İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE KARŞIYIZ!

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE KARŞIYIZ!

Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesini konu alan ve hukuki bağlayıcılığı bulunan İstanbul Sözleşmesi’nin aileyi parçalama sözleşmesi olduğunu belirten Diyanet Bir-Sen Genel Başkanı Hasan Türüt, Avrupa’nın toplumsal yapımızı içten çökertmek için aile kurumunu parçalamaya yönelik bu girişiminin bir tuzak olduğuna vurgu yaparak basın açıklaması yaptı.

Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu toplantısında imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi’nin 2014 yılında resmen yürürlüğe girdiğini, kadına şiddeti ortadan kaldıracağına daha da artırdığına dikkat çeken Türüt, şu ifadelere yer verdi:

“Ne idüğü belirsiz bu sözleşmenin en önemli özelliklerinden biri, kadına yönelik şiddeti bir insan hakkı ihlali ve bir ayrımcılık türü olarak kabul etmesidir. Buna itirazımız yok, ancak “toplumsal cinsiyet” kavramının tanımı yapılırken, toplumsal cinsiyet anlayışının kadınlar ve erkekler için biçtiği roller ve bu rollerin toplumdaki uygulamasının İslam dini açısından sakıncalı ve kabul edilemez olduğu gözden kaçıyor veya kasıtlı olarak gözlerden kaçırılmaya çalışılıyor! Çünkü sözleşme yalnızca evli çiftleri değil, evlilik dışı ilişkileri, flörtü, birlikte yaşamayı da bu kapsama alıyor.  

Ülkemiz açısından sakınca doğuran diğer bir özellikte sözleşmenin, taraf devletin vatandaşı olmayan kadınların da sözleşme kapsamına girmesi. Yani göçmen kadınların da kadına yönelik şiddete maruz kaldıklarında İstanbul Sözleşmesi’ne tabii tutulmasıdır. Çeşitli ülkelerden gelen kadınların gayriahlaki yaşantı içinde oldukları ve sırf bu işi yapmak için ülkemize geldikleri biliniyor. Bunların aile kurumuna zarar verdikleri de çeşitli illerimizde yaşanmıştır. Sözleşme de göçmen kadınların oturma izni ve toplumsal cinsiyete dayalı iltica taleplerine dair yer alan maddeler de ülkemiz açısından sakıncalar doğuruyor!

Kadın ve erkeğin toplumsal rollerinin eşitlenmesi mümkün değildir. Kadın ve erkeğin hiçbir şekilde eşit olması düşünülemez. Kadın ve erkek arasında fıtrattan doğan ruhi ve bedeni özellikler adeta yok sayılıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin, kadın ve erkek rollerinin eşitliği safsatası aile kurumuna zarar veriyor. Tartışılmasını bile uygun görmediğimiz cinsel eşitlik kavramıyla ilgili söylemlerin ahlaksızlığın yaygınlaşmasına, gayrimeşru çocuk ve melezleşen bir neslin artışına ve netice olarak da toplumun ahlaki yapısının bozulmasına, yozlaşmasına ve kesinlikle telafisi mümkün olmayan sonuçların ortaya çıkmasına neden olacaktır. Bu sözleşme ile üzerine titrediğimiz aile kurumu büyük bir yara alacak, Avrupai tarzda yaşamaya çalışan bir toplumun oluşturulması, aile değerlerimizin, bağlılıklarımızın yozlaşmasına neden olacaktır. Sözleşme de yer alan kavramlar İslam dinine aykırıdır. Özellikle farklı cinsel tercihleri akla getiren kavramların düzenleme ile korunmaya çalışıldığı bir sözleşmedir. Müslümanlar açısından kabul edilmesi tartışma konusu bile olamayacak maddeler içeren bu sözleşmenin derhal iptal edilmesi gerekir. 

İstanbul Sözleşmesi ile aile içi şiddette kadın beyanı esastır ilkesinden hareket ediliyor. Sırf bu sözleşme nedeniyle erkek evinden atılıyor, çocuklarını göremiyor, cinsel istismar suçlamasıyla karşı karşıya kalabiliyor, iftiraya uğruyor. Bu sözleşme ile güya kadınların korunması amaçlanıyor gibi bir görüntü sergilenirken, asıl olarak erkek mağdur edilmektedir. 2014 yılından itibaren uygulanmaya başlanan sözleşmenin bugüne kadar olumlu bir yararı olmamış, hatta olumsuz örnekleri hızla artmıştır. Kadın cinayetlerinin artmasında bu sözleşmenin payı büyüktür. Bu kanunu gözetenler ve koruyanlar bilmelidir ki, İstanbul Sözleşmesi erkeklere zulmeden bir sözleşmedir. Erkeğe zulmederek kadının korunamayacağı da bilinmelidir. 

Sendika olarak kadın şiddetine karşıyız. Ancak bu şiddet İstanbul Sözleşmesi ile durdurulamaz. Kadına yönelik şiddetin tamamen durdurulabilmesi için özellikle üniversiteler tarafından bilimsel çalışmalar yapılmalı, bu konu da toplum aydınlatılması ve toplumumuzun özüne ve ruhuna uygun yasalar çıkarılmalıdır. Konuyla ilgili çıkarılacak yasalara Diyanet İşleri Başkanlığı danışmanlık yapmalı, ayrıca İlahiyat ve İslami İlimler Fakültelerinden de görüş alınarak Kur’an ve sünnete uygun çözümler üretilmelidir. İslam ruhuna ve yaşayış dinamiklerine uygun tek müracaat kaynağımız bu olmalıdır. Bunun dışındaki çözüm arayışları sorunu genişletmekten başka bir işe yaramaz!”

YORUM ALANI

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.