İmam’ın Orta Asya Günlüğünden-2

İmam’ın Orta Asya Günlüğünden-2

Gülmi Ağa

Hastalığı sebebiyle, üç dört gün sonra kabul edebilmişti bizi tek odalı evine. İçeri girdiğimizde yataktaydı ve demir perdenin karşısından gelen misafirine yardımcı olabilmek için iyileşmek istiyordu sanki. On sekiz gün olmuştu ben geleli bu güzelim beldeye, herkes onu işaret ediyordu. Ancak o size yardım edebilir diyorlardı.

Bebekliğinde çocuk felci geçirmişti. Koltuk deynekleriyle vücudunu ancak birkaç yüz metre götürebiliyordu. Engelleri ve yolları engelli arabasıyla aşıyordu. Battaniye ile ne kadar örtmeye çalışsada kambur vücudunu, yatağa sığdıramıyordu. Kıvırcık sarımtırak sakalı, çakır yeşili tonuyla gözleri en hareketli organıydı. Hoş beşten sonra, anladım, birkaç gün daha müsaade edin, kalkayım iyileşince başlarız işe dedi.

Beş on ihtiyar cami cemaatinin dışında kalan insanlara ulaşmak istediğimi, esnaf,öğrenci, ve öğretmen kesimine nasıl ulaşabileceğimizi sordum. Halkın büyük çoğu ya çadırda ya bir iki odalı sıvasız bacasız evlerde, aç ve açıkta yarım asırlık sürgünün yorgunluğunu yaşıyordu.

Bir gecede Stalin tarafından 15 dakika içinde evlerinden yurtlarından sürülmüşlerdi. Hayatın her anında sürgünün izleri kendini gösteriyordu. Yerlerinden sökülmüş, kırık mezar taşlarından tutun, caminin viraneye dönmüş mihrabına, son sahibinden sonra açılıp okuyanı kalmamış Kur’anına, duvarda asılı dede yadigarı, çekeni kalmamış tesbihine kadar çok şey sürgünün sessiz şahitleriydi. Yarım asırlık acıların gözlerden yaş olup boşalması günlük rutin karşılacağımız adiyattan vakalardı. Hayalini kurdukları vatanlarında da çetin bir sınav onları bekliyordu. Dönüş yolunda çekilen sıkıntılar, döndüklerinde karşılaştıkları hayal kırıklığı, sürgün kadar dramatikti.

**“Sağındım(1) yurdumu vatana vardım,
evimizi tapalmadım,
mezarlar yıkılgan, çeşmeler kurugan
içmege suv tapalmadım”(2)**

diye ağıt yakan şairin kaleminin mürekkebi henüz kurumamıştı. Sovyet Rusyanın dağılmaya başlamasıyle dönüş başlamıştı başlamasına ama ortadaki siyasi boşluğunda etkisiyle davalarına sahip çıkacak arkalarında güç yoktu hoş geldiniz vatanınıza diyenleri de yoktu. Yardımcıları Hazreti Allah’tı.

“Allah seni terk etmedi, unutmadı da” ayetinin sırrı tecelli ediyordu sanki. Terk etmedikleri bir ibadetleri vardı; dua. Rablerine yalvarmak, dua etmek onları ayakta tutuyordu. Bir çocuk mu dünyaya geldi, mutlaka adı dua ile konurdu, kapıdan içeri son giren mutlaka girer girmez duasız oturmazdı, elini açar ihlas okur veya bilen varsa fatiha. Ölenin ardından üçüncü, yedinci, kırkıncı, altıncı ayı, yılı, mutlaka dua yapılırdı yeni bir ev yapıldıysa dua ile o eve girilirdi, yemekler ikram edilirdi ve olmazsa olmazıydı dualar Kırım Tatar Türklerinin. Kar, yağmur ve çamurda dahi kartlar(3) toplanır yemekli dualar yapılırdı. İbadet yönünden sadece duaları kalmıştı denilebilirdi.

Mustafa ağa kendi başına zor zahmet kalaskadan(4) inebiliyordu. Abdestini tazelemek için caminin bahçesindeki çeşmeden soğuk su ile abdest alıp paçalarını sıvadığında ilk defa dize kadar mest görmüştüm. Namazını bir iskemlenin üzerinde ima ile kılabiliyordu, secdeye gitmesine belki de öndeki kamburu mani oluyordu. Emekli Rus dili ve edebiyatı öğretmeniydi. Hanımı da kendi gibi özürlü ama daha sağlamdı.

Aslında bu özürlü kelimesini kullanmayı da pek sevmiyorum. Dünyada dünya kadar sağlam insandan da, gönlü sağlamdı onların. Sevgi özürlü gönlü özürlü çok yaratık vardı bu alemde.

Uzun yıllar sonra bir oğlan ve kız çocukları olmuştu. Kuran-ı Kerim okumayı birkaç yıl önce kendi gayretiyle öğrenmiş ve konu komşu çocuklarına öğretiyordu bildiği kadar. Bütün dini bilgisi Latince okuyabildiği için, Türkiyeden gelmiş birkaç ilmihal bilgisi ve peygamberimizin hayatıyle ilgili küçük siyer kitabından ibaretti, ama içindeki din iman aşkı ummanlar kadardı, hele dinimizle alakalı burada yapılabilecek şeylerin hayallerini bile seslendirmek, Kırıma sığmayacak kadar engindi kambur sinesinde.

Okumuş tahsilli bir insandan azami istifade etmek istiyordum. Birgün kendisinden ücretle Rusça dersi almak istediğimi söyleyince, gülümseyerek kibarca para teklifimi reddetti. Ders almaya başlamıştım ve bir yolunu bulup altta kalmamaya özen gösterdim. Zaman zaman yorulduğumda, hocam bilir misin ben yahşi Türkiye türküleri bilirim der, kemanesini çenesine dayar ve benim diyarı gurbette bam telime dokunurdu.

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyom düşmana karşı
Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni

Gözümün yaşardığını farkedince usulca kemanesini indirir, hocam, anne babanı, apayını(5) sağındın(6)galiba der bitirirdi. Hemen hergün istişare etmeye başlamıştık. Benim, birbuçuk aydır pek iyi sonuç alamadığım çalışmalarımın onunla istişare ettikten sonra çok bereketlendiğini, en azından rahat ve programlı çalışmaya başladığımı söyleyebilirim.

İlk misafir olduğum kişinin hali vakti yerindeydi ve hatta 18 gün 5 vakit camiye 3 kilometre uzaktan arabasıyle getirip götürüyordu. O, bunu dine büyük hizmet kabul ediyordu, ancak 9-10 civarında ihtiyara namaz kıldırmak ve onlarla hoş sohbetten , özbekistandaki sürgün hatıralarından ileri gitmeyen gündelik işlerle bir yere varılamıyordu.

Şimdi ise okumuş yazmış, halden dertten anlayan bir gönül insanı vardı karşımda. Ciddi bir ilerleme sağlayamamanın üzüntüsü, karasaplı bir bıçak saplanmış gibi acıtıyordu yüreğimi. Vazifemi hakkıyle yerine getirememenin burkuntusu içten içe bütün benliğimi saran bir sancıya dönmüştü. On bine yakın müslümanın yaşadığı bu beldede Robinson Krizonun ıssız adasını yaşar gibiydim onunla tanışana kadar ama, artık bu sıkıntılarımdan bir nebze olsun kurtuluyor ve onunla problemleri, çözümleri neler yapılabileceğini konuşunca rahatlıyordum.

Halihazırdaki şartlarda nelerin yapılıp yapılamayacağı, nerelerde nelerin yapılabileceği, Rabbimizin, onun Habibinin adının nasıl duyurulabileceği, Kur’an-ı Kerim’in nasıl yeni nesillere öğretebileceğiyle alakalı fikir jimnastikleri yapıyorduk ve sevindirici gelişmeler oluyordu Rabbimizin inayetiyle. Çevremizdeki köylere gidip oralardaki dom kültür tabir edilen kültür salonlarında Kura’n-ı Kerim öğretmeye, din derslerine, yüzlerce insanın katılımıyla devam ettik.

Çok ciddi teveccüh vardı. Talebi karşılayamıyorduk. Oldukça kalabalık kesimlere Rabbim ulaşmayı nasip etmişti.

Kadınıyla erkeğiyle yaşlısı ve çocuğuyle coşkulu bir katılım vardı. Ülkeme, şahsıma, mukaddeslerimize gösterilen ilgi ve alakayı kelimelere dökemem. Hergün mutlaka bir yerde dua yapıldığını öğrenince bunun bir fırsat olabileceği fikri beni çok heyecanlandırmıştı.

10 -15 kişilik grupların kiril alfabesiyle yazılmış Yasin, İhlas, Fatiha muavvizeteyn ve Mevlid okumasından ibaretti duanın tamamı, ne var ki bu gruptan namaz kılmayı bilen de yoktu. Bu önemli nakisenin suçlusu yalnız onlar mıydı? Bence müslüman kalabildikleri çok daha önemliydi. Duaya katılan toplam 40 -50 kişilk gruba bir ezan okuyordum evin içinde, onlar buna ezan çığırma diyorlar. Hem namaz kılıyorduk cemaatle hem de öğrenilmiş oluyordu namaz kılmak. 75 -80 yaşını geçmiş insanlarla muhabbeti muhafaza etmeye azami gayret sarfediyor, az sohbet imkanı olursa onları camiye cumaya çağırıyodum.

“içinizde beli bükük ihtiyarlar ağzı dili söylemez hayvanlar ve sabi çocuklar olmasa belalar başınızdan eksik olmazdı” diyen Rasül sözünü ensemde hissediyordum.

Nihayet öğretmen ve öğrencilerle tanışmaya başlamış, edebiyat derslerinde haftada birer saat öğretmenleriyle birlikte ilk derslerime başlamıştım. Bu arada 7-8 kişilik öğretmen grubuyla da ders öncesi ön çalışma mahiyetinde bir ders de başlamış oldu. Öğrenciler kendi öz dillerini çok az bilselerde öğretmenlerinde yardımıyle Din Kültürü dersleri vermeye başlamıştım. Öğrenciler artık beni okul çıkışı camide buluyorlardı cumartesi ve pazar günleri camide ders aralarındaki çikolata partisi diyebileceğimiz eğlenceli dersler çocukların çok sevdiği bir şeydi. Bütün sıkıntılara rağmen bu günler benim hayatımın en unutulmaz günleriydi ve doğrusu keyfime diyecek yoktu. Bazen de Karadeniz’in üzerine çöken derin akşam kızıllığının, sevinçlerimin üzerine çullanarak

“Memleketim ilim obam
Kavim kardaş dost akrabam
Gözlerimde anam babam
Tüter gurbet akşamları” bağdaş kurup beni hüzne boğduğu olurdu.

1-özledim
2-bulamadım
3-ihtiyarlar
4-hasta arabası
5-hanım
6-özlemek

Avatar
Ziya Hıdıroğlu( ziya.hidiroglu@bedirhaber.com )

YORUM ALANI

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.