Bedir Haber

Nev’i Şahsına Münhasır Dindarlık Anlayışımız(1)

Nev’i Şahsına Münhasır Dindarlık Anlayışımız(1)
Avatar
Ahmet Kerküklü( ahmet.kerkuklu@bedirhaber.com )
6 views
29 Aralık 2014 - 13:44

Genel olarak dindarlık bireyin dini yaşama biçimi, kutsalın tecrübesi veya yaşanan din olarak tanımlanmaktadır. Dindarlık biçimleri toplumdan topluma hatta bireyden bireye farklılık arzetmektedir. Dindarlık kavramının mahiyeti konusunda bir takım belirisizliklerden söz edilebilir. Çok çeşitli dindarlık tipolojileri olmasına rağmen genelde günümüzde yapılan incelemelerde İnanç, pratik, etki, tecrübe ve bilgi boyutları kullanılmaktadır.  Dindarlık denilince bundan  herkesin aynı şeyi anladığı söylenemez. Günde beş vakit namaz kılıp, helal haram hassasiyeti olan ve gündelik hayatının hemen hemen bütün alanlarında dikkatli yaşayan kişilerde; yalnız Cuma namazlarını kılan, ramazan aylarında dini ritüellerini yerine getirenlerde, sadece Allah’a iman edip dini pratiklerle hiç ilişkisi olmayanlarda kendilerini yapılan araştırmalarda dindar olarak tanımlayabilmektedir. Bu noktada yapılan araştırmalardaki sonuçlara ihtiyatla yaklaşılması gerektiği söylenebilir. Türkiye’de yapılan dindarlıkla ilgili araştırmalarda dinin inanç/itikadi ve pratik yönünün çok güçlü olduğu görülmektedir. Pratiğe bakıldığında durum biraz tersine gibi gözüküyor. Hatta ülkemize Beşiktaş’a transfer olan Demba ba kendisiyle yapılan röportajda “İstanbul’da namaz saatlerinde bu kadar az kişinin camiye gitmesi beni şaşırttı” şeklinde görüşlerini ifade etmiştir. Durum sadece İstanbul’da öyle değil Anadolu’nun her yerinde aşağı yukarı bu minvaldedir. 

       
Araştırmalarda verilen cevaplarla pratik hayatın söylediği birbiri ile uyuşmamaktadır. Yılmaz Esmer 2012 yılında Türkiye’nin değerler atlası araştırmasının verilerini yayınlamıştı. Bu araştırmaya göre Türk toplumunda  kendini dindar olarak ifade edenlerin oranı % 80’lerin üzerinde iken insanların birbirine güven oranları %10 civarında idi. Güven konusunda İskandinav ülkelerindeki oran ise toplumumuza nazaran hayli yüksek: yaklaşık %80.Bu verilere göre söylemsel dindarlığın zirvelerinde dolaştığımız rahatlıkla söylenebilir. Aynı araştırmada söylem düzeyinde dindarlığın yüksekliği ile pratiğin çelişmesi konusunu açıklayan bir önemli bir veri daha var. Toplumuzda dinin esas olarak bu dünyaya değil, ölümden sonraki dünyaya anlam kazandırdığını düşünenlerin oranı yüzde 76.  Halbuki yapılan en ünlü din tanımı şu şekildedir: Din, insanları bizzat kendi iradeleriyle hem dünyada hem de ahirette mutlu edecek kurallar bütünüdür.  Efendimiz’e (sav) soruluyor: Ey Allah’ın Resûlü! Hangi müslüman en üstündür? Efendimiz, “Dilinden ve elinden müslümanların emniyette olduğu kimse” cevabını verdi. 

Ümmeti olmakla iftihar ettiğimiz Peygamberimizin nübüvvet gelmeden önce her türlü kötülük ve ahlaksızlığın yaygın olduğu cahiliye toplumundaki alameti farikası ‘Emin’ olmaktı.

       
Ziya Paşa’nın ifadesi ile ‘Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz’. Bu anlamda yapılan araştırmalarda elde edilen verilerle  pratik hayatın çelişmesi hususu dindarlığı temelde ikiye ayrılabileceğini ortaya koymaktadır:1. Söylemsel dindarlık. 2. Eylemsel dindarlık. Söylemsel dindarlık, farklı ifade biçimlerinde kendini gösteren, içsel kabul ve dönüşümden uzak olan, hamaset ve sloganik nitelikler taşıyan ve belirli zamanlarda  (Cuma, Ramazan Ayı, Bayram vb.) beliren bir olgudur. Söylemsel dindarlık kurudur ve kabuğu yansıtır, parçacıdır ve bütünlükten uzaktır. Menfaat merkezli olup ilkeli duruştan uzaktır.  Kur’an, sahih sünnet  ve İslami kaynakların oluşturduğu sağlam ve doğru bilgiden uzaktır. Daha geçenlerde gazetelerde çıkan bir haber dindarlığımızın ne kadar farklı uçlarda olduğunu göstermektedir. Kendisini Hızır  olarak tanıtıp “Yanımda Veysel Karani Hazretleri ile geleceğim. Cennetteki evinin bir tek çatısı kaldı. Yedi bin lira hazırla  gelip senden alacağım. Fatma Hazretleri annemizden sana yüzük, tespih ve aşure getireceğim. Cennette senin adına deve keseceğim”  diyerek insanlardan para toplayan ve daha da kötüsü bu vaadlere inanan kişilerin olmasıdır. Aldatmayı ve hırsızlığı amaçlayarak bir takım  dini figürleri kullanmak ve araçsallaştırmak acı bir şekilde bu olayda gözlenmektedir. Bu durum bize dindarlığın bilgi boyutunun hangi ölçülerde olduğunu da trajikomik bir şekilde göstermektedir. Bilgisiz insan, rüzgarın önündeki yaprak gibidir, kökü sağlam olmayan bir ağaç gibidir ve kırılgandır.Batıl itikat ve hurafelerin toplumun alt kesimlerindeki yansımalarını göstermesi açısından üzerinde durulması gerekmektedir. 

       
Şerif Mardin, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, Türkiye’de fertlerin kişilik ve kimlik krizlerini halletmekte zorluk çekmiş olduklarını,  Türkiye’nin değer boşluğunun gözleri kamaştıracak kadar belirli olduğunu ve  alt sınıflarda bu değer boşluğunun İslami olarak bildikleri itikatlara sıkı sıkıya sarılmak suretiyle halledilmek istendiğini ifade etmektedir.  

——————————————————–

  http://www.bahcesehir.edu.tr/icerik/1725-turkiye-degerler-atlasi-2012-yayinlandi

  Buhârî, Îmân 4, 5, Rikak 26; Müslim, Îmân 64, 65.

  http://www.haberler.com/yok-boyle-dolandiricilik-6666632-haberi/ 

  Şerif Mardin, Din ve İdeoloji, İletişim Yay. 7. Baskı,1997, İstanbul, s.38.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.