Bedir Haber

İnsan yaratılış itibarıyla çok hassas mizanlar ve duygularla donatılmış bir varlıktır

İnsan yaratılış itibarıyla çok hassas mizanlar ve duygularla donatılmış bir varlıktır
74 views
13 Kasım 2020 - 19:14

وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِباً فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ اَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ

Degerli kardeşlerim,

İnsan yaratılış itibarıyla çok hassas mizanlar ve duygularla donatılmış bir varlıktır.

Ayrıca “İnsan fıtraten gayet zayıftır. Halbuki her şey ona ilişir, onu müteessir ve müteellim eder. Hem gayet âcizdir. Halbuki belâları ve düşmanları pek çoktur. Hem gayet fakirdir. Halbuki ihtiyâcâtı pek ziyadedir. Hem tembel ve iktidarsızdır. Hâlbuki hayatın tekâlifi gayet ağırdır. Aynı şekilde “sıtmadan müteellim olduğu gibi, arzın zelzele ve ihtizâzâtından ve kâinatın kıyamet hengâmında zelzele-i kübrâsından müteellim oluyor. Ve nasıl ki hurdebinî bir mikroptan korkar, ecrâm-ı ulviyeden zuhur eden kuyruklu yıldızdan dahi korkar. Hem nasıl ki hanesini sever, koca dünyayı da öyle sever. Hem nasıl ki küçük bahçesini sever; öyle de, hadsiz ebedî Cenneti dahi müştakane sever.” İşte böyle fıtraten zayıf bir insanın dünya hayatının dalgalarıyla boğuşması bazen ruhi ve fiziki açıdan enerjisini tüketir. Kişi duygusal ve bedeni bir tükenmişlik sendromu yaşadığını hisseder, çalışma gezme ve hayatın diğer nimetlerine karşı ilgisi azalır, motivasyonu düşer.

Zayıflığı yanında aynı zamanda insan çok duyarlı bir varlıktır.Bu duyarlılığı nedeniyle çevresiyle ve olaylarla ziyadesiyle alakadardır ve bu da kendisini ruhen yorgun ve bitkin hissetmesine neden olabiliyor. Özellikle çok duyarlı ve merhametli insanlar, bazen kendilerini normalden daha fazla, maddi ve manevi sorunlarla boğuşmak zorunda hissediyor veya herkesin derdine koşmaya çalışıyorlar. Bu süreçte de haliyle yoruluyor ve tükeniyorlar.

Allah’a ve ahiret gününe inanmayan veya zayıf bir imana sahip insanlar için, hayat ve yaşamak anlamsız gelir. Onlar için belirli bir doyum noktasından sonra hayatın bir anlamı yoktur. Anlamsız olan şey de kişilere haliyle bıkkınlık ve can sıkıntısı verir. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı bıkkınlık ve tükenmişlik sorununa çözüm bulunamazsa duygular kronikleşir ve kalıcı hale gelir. Bu durumda, kayıtsızlık, ilgisizlik, bıkkınlık ve insanlardan kaçma baş gösterir. Kişinin durumunu değiştirmek için harekete geçmesi de zorlaşır. Bu ruh halinde olan kişi, kendisine karşı şüpheci olur ve kendisini olumsuz değerlendirecek tavır ve düşüncelere kapılır. Bu durum, harekete geçmesini daha da zorlaştırır.

Aziz kardeslerim,

Çözüm için öncelikle kişinin yaşadığı ruhi durumu manevi bir bakış açsıyla anlamlandırması ve hayata yeni bir gözle bakması önemlidir. Ayrıca hayatına yeniden anlam katacak dini, kültürel ve sosyal faaliyetler içine girmesi de rutini bozan, hayata yeni manevi heyecanlar ve değerler katmalıdır. Duygu ve düşüncelere yaratılışa uygun bir istikamet vermek ve yaşanan sıkıntıyı hayatın amacına yönelik fırsata çevirebilmek gayretini artırmalıdır.

Süreklilik arz etmediği takdirde hayatın belirli bir döneminde yaşanan bıkkınlık hali aslında her insanın başına gelebilecek bir durumdur. Çünkü insan çok zengin bir duygu hazinesine sahipken, Allah tarafından bu duygularına adeta bir sınır konmamıştır. İnsan, bir robot olmadığı için de duygularını sabitleyemiyor. Aynı zamanda imtihan dünyasında olduğu için de sürekli nefis ve şeytanın telkini ile sağa sola savrulabiliyor.

Nedeni ne olursa olsun, duyguların uçta yaşanması, zaman zaman akla galip gelerek insanı esir alması çeşitli ruhsal sorunlara da neden olabiliyor. Oysaki Allah, insanın neye ne kadar üzülmesi veya sevinmesi, kederlenmesi veya sevmesi ve kızması konusunda belirli ölçüler getirerek huzurlu insan olmanın çerçevesini de çizmiştir. Bunu başarmanın yolu da duyguları, ALLAHIN gösterdiği şekilde terbiye etmek ve güzel bir şekilde davranışa dönüştürmekten geçer.

Aynı şekilde her şeyde istikameti korumak üzere yaratılan insan, kendisi ve çevresiyle ilgili olumsuz gözüken olay ve olgular karşısında da düşüncelerine ve duygularına istikamet vermekle huzuru yakalar.

Bunun için önce musibetler ve diğer sıkıntılara kader penceresinden bakmak gerekir. Çünkü dünya başıboş olmadığı gibi, insanın ve yakın çevresinin başına gelen olaylar da hikmetsiz, sebepsiz, tesadüfen yaşanan olaylar değildir. Mümin olan bir kimseye düşen görev, olayların arkasında kaderin izini, rahmetini, merhametini, şefkatini ve adaletini görüp sabretmektir. Kişinin başına gelen bir musibet, kaderin adaleti yanında kendi kusurunu ve günahını düşünüp tövbe etmek ve yaratıcısı olan Allah’a daha yakın olmaya çalışmak için sebebtir. Bunun için bazı sıkıntılar görünüşte, hayat yükünü ağırlaştırsa bile, aslında ebedi hayatı kazanmak, O’na daha yakın olmak ve rızasını kazanmak için birer fırsattır. Çünkü böyle zamanlarda insanın nefisinin dünya zevklerine ve günahlarına karşı iştihası azaldığı için manen daha temiz bir halde kalır. Bu da onu Allah’a yakın kılar.

Aziz kardeşlerim. Yunus aleyhisselamın kıssası buna güzel bir örnektir. Ninova halkı onu dinlemeyip yalnız bırakıyor, bindiği gemidekiler onu günahkar görüp denize itiyor, balık onu yutuyor. Yani hem terk ediliyor, hem itiliyor hem de yutuluyor, tıpkı hadiselerin bizi yuttuğu, insanların yalnız bıraktığı, nefisimizin bizi günah denizine attığı gibi. Ama bu olay Hz. Yunus’un aynı zamanda kurtuluşu oluyor. Kusurunu, aczini, zayıflığını tam hissettiği için Allah’a tam bir teslimiyetle dua ediyor. Allah da onun duasını kabul edip hem selametle sahile çıkarıyor hem de Ninova halkının kalbine merhamet ve iman verip onları hidayete kavuşturuyor. “Zünnûn’u (Yunus Peygamber) da hatırla. Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye dua etti.” (Enbiya suresi, 87. ayet)

Görüldüğü gibi Yunus aleyhisselamın kıssası ilk bakışta ruhu sıkan, bıkkınlık veren bir hadise gibi gözükse de onun hakkında rahmete ve merhamete vesile olan güzelliklere dönüşüyor. Bize düşen de, bu fırsatı daha çok dua ve ALLAHA iltica ile hakkımızda güzelliklere vesile kılmak için çaba sarf etmektir. Günahlara karşı insana verilen pişmanlık ve vicdani rahatsızlık duygusu, Allah tarafından kullara gönderilen bir davetiyedir, ona yakın olmak, kulluk etmek ve ona iltica etmek için bir davetiye. Günah ve hatalarda kendi kusurunu ve eksikliğini gördükten sonra, yani bir miktar sorumluluk aldıktan sonra gerisi için kaderin hissesine bakmak, Allah’a daha yakın olmaya çalışmak kişiyi daha çok rahatlatacaktır. Sağlıklı ve dindar bir psikiyatrist olan Carl Gustav şöyle der: “Hayatımdaki en mutlu anlar, kudsiyetle, iç dünyamdaki temas anlarımdır.” Yani istiğfarlarım, tövbelerim, ilticalarımdır.

İbadetlerden alınan zevklerin azalması bu aşamada normaldir. Çünkü burada duyguların donması söz konusudur, açılması için zamana ve ısınmaya ihtiyaçları var. Önemli olan, şeytanın bu halden istifade edip insana vesvese vermesine fırsat vermemektir. Nitekim Allah’ın bazı veli kulları da zaman zaman “manevi kabızlık hali” denilen bu duyguların donması durumunu yaşamışlar, sabırla Allah’a daha çok iltica etmişlerdir.

Hayatın gayesini düşünüp, karşılaştığımız her durumu kazanca çevirerek hayatımızı anlamlı kılmak.

Modern insanın canını sıkan, hayattan bıktıran bir neden hayatın anlamını tam olarak idrak edememesidir. Ona göre, bu dünyada bulunmasının gayesi, sadece dünya hayatının güzelliklerini ve zevklerini yaşamaktır. Kişi, çeşitli nedenlerle bunlara sahip olamadığından yaşamak onun için anlamsız geliyor. Çünkü madem zevk ve keyif almak için burada bulunuyor, bunlar olmayınca yaşamanın anlamı da kalmıyor. Bu düşünce ise, kişiye hayattan bir usanç veriyor. Bunun için bir mümine düşen şeyse, hayatının gayesini yeniden sorgulamaktır.Bu gaye ise, Allah’ın rızasını kazanacak ameller işlemek ve Kur’anın gösterdiği şekilde kamil bir insan olmak için gayret ve hizmet etmektir. Can sıkıntı ve bıkkınlık hali de bu amaca uygun bir imtihandır ve O’nun rızasını kazanmak için birer vesiledir. Eğer kişi bu gayenin tam şuurunda olursa, dünyanın hiçbir dağdağası onun şevkini kırmaz, bilakis daha büyük bir gayretle ebedi hayatını kazanmak için çaba sarf eder.Böyle bir kişi bilir ki, yaptığı hiçbir şey boşa gitmeyecek, ahirette kat be kat mükafatını alacaktır. O zaman hayat onun için ahiretin bir tarlası olduğunda, her halini bir fırsata çevirip ahiretine daha fazla erzak göndermenin yollarını arayacak.İşte o zaman hayat da, musibetleri de, güzellikleri de, kısaca her şey daha da anlamlı olacak. Anlamlı olan şeyler de insana bıkkınlık vermez…Bu çerçevede, sosyal yardım kuruluşlarıyla birlikte çalışmak, öğrencilere ve fakirlere yardım etmek, insanlara güzel ve faydalı bilgiler aktarmak, ibadetlerinize ağırlık vermek suretiyle hayatı daha da anlamlı kılabiliriz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

maltepe evden eve nakliyat

ensest porno