SON DAKİKA

Bedir Haber

İlk Muallim ve Mürebbi

İlk Muallim ve Mürebbi
Avatar
OSMAN ESEN( osman.esen@bedirhaber.com )
8 views
24 Kasım 2019 - 18:27

İnsanlığın atası, yeryüzüne gönderilen ilk insan Adem ( As ) ve eşi Havva Anamız’dır. Allah (Cc); yerde bir halife yaratacağını meleklere bildirdiğinde, onlar bunu hayretle karşılarlar ve bunun hikmetini, kendilerine mahsus bir lisanla sorarlar. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk, Âdem Peygambere bütün isimleri öğretir ve melekleri onunla bir imtihana tâbi tutar. 

Bu hadise Kur’an-ı Kerimde şöyle haber verilir:

“Ve Âdem’e bütün esmâyı talim eyledi. Sonra (varlık âlemlerini) melaikeye gösterip, ‘haydi davanızda sadık iseniz, bana şunları, isimleriyle haber verin’ dedi” (Bakara, 31)

Âyet-i kerimede geçen biesmâi ifadesini çoğu âlimlerimiz isimlerini şeklinde açıklamışlar, bazı müfessirler de bu ibareyi isimleriyle şeklinde tercüme etmişlerdir. Her iki tercüme de doğru olmakla birlikte, bu ikincisinde daha geniş bir mânâ söz konusudur. İsimleriyle denilince, o varlıkların sadece isimlerinin değil, daha başka şeylerinin de sorulduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Nur Külliyatında bu ifade, “kâinatın ihtiva ettiği bütün nevilerin isimlerini, sıfatlarını, hassalarını beyan” şeklinde yorumlanmış ve bir başka risalede de şöyle denilmiştir:

“Şahs-ı Âdem’e talim-i esmâ ünvanıyla nev-i benî-Âdeme ilham olunan bütün ulûm ve fünunun talimini ifade eder.” ( Sözler)

Sure-i Bakara (31. Ayet)’daki bu ayetin meal-i münifi “Allah (cc) Hz. Adem’e bütün esmâyı talim etti”şeklindedir. Malum! İsimlerin Hz. Adem’e öğretilmesi, Kur’ân-ı Hakimde, Hz. Adem’in hilafetinin bahis mevzuu edildiği yerde ele alınır. Melekler, insanın cibilliyet ve mâhiyetindeki bir kısım unsurlardan ötürü, yeryüzünde fesat çıkaracağı, kan dökeceği istibsarı (önsezi) ile, Cenab-ı Hakk’a mukabelede bulunurlar. Yani: “Ya Rab insanın mâhiyetine bakınca, bu, kan döker, insan öldürür, nifak çıkarır gibi görünüyor…”derler. Tıpkı, insanın yüzündeki hatlardan onun ruh ve mahiyetini okuyan insanlar gibi; melekler de, Hz. Adem’in mânevî simasında bunu görürler. Çünkü, yerin çamurundan, hamurundan alınan bir varlığın simasında bunlar yazılıydı… Onda, ilâhî nefhaya ait başka şeyler de yazılıydı ama, Melâike-i Kiramın gözüne birinci şık ilişmişti. Evet, bir yönü toprak, diğer yönü nefha-i ilâhî olan insan. Toprak yönü ile onda, şehvetler, kaprisler, hırslar, kinler, nefretler vardı; nefha-i ilâhî yönüyle de, A’lâ-yı İlliyyîne çıkıp, ahsen-i takvim suretini alacak ve Mele-i A’lânın sâkinleri arasına girecek bir kabiliyeti bulunuyordu.

İşte, melekler, Adem’in cismâniyetine ait bu vaziyeti hissedip, Cenab-ı Hakk’a istifsârda bulundular. “Yeryüzünde nifak çıkaran, kan döken birisini mi yaratacaksın?”Allah (cc) da melekleri imtihan için önce Adem’e Esmayı talim buyurdu; (Esmâ, isimler demektir) yani, taş, ağaç, kandil, toprak, avize vs… gibi şeyleri. Fakat mücerred esmâ bir şey ifade etmeyeceğinden, esmânın verâsında mücmel olarak müsemmâyı da O’na öğretti. Esasen kâinatta her şey, isim ve ismin delalet ettiği müsemmâ itibariyle iki yönü olan bir vahittir. Bu itibarla, Hz. Adem’e isimleri öğretti demek, dolayısıyla isimlerin delalet ettikleri şeyleri de talim etti demektir. Hz. Adem’e icmalen öğretilen isimlerin tafsilini Allah, Hz. Muhammed’e (sav) talim buyurmuştur. Evet, Hz. Adem’e okutulan fihristin bir kitap olarak tafsilatı Peygamberimize (sav) anlatılmıştır.

Cenab-ı Hak, talim-i esmâ ünvanı ile, Hz. Adem’in halife olduğunu göstermiştir. Arz in edîminden, yani, yerin yüzünden alınan maddelerle yaratılan ve Adem ismiyle yadedilen Hz. Adem, Muhyidin İbn-i Arabi’nin Fusus’ul Hikeminde anlattığı gibi, Allah’ın (cc) yeryüzünde halifesi ve makam-ı cem’in sahibidir. Eşyaya Adem merceği ile bakılırsa, “vahdet-i vücut”görülür. İnsan yeryüzünde Allah’ın matmah-ı nazarıdır ve o, câmi-i esmâıdır. Makam-ı farkın değil; makam-ı cemin sâhibidir. Allah, bu önemli mansıbın Hz. Adem’e ihsanını talim-i esmâ ünvanıyla ifade etmiştir.

Demek oluyor ki, Allah Hz. Adem’e bütün ilimlerin hülâsasını ilham etti. Bu sayede Hz. Adem bir taraftan dinî hakikatların hülasasını, diğer taraftan kimya, fizik, astronomi, tıp gibi ilim ve fenlerin hülasasını vahyen öğrendi. Yani, bu mevzudaki temel kaide ve esas prensipleri; yoksa, ilim ve fenlerin nihayet hududuna kadar tafsilatını değil. Evet, bunlar mücmel şeyler, belki de bir kısım remizlerle ifade edilen şeylerdi. Bu kadarı bile çok muazzam idi ki, Melâike-i Kirâm’a arz edildiği zaman bilemediler. Bu bilememe meselesinde, şöyle bir husus anlaşılabilir: Alem-i cismâniyet, Alem-i ervahtan daima farklıdır. Bizler bir yanımızla cismani âleme ait varlıklarız. Bunun gibi, müşahede ettiğimiz şu tabiat kitabının her bir parçası da, yine cismani aleme ait şeylerdir. Cismaniyete ait, canlı-cansız tablolar, bir ölçüde cismanî olmayanlar tarafından tam bilinemez. Meselâ cismanî âlemde görme, duyma buudları vardır ki, bu buudların dışına çıkılamaz. Meselâ, insanlar görülebilecek şeylerin ancak milyonda beşini görür, verasını göremezler. Ne var ki, bu görme, duyma da, yine cismani âlemde olur. Halbuki Melâike-i Kirâmın görüş’ ve duyuş buudu tamamen başkadır. Çünkü onlar ruhânidirler. Onun içindir ki, bir kısım ecsâm-ı lâtîfe, hattâ ruhaniler ve cinniler, alem-i şehadeti seyretmek için, cismanî olan bir varlığın gölgesi altında, onun ceset adesesini kullanır, onun gözüyle alem-i cismaniyi seyrederler. Senin nazarında, şu kevn ü fesaddaki keyfiyet, cismanî olanlardan tamamen başkadır. Melaike-i Kiram, baharı, yazı; çiçekleri, haşeratı, hevamı senin gördüğünden farklı görürler. Evet, onlar değişik buudlardan baktıkları için, senin bakış, görüş, duyuş ve hazzedişinden çok değişik şeyler müşahede ederler. Cenab-ı Hakkin Hz. Adem’e (as) talim ettiği esmâ, âyât-ı tekviniye, şeriat-ı fıtriye ve kâinatta cari kanunlara ait mücmel hakikatlardı. Cism-i latif olan Melâike-i Kiram, kesif cismin hassası olan bu şeyleri bir ölçüde bilemedikleri için “Senin öğrettiğinden başkasını biz bilemeyiz. Seni tesbih ve takdis ederiz.”dediler. (Bakara/32)

Yine Nur Külliyatında, Hz. Âdem’e (as) öğretilen isimlerin icmalî olduğu, yani çekirdek mânâsında öz bilgilerden meydana geldiği, bu isimlerin ahirzaman Peygamberinde (asm) ise tafsilatlı ve mükemmel şekilde tahakkuk ettiği ifade edilir. 

Cenab-ı Hak, kâinattaki mücmel hakaiki Hz. Adem’e talim etti. Ve bu talim, gelişe gelişe olgunlaştı, kemâle erdi ve Kâmil-i Mutlak, Makam-ı Mahmud’un Sahibi Hz. Muhammed’de (sav) noktalandı. O öğretilecek her şeye mazhar olması cihetiyle, Muhammed, Ahmet, Mahmud ve Hâmid oldu. Yani her şeyi ile hamd-ü senâya giden yolların ayrımından yol gösteren ve etrafı aydınlatan bir zat olarak zuhur etti. Onun mazhar olduğu şeylere, şimdiye kadar kimse mazhar olmamıştı. O, bütün isimlerin mazharı Kur’an-ı Kerim gibi, umum isimleri temsil için gönderildi; Kuran’a göre’Fatiha”ne ise0 da enbiyaya öyle fatiha oldu.

Fatiha’daki 7 âyetin ilk mazharı Hz. Ademdi ve 7 ayetin bir odak noktasıydı. Evet, Hz. Adem 7 sıfatın da nokta-i mihrakiyesiydi. 7 ayet ledünni yönüyle 7 sıfata bakmaktadır. 7 hakikatı göstermektedir.

Namazda insan bu işi tam temsil ettiğinden 7 uzvuyla secde etmekte ve 7 ayete bakmaktadır. Resul-ü Ekrem (sav) ise, Kur’ân-ı Kerim’le tafsil edilen Fatiha’nın tamamına mazhardır. Yani Fatiha, Resul-ü Ekrem’de (sav) tafsil edilmiştir. Onun için O’na (sav) “Ahmed”, Ümmetine, “Hammâdün”ve O’nun (sav) etrafına toplanıp gölgelenilen bayrağına da “Livaü’I-Hamd”denilmiştir.

Adem (As)’a verilen ilk ilim: Talim-i Esma’dır…

“Cenab-ı Hak, insanı, kainata cami bir nüsha ve on sekiz bin alemi havi şu büyük alemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Ve Esma-i Hüsnadan herbirisinin tecelligâhı olan herbir alemden bir örnek, bir nümune, insanın cevherinde vedia bırakmıştır. Eğer insan, maddi ve manevi herbir uzvunu Allah’ın emrettiği yere sarf etmekle hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfiyi ifa ve şeriate imtisal ederse, insanın cevherinde vedia bırakılan o örneklerin herbirisi, kendi alemine bir pencere olur. İnsan, o pencereden, o aleme bakar ve o aleme tecelli eden sıfatla o alemden tezahür eden isme bir mir’at ve bir ayna olur. O vakit insan, ruhuyla, cismiyle alem-i şehadet ve alem-i gayba bir hülasa olur ve her iki aleme tecelli eden, insana da tecelli eder. İşte bu cihetle, insan, sıfat-ı kemaliye-i İlahiyeye hem mazhar olur, hem muzhir olur.” ( İşarat-ülİ’caz – 17 )

Nur Müellifinin beyan ettiği gibi insan yaratılış gayesine uygun yaşarsa Allah’ın isimlerinin tecellilerini hem kendinde hemde kâinatta görebilir. Böylelikle Talim-i Esmayı fiiliyatı ile insan yaşamış olur.Şafii ismini insan zikrettiği gibi hastalık vasıtasıyla bedeninde ve kainattaki Şafii isminin tecellilerini de bilir ve görür.

Adem ( As ) daha yaratılmazdan önce:

Bir rivayette Hz. Cabir anlatıyor:

Ey Allah’ın Resulü! Anam babam sana feda olsun, Allah’ın her şeyden önce ilk yarattığı şeyi bana söyler misiniz, diye sordum. Şöyle buyurdu:

 “Ey Cabir! Her şeyden önce Allah’ın ilk yarattığı şey senin peygamberinin nurudur. O nur, Allah’ın kudretiyle onun dilediği yerlerde dolaşıp duruyordu. O vakit daha hiçbir şey yoktu. Ne Levh, ne kalem, ne cennet, ne ateş / cehennem vardı. Ne melek, ne gök, ne yer, ne güneş, ne ay, ne cin ve ne de insan vardı.”

“Allah mahlukları yaratmak istediği vakit, bu nuru dört parçaya ayırdı. Birinci parçasından kalemi, ikinci parçasından Levhi (Levh-i Mahfuz), üçüncü parçasından Arş’ı yarattı.”

“Dördüncü parçayı ayrıca dört parçaya böldü: Birinci parçadan Hamele-i Arşı (Arşın taşıyıcılarını), ikinci parçadan Kürsi’yi, üçüncü parçadan diğer melekleri yarattı.”

“Dördüncü kısmı tekrar dört parçaya böldü: Birinci parçadan gökleri, ikinci parçadan yerleri, üçüncü parçadan cennet ve cehennemi yarattı.”

“Sonra dördüncü parçayı yine dörde böldü: Birinci parçadan müminlerin basiret nurunu / iman şuurunu, ikinci parçadan -mârifetullahtan ibaret olan- kalplerinin nurunu, üçüncü parçadan tevhitten ibaret olan ünsiyet nurunu (La ilahe illallah Muhammedur-Resulüllah nurunu) yarattı.” (bk. Aclunî, I/265-266).

Ve Terbiye-i Muhammediye ( Asm ) için:

أدبني ربي فأحسن تأديبي

 

Eddebenî rabbî fe ahsene tedibi

 

Mânasında buyurmuşlardır ki:

 

Bu Hadis-i Şerif’ten murad, «Allah beni sevgisine uygun, güzel hasletlerle edeblendirdi.» diye belirtilebilir. (  El-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 1:224; İbni Teymiye, Mecmûu Fetâvâ, 18:375; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1:70. )

 

Evet, talim-i Esma, tafsilen Hz. Muhammed’e (sav) ilham buyurulmuştur. Ne mutlu O’na (sav), ne mutlu bize. Esasen ulüm ve fünun-u müsbete de, yine talim-i esmâ ünvanı altında anlatılmaktadır. Nur Müellifinin de dediği gibi: “Şu ayetin, insanın câmi istidat ve kabiliyeti cihetiyle mazhar olduğu bütün ilmî kemalât ve fennî terakki’ ve sanat hârikalarını (Talim-i Esmâ) ünvanı ile ifâde ve tâbir etmesinde, şöyle lâtif ve ulvî bir remiz var ki: her bir kemalin, her bir ilmin, her bir terakkinin, her bir fennin âli bir hakikatı var ve o hakikat, ilâhî bir isme dayanıyor. Yoksa, her şey, yarım yamalak bir suret ve nakıs bir gölgeden ibaret kalır.

 

Meselâ: Hendese bir fendir. Onun hakikatı Cenâb-ı Hakkın Adl ve Mukaddir ismine yetişip, hendese aynasında, o ismin hikmet dolu cilvelerini bütün ihtişamıyla müşahede etmektir. Tıp bir fen ve bir sanattır. O’nun hakikat ve son sınırını yakalamak ise, O Mutlak Hekimin “Şâfi”ismine dayanıp ve O Yüce Yaratıcının yeryüzü çapındaki geniş eczanesinde, O’nun rahmetinin cilvelerini görmek ve hâkiki şifâ verenin O olduğunu bilmekle kâbildir.

 

Bunun gibi, sair fen ve sanatlar da, her biri, Allah’ın nurlu isimlerinden birine dayandırıldığı, daha doğrusu dayalı oluş keyfiyeti sezildiği ölçüde, önü açılacak, tıkanıklığa maruz kalmayacak ve gerçek değerleriyle bilineceklerdir. Yoksa, faraziye ve nazariyelerin karanlığında, varılsa varılsa evhâma varılır.

 

Her şeyin doğrusunu en iyi bilen O’dur.

 

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ münasebetiyle öğretmenlerimize ithafen bir yazı ️ kaleme almak istedim. Yer yüzünde ve gökyüzünde Adem ( As ) gibi hürmet görmek ayrıca yer yüzünde ve gökyüzünde Övülen Muhammed Mustafa ( Sav ) ve Hammadun Ümmet gibi güzel vasıflarla anılmak istiyorsak; ayrıca ilme, ilim ehline, ilim ehline sahip çıkanlara yoldaş olmak istiyorsak yol yöntem belli:

تخلَّقوا بأخلاق الله

 

Allah ( Cc ) Ahlakı ile ahlaklanmak ve Rabbimizin gönderdiği Elçilerinin ilim, bilgi, marifet ve sevgi yolunu takip etmek olacaktır…

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
SON DAKİKA HABERLERİ

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.