Kaybettiğimiz Edeb ve Hucurât Suresi

Kaybettiğimiz Edeb ve Hucurât Suresi

Hucurat Suresi müminler arasındaki münasebetler açısından İslam toplumunun nasıl bir ahlak anlayışına sahip olması gerektiğinin çerçevesini çiziyor bizlere.

Ayetlerinin yapısı ve konuların bütünlüğüne bakıldığında medeni bir süre olduğunu gördüğümüz Hucurat suresi 18 ayetten oluşmakta ve adını dördüncü ayetteki odalar(hucurat) kelimesinden almaktadır.

İlk beş ayete baktığımızda Allah(cc) ve Peygamberi (sav) ne karşı uyulması gereken edep ve terbiye anlatılmaktadır.

**1) **Ey iman edenler? Allah’ın ve Resulünün huzurunda öne geçmeyin. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.

**2)** Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygambere yüksek sesle bağırmayın. Öyle yaparsanız siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.

**3)** Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah’ın kalplerini takva için imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.

**4)** (Resulüm!)Sana odaların arkasında çokları aklı ermez kimselerdir.

**5)** Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Bununla beraber Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir.(Elmalılı Hamd Yazır 7.s.185)

**Burada ilk ayetin sebeb-i nuzulü ile ilgili birkaç tane rivayet vardır. Bunlardan en bilineni şudur:  **

Buharinin Abdullah b. Zübeyrden rivayetine göre Beni Temimden Rasulullah’a bir heyet gelmişti. Hz Ebu Bekir’i (ra)Ka’ka b Ma’bed’i onlara emir yap dedi. Hz Ömer (ra) da Akra b. Habis ‘i emir yap dedi. Ebu Bekir’i ‘sırf bana muhalefet emek istedin ‘ dedi, münakaşa ettiler ve sesleri yükseldi ve ‘Ey iman edenler! Allah Rasulünün önüne geçmeyin ‘   ayeti nazil oldu. Yine Buhari diğerlerinin rivayetine göre bu münakaşa sonraki ayetin nuzulüne sebep olmuştur. Ayrıca 4. Ayetle alakalı olarak müfessirler ‘Temim kabilesinden gelen hayatın adamlarının, Peygamberlerimizin mübarek hanımlarının bulunduğu odaların arkasından Peygamberimizi (sav) yüksek sesle çağırmaları üzerine nazil olmuştur.’ demektedirler.

Bu ayetlerden sonra Hz. Ebubekir (r.a) ya Rasülüllah vallahi ben bundan sonra Allah’a kavuşuncaya kadar gizli veya gizli gibi konuşurum’ demiştir.Hz Ömer’de öyle yavaş konuşur olmuştu ki  sormayınca işittirmezdi. Bu ayet nazil olunca Buhari Müslim’in Enes (ra) dan rivayetine göre  Sabit b.Kays (ra) evinde oturmuş ‘Ben cehennemliklerdenim’ diyerek kendini hapsetmişti. Hz Peygamber (s.a.v) Sa’d. B. Muaz’a: ‘Ey Eba Amir, Sabit ne halde rahatsız mı? diye sordu. Sad ‘da ‘o’ benim komşumdur, rahatsızlığını bilmiyorum’ dedi ve gitti sordu. Sabit dedi ki:”Bu ayet indirildi, hâlbuki bilirsiniz ben sizin en yüksek seslinizim, demek ki ben cehennemliklerdenim.”dedi. Sa’d bunu peygambere söyledi. Rasülüllah, hayır o, cennetliklerdendir buyurdu. O da: ’Razıyım ve artık sesimi peygamberin sesinin üzerine kaldırmam ‘ dedi.

Sahabe kendine rehber olarak Hz Peygamberi seçmişlerdi. Ondan ne öğrenmişlerse hemen hayatlarına tatbik ediyorlardı. Zira onun ahlakı Kuran ahlakı Kuran ahlakıydı. Kendisi de”Eddebeni rabbi feahsene te’dibi “ ( Beni Rabbim terbiye etti ve edebimi ne güzel eyledi)  buyurmamışmıydı.

Bu ayetler çeşitli ortamlarda sosyal münasebetlerde nasıl olmamız konusunda bizlere de ışık tutuyor.

Öğretmen-öğrenci, imam-cemaat, ebeveyn-çocuk vb. arasındaki ilişkilerde yol gösterici oluyor.

Tasavvufta edep kelimesi “e”(eline), “de”(diline), “b” (beline) harflerinden oluşmuştur ki, insanın heyet boyu uyması gereken düsturların remzini belirtir. Eline, diline, beline sahip olma bir edep düsturu haline gelmiştir.

Kapını yavaşça örtülmesi, birisi konuşurken sözünün kesilmemesi, yüksek sesle rahatsız edici şekilde konuşmak hep tasavvufta edebe aykırı davranışlar olarak görülmüştür.

Osmanlıda edebe o kadar önem verilirdi ki hayatın içinde daima adab-ı muaşeret kuralları en güzel şekilde uygulanmakla kalmaz, evlerin duvarları bile “Edeb Ya Hu” tabloları ile süslenirdi.

 O dönemlerde İstanbul’a gelmiş pek çok şey ya da hatıralarını kitaplaştırmışlardır. Bunlara baktığımızda incelik dolu örnekler bizleri şaşırtmaktadır. **İşte bir örnek:**

“ Biz ecnebileri en çok hayrette bırakan cihet, Türklerin sohbet ederken bir kaçının birden konuşmayıp, yalnız birinin söz söylemesi hakikatte hemen daima pek kısa olan sözünü bitirinceye kadar hayırhahâne bir dikkatle dinlenilmesi, her birinin diğerlerine karşı hürmetlerle fikrini müdafaa etmesi, söylenen sözler içinde fenalıktan, koğuculuktan, iftiradan ve edebe mugayır mefhumlardan hiçbir eser bulunmamasıdır.

 O dönemlerde evlerde, okula, camide, sokakta hep bir sükûnet hâkimdi. Sokak çocukları oynar fakat sesleri çıkmazdı. Anneler çocuklarını eve çağırmak istediklerinde asla camlardan, pencereden bağırmazlardı.

Bunlar ütopik olaylar değil, gerçekten bizim toplumuzdan böyle vakalar kitaplar dolusudur.

Son olarak Sunullah Gaybi’nin şu beytinde dediği gibi “Edebdir tac-ı Rabbani, koymazlar her bara anı olagûr gaybi ruhani, edeb gözle, edeb gözle, daima edebi, güzel ahlakı arayan kullar olmayı Rabbimiz nasip etsin… 

 

Ranâ KÜTÜK( rana.kutuk@bedirhaber.com )

YORUM ALANI

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.