Bedir Haber

Şefkat

Şefkat
48 views
03 Şubat 2023 - 18:26

الرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ الرَّحْمَنُ، ارْحَمُوا مَنْ فِي الأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ

Aziz kardeşlerim; Hutbemiz; Cenâb-ı Hakk’ın bir sanatı olan şefkat hakkındadır. Herkese ve her şeye karşı alâka duyma, başkalarının dertlerine ortak olma, kederlerini paylaşma, yardımlarına koşma, karşılıksız, sâfi ve ivazsız sevgi besleme, mazlumların, mağdurların maruz kaldıkları sıkıntıları göğüslemeye ve bir anne içtenliğiyle onların üzerine titremeye şefkat denir.

Evet, insanların geçici dünya hayatıyla alâkalı bazı sıkıntılarını giderme, burada huzur içinde yaşamalarını sağlama, onlara alâka duyma, sevgi ve muhabbet besleme, acıma ve yardım etme gibi hususlar şefkatin sadece bir yanını teşkil etmektedir. Şefkatin tam ve olgun hâli ise ancak insanları ebedî azaptan kurtarıp sonsuz bir mutluluğa kavuşturmak için gereken bütün himmet ve gayreti ortaya koymakla gerçekleşir.

Mesela, anne–babaların, çocuklarının bütün ihtiyaçlarını görmeleri, onlarla ağlayıp onlarla beraber gülmeleri gönüllerindeki şefkatin semereleridir. Fakat, o şefkatin tamamiyeti bu geçici hayatta çocuklarının mutluluk, rahat ve huzur içinde olmalarını düşünüp onu gerçekleştirmek için çalıştıkları gibi onların sonsuz saadet diyarına sağ salim varana kadar sırât-ı müstakîm üzere bulunmaları ve sonrasında da bitmeyen bir mutluluğa nâil olmaları istikametinde cehd ü gayret ortaya koymalarına bağlıdır. Masum çocuğunun âhiretini düşünmeyen, onu sadece fâni dünyanın muvakkat eğlenceleriyle oyalayan ve neticede yavrusunu ebedî bir azaba iten valideynin şefkatli kimseler oldukları söylenemez. Çocuğunu âhirete hazırlamayan bir anne ya da baba, onu ne kadar severse sevsin, onun dünyevî ihtiyaçlarını karşılamak için ne denli gayret gösterirse göstersin, yine de asıl vazifesini ve kalbindeki şefkat hissini boşa harcamış, hatta kötüye kullanmış demektir.

Bir insanın imandan nasibi, şefkati ile doğru orantılıdır! Yaşatmak için yaşayan insanların en önemli vasıfları şefkattir. Taşa, toprağa, ağaca, haşerata, hayvanata ve en üst seviyede de insana şefkattir.

Allah (cc) kullarına çok şefkatlidir, pek merhametlidir. Rahmân, Rahîm, Raûf gibi pek çok ismi bu mânâyı ifade eder. Kur’ân, şu âyetiyle Efendimiz’in de (sav) bu hususta “Allah ahlâkı”na sahip olduğunu bildirir: لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ “ Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, mü’minlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe Sûresi, 9/128) Âyette, Efendimiz (sav) için aynı zamanda Cenab-ı Hakk’ın esmâ-i hüsnâsından olan “Raûf” (çok şefkatli) ve “Rahîm” (çok merhametli) sıfatları kullanılıyor. Demek ki Peygamberimiz (sav), bu iki ismin ruh ve manasını kendisinde barındırıyor ve onlara dayanarak vazifesini yapıyordu.

Peygamberimiz (sav) şu sözleriyle, başkalarına karşı şefkat ve merhametle muamele eden kimselerin Allah tarafından da aynısıyla muamele göreceklerini beyan etmiştir: الرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ الرَّحْمَنُ، ارْحَمُوا مَنْ فِي الأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ “Birbirlerine rahmet duygularıyla muamele edenlere Rahman da merhamet eder. (Öyleyse) siz yeryüzündekilere merhamet edin ki ehl-i sema da size merhamet etsin.” (Ebû Dâvûd, edeb 58) Buna göre bir insan ne kadar merhametli ne kadar şefkatli ise ve ne kadar acıma hisleriyle başkalarının üzerine eğiliyorsa Allah nezdindeki yeri ve konumu da buna göre olacaktır.

Eğer bir mü’min gerçek bir şefkat kahramanı hâline geldiyse insanların uhrevî kayıp yaşamalarına, cehennemde yanmalarına tahammül edemez. Bu sebepledir ki Efendimiz (sav) sabahlara kadar ağlıyor ve Hz. İsa gibi إِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِن تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ “Eğer onları cezalandırırsan şüphe yok ki onlar Sen’in kullarındır. Onları affedersen, üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi ancak Sen’sin.” (Mâide Sûresi, 5/118) sözlerini tekrar ediyordu. Öyle ki Cenâb-ı Hak, Hz. Cibril’i gönderiyor ve ümmeti mevzuunda O’nu mahcup etmeyeceğini bildiriyordu. (Müslim, iman 346)

Peygamberâne bir şefkati hissedebilmek Şefkat Peygamberi’nin nazarıyla kainâta, insanlara ve ahirete bakmaya, beşerin hidayete ermesi yolunda gerekirse Cennet’ten bile vazgeçmenin ne demek olduğunu bilmeye bağlıdır.

Bediüzzaman’a, “Milletimin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül-gülistan olur.” (Tarihçe-i Hayat, s. 616) dedirten de böyle bir şefkat hissidir. Aslında büyük zatların hangisinin nabzına elinizi atsanız kalbine kulağınızı verseniz benzer şeyleri duyarsınız. İşte bu sebepledir ki Bediüzzaman, şefkatin, mesleğimizin önemli esaslarından birisi olduğunu ifade etmiştir. Hususiyle meselelerin hep maddeye ve cismaniyete bağlı gittiği günümüzde, gönüllerde bir kere daha -herkesi ve her şeyi, Allah’a olan intisaplarından dolayı kucaklama diyebileceğimiz- şefkat duygusunun uyarılmasına, insanların yeniden kalb hayatına yönlendirilmesine çok ihtiyaç vardır.

Mevlâna, “Ne olursan ol gel.” diyor. Maalesef içinde bulunduğumuz şartlar itibarı ile günümüzde insanlar gelmeye çok hazır değiller. Bu sebeple onların gelmelerini beklemeden biz onların ayaklarına gitmeliyiz. Kırık gönülleri tamir etmeye çalışmalıyız. Başkaları insanlıktan uzaklaşsalar, her türlü kötülüğü yapsalar da Hz. Muhammed’in (sav) yolunda olanlar kendilerine şu sözü vermeli ve bir vazife olarak; hiç kırılmadan, darılmadan kötülüklere bile iyilikle mukabele etmeliler. Başkalarının uygunsuz tavır ve davranışları, onların kendi temel değerlerinden uzaklaşmaya sebep teşkil etmemelidir. Onlar her fırsatta şefkat ve re’fet hislerini artırarak ortaya koymalılar.

Yine Rasûl-ü Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللَّهَ رَفِيقٌ يُحِبُّ الرِّفْقَ فِي الْأَمْرِ كُلِّهِ

“Şüphesiz Allah, merhametli ve şefkatlidir, her işte mülayemeti, rahmet ve şefkatle muameleyi sever.” (sahihu edebul müfred, 359)

Aziz kardeşlerim! Bugün toplum çapında öyle yırtıklar meydana gelmiş ki bunların şefkatten başka bir şeyle yamanabilmesi mümkün görünmüyor. Maalesef yitirdiğimiz çok önemli değerlerdendir merhamet ve şefkat duygusu. Hâlbuki o, özellikle günümüz insanlarının muhtaç olduğu çok önemli bir insani haslettir. Bugün insanlık belki havadan, sudan, ekmekten daha ziyade şefkate muhtaçtır.

Bizim mesleğimizin esası şefkattir. “Acz”, “fakr”, “şevk” ve “şükür”den sonra, “tefekkür” ve “şefkat” gelir. Bunlar, adeta imanın altı rüknü gibi imana ve Kur’an’a hizmet mesleğinin altı rüknüdür. Şefkat de bu altı rükünden bir rükündür.

Mesleğimizdeki bu şefkat mülahazası bir karıncaya bile ayak basmamayı gerektirir.

Şefkat, merhamet ve acıma hisleri bulunan bir insan, mefkûresini gerçekleştirme adına yürüdüğü yolda önüne çıkan engelleri rahatlıkla aşabilir. Abdullah İbn Huzafetü’s-Sehmî gibi önüne çıkan bütün fırsatları hak ve hakikati anlatma istikametinde değerlendirir. Bilindiği üzere Bizans tarafından yakalanan ve idam edilmeden önce son bir isteği olup olmadığı sorulan Hz. Abdullah, karşısında duran papaza mealen şu mukabelede bulunmuştu: “Aziz peder. Bana verdiğin şu birkaç dakikalık vakit için sana çok teşekkür ediyorum. Bu süre zarfında sana hak din olan Müslümanlığı anlatırsam ölsem de gam yemem. Çünkü bu takdirde sen kurtulabilirsin.” Şefkat hisleri olmayan bir insan darağacında bu sözleri söyleyemez.

Şefkat hisleriyle dopdolu olmayan, başkaları için yaşayamaz; yaşamayı yaşatmaya feda edemez. Şefkat öyle sırlı anahtardır, onun açamayacağı kapı yoktur. Şefkatte öyle bir güç vardır ki onunla en katı kalpler yumuşar, en mütemerrit ruhlar dize gelir ve en korkunç düşmanlıklar bile onun karşısında “pes” eder.

Kendisine şefkatle yaklaşılan bir insan, söylenenleri o anda kabullenmese bile sonradan mutlaka düşünecek, işittiği hakikatlere karşı zamanla iyice yumuşayacak ve meselelerin aslını öğrenmeye karşı içinde bir iştiyak duyacaktır.

Böyle bir dönemde “hiç olmazsa” aklı başında, içinde bulunduğu toplumunu seven, millet-i İslamiye’ye ve insanlığa saygı duyan, bir huzur dünyası arkasından koşup duran insanların; aradaki köprülerin bütün bütün yıkılmaması için sabırlı, temkinli ve şefkatli davranmaları gerekmektedir.

Geleceği inşa edecek mimarlara düşen vazife; bu enginliği çok iyi değerlendirmek suretiyle insanları evrensel insanî değerler etrafında bir araya getirebilmektir. Düşmanlıklara karşı bu sihirli iksire sahip olanlar, kendilerine hasmâne davrananlara er geç galip gelecekler, her meydandan mutlaka kazançlı çıkacaklar, gönüller kazanacaklardır. Ama bu kazanımın farklı dereceleri vardır. Herkesten aynı şeyi bekleyemeyiz. Sizin gösterdiğiniz derin alaka ve muhabbetin bir neticesi olarak bazıları sizinle aynı duygu düşünceleri paylaşır hale gelse de, bazıları dost, bazıları taraftar, bazıları sempatizan olur, bazıları da arafta kalabilir; yani iyi zamanda sizin yanınızda dursa da kötü zamanda sırtlarını dönebilir. Fakat bunların hepsi kendine göre birer kazanımdır. Vicdanları çalışan insanların pek çoğu, sevgiyle açılan kollara kendilerini salacaklardır. Yeter ki kendilerini salacakları yerin güvenilir bir yer olduğunu bilsinler.

Gönüllere girerseniz etrafınızda bir sürü gönüllü oluşur. Gönlün menfezleri, girilmeyecek kadar dar değildir. Önemli olan onu açmasını bilmektir. Dünyalar çapında geniş olan hakikatler bile bizim dar dünyamızın içine girdiğinde daralıyor. Oysaki kalb ve vicdan, bütün varlığı içine alacak kadar engindir. Geleceği inşa edecek mimarlara düşen vazife, bu enginliği çok iyi değerlendirmek suretiyle insanları evrensel insanî değerler etrafında bir araya getirebilmektir.

Aziz kardeşlerim! Ne olursunuz! İçinizden her yerden az da olsa ibadetleri zayi etmeyen, bilinçli ve şefkatli insanlar çıksın. O zaman her şeye yeniden başlayabiliriz. O zaman bir mayamız olabilir, o zaman şu ayetin anlamı yerini bulabilir: İçinizden bir topluluk bulunsun! Şefkat ve merhamete, Hayra çağıran; hazza, çıkara, mala, makama çağıran değil, acımaya çağıran… İçinizden vicdanlı bir topluluk Şefkatle ma’rufu önersin, yani ortak aklı, istişareyi, vicdanlı olmayı önersin… Sizin içinizde, insanlığın ortak aklı tarafından kötü görülen şeylerden de sakındıran, her şeye acıyan bir topluluk bulunsun. Özetle maya olacak bir toplum bulunsun. Maya kaliteli olsun, yoksa maya çaldığımız şey de kalitesiz olacak.

Aziz kardeşlerim! İlimi ilim yapan marifettir, insanı insan yapan şefkattir. Geçmişten günümüze kadar hep kendilerine yazık etmiştir, acırsanız acınacak hale gelirsiniz diyerek yaralatılan her şeye acımadan zulmedenler, netice itibari ile hep kazanmıştır şefkat ve merhamet kahramanı olanlar.

Müjdeler olsun, gönülden iman edip, birbirine sabır ve şefkat dersi vererek, sabır ve şefkat örneği olanlara, aldansa da aldatmayıp her şeye rağmen şefkatle davrananlara…

Derleyen

Erdal ATAK

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
หนัง JAV UNCENSOREDหนังAV JAV JAPANXXX หนังโป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนังหนังav ดูหนังโป๊ญี่ปุ่น หนังxญี่ปุ่นหนังAV JAV หนังโป๊ญี่ปุ่น หนัง JAV CENSOREDtürk ifşatürk pornoหนังavหนัง JAV CENSOREDหนัAV JAV JAPANXXX หนังป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนัง Rate R HD

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

maltepe evden eve nakliyat

ensest porno