40,2607$% 0.13
46,7252€% 0.08
53,9495£% 0.21
4.320,96%0,56
3.334,69%0,33
10.219,40%-0,06
02:00
Bu makalede, Kur’an-ı Kerîm’in 113. sûresi olan Felâk Sûresi incelenmiştir. Nâs Sûresi ile birlikte “Muavvizeteyn” (sığınma sûreleri) olarak bilinen bu sûre, müminlerin her türlü maddî ve manevî kötülükten Allah’a sığınmalarını öğretir. Sûrede, karanlığın, sihrin ve hasedin şerlerinden Allah’a yönelme emredilmekte; insanın sınırlı gücü karşısında ilahî korumaya teslimiyet vurgulanmaktadır. Çalışmada ayrıca “felâk” kelimesinin lügat anlamı, sûrenin nüzûl sebepleri, ayetlerin tefsiri, hadislerdeki uygulamaları ve sûrenin pratik hayattaki yeri ele alınmıştır.
Felâk Sûresi (سورة الفلق), Kur’an-ı Kerîm’in yüz on üçüncü sûresidir. Son sûre olan Nâs Sûresi ile birlikte bu iki sûreye “Muavvizeteyn” (المعوذتين) yani “sığınma sûreleri” denilmektedir. Bu iki sûrenin Mekkî mi, yoksa Medenî mi olduğu hususunda kesin bir rivayet bulunmamaktadır.
Felâk Sûresi beş âyettir ve temel konusu yaratılmışların şerlerinden, hased edenlerin ve sihirbazların kötülüklerinden Allah’a sığınma üzerinedir.
Nüzûl sebebi olarak en yaygın rivayet, Yahudi büyücü Lebîd b. Asam’ın Hz. Peygamber’e (s.a.s.) zarar vermek amacıyla sihir yapmasıdır. Cebrâil (a.s.) Allah Teâlâ’nın emriyle Muavvizeteyn sûrelerini (Felâk ve Nâs) getirerek, Hz. Peygamber’i bu büyüden kurtarmıştır.
Buna karşılık Mu‘tezile mezhebi, peygamberlere büyünün tesir etmeyeceğini savunarak bu rivayeti reddetmiştir.
Felâk Sûresi’nin fâsılası د (dal), ب (be) ve ق (kaf) harfleridir. Özellikle “ب” harfi, ortada tek başına tam anlamıyla bir fâsıla harfidir.
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ
“De ki: Sığınırım tanyerini ağartan Rabbe.” (Felâk, 113/1)
“قُلْ (kul)” emri, sadece Hz. Peygamber’e değil, bütün müminlere yöneliktir. Yani anlamı, “Ey Resûlum! Kendin ve ümmetine de şöyle dua etmelerini söyle” demektir: ‘Tanyerini ağartan Rabbe sığınırım.’
Burada “sığınma (istiâze)” fiili, müminlerin korktukları her şeyden Allah’a yönelip O’na sığınmalarını ifade eder. Kur’an’da bu anlamda başka örnekler de vardır:
إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ إِنْ كُنْتَ تَقِيًّا
“Ben senden Rahmân’a sığınırım, eğer müttakiysen.” (Meryem, 19/18)
رَبِّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ أَنْ أَسْأَلَكَ مَا لَيْسَ لِي بِهِ عِلْمٌ
“Rabbim! Hakkında bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım.” (Hûd, 11/47)
قَالَ أَعُوذُ بِاللّٰهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ
“Allah’a sığınırım, cahillerden olmaktan.” (Bakara, 2/67)وَإِنِّي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَإِنِّي أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
“Ben onu Meryem diye adlandırdım. Onu da, soyunu da kovulmuş şeytandan Senin korumana veriyorum.”
(Âl-i İmrân Sûresi, 3/36)
Ayrıca, Hz. Âişe (r.a.)’nin rivayet ettiği meşhur hadiste şöyle buyrulmuştur:
اللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ النَّارِ، وَمِنْ شَرِّ الْغِنَى وَالْفَقْرِ
“Allah’ım! Cehennem fitnesinden, zenginliğin ve fakirliğin şerrinden Sana sığınırım.” (Buhârî, Deavât, 37)
“Felâk” (الفلق) kelimesi, yarma, açma, sabahı ortaya çıkarma anlamındadır. Araplar sabahın doğuşuna “فَلَقُ الصُّبْحِ (felaku’s-subh)” derler.
Tefsirlerde “felâk” kelimesi için şu anlamlar verilmiştir:
Bu sebeple “felâk” hem maddî bir aydınlık (sabah) hem de manevî bir kurtuluş ve ferahlık anlamı taşır.
Kur’an’da benzer bir ifade şu şekilde geçer:
فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَى يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّ
“Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah’tır. Diriyi ölüden, ölüyü diriden çıkarır.” (En‘âm, 6/95)
Bu âyet, “felâk”ın yaratıcı kudreti temsil ettiğini göstermektedir.
مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ
“Yaratılmışların şerrinden (Allah’a sığınırım).” (Felâk, 113/2)
Yaratılmış her şey, potansiyel olarak bir şer (zarar) barındırabilir. Bu sebeple, mümin tüm şerlerden Allah’a sığınır.
Buradaki “şer” kelimesi, hem maddî zararları (hastalık, savaş, ölüm, felaket) hem de manevî kötülükleri (küfür, şirk, zulüm, günah) kapsar.
وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ
“Ve çöktüğü zaman karanlığın şerrinden.” (Felâk, 113/3)
“غَاسِقٍ (gâsık)” kelimesi karanlık demektir; “وَقَبَ (vakab)” ise karanlığın çökmek, kaplamak anlamındadır.
Gece, hem fiziksel hem de manevî karanlıkları temsil eder.
Gecenin şerri, cinayet, hırsızlık, vesvese, korku, hayvan saldırısı gibi tehlikelerle ilişkilendirilmiştir.
Bazı müfessirler “gâsık” kelimesini ay (kamer) olarak yorumlamış ve “ay tutulması” veya “karanlığın bastığı anlar” anlamında değerlendirmiştir.
وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ
“Düğümlere üfleyenlerin şerrinden (Allah’a sığınırım).” (Felâk, 113/4)
Buradaki “النَّفَّاثَاتِ (neffâsât)” kelimesi, “çok üfleyen kadınlar” anlamındadır. Arapça’da “üflemek” anlamındaki nefese fiili, sihir yapanların düğümlere üflemeleriyle ilişkilidir.
Bu ifade, sihirbazların, cadıların ve kötü niyetli kişilerin şerrinden Allah’a sığınmayı ifade eder.
Kur’an’da sihir açıkça haram kılınmıştır:
وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولَا إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ
“(Harut ve Marut) hiç kimseye, ‘Biz ancak bir imtihanız, sakın küfre düşme!’ demedikçe sihri öğretmezlerdi.” (Bakara, 2/102)
Sihir, yedi büyük günahtan biridir. Bu sebeple mümin, her türlü manevî saldırı, fitne, hile ve şehvetin şerrinden Allah’a sığınmalıdır.
وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ
“Ve hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden (Allah’a sığınırım).” (Felâk, 113/5)
“Hased” (حسد), bir kimsenin sahip olduğu nimetin ondan alınmasını istemek, kıskanmaktır. Bu duygu, hem kişiyi hem de toplumu tahrip eden bir manevî hastalıktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) hasedin zararına dikkat çekerek şöyle buyurmuştur:
إِيَّاكُمْ وَالْحَسَدَ، فَإِنَّ الْحَسَدَ يَأْكُلُ الْحَسَنَاتِ كَمَا تَأْكُلُ النَّارُ الْحَطَبَ
“Sakın haset etmeyin! Çünkü haset, ateşin odunu yakıp bitirdiği gibi amelleri yer bitirir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 44)
Hz. Âişe (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
“Resûlullah (s.a.s.) her gece yatağına girdiğinde İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini okur, ellerine üfler, sonra elleriyle başından ve yüzünden başlayarak vücudunun ulaşabildiği yerlerini sıvazlardı. Bunu üç defa tekrar ederdi.”
(Buhârî, Tıbb, 39; Müslim, Selâm, 50)
Bu uygulama, müminlerin her türlü maddî ve manevî kötülükten korunmaları için sünnet olmuştur.
Felâk Sûresi, müminlere korku, endişe, kıskançlık, karanlık, sihir ve her türlü kötülük karşısında Allah’a sığınmayı öğretir. Sûredeki sığınma kavramı, insanın acziyetini kabul edip Allah’ın mutlak kudretine yönelmesidir.
Sabahın karanlığı yarması gibi, Allah’a sığınan kul da şer karanlıklarından kurtulup rahmet aydınlığına ulaşır.
1
Rukye İle Tedavi haram mı?
5563 kez okundu
2
FELÂK SÛRESİ: YARATILANLARIN ŞERRİNDEN ALLAH’A SIĞINMA
5432 kez okundu
3
İslami Finansın Çelişkili İşlemi mi, Alternatif Bir Çözüm mü?
5391 kez okundu
4
YOGA HELAL Mİ?
3591 kez okundu
5
🔹 Cinsel Haz Taşımayan Temasların: Helallik Sınırı!
3411 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
bursa escort görükle eskort görükle escort bayan bursa görükle escort bursa escort bursa escort bayan