bahis siteleri casino siteleri canlı bahis siteleri casino bonus veren bahis siteleri islamın getirmiş olduğu ahlaki kurallar - Bedir HaberBedir Haber

Bedir Haber

islamın getirmiş olduğu ahlaki kurallar

islamın getirmiş olduğu ahlaki kurallar
17 views
09 Ekim 2020 - 13:09

قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ

Muhterem müslümanlar. Bu günkü hutbemizin mevzusu islamın getirmiş olduğu ahlaki kurallar hakkındadır. “Ahlâk”, efendimiz Hz. Muhammed’e peygamberlik verilmesi ve Kur’an’ın indirilmesiyle kullanılmaya başlayan İslâmi bir kavramdır. Cahiliye dönemindeki Arap toplumunda bu kelime kullanılmamıştır. Arapça da Ahlâk, kişinin sahip olduğu huy ve tabiat anlamına gelen “huluk” kelimesinin çoğuludur. İnsandaki iyi ve kötü huyları, fazilet ve kötülükleri ifade eder.

İslâm ahlâkının kaynağı Kur’an ve sünnet temeline dayanır. Kur’an-ı bize tebliğ eden peygamberimiz her konuda olduğu gibi ahlâk konusunda da en güzel örnektir. Kur’an-ı Kerim’de peygamberimizin büyük bir ahlâk üzere olduğu bildirilmektedir. Allah’ın övgüsüne mazhar olan peygamberimizin ahlâkını Hz.Aişe validemiz “Kur’an ahlâkı” olarak nitelemektedir. Allah Resûlü de “Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur. İlâhi ahlâkın somut örneği olan efendimizin hayatı ve ahlâkla ilgili açıklamaları bizim için vazgeçilmez bir esastır. Mealen şu hadisler ahlakın önemine işaret eder; “Mü’minlerin iman bakımından en mükemmel olanları ahlâkı en güzel olanlarıdır”ve “En hayırlınız ahlâkı en güzel olanınızdır” buyuran Hz. Peygamber, “ahlâk” kavramını mü’minin imanının gereği söz ve eylem şeklinde yansıttığı davranışları olarak ifade etmektedir. Esasen Allahu Tealâ insanları fıtraten ahlâk bilincine ve duygusuna sahip olarak yaratmıştır. Bu his ve bilinç insanda doğuştan var olduğundan ahlâk fitrî ve tabii bir niteliktir. Ahlâkın amacı; insanların hem bireysel hem de sosyal hayattaki davranışlarını düzelterek, güzelleştirerek kişileri yetkin ve erdemli hale getirmektir.

Mümin kardeşlerim. Bu gün bazı müslümanlar tarafından ihmal edilse de İslâm ahlakının kendine özgü birtakım nitelikleri vardır. Bu nitelikler, diğer ahlak sistemlerine göre onun farklı taraflarını oluşturur. İslâm’daki ahlakın temel kuralları Allah tarafından konulmuş, Hz. Peygamber tarafından ayrıntılı ve uygulamalı bir şekilde açıklanıp yaşanmıştır. “Ahlakınızı güzelleştiriniz” buyuran Hz.Peygamber, güzel ahlak üzere olduğu halde daha güzel bir ahlaka sahip olmak için çabalar ve “Allah’ım bana nasıl güzel bir beden verdiysen öylece güzel bir huy ver” diye dua ederdi. Ahlakını güzelleştirmesi için Allah’u Teala’ya dua eden Efendimiz, kötü ahlaktan koruması için de “Allah’ım beni kötü işlerden ve kötü huylardan koru”, “Allah’ım, kötü huyları benden defet, bunu benden ancak sen defedersin” diyerek ona dua eder ve sığınırdı.

Değerli kardeşlerim. Hz. Peygamber “Sizin bana en sevimli olanınız ve kıyamet gününde bana en yakın olanınız ahlâkı en güzel olanınızdır”buyurarak insanları ahlâklı olmaya çağırmıştır. Ayrıca Allah Resûlü, kişideki iman ve teslimiyetin mükemmelliğini ahlâkının mükemmel olması ile değerlendirmiştir. Kişi ahlâkî kurallara ne kadar riayet ediyorsa, imanı o kadar kuvvetli; ne kadar ahlâki zafiyeti varsa, o kadar iman zafiyeti sıkıntısı var demektir. “İmanın gerektirdiği hangi davranış daha faziletlidir” diye soran bir sahabiye Efendimiz; “Güzel ahlâktır” diye cevap vermiştir. Bundan dolayı dinimizin koyduğu ahlak kurallarına uymak ahiretteki ebedi mutluluğa sebep olduğu gibi uymamak da ebedi bedbahtlığa sebep olur. İslâm’daki ahlâk kurallarına uymanın hem dünyevî hem de uhrevî bir yaptırımı vardır. Bununla ilgili olarak Allah Resûlü : “Doğruluk insanı iyiliğe, iyilik de cennete götürür. doğruluktan ayrılmayan bir kişi nihayet dürüst olur. Yalancılık kötülüğe, kötülükte insanı cehenneme sürükler. Kişi yalancılık yapa yapa sonunda sahtekâr olur” buyurmuştur .

Sahabeden Abdullah es-Sakafi: “Ey Allah’ın elçisi! İslâm hakkında bana öyle bir söz söyle ki, senden sonra onu kimseye sormayayım”. Bunun üzerine Hz. Peygamber Efendimiz; “Allah’a iman ettim de ve dosdoğru ol” buyurdu. İslâmda ahlâk kurallarına uymak hususunda Allah sevgisi esas olmakla beraber Allah korkusu da önemlidir. Toplumun veya kolluk kuvvetlerinin denetleyemediği yerlerde ve zamanlarda insanın kötülük yapmasına engel olan şey varsa şayet içindeki Allah korkusu, ahirette ona hesap vereceğine ve cezalandırılacağına dair olan iman ve inancıdır.

Aziz kardeşlerim. Bir mü’min, kimin ahlâklı ve edepli olduğuna bakmaktan çok kendisinin ahlaklı ve edepli olup olmadığına bakar, nefis muhasebesi/özeleştiri yapar, kendi kusur ve hatalarını görmeye çalışır; kolay kolay başkalarını ahlaksız, edepsiz ve terbiyesiz olmakla suçlamaz. Tirmizî’de geçen bir hadislerinde Allah Resûlü (sav), مَنْ عَيَّرَ أَخَاهُ بِذَنْبٍ لَمْ يَمُتْ حَتَّى يَعْمَلَهُ “Kim bir kardeşini herhangi bir hata ve günahı yüzünden ayıplarsa, kendisi de o ayıbı işlemeden ölmez.”buyurur. Hadise göre -işlediği veya işlemediği- bir suçtan ötürü bir kardeşini ayıplayan kimsenin aynı günahı işlemedikçe ölmeyeceği ifade edilmiştir. Eğer ne bu dünyada ne de ahirette bir mahcubiyet yaşamak istemiyorsak, başta mü’minler olmak üzere bütün insanlar hakkında dilimize hâkim olmalı, hatta onlar hakkındaki düşüncelerimizi gözden geçirmeliyiz. Hz. Peygamber, “Ne mutlu o kimseye ki kendi kusur ve ayıplarıyla meşgul olması başkalarındaki kusur ve ayıpları görmesine engel olmuştur” buyurmuştur. Efendimiz, “Kim bana çeneleri ile bacakları arası hususunda garanti verirse (dil ve namusunu haramlardan muhafaza ederse), ben de ona Cennet hususunda garanti veririm.” (Buhari, rikak 23) buyurarak dilin önemini vurgulamıştır. Başta dile kilit vurmak kolaydır. Fakat konuştuktan sonra kırılıp dökülenleri tamir etmek çok zordur. En basitinden mesela bir insan, hata ve günahından ötürü bir başkasını ayıpladığında gidip ondan helallik istemesi gerekir. Aksi takdirde ahirete kul hakkıyla gitmiş olur. Fakat bunun hiç de kolay bir iş olmadığı malumdur. İnsan, böyle altından kalkılmaz bir meselenin ağırlığı altında ezileceğine en başta ağzına fermuar vurmasını bilmelidir. Bir vakayı rapor etmemiz gereken yerlerde bile çok dikkatli olmalıyız. Çerçeveyi aşmamalı, sınırları ihlal etmemeliyiz. Garazsız, ivazsız olmalıyız. Herhangi bir meseleyi müzakereye açarken öyle temkinli konuşmalıyız ki hiç kimse bizim sözlerimizden zarar görmemeli, incinmemeli. Yoksa “Falan şöyle yaptı, filan böyle yaptı. Bu yüzden başımıza şunlar geldi.” diyerek söze başlar ve sürekli atf-ı cürümlerle, suizanlarla müzakereyi sürdürürsek çok can yakar, kul hakkına girer ve öteye de altından kalkılmaz günahlarla gideriz.

Aziz müminler. Kur’an ahlâkını en iyi kavrayan ve yaşayanlardan biri olarak tanınan Hasan Basri, peygamber ahlakını şu şekilde özetlemektedir: “Müslümanın başlıca alametleri şunlardır: Dininde güçlü, kararlı ve yumuşak, imanı sağlam, bilgili ve halim, zeki ve merhametli, hem haklı hem bağışlayıcı, hem zengin hem tutumlu, hasta olduğunda tahammüllü, iyilik sever, arkadaşlığın ve dostluğun sıkıntılarına katlanır, zorluklara sabreder, öfkesine mağlup olmaz, gurur ve kibire kapılmaz, ihtiraslarına yenilmez, midesi yüzünden onursuzluk yapmaz, hırsı yüzünden küçülmez, basit hedeflerle yetinmez, mazluma yardım eder, zayıfa acır, cimrilik yapmaz, israf etmez, kendisine kötülük edeni bağışlar, cahili hoşgörür, nefsi sıkıntıda da olsa herkes kendisinden yararlanır”.

Allah’ın övgüsüne mazhar olan Peygamberimizin ahlâkının sorulması üzerine Hz. Aişe validemiz cevap olarak hutbenin başında okuduğum Mü’minûn sûresinin ilk on ayetini okumuştur. Mü’minûn sûresinin ilk on ayetinde, bu nitelikler; namazı huşû içinde kılmak, faydasız işlerden ve boş şeylerden yüz çevirmek, mallarının zekatını vermek, ırz ve namusu korumak, emanetlerine riayet etmek, verilen sözü tutmaktır. Aynı nitelikler Mearic sûresinin 22-35. ayetlerinde namazlarını kılan mü’minlerin nitelikleri olarak sayılmış, ilave olarak; din gününü tasdik etmek, Allah’ın azabından korkmak, şahitliği dosdoğru yapmak zikredilmiştir. Kur’an’ın tümüne bakıldığında görülecektir ki, onlarca ayette ahlâki ilkeler değişik bağlamlarda anlatılmaktadır.

Değerli kardeşlerim. Kur’an ve Sünnette ahlâk ile ilgili genel hükümler yanında bir çok ahlâkî davranış için özel hükümler de yer almaktadır. Güzel ahlâkı oluşturan erdemlerin bu dünyada fert ve toplum hayatına kazandırdığı maddi ve manevi faydalar, kötü ahlâkı oluşturan erdemsizliklerin doğurduğu zararlar üzerinde de durulmuştur. Ayrıca birçok eski milletlerin yıkılışında ahlâki çöküntü ve zulumlerin önemli ölçüde rol oynadığı haber verilir. Diğer yandan, kişinin manevi benliğinde iyiliğin meydana getirdiği sevincin, kötülüğün meydana getirdiği pişmanlık ve elemin Kur’an ve Sünnet’te büyük bir değer taşıdığı görülür. Nitekim Peygamber efendimiz, “Bir insan iyilik yaptığında sevinç, kötülük yaptığında üzüntü duyabiliyorsa artık o gerçekten mümindir”buyurmuş, hatta iyilik ve kötülüğü, kişinin vicdanında meydana getirdiği etkilenmenin mahiyetine göre tarif etmiştir. Kur’an’ın ifadesine göre “Allah, insan nefsine fücûrunu da takvâsını da ilham etmiştir.”; yani insana iyilik ve kötülüğün kaynakları olan yetenekleri birlikte vermiştir. Dolayısıyla “nefsini temiz tutan kurtuluşa ermiş, onu kirleten de hüsrana uğramıştır”. Hz. Peygamber’in şu hadisi de oldukça dikkat çekicidir. “Dikkat edin! İnsan vücudunda bir et parçası vardır ki, o iyi olursa bütün beden iyi olur; o bozulursa bütün beden bozulur. İşte o, kalptir”.

Kardeşlerim. Esasen dinimizin imân ve ibadet esaslarıyla ahlâki buyruklarını kesin çizgilerle birbirinden ayırmak mümkün değildir; hepsi birbirine bağlıdır. Çünkü İslâm dininin hedefi, bütün insanlığı en mükemmel ahlâka ulaştırmaktır. İslâm ahlâkının kâmil anlamda tecelli edebilmesi için her türlü kötü huylardan arınmak gerekir. mü’min olan insan, kendi itibar ve şerefini koruma noktasında ne kadar hassas ise, başkaları hakkında da aynı hassasiyeti göstermek zorundadır. O, ne eliyle ne de diliyle hiç kimseye zarar vermemeli, hatta zihnini bile kirli düşüncelerden temizleyerek insanlar hakkında hüsn-ü zanda bulunmayı fıtratı hâline getirmelidir. mü’min, kelime manası itibarıyla da herkesin kendisinden emin olduğu güvenilir insan demektir. Hakiki bir mü’min, çevresine öyle bir güven telkin eder ki hiç kimse ondan zarar göreceği endişesine kapılmaz; hiç kimse onun karşısında muhakkak veya mevhum bir panikleme yaşamaz; ona sırtını döndüğü zaman hançerlenmekten korkmaz. Hatta kötülük yapsa bile aynı kötülüğü ondan görmeyeceğini bilir. Zira mü’minin asla aşamayacağı belirli sınırları ve kesinlikle ihlâl edemeyeceği temel ilkeleri vardır. Bazı tavır ve davranışların karakter hâline gelmesi çok önemlidir. Herkesin, insanlığından gelen kendine göre bir karakteri vardır. Fakat bunun yanında bir de sonradan kazanılan İslâmî karakter söz konusudur. İşte İslâmî karakterin temsilcisi olan bir Müslüman, güzel ahlâkın gerektirdiği bir kısım davranışları hiç zorlanmadan yerine getirebilir. Fakat güzel ahlâkı tabiatımız hâline getirememişsek işte o zaman bazı konularda biraz zorlanır, her zaman aynı kararlılığı gösteremeyiz. Herkese karşı civanmertçe davransak bile azıcık damarımıza basıldığında feveran edebiliriz. Vereceğimiz tepkilerde, insanlarla muamelelerimizde yer yer acemilik eder, yapacağımız işleri elimize ayağımıza bulaştırırız. Bu açıdan, başta kendimizi biraz zorlayarak, sürekli pratik yaparak İslâm ahlâkının huy hâline getirilmesi için gayret göstermeliyiz.

Değerli müminler. Hemen ifade etmek gerekir ki İslâm’da kötülükleri araştırma, başkalarının günahlarına muttali olmaya çalışma gibi bir mükellefiyet yoktur. Bilakis Kur’ân, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يراً مِنَ الظَّنِّۘ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضاًۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ تَـوَّابٌ رَح۪يمٌ “Ey îmân edenler! Zannın çoğundan sakının! Şübhesiz ki zannın bazısı günahtır;(birbirinizin kusûrunu inceden inceye) araştırmayın; bazınız, bazınızı gıybet etmesin! Sizden bir kimse, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?İşte bundan tiksindiniz! O hâlde Allah’dan sakının! Şübhe yok ki Allah, tevbeleri çok kabûl eden, çok merhamet edendir.” (Hucurât Sûresi, 49/12) âyetiyle bunu kati olarak haram kılmıştır. Bir kötülük avcısı gibi sürekli insanların ayıp ve kusurlarıyla meşgul olan ve bu konuda araştırma yapan insanlar bir süre sonra tabiat kirlenmesine, fıtrat deformasyonuna maruz kalacaklardır. Bir kere de tabiat kirlendikten sonra artık ayıplanan ve dil uzatılan insanlar sadece günahkâr ve zalimlerle sınırlı kalmayacak, tertemiz insanlar da karalanmaya başlanacaktır. Bunun aksi olarak eğer bir insan günahlarla kirlenmiş insanlara dahi kir püskürtmemeyi tabiatı haline getirir ve kendisini buna göre programlarsa, el âlemin etrafa zift akıttığı durumlarda bile o, sürekli çevresine nurlar saçacak ve etrafını aydınlatacaktır.

Bir hadislerinde Efendimiz (as): مَنْ سَتَرَ عَلَى مُسْلِمٍ سَتَرَ اللَّهُ عَلَيْهِ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ “Her kim bir Müslümanın ayıbını örterse, ayıpları örtücü settar olan Allah da onun dünya ve ahiretteki ayıplarını örter.” Ahirette bizi mahcup edecek çok şey karşımıza çıkabilir. Eğer biz, bu dünyada bu ilâhî ahlâk ile ahlâklanmazsak öbür tarafta rezil rüsvay olabiliriz. Yani bu dünyada başkalarına çektirdiğimiz rezil ve rüsvaylık öbür tarafta gelir başımıza dolanır. Efendimiz (as) şöyle buyurmuştur: بِحَسْبِ امْرئٍ مِنَ الشَّرِّ أَنْ يَحْقِرَ أَخَاهُ الْمُسْلِمَ “Bir kimsenin, Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi (onun onuruyla, şerefiyle oynaması) kötülük olarak ona yeter (yani böyle bir şer, öbür tarafta onun başına dolanır ve onu mahveder).” Müslüman olmasa bile Hz. Ali’nin yaklaşımıyla bütün insanlar, insan olmaları açısından bizimle eşit olduklarına göre hiç kimseyi hakir göremeyiz. Bazı insanlarda küfür, nifak, dalalet gibi bir kısım tasvip etmediğimiz kötü sıfatlar bulunabilir. Bu durumda söz konusu şahısları hedef alarak onlara hücumda bulunmak mü’mine yakışmaz. Bilakis yapılması gereken, bu kişileri, beğenmediğimiz o kötü sıfatlardan kurtarma istikametinde gayret sarf etmektir. Zira İnsanlığın İftihar Tablosu, hayat-ı seniyyeleri boyunca hiçbir şahsı tahkir etmemiş, hafife almamıştır.

Aynı şekilde mü’min, sürçen veya düşen bir insan için, “Bir tekme de ben vurayım.” diyemez. Onun hakkında konuşamaz. Katiyen onun ayıplarını şiirleştiremez, destanlaştıramaz. Bunları başkalarının yanında konuşmak suretiyle söz konusu şahsı utandıramaz. Hele yapılan hata ve yanlışları büyüterek ve abartarak sağda solda ifşa etmek kesinlikle mü’mince bir tavır değildir. Mü’mine düşen, bütün insanların haysiyet, şeref ve onurlarını kendi şerefi gibi aziz bilip korumaktır. Başkalarının hata ve günahları karşısında ona düşen vazife, bu tür insanların hâlinden ibret almak, elinden geliyorsa onlara yardımcı olmak ve kendisini de aynı duruma düşürmemesi için Allah’a dua dua yalvarmaktır. Başkalarının bizi utandırması ve incitmesi de bu konuda bizim için mazeret olamaz. Bize hor baksalar da biz kimseye hor bakamayız. Bizi utandırsalar da biz utandıramayız. Bizi incitseler de incitemeyiz. Zira bizim telakkimizde insanları incitme, kırma bir kaymadır. Başkalarının sizi incitmesi onlar hesabına bir kaymadır. Şayet siz, sövmenin, incitmenin, kaba tavır ve davranışların ayıp olduğunu düşünüyorsanız, aynı ayıbı siz de irtikâp etmemelisiniz. Ayrıca başkalarının haksız yere vurmasına, ayıplamasına, karalamasına sabretmenin, günahlarınız için kefaret olacağını da unutmamalısınız. Hutbemizi İbrahim Hakkı Hazretlerin şu hoş sözleri ile bitirelim: Hiç kimseye hor bakma/İncitme, gönül yıkma/Sen nefsine yan çıkma/Mevla görelim neyler/Neylerse güzel eyler. Alvar İmamı da aynı hakikati şu dörtlüğüyle dile getirir: Âşık der inci tenden/İncinme incitenden/Kemalde noksan imiş/İncinen incitenden.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

maltepe evden eve nakliyat

ensest porno

dedektiflik bürosu