Bedir Haber

İnsaf; hakkı teslim etmek, hak ve hakikati kabul ve itiraf etmek

İnsaf; hakkı teslim etmek, hak ve hakikati kabul ve itiraf etmek
240 views
01 Ekim 2021 - 14:26

Aziz kardeşlerim, bu günkü konumuz insaf hakkındadır. İnsaf; hakkı teslim etmek, hak ve hakikati kabul ve itiraf etmek, herkese karşı merhamet ve adâletle muamelede bulunmak, kendi haklarının yanı sıra başkalarının hukukunu da gözetmek; nefis, heva ve hevese değil, vicdan, mantık ve evrensel insanî değerlere uygun davranışlar sergilemek ve hakkın en küçüğüne dahi riâyetkâr olmak demektir. Hak ve hakikatten, şefkat ve merhametten mahrum olanlar insafla hareket edemezler. El-insaf kelimesi; “Kendimize yapılmasını istemediğimiz bir davranışın, başkaları için de yapılmamasını ifade eder. Hz. Ali Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Mümin kimse, kendisine insaflı davranmayan kimselere karşı da insaflı davranır.” İnsaflı insan, her kimde güzel bir meziyet ve kemalat varsa onu sever ve takdir eder. Hak kimden gelirse gelsin, kimin elinde olursa olsun kabul etmek, insaflı olmanın gereğidir. Başkalarının aleyhinde konuşan, durmadan birilerini eleştiren biri, kendisi eleştirilince rahatsız oluyorsa, o kişi insafla hareket etmiyor demektir. Birilerinin kendi hakkında konuşmasından rahatsız olanlar, başkaları hakkında konuşmamalı, insafsızca yermemelidir.

 

Bir insan bir kişinin hatasını umuma mal ediyor, onun yüzünden onun arkadaşlarına düşmanlık besliyorsa, o kişi insafla hareket etmiyor, İslami ve insani bir davranış sergilemiyor demektir. Zira suçun şahsiliği esastır. وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez!” (İsra Suresi, 17/15) ayeti de bu hakikati ifade etmektedir. Bediüzzaman Hazretleri; “Bir bahçede çürük bir elma bulunmakla bahçeye zarar vermez. Bir hazinede silik para bulunmakla, hazineyi kıymetten düşürtmez. Hasenenin on sayılmasıyla, seyyienin bir sayılmak sırrıyla, insaf odur ki: Bir seyyie, bir hata görünse de, sair hasenata karşı kalbi bulandırıp itiraz etmemektir.” Gözüne küçük bir kıl düşen kişi, koca bir dağı göremediği gibi, birine art niyetle, ön yargıyla, garaz ve suzi zanla bakan kişi de ondaki dağ gibi iyilikleri görmez, çakıl taşı gibi ehemmiyetsiz hatalarını ise dağ gibi görür. “Bir mü’minin bir tek seyyiesiyle, bütün hasenatını örter.”

 

Bir insan sevmediği biri hakkında duyduğu menfi bir sözün doğru olup olmadığını araştırmadan, gözü ile görmüş gibi inanıyor, üzerine de epey bir şey ekleyerek hemen etrafa yayıyorsa o insan insafsızdır. İnat, haset, hırs, önyargı, tarafgirlik, makam sevdası ve menfaat gibi kötü hasletler hadiseleri ve kişileri insafla değerlendirmeye manidir. Böyle kimseler iftira, yalan, su-i zan, gıybet gibi günahları hiç çekinmeden irtikâp ederler. İnsanların meselelere bakış açıları farklı olabilir. Bunlar ayrılık sebebi olmamalı, kırgınlığa ve düşmanlığa götürmemelidir.

 

Bizler kuluz; kul ise hatasız ve noksansız olamaz. Her insanın noksan tarafları, zafiyet noktaları ve hoş olmayan hareketleri vardır. İnsan, görmek istemediği kendi kusurlarına, insaf ve vicdan gözlüğü ile baksa, eleştirdiği insanların kusurlarından daha fazla olduğunu görecektir. Her ilacın yan etkileri vardır. Zararı var diye ilacı kullanmaktan vazgeçmeyiz. Eş, dost ve arkadaşları değerlendirirken de onların iyi taraflarının fazlalığını nazara almak gerekir. Bir kişinin iyi yönleri, meziyetleri, kötü yönlerinden ve çirkin fiillerinden fazla ise o kişi hürmete ve muhabbete layıktır. Bir insanın birkaç hatasından dolayı veya bize göre yanlış olan bazı davranışları yüzünden, onun güzel yönlerine bakmamak, iyiliklerini hiçe saymak, meziyetlerini dikkate almamak, ona düşmanca bir tavır almak, insaf ve vicdana sığmaz, Kur’an ve sünnetin ölçülerine uymaz. Allah sevapları günahlarına ağır gelen kullarını cennete koyacağını şöyle ifade buyurmaktadır: فَاَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُۙ فَهُوَ ف۪ي ع۪يشَةٍ رَاضِيَةٍۜ “O gün kimin tartıları ağır basarsa o, hoşnut olacağı bir hayat içindedir. (Karia Suresi 101/6-7) Efendimiz(sav), insafı güzel ahlakın temel unsurları arasında saymış; “Şu üç şey imandandır: Nefsin dürtülerine rağmen insafı elden bırakmamak, selamı herkese yaymak ve darlıkta dahi infakta bulunmak.” buyurmuştur. Halk arasında hadîs olarak iştihar eden “İnsaf dinin yarısıdır!” sözü de, bizzat Allah Rasûlü tarafından dile getirilmemiş olsa bile, yine O’nun hak ve adaletle alâkalı mübarek beyanlarının hulâsası mahiyetinde bir kelâm-ı kibârdır. İnsan bir meseleyi kendi mantık ve muhakemesine göre belli bir şekilde değerlendirirken bazen ferdî mülahazalarını merkeze oturtup o mevzuya nefis ve cismaniyet açısından nazar edebilir. Bunu yaparken de çoğu zaman yanılabilir, yanlış hükümlere varabilir ve kendisini mutlak haklı sanabilir. Böyle bir durumda, şahsî duygu, düşünce, temayül ve istekleri farklı olduğu halde, insanın işin aslına vakıf olur olmaz hakkın yanında yer alması ve nefsine rağmen bir tavır belirlemesi insafın ifadesidir. Her zaman dine saygılı davranma, ahlakı hakperestlik hasletiyle yoğurma, hep doğrunun peşinde bulunma ve nefsânî meyillerin baskısına rağmen vicdanın sesine uyarak hakkı tutup kaldırma insaflı olmanın gereğidir.

 

İnsafsız insan, merhametsizdir; su-i zan etmek için her fırsatı kullanır; bir kötülükten dolayı belki onlarca iyiliği görmezlikten gelir ve hüsn-ü zandan hep nasipsiz kalır. İslam ahlakı insaf ve hüsn-ü zannı tavsiye ettiği halde, insafsız insan haksızlığı ve kötü düşünceyi esas alır.

 

Halbuki, Hak katında iyiliğin on, kötülüğün ise bir sayılması sırrıyla, bir hatâ, onca iyiliğe karşı kalbi bulandırmamalıdır. İnsaflı mü’min, her zaman güzel düşünmeye ve iyilikleri görmeye çalışmalı; bir insanı herhangi bir hatasından dolayı hemen ademe mahkum etmemeli ve belki onun bir iyiliğini bütün kötülüklerine keffaret bilmelidir. İnsaflı bir dava eri, aynı mefkureye dilbeste olmuş bir kardeşini değerlendirirken, yol arkadaşına karşı fevkalâde vefalı olmalı ve hep hakkın hatırını âlî tutmalıdır.

 

Günümüzde insafsızlığın en fazla boy atıp geliştiği ve müthiş bir maraz halini aldığı saha ise, tenkit sahasıdır. Aslında, bir kimsenin ya da bir şeyin iyi veya kötü taraflarını, bulup meydana çıkarmak, ortada olanla olması gereken arasında mukayese yapmak demek olan “tenkit” ideale yürümede bir yoldur.

 

Müsbet manada tenkit etmek ve tenkide açık olmak ilmî esaslardan birisidir. Ne var ki, onun da bir üslûbu ve uygun bir şekli vardır. Her şeyden önce, tenkit eden kimse insaflı davranmalı, söyleyeceklerini nefsi hesabına değil, Hak rızası adına söylemeli ve hayır mülâhazasından başka bir niyeti bulunmamalıdır. Tenkidin sâiki, hak aşkı ve hakikati tenzih arzusu olmalıdır; insaflı bir münekkid sadece hak ve hakikatin inkişafını maksat yapmalıdır. Aksi halde, gurur ve cerbezeye inzimam eden insafsız tenkit hakikati tahrip eder ve haksızlıklara sebebiyet verir.

 

Üstad Bediüzzaman şöyle buyurur; “Ey mü’mine kin ve adâvet besleyen insafsız adam! Nasıl ki, sen bir gemide veya bir hanede bulunsan, seninle beraber dokuz mâsum ile bir câni var. O gemiyi gark ve o haneyi ihrak etmeye çalışan bir adamın ne derece zulmettiğini bilirsin. Ve zalimliğini, semâvâta işittirecek derecede bağıracaksın. Hattâ birtek mâsum, dokuz câni olsa, yine o gemi hiçbir kanun-u adaletle batırılmaz.” “Aynen öyle de sen, bir hane-i Rabbâniye ve bir sefine-i İlâhiye olan bir mü’minin vücudunda, iman ve İslâmiyet ve komşuluk gibi, dokuz değil, belki yirmi sıfat-ı mâsume varken, sana muzır olan ve hoşuna gitmeyen bir câni sıfatı yüzünden ona kin ve adâvet bağlamakla o hane-i mâneviye-i vücudun mânen gark ve ihrakına, tahrip ve batmasına teşebbüs veya arzu etmen, onun gibi şenî ve gaddar bir zulümdür.” (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup) “ وَلَا تَرْكَـنُٓوا اِلَى الَّذٖينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ– Zulmedenlere en küçük bir meyil dahi göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur.” (Hûd, 11:113) âyet-i kerimesi fermanıyla, zulme değil yalnız âlet olanı ve taraftar olanı, belki ednâ bir meyil edenleri dahi dehşetle ve şiddetle tehdit ediyor. Çünkü, rıza-yı küfür küfür olduğu gibi, zulme rıza da zulümdür.

 

Olgun, şuurlu bir Müslüman, insaflı bir insan başkalarının kusurunu araştırmaz, kendi hatalarını görür, onların izalesine çalışır, kendi nefsi ile mücadele eder.Sevdiklerimizi hatalarıyla sevmek, düşmanımız bile olsa onun güzel yanlarını görüp takdir etmek şuurlu ve insaflı Müslüman’ın şiarıdır. Kur’an’ın hükmü ve Efendimizin (sav) yolu budur. Müslüman’ca tavır, vicdani hareket ve asıl kemal böyle olur. İnsana yakışan kardeşinin, dostunun veya akrabasının varsa kusurlarının izalesine çalışmak ve onları kusurlarıyla sevmeye çalışmaktır.

Derleyen

ERDAL ATAK

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
หนัง JAV UNCENSOREDหนังAV JAV JAPANXXX หนังโป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนังหนังav ดูหนังโป๊ญี่ปุ่น หนังxญี่ปุ่นหนังAV JAV หนังโป๊ญี่ปุ่น หนัง JAV CENSOREDtürk ifşatürk pornoหนังavหนัง JAV CENSOREDหนัAV JAV JAPANXXX หนังป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนัง Rate R HD

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

maltepe evden eve nakliyat

ensest porno