İçimizdeki Münafık

İçimizdeki Münafık

Kainatın fihristi olan insan Allahın taklidi imkansız bir mucizesidir. Bırakın kendisini değişik alemlerden toplanmış olan parçalarının bile yapılması imkansızdır. Emir aleminden gelen ruhu bir sır olduğu gibi melekut aleminden gelen kalbi, lahut aleminden gelen latifeleri ve diğer cihazları da birer sırdır. İşte bütün bu sırlı kapıları açacak olan iman anahtarı ve ibadet kapısıdır. Huzur da duracak ve huzuru bulacak bir okuyuştur o ‘beni alemlerden toparlayıp yaratan Rabbime hamt olsun’ ayeti.

İnsanı böyle ulvi alemlere çıkaran vasıtaları olduğu gibi süfli alemlere indiren vasıtaları da vardır. Nefis bunların en başında gelir. Nefsin yükseltme ve alçaltma yönleri vardır, tıpkı asansör gibi ona binen kişi eksilere de iner artılara da çıkar. Ama yaratılış olarak eksiye meyillidir yani kötülüğü emreder. Yetki insanın iradesine verilmiştir. İnsan onunla ulvi alemlere çıkabileceği gibi süfli alemlere de inebilir.

Kötülüğü emreden nefsine uyan bir insan önce hayvanlar alemine intikal eder. Bazen horozun tavuğun üstüne atladığı gibi şehvet düşkünü olur, bazen yılan gibi zehirlemekten, akrep gibi sokmaktan zevk alır, bazen deve gibi kinci, bazen de köpek gibi saldırgan olur. Daha da kontrolden çıkan insan nefsi Kuranın tabiriyle hayvanlar aleminden aşağıya düşer. Artık onun yaptığı vahşeti, ahlaksızlığı, zulmü hayvanlar bile yapmaz.

Kafirler, münafıklar, şeytanlar ve nefisler inanan insanların düşmanlarıdırlar. Bunların en tehlikelileri de dıştaki ve içteki münafıklardır. Peygamber efendimiz en büyük savaşın nefisle olanıdır derken içimizde ki münafığa dikkat çekiyor. Çünkü nefis münafıkça yaklaşır, senden gibi gözükür, senin iyiliğini istiyorum der. Devamlı bizimle beraberdir, biz onu besleriz ve ona bakarız ama o bizi kötülüğe iter. Kafirler ve şeytanlar düşman olduklarını apaçık ilan ediyorlar ama içimizde ki ve dışımızda ki münafıklar öyle değil.

Kuranın özeti konumunda olan Bakara suresinin en başında inananlarda sonra kafirlerden kısaca bahsedip münafıklardan uzunca bahsetmesi bizim de bu meseleye daha fazla zaman ayırmamız gerektiğini gösteriyor. İnsan kendi içindeki savaşı kazanamamış ise dışarıdaki savaşı kazanması zordur. Fetihler önce içte elde edilir sonra dışarıda kazanılır. Nefsine karşı mağlup olan insanlardan oluşan bir ordunun fetih elde etmesi, bir toplumun ilerlemesi söz konusu değildir. Tarih bunların örnekleriyle doludur.

Tarihimize ve kültürümüze baktığımız zaman nefis terbiyesi ve tezkiyesi için yapılmış medreseler, tekkeler, zaviyeler, halvet haneler, çile haneler görürüz. Buralarda nefsini itminana erdirmiş alimlerin ve mürebbilerin dersleri ve örnek davranışları sergilenirdi. Sultanlar bile buralara gelir ve ders alırdı. Günümüz de bu görevleri yapan müesseseleri ve eğitimcileri bulmak çok zor. Öyle olunca da nefisten kaynaklanan cinayetlerin, tecavüzlerin, hırsızlıkların, uyuşturucu kullananların ve ahlaksızlıkların sayısı gün geçtikçe artıyor. Devletler bataklıkları kurutacağına sinekleri avlama peşinde koşturuyor.

İnsan yaşantı itibariyle diğer varlıkların hayatlarına intikal edebilir. İsterse melekler gibi yaşar hatta onları bile geçebilir, isterse hayvani bir hayat yaşar, isterse bitkiler dünyasına intikal eder. Hatta en alt seviye olan cansızlar alemine de geçebilir, belki Mehmet Akif’in ‘ey dipdiri meyyit’ sözü bunlar içindir. Nefis tezkiyesi, ruhun terbiyesi ve kalbin tasfiyesi tasavvufun yani insan eğitiminin temel konusu olmuştur. Bu günkü eğitim sistemi bunlardan çok uzak ve hep maddi alemlerde dolaşıyor. Bu da tek taraflı insan yetiştiriyor. Uzaktan kalıbına bakıyorsun insan görünüyor yanına yaklaşıyorsun farklı bir yaratığa dönüşüyor.

Biz burada nefsin bir yönüne dikkat çekmeye çalıştık. Bu hamur çok su götürür vesselam.

Veysel Şener( veysel.sener@bedirhaber.com )

YORUM ALANI

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.