Bedir Haber

Kurban Bayramı hutbesi 2023

Kurban Bayramı hutbesi 2023
72 views
29 Haziran 2023 - 7:19

قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ

:وَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

إِنَّ أَوَّلَ مَا نَبْدَأُ بِهِ فِي يَوْمِنَا هَذَا أَنْ نُصَلِّيَ، ثُمَّ نَرْجِعَ فَنَنْحَرَ، فَمَنْ فَعَلَ فَقَدْ أَصَابَ سُنَّتَنَا

Muhterem Müslümanlar! Bugün, bir kez daha bayram sabahına ulaşmanın huzur, mutluluk ve heyecanını yaşıyoruz. Bizleri Kurban Bayramına ulaştıran Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve sena olsun. Bayramların hikmet ve önemini bizlere öğreten Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya salat ve selam olsun. Kurban Bayramımız mübarek olsun.

Aziz Müminler! Hutbeme başlarken okuduğum ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “De ki: Benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’âm,162) Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmaktadır: “Bugün ilk işimiz, bayram namazı kılmak, sonra dönüp kurban kesmektir. Kim böyle yaparsa sünnetimize uymuş olur.” (Buhârî, Îdeyn, 3.) Arefe günü sabah namazından itibaren başlayan her namazın farzından sonra cumartesi günü ikindi namazına kadar devam edecek olan teşrik tekbirleri ile kurban bayram namazımızı eda ettik. Kurbanlarımızın kesilmesi için vekalet verdik. Kurban kesmek, Rabbimizin nimetlerine bir kez daha şükretmektir. Unutmayalım ki, لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ ‘’ALLAH’a kurbanların ne etleri, ne de kanları ulaşır; O’na ancak sizin erdemli, takvalı davranışınız ulaşır. Onları böylece sizin hizmetinize vermiştir ki, sizi doğruya ulaştırdığı için ALLAH’ın büyüklüğünü anasınız.’’ (Hac, 37) Rabbimize ulaşacak olan, ancak iyi niyetlerimiz ve samimiyetimizdir.

Değerli Müminler! Bugün, kurbanlarımızla Allah’a yakınlaşmaya ve O’nun rızasına ulaşmaya vesile kılma günüdür. Hz. Hacer’in samimiyetini, Hz. İbrahim’in sadakatini, Hz. İsmail’in teslimiyetini kuşanma günüdür. Bugün, dünyanın dört bir yanından gelerek Kabe’de buluşan kardeşlerimizin aynı duygularla “Lebbeyk Allâhümme lebbeyk! Buyur Allah’ım buyur! Emrine uydum, Sana geldim.” nidalarının Allah’a yükseldiği gündür. Bugün kulluğumuzla huzur ve mutluluk bulacağımız gündür. Bugün, kardeşlerimize kurban bağışı yaparak gönül köprüleri inşa etme günüdür. Bugün, sevinme ve sevindirme; hatırlama ve hatırlanma günüdür. Geçmişlerimizi hayırla yâd etme, anne babamızı, kardeşlerimizi, akraba ve komşularımızı ziyaret edip gönüllerini hoşnut etme günüdür. Yetimlere ve öksüzlere, yaşlılara ve hastalara bayram sevincini ulaştırma günüdür. Bugün, affetme ve kucaklaşma günüdür. Kırılan kalpleri, mahzun gönülleri, bayramın bereketi ve güzellikleriyle mamur etme günüdür. Kardeşliğimize gölge düşüren her türlü çekişmeye, dargınlığa ve küskünlüğe son verip barış ve huzur iklimiyle yenilenme günüdür. Bugün inandığı değerleri için çile çeken mahpus, mağdur dava insanlarını hatırlama günüdür. Bugün yaşamakla emrolunduğumuz dinimizin bir şeairini daha yerine getirme ve anlatma günüdür.

Değerli kardeşlerim! Her mü’min donanım ve kabiliyeti, imkân ve konumu ölçüsünde dinini anlatmakla yükümlüdür. Ancak Kur’ân ve Sünnet’i sathi olarak bilmek, dini doğru anlatma adına tek başına yeterli olmuyor. Bu önemli misyonu eda etme adına yapılması gerekenler noktasında başta çok iyi bir plan ve projenin olması, neyin nasıl yapılacağının daha baştan çok iyi belirlenmesi gerekiyor. Efendimiz (sav), “Müjdeleyin nefret ettirmeyin, kolaylaştırın zorlaştırmayın.” buyuruyor. (Müslim, cihad 6) Dinin meselelerini zor göstermemek, insanların nazarında onları yaşanmaz bir şey gibi lanse etmemek, kimseyi ürkütmemek ve dinden kaçırmamak önemli esaslardır.

İslâm kolaylık üzere gelmiştir; fıtratları ve karakterleri gözetmeden, onu şiddetlendiren ve ağırlaştıran kimse, dinin ruhuna aykırı bir iş yapmış olur. يُر۪يدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُر۪يدُ بِكُمُ الْعُسْرَۘ “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez” (Bakara, 185) Kolaylık üzere bina edilmiş ve müsamahaya dayalı gelmiş bu dini zorlaştırmamak ve ondan nefret ettirmemek; bilakis yaşanabilir olduğunu göstermek ve sevdirmek, islamın emridir.

Ne var ki içinde yaşadığımız dünya da her şey değişti. Sadece sosyal, siyasi ve iktisadi şartlar değil; kültürler, felsefeler, anlayışlar da başkalaştı. Dolayısıyla Allah’ın dinini yüceltme adına takip edilmesi gereken yol ve yöntemlerin de çağın gereklerine uygun olması gerekiyor. Aksi takdirde muvaffak olunması zor, hatta maksadın aksi bir netice bile ortaya çıkabilir. وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِناً عَلَيْهِ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ عَمَّا جَٓاءَكَ مِنَ الْحَقِّؕ ila ahiril ayeh…“Sizden her birerinize bir şeriat, bir yol tayin ettik ve Allah dileseydi bir ümmet yapardı sizi, fakat size verdiği hükümler hususunda sizi sınamaktadır, siz de hayırlı işlerde yarışın artık ve hepinizin dönüp varacağı yer, Allah kapısıdır ve o, haklarında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.” (Maide, 48)

Bediüzzaman Hazretleri, “Maddi kılıç kınına girmiştir, medenilere galebe ikna iledir.” sözüyle günümüzde takip edilmesi gereken yola işaret ediyor. Bugün Selçuklu, Osmanlı, Ukbe İbn-i Nafi de olsa, Tarık İbn-i Ziyad da olsa takip etmeleri gereken hareket tarzı hoşgörü, müsamaha ve ikna yoludur. Onlar kendi dönemlerinin şartları içinde problemleri çözme adına yer yer savaş ve güç kullanmak zorunda kalmış olabilirler. Fakat dünyanın halihazırdaki durumuna bakınca, durmamız gereken yer, almamız gereken tavır çok net görünüyor. Her tür şiddet ve radikalizmden uzak; eğitimle, diyalogla, sevgiyle, çözülmez zannedilen kronik problemlerin çözülmesi için, gayret etmenin dinin ruhuna en uygun hareket tarzı olduğuna inanıyoruz. Fikir ve aksiyon adına ortaya konulan şeyler İmam-ı Azam, İmam Gazzali ve Bediüzzaman gibi büyük zatların mülahazalarıyla örtüşen hareketlerdir. Ama bütün bunlara rağmen mevcut içtihat ve yorumlarımızdan daha güzelini bulacak olursak, hemen mevcut fikirlerimizden dönmesini bilmeliyiz. Metodolojik olan bir konuda tek doğru benimkidir diye bir israrın dinin ruhuna ters olduğunu kabullenmeliyiz.

Aziz kardeşlerim! Eksiğiyle gediğiyle öncekiler kendilerine düşeni yapmaya çalışmışlar. Bizim için önemli olan ayetin ifadesi ile;

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْۚ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْۜ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُون ‘’Ey iman edenler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Siz doğru yola girerseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır ve O size yapmakta olduklarınızı bildirecektir.’’(Maide, 105) dolayısı ile önemli olan bizim ne yaptığımızdır. Bir mü’minin asıl hedefi, Allah’ın rızasını kazanmaktır. Değil dünya sultanlığı, ahiret nimetleri bile onun için maksud-u bizzat olmamalıdır. Allah rızasını kazanmanın en büyük vesilesi ise O’nun gönderdiği hakikatleri dünyanın dört bir tarafına götürmek için çalışmaktır. Kimse onu görmezden gelemez. Bazı kimselerin bunu dert edinmesi farzı kifayedir. Dinin doğru anlaşılması için ciddi bir aksiyon ortaya koymalı ve bu yolda karşılaşılacak sıkıntı ve zorluklara da katlanılmalı. Bugün itibarıyla Cenab-ı Hakk’ın önlerine açtığı imkanlar nelerse bunları çok iyi değerlendirmeli, onların üzerinde yoğunlaşmalı ve hizmetlerini o noktadan yürütmeli.. Başka bir gün karşılarına daha farklı hizmet yolları çıkacak olursa, o zaman da onları değerlendirmeliler. Ama bu gün ellerinde olanın kıymetini bilmeliler… Cenab-ı Hakk’ın İslam dini sayesinde insanlığa sunduğu nimetlerini tamamladığına ve günümüz insanlığının onun sunduğu mesaja muhtaç olduğuna inanıyoruz. Yine şuna da imanımız tam ki, İnsanlığın övünç kaynağı hz. Muhammed (sav), hem dünyada hem de ahirette Cennet’e giden yolları gösteren, bundan dolayı insanlığın mutlaka izlemesi gereken, aldatmayan bir rehberdir.

Değerli müminler! Düşmanlığa kilitlenmiş, kin ve nefret dolu kimseler bizi yolumuzdan döndürmeye çalışıyor olabilir. Fakat biz meseleyi bu tür zalim ve kötülere bağlayıp ufku kapkaranlık görmüyoruz. Zaten insanlığa sunacak bir mesajı olduğunu düşünenler ümitsiz olamaz, planlarım bozuldu, müesseslerim elimden alındı deyip, küsüp, kırılıp bir köşeye çekilemez. Hakkın yolunda koşan hakşinast, sözleriyle muhataplarına bir şey anlatmadan önce içte ve dışta, tavır ve davranışlarıyla mükemmel bir temsil ortaya koymaya çalışır. Zira söz, bir kısım tabiatlarda rahatsızlıklara sebebiyet verebilir.. sağa sola çekilebilir.. ondan, sizin aklınıza bile gelmeyen manalar çıkarılabilir. Ama temsil güven verir, inandırıcılığı çok daha yüksektir. Eğer biz Allah’ın insanlığın hayır ve maslahatı için vaz etmiş olduğu ilahî dine inanıyorsak arızasız ve kusursuz bir şekilde yaşayabilirsek, insanların etkilenmemesi, büyülenmemesi mümkün değildir. Onca hırpalanmamıza rağmen hâlâ Müslümanca olan aile düzenimiz, kendi aramızda ve dışardaki komşular ve iş arkadaşlarımızla insanî ilişkilerimiz, fedakarlığımız, hicret duygumuz, civanmertliğimiz insanları etkiliyorsa, çok laf söylemeye lüzum yok zannediyorum. “Gelin şöyle olun, böyle yapın” demek yerine, başkalarını çağırdığımız değerleri imrendirici bir güzellikte biz yaşayalım.. bunu, başkası görsün diye değil, kendimiz için, Allah’la olan münasebetimiz adına, kulluğumuzun gereği olarak yapalım.. yapalım ve başkalarının ne yapacaklarının kararını onlara bırakalım.

Aziz kardeşlerim! Her ne kadar temsil çok önemli olsa da sözün ehemmiyeti de tamamen göz ardı edilemez. Temsilin yanında söze ihtiyaç duyulduğu zamanların olacağı da muhakkaktır. Temsilde kapalı kalan noktaların şerh edilmesine lüzum duyulabilir. O zaman da üslûba çok dikkat edilmelidir. Çünkü Üslubumuz namusumuzdur. Nerede, ne zaman, ne denileceği çok iyi tayin edilmelidir. Bunun için de muhatabın tâbi olduğu, içinde yetiştiği kültür ortamı, bilgi seviyesi ve hissiyatı göz önünde bulundurulmalı ve reaksiyona sebebiyet vermeyecek bir üslup tercih edilmelidir. Unutmamalıyız ki Efendimiz’in sunduğu mesajın, içinde yaşadığı toplum tarafından hüsn-ü kabul görmesinin en önemli sebeplerinden biri, nübüvvetinden önceki dönemde emniyet ve sadakat örneği olarak bilinmesi ve herkesçe sevilmesidir.

Aziz kardeşlerim! İhlâsla ve güzel niyetlerle yapılan ameller az da olsa Allah nezdinde makbul olur ve değerler üstü değerlere ulaşır. Fakat atılan adımların semere vermesi ve kalıcı olması için niyet ve ihlasın yanında bilgi, tecrübe ve mantık da çok önemlidir. Mesela şiddet kullanmak insanî/İslâmî olmadığı gibi, dini tebliğde şiddete başvurmanın da hiçbir mantıkî yanı yoktur. Bugün birileri tarafından yapılan ve maalesef İslâm’a nisbet edilen terör saldırıları, darul harp ifadeleri bütünüyle dinin ruhuna aykırı olduğu gibi, bunların hiçbir mantığı da yoktur. Zira terör ve şiddetle hiçbir yere varılamaz. Çünkü bu tür eylemler geride kin, nefret, gayz ve öfke bırakır. Gün gelir bu öfke, ona sebep olanları da boğar. Eğer yapılan işlerin insanlar nazarında kabul görmesi ve kalıcı olması isteniyorsa, hem güzel niyet ve düşüncelerle yola çıkılmalı hem murad-ı ilâhîye uygun hareket edilmeli hem de akıl ve mantık sonuna kadar kullanılmalıdır.

Eğer ortaya koyduğunuz güzel işlerin kabul görmesini istiyorsanız, meselelerinizi bir dünya meselesi hâline getirmelisiniz. Öyle ki dünya üzerinde hegemonya kurmak isteyen, çatışmadan beslenen veya kin ve nefretlerinin kurbanı olmuş bir kısım zalim ve mütecavizler size engel olmak istediğinde, sizi başkaları savunmalı, “Hayır, bunlara ilişmeyiniz, bunlar insanlık adına çok güzel işler peşinde koşan havarilerdir” demeliler. Siz, bir taraftan insanlığın sulh ve selameti adına durma bilmeden samimane koşturmalı fakat diğer yandan da ortaya koyduğunuz güzelliklerin heba edilmemesi adına sebeplere riayet etmelisiniz. Evet, insanlığın faydası adına gerçekleştirilen projelerin korunması, bin bir emekle ortaya konulan birikimlerin heder olmaması, birileri tarafından zayi edilmemesi, insanlığa sunulan hizmetlerin kalıcı olması adına ne kadar tedbir alınsa değer. Bu konuda herkesin fikrinden istifade etmesini bilmeliyiz. Ufkumuzu aydınlatacak, yürüdüğümüz yolda bize önemli doneler verecek, kıskançlık yapmadan hareketimizi hızlandıracak alternatif düşüncelere, farklı yol ve yöntemlere açık olmalıyız.

Eğitimle, diyalogla, kültürel faaliyetlerle veya insanî yardımlarla hizmet götürdüğünüz toplum ve milletlerin ortaya koyduğunuz projeleri benimsemesi ve sahip çıkması, zaman ister. Her şeyden önce uzunca sabredip, muhataplarınıza güven vaat etmelisiniz. Bunun için de içinde yaşadığınız toplumun bir parçası hâline gelmeniz, bünyenin içine girip onunla bütünleşmeniz gerekir. Onlar sizi benimsemeli ve kendilerinden kabul etmelidirler ki size tepki duymasın ve mesajınızın doğruluğundan şüphe duymasınlar. Evet, bir topluma entegre olma, onun bir parçası haline gelme, eğreti durmama, zamana ister, acele edilmemelidir.

Bu bakımdan sadece kendi projelerinize ve ideallerinize odaklanmamalı, her hamle ve açılımınızda içinde bulunduğunuz toplumun çıkarlarını, sizden beklentilerini ve dünya adına onların yapmak istediklerini de hesaba katmak zorundasınız. Ortaya koyacağınız faaliyetlerin bunlarla uyum içinde olmasına dikkat etmelisiniz. İdeallerimizin peşinden koşarken, doğruyu bulabilmek ve başarılı olabilmek gerçekten çok zor. Allah yanıltmasın ve istikametten ayırmasın.

Değerli müminler! Şayet yaptığınız işlerin selim akla, realitelere, konjonktüre ve hepsinden önemlisi dinin temel kıstaslarına uygun olduğunu düşünüyorsanız, orada sabitkadem olmasını bilmelisiniz. Temel disiplinlerimize ve dinin muhkematına bağlı olarak yolumuzu, yönümüzü ve yörüngemizi belirlemişsek, artık bundan sonra geri adım atmamalı, zikzak çizmemeliyiz. وَكَاَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَۙ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَث۪يرٌۚ فَمَا وَهَنُوا لِمَٓا اَصَابَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الصَّابِر۪ينَ ‘’Nice peygamberler gelip geçti ki, kendilerini Allah’a adamış pek çok kimse onlarla beraber savaştılar. Onlar, Allah yolunda başlarına gelen sıkıntılardan dolayı gevşemediler, zaafa düşmediler ve düşmana boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever.’’ (Ali imran,146) Değişmeden, başkalaşmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımızı alıp ileriye götürebilmeliyiz. Yaşadığımız her başarısızlık, felaket ve imtihan karşısında, “Bu tutmadı, yolumuzu değiştirelim hadi başka bir şey deneyelim.” dememeliyiz. Bunların belirli hikmetlere binaen Allah tarafından geldiğini de unutmamalıyız. Biz vazifemizi yapar, neticeyi Allah’a bırakırız. Temel disiplinlere göre planlanan işlerde “tutmadı”, “olmadı” diyerek her seferinde yer değiştirip farklı yollara gidersek, maksuda ulaşamaz, menzile varamayız.

Formatlarla oynama, detaya ait meselelerde zamanın ruhuna uygun değişiklikler yapma, aynı şekilde yaşanan sıkıntılar eğer bizim hatalarımıza terettüp etmişse, hatada ısrar etmeme, yanlışımızı düzeltme. Yapılan makul teklifler karşısında inatlaşmayıp özür dileyerek geri adım atma. Yani bir taraftan hakta sabitkadem olmasını, diğer yandan da hatalarımızdan geri dönmesini bilmeliyiz. Çünkü doğru yolda ısrar insana ne kadar çok sevap kazandırırsa, hatadan dönmek de öyledir.

Aziz kardeşlerim! Bilindiği üzere, bizim literatürümüzde bayramlar, asıl bayramı hatırlatması adına âdeta birer tembih mahiyetindedir. “Bizim gerçek bayramımız, bu bayramların hatırlatması ile -esasen- insanların re’fet ile, şefkat ile birbirlerini kucakladıkları, kendi şahısları, şahsî kaprisleri adına silinip gittikleri, varlıklarını -bir yönüyle- başkalarına adadıkları o mübarek günlerdir. Onlara, “Allah günleri” anlamında “Eyyâmullah” denir. İşte asıl bayram, o bayramdır.” Evet insanlık, tarihin değişik dönemlerinde böyle bayramları yaşamıştır ve bu bayramların en büyüğünü de, İnsanlığın İftihar Tablosu Efendimiz (s.a.s), insanlığa yaşatmıştır. Bizce, o bayramların en büyüğü; bir yönüyle bütün insanlığın içine/gönüllerine açılma bayramı olmalıdır. Diğer bir ifadeyle gönüllerin, gönüllere açılma bayramı… İslam’ı herkese duyurma bayramı.. Allah’ı, herkese sevdirme bayramı.. Cenâb-ı Hakk’ın insanlara teklif ettiği sevgi sistemini sunma bayramı. İşte, gerçek manasıyla bayram o olacaktır. Diğer bayramlar ise buna vesile oluyorsa hakiki manasıyla bayram olur.

Aziz Kardeşlerim! Bayramı sıla-i rahim için bir fırsat bilelim. Anne babamız başta olmak üzere, sevdiklerimizi ziyaret edelim. Hastaların hayır dualarını, yaşlıların gönüllerini alalım. Ebedi aleme göç eden yakınlarımızın kabirlerini ziyaret edip onlara dualar edelim. Çocuklarımızı hediyelerle sevindirelim. Farz namazlarımızdan sonra “teşrik tekbirleri” getirmeyi unutmayalım.

Allahım! Kötü niyetlilerin elleri hayır adına çalışanlara ulaşmasın, bir ilahi inayet ve keremle başlamış ve devam etmekte olan açılımlara daha fazla zarar gelmesin, dünyanın dört bir tarafında hizmet veren güzel insanların emekleri zayi olmasın… Rabbimizden; Kurbanlarımızı kabul etmesini, günahlarımızı bağışlamasını, bayramımızı sevinç ve huzurumuza, tüm mağdur ve mahkumların kurtuluşa ermesine, zalimlerin bitişine, birlik ve beraberliğimize vesile kılmasını niyaz edelim.

Derleyen

Erdal ATAK

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
หนัง JAV UNCENSOREDหนังAV JAV JAPANXXX หนังโป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนังหนังav ดูหนังโป๊ญี่ปุ่น หนังxญี่ปุ่นหนังAV JAV หนังโป๊ญี่ปุ่น หนัง JAV CENSOREDtürk ifşatürk pornoหนังavหนัง JAV CENSOREDหนัAV JAV JAPANXXX หนังป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนัง Rate R HD

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

maltepe evden eve nakliyat

ensest porno