çıkar.

Zikirle kulluk; Allah(cc)’ı zikir aslında hatırlama ve hatırlanmadır. Zikir deyince aklımıza sadece dille zikir gelmesin. Aslında zikir, bütün davranışlarımızın zikir edalı oluşudur. Yani yaşamımızın her kesitinde vahiyden izler taşımalıyız.

Buraya kadar kulluğa vesileleri anlatmaya çalıştık. Peki kulluğu sekteye uğratacak ameller nelerdir? Elbetteki en başta şirk gelir. Şirk varsa kulluk, kulluk varsa şirk yoktur. Allah(cc)’a tam anlamıyla kul olabilmek için, irili ufaklı putlarımızdan uzaklaşmak, umut bağladıklarımızla bağlarımızı koparmak, şirk kalıntılarını hayatımızdan temizlemek zorundayız. Bize şah damarımızdan daha yakın Rabbimiz(cc)
ile aramıza giren aracılara asla müsaade etmemeliyiz. Yani tek bir merkeze/güce bağlı olmalı ve tek hüküm sahibi olarak onu özümsemeliyiz; âlemlerin rabbi olan Allah(cc)’ı… Bize yaşamsal tüm gerekli olanları veren Allah(cc)’ı… Faydalandığımız tüm nimetleri veren Allah(cc); suyu, havayı, yiyecekleri, tüm her şeyi… Ama biz insanoğlu rızık korkusuyla başkalarına eğilip bükülüyor, başkalarından medet umuyor ve adeta başkalarına suni kulluk yapıyoruz. Oysa Allah(cc)’ın hükümlerine boyun eğen, yap dediklerini yapıp yapma dediklerinden uzaklaşan kişi kulluğun lezzetlerini tatmaya başlar. Tatmaya başladıktan sonra da bir
daha kolay kolay bırakamaz.

Kulluğun bir başka ifade boyutu da Allah(cc)’a ve onun yoluna karşı muhabbettir. Burada devreye Peygamber Efendimizin(sav) şu muhteşem beyanı giriyor; ‘Üç şey vardır ki, bunlar her kimde bulunursa o kimse imanın lezzetini bulur. Bir kimse ki, kendisi için Allah(cc) ve Rasulü(sav) her şeyden daha sevgilidir; bir kimse ki, diğer bir kimseyi ancak Allah(cc) için sever ve bir kimse ki, Allah(cc) kendisini küfürden kurtardıktan sonra o, küfre dönmeyi ateşe girmek gibi kötü ve kerih görür’’ İşte bu kadar kısa, öz ama bir o kadar da anlamlı ve önemli…

Allah(cc) âlemlerin rabbidir; canlı cansız tüm varlıkların. Halkedici, rızık verici, öldürücü ve dirilticidir. Her ne kadar zengin, makam sahibi, güçlü, boylu poslu olursak olalım, O(cc)’na muhtacız. O(cc)’nun verdiği nefese, havaya, suya, yağmura, güneşe muhtacız. Dünyanın en zengin adamı olsa,
alıp verdiği nefeslere gücü yeter mi? Öyleyse aklımızı başımıza toplayalım. Zaten kulluk yalnızca O(cc)’na boyun eğmek, yalnızca O(cc)’ndan istemek ve O(cc)’nun hükümlerini şekşiz şüphesiz kabul etmektir. Kulluk sadece O(cc)’na olduğunda anlam kazanır. Kulluğun ince detaylarından bir diğeri ise, Allah(cc)’ın
mümin ve müttaki kullarını kendimize dost, fasık, müşrik ve kâfirleri de kendimize düşman edinmeliyiz. Çünkü Yüce Rabbimiz(cc) Kerim kitabında şöyle emrediyor; ‘’Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler l(dost) edinmeyin’’ (Mümtehine, 1)

Kulluk serüveninin en belirgin engelleyicisi konumunda olan varlık şeytandır. Bu yolun sevdalısının en azılı düşmanı olan şeytan. Peki Müslüman bu aşağılık şeytana karşı nasıl
bir savunma mekanizması geliştirmelidir. Kısaca şöyle diyebiliriz; Şeytanın her saldırısında, her tuzağına ‘’Rabbim Allah(cc)’tır’’ deyip karşı koymak en akıllıca ve en kestirme olanıdır. Ama şeytanın oyunları o kadar çok ki; Namaz kılmayan, Allah(cc)’ın emir ve yasaklarına riayet etmeyen, haramları işlemekten çekinmeyen, farkında olarak veya olmayarak Allah(cc)’a şirk koşan bir insan, ne kadar Müslüman, ne kadar insan ve ne kadar kuldur? Bu sorular hayati öneme sahiptir aslında. Ama biz kendimize ne kadar soruyoruz veya sorduğumuz sorular karşısında bizi karşılayan cevaplar neler? Kulluk ibremiz hangi tarafa daha meyilli? Allah(cc)’a mı, yaratılanlara mı?

Kulluk, kişinin tüm hayatını, amellerini, ibadetlerini sa- dece Allah(cc)’a adamasıdır. Nitekim Rabbimiz(cc) şöyle buyuruyor; ‘De ki; Benim namazım (her türlü) ibadetim, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin rabbi olan Allah içindir.’’(En’am, 162) ‘‘İnsanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım’’(Zariyat, 56) Ve bir diğer ayette; ‘’Sana ölüm gelin-
ceye kadar Rabbine ibadet et’'(Hicr, 99) buyurarak bizlere istikameti gösteriyor. Buraya kısaca şu notu ekleyebiliriz; Birhayvan bile Allah(cc)adına ve besmeleyle kesilmemişse murdar sayılıp yenmiyor, çöpe gidiyor. Allah(cc) için yaşanmayan hayatın,
kılınan namaz ve diğer ibadetlerin halini bir düşün. Allah adına yaşanmayan bir hayat! Bu ayetlerin hakkını vermemiz için de; Yüce Kur’an’ı iyice bilmemiz ve tüm benliğimizle yaşamamız gerekiyor. Zaten başka da çıkış yolumuz ve başka da bir alternatifimiz yok. Bizi bu dünyaya gönderene geri dönüş zorunluluğumuz olduğu için, O(cc)’nun huzuruna yüzümüzün akıyla ve amellerimizin yeterliliğiyle çıkmamızın tek bir yolu var; Kur’an’ca hayat…

Yavaş yavaş makalemizin sonlarına geliyoruz… Öyleyse kısa anlatımlarla konumuzu sonlandıralım; Kulluğun formülleri Kur’an’da mevcuttur. Kur’an’la ne kadar içli dışlı olursak, yaşama noktasında hassasiyet taşırsak kulluğumuz da o derece kaliteli olur. Bütün Peygamberlerin asıl gayesi de hem kendi kulluk
ve peygamberlik vazifeleri hem de yaşadıkları dönemde ve peygamberimiz(sav) penceresinden bakarsak kıyamete kadar insanlığın kulluk çizgisinde yaşamalarıdır. Hayatın tamamında kulluk; çalışırken, gezerken, yerken, içerken, yatarken, okulda, evde, işte, çarşıda her yerde kulluk bilinci…

Süzgeç;
Şuan Peygamber Efendimiz(sav) aramızda yaşasaydı veya biz O(sav)’nun dönemimde yaşasaydık, bu yaptıklarımımıza ne derdi? Bu kadar pervasızca yapabilir miydik? Yine de yapsaydık o muhteşem topluluğun arasında barınabilir miydik?
Yarın ölsem, ölüm ve sonrasına hazır mıyım?
Ve final sözünü öğütlerin efendisi olan Yüce Kur’an söylesin; Rabbimiz(cc) şöyle emrediyor; ‘’Ancak Müslümanlar
olarak can verin’’ (Bakara, 133)

Serdar AHLATCI
Serdar AHLATCI( serdar.ahlatci@bedirhaber.com )

YORUM ALANI

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.