Bedir Haber

İstikamet ve sadakat

İstikamet ve sadakat
63 views
12 Ağustos 2023 - 1:39

Maddi kılıcın kınına girdiği bir dönemde, dine hizmet için irşat, tebliğ, eğitim ve diyalog faaliyetleri gibi bir metotla tüm dünyada göz doldurucu hizmetler yapıldı. Fedakâr gönüller, Allah’la insanlar arasındaki engelleri bertaraf ederek gönülleri yeniden Onunla buluşturma adına ciddî sıkıntılara katlandılar. Şayet Rabbimiz, bize böyle bir adanmışlık ruhu ve fedakârlık hissi vermeseydi, muhataplarımızın gönüllerinde bize karşı bir sevgi vaz’ etmeseydi o güzel işler yapılamazdı. Şükür O’na, minnet O’na.
Ne var ki asıl önemli mevzu, hak yolunda hizmetin en önemli dinamiği olan, işin başında ortaya konulan fedakârlık ve diğerkâmlığı sonuna kadar götürebilmektir. Farklı bir tabirle, istikameti koruyabilmektir. İstikameti korumakta, sanıldığı kadar kolay değildir. Beşer olmamız hasebiyle farklı farklı imtihanlar dünyada bizi bekliyor. Hepimiz etten, kemikten yaratılmışız. Nefis taşıyoruz. Dünyaya karşı istek ve arzularımız var. İnsanı bekleyen imtihanlar bir âyet-i kerimede şöyle ifade edilir: زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَآبِ “Nefsanî arzulara, (özellikle) karşı cinse, çoluk çocuğa, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük, insanlara çekici kılındı. (Oysaki) bunlar, dünya hayatının geçici metalarıdır. Asıl varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.” (Âl-i İmrân, 14)
İnsan, gayrimeşru daireye girmese bile fıtraten meylinin olduğu, kendisi için çekici kılınan dünya metaından meşru dairede istifade etmek isteyebilir. Evlâd u iyâl sevgisi, para kazanma, zengin olma düşüncesi zihninde yer eder, Rahat yaşama, keyfince dünya nimetlerinden istifade etme arzusuna kapılabilir. Sık sık tatil yapmak, eğlenmek ve hoşça vakit geçirmek isteyebilir. Ne var ki bütün bunlar zamanla insanı gayrimeşru zeminlere çekebileceği veya en azından onun ayağına pranga, boynuna da tasma vurabileceği için, onu yürüdüğü yoldan alıkoyabilir. Zincirlerini kıramayan, dünyanın cazibedar güzellikleri karşısında duruşunu koruyamayan, makam, mansıp deyip takılan, hizmet kardeşleriyle sorunlar yaşayan birinin fedakârlık ve adanmışlık duygularını muhafaza etmesi de çok zordur.
Evet, niceleri vardır ki işin başlangıcında ortaya koydukları fedakârlığı sonuna kadar götürememiş, uzun süre baş koydukları yolda yürümüş, nice zorluklara göğüs germiş fakat bir yerlerde takılıp kalmışlardır. Kimileri, hicret adına farklı diyarlara açılsa ve oralarda çok güzel hizmetler yapsa da bir süre sonra başları dönmüş, bakışları bulanmış, kıvamlarını kaybetmeye ve değişmeye başlamışlardır. Kimilerini makam, kimilerini imkânlar değiştirmiş. Kimileri çıkar mülâhazalarına, kimileri şöhrete takılmıştır. Neticede korumaları gereken vefa ve sadakati koruyamamış, ilk günkü hakka hizmet ruhunu dipdiri tutamamışlardır. Gerçi bu tür zikzak çizenlerin sayısı olabildiğine azdır. Belki binde birdir. Amma vardır. Çünkü imtihan dünyasında bunların olması insani bir durumdur. Onun için üstad daima dualarında, “Allah’ım, emanetini alacağın güne kadar bizi emanette emin kıl!” demiştir.
Allah’ın rızasını, kendilerine gaye edinmiş mefkûre insanlarının, dava adamlarının dünya dertleri az yada hiç olmamalıdır. Onlar, ancak İslâm’ı dengeli bir şekilde yaşayabilme adına zaruret ve ihtiyaç ölçüsünde dünyadan istifade etme yollarına bakabilmelidirler. Yeme, içme, giyinme, mal mülk sahibi olma gibi dünyaya ait işler onların gözünde arabaya konulan benzin gibidir. Arabanın hareket etmesi için benzine ihtiyacı olduğu gibi, onların da gaye-i hayalleri istikametinde yürüyebilmeleri için bu tür dünyalık şeylere ihtiyaçları vardır. Yoksa onların gözünde bunların hiçbiri gönül bağlanacak, arkasından koşulacak, esas maksat yapılacak şeyler değildir.
Dine hizmet etme iddiasıyla ortaya çıkan bir kimsenin, dünyevî zevklerin ve şahsî çıkarların peşine düşmesi, kendisine duyulan güven ve itimadı sarstığı gibi dilinden düşürmediği dinî değerlerin de küçümsenmesine yol açar. Ona düşen vazife beklentisiz olmak, istiğna ve kanaat düsturlarını kendine düstur edinmektir. Mefkûre insanı, ruhun heykelini ikame etmek için yırtınır, dövünür, çalışır, çabalar. Dünya adına bir şeyler elde etmeyi düşünen kimse dine hizmet iddiasında bulunuyorsa yapacağı hizmetlere ancak kenarından köşesinden omuz veriyor demektir.
Hizmetlerimiz devam ederken biz kalp ve ruh hayatımız itibarıyla olduğumuz yerde kalırsak farkına varmadan zift kanallarına saplanırız. Hususiyle inkişafla birlikte gelen refah bizi uyutur, felç eder. Bize tüccarlık düşüncesi telkin eder, bizi dünya adına beklentiye sevk eder ve kendi hesaplarımızın arkasında koşturur. Biz de yavaş yavaş kendimizi salar, yiyip içip yatan insanlar arasında yerimizi alırız.
Herkes kendini düşünse, dünyaya talip olsa, dünyanın arkasından koşsa, hizmetleri terkedip gitse bile bu, mefkûre insanları için bir ölçü sayılamaz. Âlemin, sözleriyle, hâl ve hareketleriyle eğri büğrü olması, onların hedeflerine doğru koşmaları noktasında bir örnek ve mazeret teşkil edemez. Bütün insanlar dalâlet içinde olsa bile onlara düşen hidayet yollarını araştırmaktır. Zira başkalarının hidayette veya dalâlette olmasının, kabrin öbür tarafında başkalarına bir faydası veya zararı yoktur. Ayette وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۚ (En’am, 164) Allah orada herkese sadece kendi yaptığının hesabını soracak, kimse başkasının yaptığından sorumlu olmayacaktır.
Öyle inanıyoruz ki, ciddi bir fedakârlık ruhuyla dünyanın dört bir yanına açılan, istikametini koruyan hakkın temsiline gönül veren inanmışları, Allah’ın izni ile ruhaniler bile alkışlayacaktır. Gelecek nesiller, bir yâd-ı cemil olarak onlardan bahsedeceklerdir. Fakat bir de dökülüp yollarda kalanlar olacaktır. Kâbe’yi ziyarete azmeden bir insanın hedefine ulaşmasına çok az bir mesafe kalmışken yön değiştirmesi veya gerisin geriye dönmesi gibi, yoldan dönenler olacaktır. Bazısını çoluk çocuk sevgisi, bazısını rahat düşkünlüğü, bazısını korku, bazısını verdiği himmeti, muaveneti nereye gidiyor sorgusu, bazısını da haset ve rekabet hisleri yoldan çıkaracaktır. Maalesef yüce bir mefkûreyi gerçekleştirmeye azmetmiş bazıları da çok küçük şeylere takıldıklarından ötürü son anda gemiyi kaçıracaklardır.
Allah Resûlü (sav) bir hadislerinde şöyle buyurur: أَلَا إِنَّ بَنِي آدَمَ خُلِقُوا عَلَى طَبَقَاتٍ شَتَّى، وَمِنْهُمْ مَنْ يُولَدُ مُؤْمِنًا وَيَحْيَا مُؤْمِنًا وَيَمُوتُ كَافِرًا، وَمِنْهُمْ مَنْ يُولَدُ كَافِرًا وَيَحْيَا كَافِرًا وَيَمُوتُ مُؤْمِنًا “Haberiniz olsun! İnsanoğlu çok çeşitli tabakalar hâlinde yaratılmıştır: Kimisi vardır, mü’min olarak doğar, mü’min olarak yaşar, kâfir olarak ölür. Kimisi de vardır, kâfir olarak doğar, kâfir olarak yaşar, mü’min olarak ölür.” (Tirmizi, Fiten 26) Demek ki hiç kimse akıbetinden emin olmamalıdır. Ulema da bir insanın akıbetinden emin olmasının küfürle irtibatı üzerinde durmuşlardır. Ümitsizlik, insanı küfre götürebileceği gibi, mutlak emniyet hissi de onu küfre götürebilir. Bir mü’min ne Allah’ın rahmetinden ümidini kesmeli ne de endişe ve korkuyu elden bırakmalıdır.
İstikamet içerisinde bir hayat yaşamak istiyorsak Bediüzzaman Hazretleri’nin şu ikazlarına kulak vermeliyiz: “Mühim ve büyük hayırlı işlerin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar hizmet eden, hizmete destek olanlarla çok uğraşır. Bu manilere ve bu şeytanlara karşı ihlâs kuvvetine dayanmak gerekir.” ( Lem’alar, s. 200) Bir şey yapmayanla, avare avare dolaşanla şeytan niye uğraşsın ki! O, zaten emir almadan da şeytanın çizdiği plân ve projeye göre hareket etmektedir. Fakat siz, inandığınız değerleri yaşatma adına gayret ediyor, birlik ve beraberliği koruyor, bulunduğunuz beldeye faydalı olma istikametinde bir şeyler yapıyorsanız, insan ve cin şeytanları peşinizi bırakmayacaktır. Aklınıza çeşitli şüpheler atacaklar. Sizi, bazan sağdan da gelerek yürüdüğünüz yoldan alıkoymak için ellerinden geleni yapacaklardır.
Allah Resûlü (sav), şeytana dünyada en çok kimden nefret ettiğini sorduğunda “Sen” diye cevap verir. Niye? Çünkü O, bütün insanlığın ruh abidesini ikame edecek bir Zat’tır. Bu sebeple Peygamberimiz ve emsali peygamberler, cinnî ve insî şeytanların en büyük hedefi olmuştur.
İşte bütün bunları göz önüne aldığımızda, ister fedakârlık ve adanmışlık ruhuyla, isterse cebri hicretle dünyanın dört bir yanına açılmış olan insanların nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya bulunduklarını anlayabiliriz. Onlar ihlâsın zirvesine çıkmış olsalar dahi, şeytan bulundukları yerde onlara çelme takabilir. Türlü türlü oyunlarıyla karşılarına çıkar da bir an olsun onları rahat bırakmaz. Elindeki tüm argümanları kullanarak onların ayaklarını kaydırmaya çalışır. Unutmamak gerekir ki bir şeyin menfaat ve kazancı ne kadar büyükse risk ve ceremesi de o kadar büyüktür. Allah’ı, Peygamberimizi, dinini, diyanetini bilen bir insan, hakikatin peşinde koşacağına, geçici dünyalıkların, beşerî ve cismanî arzularının arkasından koşmaya başlarsa, kazanma kuşağında kaybedebilir.
Bu sebeple, hakka hizmet etme düşüncesinde olanlar çok kararlı durmalı, dost gözüküp sağdan yaklaşan insanlara, şeytan ve nefsin oyunlarına karşı bütün kapıları sürgülemeli, hizmetin iffet ve itibarına leke sürdürmemeli, sendeleyen dostlarına sahip çıkmalı kurda kuşa yem etmemeli… Cenab-ı Hakk’ın güzel bir zemin hazırladığı ve dünyanın kirlenmiş çehresini temizleme adına, eğitim gibi, diyalog gibi, halk sohbetleri gibi önemli hizmetler görme imkânını bahşettiği insanlar, yanlış bir yola saptıklarında sadece kendileri ayrı düşmekle kalmaz, aynı yolda yürüyen bütün insanların hukukuna da tecavüz etmiş sayılırlar. Binlerce belki milyonlarca insanın çaba ve gayretleriyle meydana gelen güzellikleri kirletmiş olurlar. Şayet böyle büyük bir yıkıma sebep olmak istemiyorsak kubbedeki taşlar gibi baş başa vermeli, birbirimize destek olmalı, herhangi bir sürçme ve düşmeye maruz kalmadan doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam etmeliyiz. Dedi kodulara bakmadan, zorlukları aşarak dünyanın dört bir yanına durmadan tohum atmalıyız. Toprak çok vefalıdır. Attığınız tohumlar bir gün yeşerir, meyve ve sürgün verir. Bu meyveleri hasat etmek bize nasip olur veya olmaz, bu çok da önemli değildir. Çünkü biz niyetimizin, istikametimizin, hicretimizin ve amelimizin mükâfatını alırız.
Biz yapmamız gerekli olan şeyleri yapmakla sorumluyuz. İnanıyoruz ki ortaya koyduğunuz güzellikler tam anlaşıldığı ve tanındığı an dünyanın çehresi değişecektir. Bizim topluluğumuz, müminlerin oluşturduğu ve esası iman üzerine kurulu bir kardeşlik ve arkadaşlık toplumudur. Bu arkadaşlıkta bağlar, akide bağıdır, Allah’a ve resulüne itaat ve hakka hizmet bağıdır. Bizim topluluğumuzda arkadaşlıklar ve dostluklar, dünya menfaati için kurulmaz. Arkadaşlıklar, ahirette resullerle, sıddîklarla, şehitlerle ve salihlerle, bediüzzaman ve arkadaşları ile beraber olmak ve Allah’ın ahiretteki nimetine nail olmak için kurulur. Buna karşılık isabetle seçilemeyen dostlar insanı hem dünyada hem ahirette felâkete sürükler. Felâket gelip çatınca da hemen uzaklaşır giderler. Onları çevrelerindeki insanlara bağlayan şey menfaatleridir. Menfaatlerinin bittiği yerde dostlukları yok olur gider. Hâlbuki hakiki arkadaş kişinin, “kara gününde”, felâket anında, müesselerinin yıkılıp planlarının dağıtıldığı gün yanında bulduğu arkadaş ve dostudur.
Bazı paranoyak ruhlar bunlara hiçbir zaman inanmayabilirler. Nitekim inanmıyorlar da. Ne yaparsanız yapın içinizde yaşayıp ikna olmayacak insanlar da olabilir. Cennet’e bir merdiven koysak ve onlar da kendi gözleriyle Cennet’i görseler yine de “Acaba öbür tarafta görmediğimiz bir çukur var da bunlar bizi oraya mı atmak istiyor!” diyerek yaptığınız işi kuşkuyla karşılayacak ve ucunda Cennet bile olsa sizin koyduğunuz merdivenden çıkmak istemeyenler de çıkar. Bu tür mütemerrit insanlar hiçbir devirde eksik olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Ne düşmanların düşmanlığını ne de hasetçilerin hasedini önlemeye gücünüz yetmeyecektir, fakat onlara bakarak asla üzerinize düşen işleri yapmaktan da geri durmamalı, kendinize yakışanları yapmalı, istikamet üzere devam etmelisiniz.
Rabbim; göz-kulak, dil-dudak gibi azalarımızla ahiretimizi berbat ettirmesin. Dilimizi, kulağımızı, gözümüzü ve diğer organlarımızı, cennetimiz hesabına çalışan birer sevap fabrikasına dönüştürsün!

Derleyen

Erdal ATAK

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
หนัง JAV UNCENSOREDหนังAV JAV JAPANXXX หนังโป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนังหนังav ดูหนังโป๊ญี่ปุ่น หนังxญี่ปุ่นหนังAV JAV หนังโป๊ญี่ปุ่น หนัง JAV CENSOREDtürk ifşatürk pornoหนังavหนัง JAV CENSOREDหนัAV JAV JAPANXXX หนังป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนัง Rate R HD

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

maltepe evden eve nakliyat

ensest porno