Mevlid Kandili Ekseninde…

Mevlid Kandili Ekseninde…

Mevlid kelimesi meful babından bir kelime. Kelimenin kökü vld,doğmak,inkişaf etmek manalarına geliyor.Aynı kökten türetilmiş olan veled; doğan çocuğa, valide; doğuran anneye,Tevellüd; doğum tarihine, velüd; doğurgan,üretken manalarına geliyor.Mevlid ise Efendimiz (a.s.m)’ın doğduğu, dünyaya teşrif ettiği güne denir.
“Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım” hitabına muhatap olmuş Efendiler Efendisinin doğumu zulmetin nur’a gark olması ve Akif’in ifadesiyle gebermesi demektir.

Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi! M.Akif

Çünkü O (a.s.m)’nunkainatı teşrifinden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamıştır / olmayacaktır.Efendimiz (a.s.m), miladi 571 senesinin Rebiülevvel ayının 12 sine rastlayan pazartesi günü sabaha yakın bir saatte Mekke’de doğmuştur. Gün doğmadan O’nun nuru kainatı doldurmuştur.Adem nebiden beri insanlığa beşiklik yapan dünya tekamül ede ede kemale eriyor ve zulmetin en kesif olduğu bir anda O (a.s.m)’nun nuru kainatı ihata ediyordu.Gök sakinleri senelerce o anı bekliyordu.İnsanlıkta O (a.s.m)’nun teşrifini intizar ediyordu. O gece edeta gökler delinmiş ve melekler fevç fevçyere inmişti. O(a.s.m)’nun yolunu bekleme şerefine nail olmak için müthiş bir izdiham yaşanıyordu. Aminehatun’un ifadesiyle O(a.s.m), doğduğunda her tarafı nur kaplamıştı.Doğduğunda daha bezler içerisindeyken secdeye varıyor birşeyler mırıldanıyordu. Kulağını ağızına yaklaştıran ebelerden bir talihli “Ümmetî, Ümmetî” (Ümmetim, ümmetim) dediğini duyuyordu. Doğduğunda ümmetini dilemiş, mirac’a yükseldiğinde ümmetini istemiş, yaşantısının her anını ümmeti için yaşamıştır.Yine O’nun lal-u Güher sözlerine göre, kıyamet gününde insanlar cehenneme atıldığında, cehennemin yanına kadar telaşla koşacak ve doğduğu demde yaptığı gibi secdeye varıp “ümmeti! Ümmeti!” diyecektir.

O bir nefhada zulmü gebertiyor, mazlumları tutup kaldırıyor, kol kanat geriyor ve kendisine yaraşır şekilde rahmet ve şefkat gösteriyordu. Bu konuyu itmam etme adına Akif’in ifadesiyle;

Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep;
Medyûn ona cem’iyyeti, medyûn ona ferdi.
Medyûndur o ma’sûma bütün bir beşeriyyet…
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.

Türk Edebiyatında Efendimiz’in doğumunu anlatan şiir kitaplarına genel olarak Mevlid denilmektedir ve 63 civarında Mevlid bulunmaktadır.Bunların en ünlüsü Süleyman Çelebi’nin 1409’da kaleme aldığı “Vesîletü’nNecât” (Kurtuluş Vesilesi)’tır. 16 kısım ve 770 beyitten oluşur. Kaside şeklinde yazılan eserin içinde gazel formunda yazılan bölümler de vardır. Aruzun “failatunfailatunfailun” vezni kullanılmıştır; sadece “velâdet” bölümünün sonundaki on beyit “ mef’ ulü-fâilâtü-mefâilü- fâilün” kalıbı ile yazılmıştır.

Süleyman Çelebi, eserini yazarken, referans aldığı eserlerin, Âşık Paşa’ nın “Garibnâme” si, Erzurumlu Darîr in “Siyerü’ n- Nebî” si, Eb’ul Hasan Bekrî’ nin “Siyer” i ve Muhiddîn-i Arabî’ nin “Füsûs-u Hîkem“i olduğu tespit edilmiştir.Halk arasında geleneksel olarak okunan mevlid Süleyman Çelebi’nin derlediği mevliddir.
Geleneğimizde Mevlid günlerinde oruç tutulması, geceleri ilâhiler, kasîdeler ve Mevlîd-i Şerif okunması, dua ve sohbet edilmesi, Kur’an okunması gibi ibadetler ile kutlamayaygındır.

Efendimiz(a.s.m)’in Habibullah olması düşünülürse viladeti dahi O(C.C)’nun nezdinde ne kadar önemli olduğu anlaşılır zannederim.

Çağımızda zulmetin cahiliyye devrine rahmet okuttuğu şu günlerde, Efendimizin viladetine ne kadar da muhtaç olduğumuz anlaşılacaktır. O’nun misyonunun ihya edilmesi ve neşri viladeti olacaktır inşallah. Bu geceyi fırsat bilerek O(a.s.m)’nu okuyup araştırmalı ve O(a.s.m)’nun gibi yaşamalı ve fırsat buldukça O(a.s.m)’nu anlatmalıyız.Anlatmalıyız ta ki içinde bocalayıp durduğumuz bataklıktan kurtulabilelim. İslam dünyasını içerisindeki badirelerden kurtaracak tek münciancak ve ancak Efendimiz(a.s.m)’in misyonu olacaktır.Bize düşen bu misyonu ihya etmektir.Bu hakikati Arif Nihat Asya’nın lisanından dökülen şu mısralarla sonlandırıyor ve Mevlid kandiliniz mübarek olsun diyorum.

Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor…
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar.
EbûLeheb ölmedi, yâ Muhammed
Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

Gel, ey Muhammed, bahardır…
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır…
Hacdan döner gibi gel;
Mi’râc’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!

Arif Zühtü SOFUOĞLU( arifzuhtu.sofuoglu@bedirhaber.com )

YORUM ALANI

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.