bahis siteleri casino siteleri canlı bahis siteleri casino bonus veren bahis siteleri Kendini bilen Rabb'ini bilir - Bedir HaberBedir Haber

Bedir Haber

Kendini bilen Rabb’ini bilir

Kendini bilen Rabb’ini bilir
Avatar
Rayiha KAYA( rayiha.kaya@bedirhaber.com )
24 views
08 Haziran 2015 - 9:59

Her yeni gün yeni olayları getiriyordu beraberinde, yeni olaylarla beraber yeni insanları.. Her şey Cenab-ı Hakkın ‘’Kün fe yekün’’(Yasin Süresi 82) demesiyle gerçekleşiyordu. ‘’Ol’’ diyordu Rabbimiz ve oluyordu. Her gelen tıpkı vazifeli bir memur gibi vazifesini eda etmek adına çalıyordu kapımızı. Hikmet dairesinde gerçekleşiyordu her şey. Sokakta gözüme çarpan bir insan bile tesadüf olamazdı. Kainatta tesadüfe yer yoktu. ‘’Her şeyi yaratan ve bir ölçüye göre düzenleyen Allah’tır.’’( Furkan Suresi,2) diye buyurmuyor muydu kutsal kitabımız. İnce ince nakışlarla işlediği gibi kainatı kader planında emanet olarak verdiği hayatımı da meyelanım doğrultusunda ince ince dizayn etmiyor muydu Rabbim? Rahim sıfatıyla sarmalayıp cennete ehil hale getirmeye çalışmıyor muydu? Lütfu da kahrı da benim iyiliğim için gelmiyor muydu?

Musibetler ve belalar sağanak sağanak yağarken ahirzamanda, kul olarak dünya imtihanımda başıma gelen her musibetin yüzüne ‘’Ey musibet! Eğer onun izin ve rızası ile geldinse, merhaba, safa geldin’’ diyebilecek miydim? Gönül rızasıyla teslimiyetle karşılayabilecek miydim? Ne kadar acı olursa olsun.. Hatta iyi ki geldin ben ki uzaklaşmıştım Rabbim’den beni Rabbim’e yaklaştırmak için geldin diyebilecek, korkutan yüzünü değil de perdenin arkasındaki güzel yüzünü görebilecek miydim? Efendimiz(s.a.v)’in ‘’Sabır musibetin ilk şokunu yediğin zamandır.’’( Buhari, Cenaiz,32) fermanına iman ederken aklım, imanımı aklımdan kalbime indirebilecek miydim?

Efendimiz(s.a.v) ahirzamanda geleceğini bildirdiği imanı gırtlaklarından aşağıya geçmeyenlerden miydim bende Ey Rabbim? Kendime yakıştıramıyordum verdiğin musibeti. Kimdim ki ben senden geleni yakıştıramıyordum kendime? Bana yakışan neydi ki, hangi Kaf dağında görüyordum kendimi? Bana bunu neden yaşatıyordun Ey Rabbim, bildirmeye çalıştığın neydi? Sorularla yorulurken zihnim ‘’ Kendini bilen Rabb’ini bilir.’’ fermanını yetiştiriyorsun imdadıma.

Rabbim’i bilmemde bir basamaktı kendimi bilmem. Hz Ali(r.a) buyurmuyor muydu ‘’İnsan maddeten küçük bir varlık olmakla beraber onda bütün alem gizlidir.’’ Alemlerin sırrı gizliydi insanda, küçültülmüş bir kainattık her birimiz. Alemleri bilmekti kendini bilmek, alemleri yaratanı bilmekti. Kendinden bile bihaber olan insan nasıl bilebilirdi ki alemleri, nasıl bilebilirdi ki Halık-ı Zülcemalini? ‘’Bir ben vardır benden içeri ‘’ diyen Yunus Emre gibi içimizdeki beni bilme yolculuğuydu kulluk yolculuğumuz. ‘’Ene’’ nin yaratılış hikmeti de bu değil miydi? Ah aldanmışlığım, kendime zulmedişim, eneyi bile istismar edip şerre kanalize edişim. Arzu ve heveslerine tapan narsistleşen benliğim. Rabbim zalim değildi asla kuluna zulmetmezdi. Bendim iman kodlarımı bozan, kalbimi günahlarla kirleten. Bendim kendi kendime zulmeden, Kalpler ki yalnız senin elindedir Ey Rabbim, kalplerimizi evirip çeviren Sensin, ben kendimi bilmekten aciz ve fakirim Sana emanet ettim kalbimi, ruhumu her şeyimi.. Sen bağışla kusurlarımı, Kuddüs isminle temizle günahlarımı, arındır kalbimi Sen ol vekilim muhafaza buyur koru beni.

Nasıl bilecektim kendimi, nasıl tanıyacaktım. Şimdiye kadar bildiğim ben, ben değil miydim? Yakınlarıma sorsam kendimi, onların anlatacakları benle, benim bildiğim ben aynı ben olacak mıydı? Kabullenebilecek miydim mertçe söylediklerini. Nefsimin savcısı olabilecek miydim? Öfkelenecek miydim ya da kırılacak mıydım söylediklerine. İçten içe sitem mi edecektim, hepsi yanlış tanımıştı beni, nasılda suizanla bakıyorlardı mümin kardeşlerine. Halbuki bana yanlışımı söyleyen boynumdaki akrebi gösteren mümin kardeşime teşekkür etmem, minnettar olmam gerekmez miydi? Ahh gururum.. Ah gurur ateşiyle yanan imanım.. ‘’Mümin müminin aynasıdır.’’(Ebu Davud,49, Tirmizi 18) fermanınca herkes de kendimi görüşüm, herkesi de kendim gibi hastalıklı sanışım.. Ah manevi hastalıklarla kıvranan şifaya muhtaç ruhum..

Cenab-ı Hak bir kuluna hayır murad ettiği zaman ona hayırlı arkadaş nasip edeceğini bildiriyordu. İlmin kapısı Hz Ali( r.a) ‘’ En hayırlı dost seni hayra sevk ederdir.’’ Buyuruyordu. Hayır ki benim nefsime ağır gelendi, cennetin dışı nefsime ağır gelen şeylerle kaplanmamış mıydı? . Nefsim ki görmek istemez kusurunu, şöhretperest alkışlanmak ister, övülmek ister her daim. Hoşlanmaz hatalarının, kusurlarının, eksiklerinin söylenmesinden. En hayırlı arkadaş ki benim nefsimin kusurunu görünce söyleyip, beni hatalarımdan arındırmaya çalışan dünya kardeşim olduğu gibi ahiretde de ebedi kardeşim olmak isteyen kişidir. Sadece dünyada beraberliği değil, ebedi beraberliği arzulayıp, benimde ebediyetimi cennete çevirme adına bana yardımcı olan salih kişidir.

Rabbim’e şerrinden sığındığım kovulmuş şeytan ki diyalektik uzmanı, bitmiyor bitmeyecek okları, planları. Mümin bir kardeşimin hatasını görmüşsem, Rabbim o hatayı, kusuru o kardeşime yardımcı olmak için göstermiştir, onu yargılamam, suizanda bulunmam gıybetini yapmam, ya da onun hatasını bir silah gibi biriken kinimi öfkemi çıkarmak adına ona karşı kullanmak için değil. Gerçekten Rızayı İlahi için kardeşimi kırmadan ifade edebilmem adına. Mevlana Hazretleri ne güzel buyuruyor: ‘’ Dost acı söyleyen değil, acıyı tatlı söyleyebilendir.’’ diye. Nebiler Serveri (s.a.v) ki kırmamış kimselerin kalbini, buyurmuyor mu ‘’Kalp kırmak Kâbe yıkmak gibidir.’’ Hiç bir şey yapamıyorsam dua edemez miydim. Şu felaket asrında müminin mümine en büyük yardımı dua ile değil miydi?

Hiç bir şey bilmediğimizi kabullenmekle başlıyor kendimi bilme yolculuğumuz. Kainatta olup bitenleri bilemediğim gibi bedenimde olup bitenlere bile vakıf değilim. Nasıl bilecektim kendimi, nasıl bilecektim Rabbim’i? Yine asırlar öncesinden bir ses veriyor sorumun cevabını: ‘’İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen. Ya nice okumaktır.’’ **(Yunus Emre)**

Okumak ki aklımın değil kalbimin okuması, aklımın değil kalbimin iman etmesi. Okudukça kırılması benliğimin, yok olması gurumun, dik olan mağrur başımın eğilmesi içi dolu başaklar gibi tevazu ile. Halık’ımın bilmem yüceliğini idrak etmem, kendi acizliğim ile edeple iki büklüm olmam . Mevcüdatı umumen isteyen doymak bilmeyen nefsinin esaretinden kurtulmam, hiç ender hiç olduğumu kabul etmem, haddimi bilmem. Ne güzel ifade eder Mevlana Hazretleri‘’ Bin senede okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana haddimi bilirim derim.’’

Meleklerin duasına ‘’Amin’’ diyebilmeyi nasib eylesin Rabbim yürekten. ‘’Amin’’lerimiz karışsın meleklerin ‘’Amin’’lerine. ‘’Sübhansın Ya Rab. Senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki? Her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetli yapan Sensin.’’ (Bakara Süresi 2/32). Bildir bize hiç bir şey bilmediğimizi, ‘’biliyorum’’ ukalalığından kurtar bizi ey Rabbim. Bildir bize kendimizi, bildir bize kâinatın sırlarını, bildir bize Zat-ı Sübhaniye’ni. Sana emanetiz Ya Rabbim Sen bilirsin, bildir bize bildirmek istediklerini.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

maltepe evden eve nakliyat

ensest porno

dedektiflik bürosu