O’na (SAV) Medyun Bir Ferttir Goethe

O’na (SAV) Medyun Bir Ferttir Goethe

Henüz yirmi üç yaşında iken Efendimiz(SAV)için literatüre na’t olarak geçen övgü dolu şiirini yazmıştır. Çevresindekilerin de bildiği gibi Kur’an-ı Kerim’in indirildiği gün olan Kadir Gecesi’ni daima kutlamıştır. Bu gerçeği ancak yetmiş yaşında açıklayan Goethe, bir Hazreti Muhammed(SAV) âşığıdır.
Ölümünden dört ay önce söylediği bir söz, onun ne derece doğru bir çizgide hayatını devam ettirdiğinin veya neticelendireceğinin ümit ışıklarını taşır mahiyettedir:
“Hepimiz İslamiyet’te doğuyor ve yine İslamiyet’te ölüyoruz.”
Ölümünün 150. yıldönümünde Prof. Katharina Mommsen tarafından yazılan bir yazıda, bize kadar intikal eden en büyük iki eserinden biri olan “Doğu-Batı Divanı”nda açıklama yaptığı bir yerde Goethe’nin, “Bu kitabı yazan kendisinin de Müslüman olduğunu reddetmiyor.” ifadesi yer alır.
Kâinatın Rabbi Allah celle celalühünün rahmet esintilerinin dokunduğu hüşyar kalplerden birinin de yukarıdaki beyanlarda ismi geçen ünlü Alman yazar Goethe olduğunu anlıyoruz. Bazen taktığımız at gözlükleri ya da daracık pencerelerimiz, bizi gerçeklerden ne yazık ki uzaklaştırabiliyor. Efendimiz’in(SAV) saadet asrında örneklerini sıkça gördüğümüz, İslam’la şerefyap olan farklı dinden insanlara rastlamak ve bunu gaye-i hayal etmek, ne yazık ki günümüzün pek çok Müslümanının aklına bile gelmeyebiliyor. Saadet asrının örnek insanlarının açlığını yalnız Müslümanlar değil, aslında tüm dünya yaşıyor. Mehmet Akif Ersoy’un dört defa okuduğunu belirttiği, Tanzimat’ın numune şairi Ziya Paşa’nın kendisinden Emil çevirisini yaptığı Jean Jack Rousseau’nun “İtiraflar” eserine de göz atılacak olursa batıda dindar kisvesi altında yapılanlar, o kisveye bürünenlerin ve fıtratından soyutlanmamışların dahi arzu ettikleri halin, Muhammedi ahlak olduğu görülecektir.
Goethe’nin kendi el yazısıyla yazmış olduğu Kur’an-ı Kerim’in 114. suresi olan Nas Suresi’ni görmenizi ve Hazreti Muhammed(SAV) için yazdığı na’tı okumanızı salık vererek yazarın Faust adlı eserine değinmek istiyorum.
Bütün çeviri eserlerde olduğu gibi öncelikle onlarca çevirisi olan Faust adlı eserin de en doğru çeviriden okunması halinde ancak doğru anlaşılacağı kanaatini taşıyorum. Herhangi bir yayınevi ismi vermeyi ar kabul ediyor ama en azından tercüme edenin isminin yer aldığı bir eseri okumayı gerekli görenlerden olduğumu paylaşmak istiyorum. Zira bu, yayınevinin ve çevirmenin kalitesi kadar, okuyucuya verdiği değerin de bir göstergesidir. Kimi çeviriler orijinal eserden değil de zaten Türkçeye tercüme edilmiş eserlerden olunca ortaya tatsız tuzsuz bir anlatı çıkabiliyor.
Tiyatro türünde karşılıklı konuşmalardan müteşekkil Faust adlı eser, son derece etkileyici bir dile sahip. Şeytanın, Yaratıcı’nın sadık bir kuluna nasıl göz diktiğini, yoldan çıkarmak için ne mücadeleler verdiğini; nefsin, şeytanın eline verilmesinin doğuracağı sonuçları realist tablolarla gözler önüne seren bir eser.
​Faust, önceleri “ Sonsuz olanı büyük bir hırsla arayan, yarım yamalak da olsa Yaratıcı’sına hizmet eden” bir doktordur. Faust kendini şöyle ifade eder: “Ah ne yazık! Var gücümle felsefe, hukuk, tıp ve dahası ilahiyat bile okudum. Hepsine rağmen ben yine zavallının biriyim. Bana üstat, doktor deseler de çıraklarımı neredeyse on yıldır bir o tarafa bir bu tarafa dolaştırıp duruyorum. Hiçbir şey bilmediğimin farkındayım. Bu yüzden içim sızlıyor.”
Yaratıcı’sı onun için Mefisto diye adlandırılan şeytana Faust’u tanıtmak için “Bahçıvan bilir ki fidan boy attı mı gelecek yıllar, onu çiçekler ve meyvelerle bezeyecektir.” “Karanlıklar ortasında kalsa bile özü duru bir insanın çabalayarak sonunda aydınlığa kavuşacağını anladığın an sen utanacaksın.” der. Mefisto’nun “Yengem olan o yılan gibi sürünüp toz toprak yiyecek.” demesine karşın Yaratıcı “Gerçekleri göremeyenler içinde gayretime en çok dokunan şeytandır.” Cevabını verir.
Faust’un inanmış olmasına rağmen kemali arayışları sürer. “Ey hüzünlü dostum dolunay! Şu masada oturmuş kim bilir kaç gecedir senin doğmanı, kitap ve kağıt tomarlarının üzerinden görünmeni bekledim… Bilimin ağırlığından sıyrılarak şebnemlerinde yıkanıp dirilsem…’Ruhlar âlemi kapalı değil. Kapalı olan senin hislerin. Senin melekelerin ölmüş. Ey çömez, davran ve şu yorgun gönlünü şafağın kızıllığıyla yıka!’ diyen bilgenin sözlerini iyi anladım.”
Evet, bunlar ve daha fazlasını bahtiyar yazarın eserinde bulacaksınız. Okudukça insanlığa açılan ve sandığımızdan da geniş kapılardan ufuklara yol bulacaksınız.
İdrakin birinci adımı ya kendini ya kâinatı ya da aslolan Kitabı ve O’nun aydınlık çehresine yol bulanları okumaktan ve anlamaktan geçer.
Vesselam!

Güzide Yazar( guzide.yazar@bedirhaber.com )

YORUM ALANI

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.