DOLAR

40,2607$% 0.13

EURO

46,7252% 0.08

STERLİN

53,9495£% 0.21

GRAM ALTIN

4.320,96%0,56

ONS

3.334,69%0,33

BİST100

10.219,40%-0,06

İmsak Vakti a 02:00
İstanbul AÇIK 31°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
xslot trbet tarafbet orisbet betturkey betpublic bahiscom betebet betlike mariobet betist 1xbet trendbet istanbulbahis zbahis royalbet betwild alobet aspercasino trwin betonred bizbet
a

Eyvah Evleniyorum!

Eyvah Evleniyorum!
0

BEĞENDİM

 **Evlilikte doğru eş nasıl seçilir ?
**İnsan sosyal bir varlık olduğu için, yaşadığı olumlu ve olumsuz tecrübeler, kendi hayatında etkili olduğu gibi içinde yaşadığı toplum üzerinde de etkili olabilmektedir

Aklıselim, yerini duygusallığa bırakıyor. Bazı sorunların sürekli tekrarlanması, daha fazla insana zarar vermesi, yaşanan her sorunun klişe yaklaşımlara mahkûm olmasıdır. Evliliği boşanmayla sona eren, nişanı bozan ve düğünü iptal edenlere sorduğumuzda, cevaplar genelde, “yanlış tanımışım”, “yeterince tanıyamamışım” gibi cümlelerle başlar. Yani temel sorun, karşı tarafı yeterince tanı(ya)mamadır. İsabetli bir evlilik kararı vermek için yeterince tanımak gerekir. Adayın kendi anlatımlarının yanında, dolaylı yollardan ailesi, arkadaşları, yaşadığı ortamlar, yakinen tanıyanların görüşlerini öğrenmek, aday hakkında daha net bir fotoğraf ortaya koyacaktır.

**Tanıma, daha adayı görmeden başlar!**
Düşünmeyi, sağlıklı karar vermeyi engelleyen klişelerden kurtulmak lazım. Bazıları evliliği, mantık ve duygu evliliği diye ikiye ayırır. Ne mantıksız ne de duygusuz evlilik huzur verir. Evlilik, mantık ve duyguyla kendini bulur. Adayların birbiri hakkında yeterli bilgi sahibi olması “mantıkî çerçeve”yi netleştirir. Bu “mantıki çerçeveye” göre görüşmeye veya görüşmemeye karar verir. Görüşürse, “mantıkî çerçeve”de duygu arar.

Yeterince tanımadan, “mantıkî çerçeve” netleşmeden yapılan görüşmelerde, adaylar, kendi aralarındaki bilgi alışverişini yeterli görüp, kendilerini duyguların akışına bırakır ve duygu üstüne mantık giydirmeye çalışırlar. Öyle ya da böyle bir mantıkî çerçeve oluşur ama bu, hayalî gerçeklerden meydana gelir. İlk görüşmenin kısa tutulmasının sebebi de, görüşme süresince mantıkî çerçeveye dikkat edilmesi, sık sık güncellenmesi içindir.

**Eş adayını kendisi tanıyan adaylar**
Evlenilecek adayı belirleme ve görüşme sürecinde, kişinin arkadaşları ve ailesiyle hareket etmesi tanıma için çok önemlidir. Eş adayını kendisi tanıyan adaylar, görüşme süreçleri zaten gizli olduğu için, ne arkadaşlarından ne de ailelerinden tanıma konusunda yardım alamazlar. Flörtle evlenenlerin daha sorunlu olmasının sebebi işte bu; birbirini yeterince tanımamalarıdır! Yeterince tanımanın önündeki engelleri kaldırmak için şunlara dikkat edin:

**Hayal (kurgu) âleminde yaşamak:** Popüler kültürün model kız/erkek için tasarladığı kurgular, gençlerin kendilerine özgü hayallerini elinden alıp, bu kurgulara mahkûm etti. Yapılması gereken, zihindeki kurgulardan kurtulup, özel bir insan olan eş adayını tanımaya çalışmaktır.

**Mükemmeliyetçilik: **Eş adayında en ufak bir kusuru dahi kabullenemeyecek olan kişi, bir kusurla karşılaşma korkusundan, tanımaktan kaçar. Oysa insan için mükemmellik yoktur, eksik ve kusurlarını fark edip giderme yolunda olmak (mükemmele giden yol) vardır. Mükemmele giden yolda olmak için, mükemmeliyetçilik takıntısından kurtulup, hayata bütün olarak bakıp, insanı kusur ve sevaplarıyla ele almak gerekir.

**Fazla tanımaya gerek duymamak:** Modern insan bireysel düşündüğü için, eş adayının ailesini bile tanımaya gerek duymayabiliyor, “ailesiyle mi yaşayacağım” diyor. Oysa insan, evet bir eşle evlenir, ama o evlilik, onu bir başka ailenin içine, akraba çevresine dahil eder. Boşanmalarda eşlerin ailelerinin tahrik, baskı veya yönlendirmelerinin ne kadar tesirli olduğu bilinen bir gerçektir.

**Acelecilik/Sabırsızlık:** Hayırlı işleri vesvese ve fitneye kurban etmemek için bekletmemek lazım. Fakat bir işe hak ettiği değer verilmez, yapılması gerekenler zamanında yapılmazsa, sonuç olumsuz veya kusurlu olur. Bu süreçte sabretmek, hareketsiz beklemek değil, eş adayına ait yeterli bilgiye ulaşma gayretidir.

**Topu aracılara atmak:** Bir aracı vasıtasıyla tanışan kişi, çok değer verdiği bir arkadaşı/büyüğüne olan güveninden, “o tavsiye ettiyse tamam” diyerek tanımayı es geçebiliyor. Oysa aracıların sorumluluğu sadece aracılık, ama evlenecek kişinin sorumluluğu ise bir ömrü kapsadığı için, evlenecek kadar tanımak da onun görevidir.

**Birilerine dayanma ihtiyacı:** Birtakım sorunlar yaşayan ve hayatı tek başına götüremediği için evlenmek isteyen kişi, bulduğunu kaçırmamak için, yeterince tanımayı atlayıp hemen karar verebiliyor. Evlenip sakinleştiğinde farkına varıyor, yanlış karar verdiğinin. Böyle kişilerin ilk yapmaları gereken, bir an evvel sorunları çözüp, kendi ayakları üzerinde durur seviyeye gelmeleridir.

**Çevre baskısı: **Fikirlerini, kararlarını henüz cesurca savunamayan kişiler, başkalarının etkisinde kalır, farklı bir şey söylemeye, istemeye çekinirler. Fakat usulüne uygun olarak, adayı tanımak kişinin hakkıdır ve vazifesidir.

**İstişaresizlik:** İstişarede, sorunları çözme, kapalı kapıları açma ve bereket vardır. Kendi başına hareket etmede ise çözümsüzlük, tıkanıp kalmak vardır. Eş adayı hakkında yeterli bilgi almak için neler yapmak gerekir? Bilgileri nasıl değerlendirmeli? gibi konularda fikir alışverişinde bulunulan biri olmalıdır.

**Medyanın evliliğe hak ettiği değeri vermemesi:** Anlık karar verip evlenmelerin, anlık karar verip ayrılmaların ön planda olduğu, fakat evliliğin huzur bahşettiği ailelerin, evliliğin öneminin geri planda tutulduğu günümüzde eş adayları olumsuz etki altında kalıyor. Evlilik süreçlerini doğal yaşayamıyorlar.

 **“İçinizden bekâr olanları evlendirin.”**
Kendi başına da dünyanın en huzurlu insanı olan ve hatta doğrudan Rabbine muhatap olabilen Peygamberimiz (a.s.m.) bile, bazen eşine,

“Yâ Âişe, konuş benimle!” dermiş, kitaplarda böyle nakledilir. Konuşmak, paylaşmak ve yardımlaşmak bu zorlu imtihan dünyasına tek başına gelen insanın en büyük ihtiyacıdır belki de. Bediüzzaman’ın ifadesiyle,

“İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil [karşılık] bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler [paylaşsınlar] ve lezaizde [güzel şeylerde] birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar.”

“Evet, bir işte mütehayyir [hayret veya tereddüt içinde] kalan veya bir şeye dalarak tefekkür eden adam, velev zihnen olsun [hayalî bile olsa], ister ki, birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın.” “Kalplerin en latifi [duyarlısı], en şefiki [şefkatlisi], ‘kısm-ı sani’ [diğer yarım] ile tabir edilen kadın kalbidir.”

**Kalbine mukabil bir kalbin mevcut bulunmasıdır**
Zaten evlilik, değil bu insanî ve ulvî ihtiyaçları, insanın en temel ihtiyaçlarını -barınma, beslenme ve üreme- dahi karşılayan bir kurum olduğu içindir ki, tartışmasız her asırda, her kültürde el üstünde tutulmuş, şart gibi görülmüş, hatta kutsanmıştır. Gelin görün ki, en fazla şikayet edilen kurumdur da aynı zamanda. Bir problemi olan, işleri yolunda gitmeyen, gençliğindeki ideallerini yakalayamamış kişiler, evliliğinden şikayet ederler genellikle.

Sanki bekârlığında çok mutluymuş gibi, sanki bekâr kalsa ideallerine ulaşacakmış gibi. Hem evlenir, hem şikayet ederler; hem şikayet eder, hem de evlilikten vazgeçmezler. Olan da bekâr gençlere olur. Kafalar karışır: “Evlenmesek mi?” Siz bakmayın onlara. Hatta bana da bakmayın siz, bazen ben de “Bekâr bayan yarımdır, evlenince tam olur.

 **Önce ne istediğinizi belirleyin**
‘’Ne iş olsa yaparım abi.” diyen birinin, iyi ve uygun bir iş bulması çok zordur malûm. Hatta iş bulması bile zordur. Oysa kişi ne istediğini belirlese, aradığını bilmenin rahatlığı ile çok daha kolayca bulabilir. Evlilik için de böyledir bu. Nasıl biriyle evleneceğine karar vermek, işin yarısını halletmek demektir. Ama bunun için de tabiî önce kendi kişiliğinizi, yönelimlerinizi ve ihtiyaçlarınızı belirlemeniz gerekir. Yani kendinizi tanımanız lâzımdır önce.

İkili ilişkilerde, aile hayatında sizin için önemli olan nedir? Huzur mu, paylaşım mı, destek mi, heyecan mı, ya da güven mi? Vazgeçemeyeceğiniz öncelikler hangileridir, kesinlikle kabul etmeyeceğiniz şeyler nelerdir? Bunların adını doğru koymanız gerekir. En az on cümleyle ihtiyaçlarınızı, beklentilerinizi, şartlarınızı sıralayın; elinizde ve aklınızda bulunsun.

**İdeal birliği şart, ama yetmez**
Hayat arkadaşını seçerken en çok dikkat edilmesi gereken noktaların başında ideal birliği gelir. Hayatı beraber yaşayacağınız kişinin hayatı ne gözle gördüğü, hedefinin ne olduğu ve değer yargıları, en çok üzerinde durulması gereken konudur. Hayat, keyif peşinde, rahat içinde mi yaşanacak, yoksa idealler peşinde, gereğinde fedakârlıkla mı? Kazanılan para ile daha iyi yaşamak mı hedeflenecek, yoksa o kazanç olabildiğince hayır yollarına mı sarf edilecek? Çocuk sahibi olunduğunda, çocuk hangi prensiplere göre büyütülecek, ona nasıl bir eğitim verilecek? Sosyal hayatta kimlerle nasıl bir diyalog kurulacak? Bu gibi temel tercihlerde uyum, iyi bir evlilik için olmazsa olmaz şarttır.

**Feda edebileceğiniz idealleriniz**
Sizin hayatınızı bile uğruna feda edebileceğiniz ideallerinizi eşiniz yarım kulakla dinliyorsa, her satırını didik didik okuyup yaşamaya çalıştığınız kitaplarınızı eşiniz dinlerken uyukluyorsa, siz teheccüde bile kalkarken eşiniz yatsıyı bile kılmadan yatıyorsa, bırakın sevgiyi, saygı bile kalmaz ki aranızda.

İlginç bir göre “Evlilikte mutluluğun şartları nelerdir?”sorusuna her iki cinsin en çok verdiği üç cevaptan birisi, hatta birincisi ‘inanç ve ideal birliği’ idi. (Diğerleri de sevgi ve cinsel uyum imiş.) O yüzden evlenmeyi düşündüğünüz kişide ilk bakacağınız nokta, aynı idealleri paylaşıp paylaşmadığınızdır. Yani size sizin yolunuzda ‘yoldaş’ da olabilmelidir eşiniz.

“Şimdilik istediğim gibi değil, ama ileride düzelir.” diye de kendinizi kandırmayın. Âyetin verdiği dersi hatırlayın:

“Sen sevdiğine hidayet edemezsin, ancak Allah dilediğine hidayet eder.” (Kasa, 28/56)

**Değişeceğine dair garantiniz var mı? Ya da o, garanti verebiliyor mu? Yoksa siz kumar meraklısı mısınız? Veya tehlikeyi çok mu seviyorsunuz?**
Ancak fikir uyumu önemli derken de ölçüyü kaçırmayalım. En önemli noktadır bu, ama tek önemli nokta değildir. Gereklidir, ama yeterli değildir. Bu noktada özellikle bir fikir grubu içinde olan ve idealleri yolunda yaşayan kişilerin çokça düştüğü bir hata vardır: iyisine kötüsüne bakmadan, sırf aynı fikirleri paylaştığı için uyumsuz biriyle evlenmek. “Zaten benim fikrimde olan az; ideallerimi paylaşan birisini bulursam, huyuna suyuna bakmaz evlenirim.” diyenler çoktur. Ama unutmayalım ki, meselâ Hz. Zeyd ile Hz. Zeyneb de aynı yola baş koymuşlardı. Fakat bu mutlu bir beraberlik kurmalarına yetmedi.

Zaten düşünürsek, aynı ideali bile farklı insanlar farklı biçimlerde yaşamaz mı? En basit bir örnekle, evde oturup kitap okumak, yazı yazmak da bir ideale hizmet biçimidir; sürekli gezip sohbetlere, faaliyetlere katılmak da. Ama arada dağlar kadar fark vardır. Sadece fikir birliğini önemseyip kişilik uyumunu yok saymak gibi bir hataya düşmeyiniz lütfen. Fikirleri size uyanlar içinde huyu da size uyan birini mutlaka bulursunuz.

**Sevgi gerekli, aşk risklidir**
Neredeyse klasik bir münazara konusudur: Evlilikte aşk lâzım mı, değil mi? Beylik bir cevap olarak herkes “Tabiî ki lâzım.” der. Oysa bence sevgi şarttır, ama aşk şart değil, hatta risklidir bile. Hemen itiraz etmeyin, önce isimlendirmeyi doğru yapalım.

Kullandığım mânâda sevgi, karşısındakine ihtiyacını hissetmek, onunla beraber olmaktan mutluluk duymak, onun eksiklerini de hoş görmektir. Aşk ise, ona muhtaç olmak, onsuz olamamak, eksiklerini ise görmemektir. Böyle bir aşk, aslında sağlıksız (gözü kör de denir) bir ruh hâli değil midir? Peki sağlıksız bir duyguyla sağlıklı bir beraberlik nasıl kurulur? Depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçların abartılı aşk duygularını da azalttığını biliyor muydunuz? Saplantı düzeyindeki aşk, bir hastalık bile sayılabilir aslında. Ama modern çağın klişelerinin dayatmasıyla, çoğu gençler aşk evliliğini en büyük hayalleri olarak kabul ederler. Bu kişilerin çoğu, aşık olduklarında karşılarındaki kişinin eksiklerini, uyumsuz yönlerini görmez, o coşkulu duygunun esiri olup mantığı tamamen bir kenara atarak yanlış evlilikler yaparlar. Aşık olmuş birisi için karşısındaki, dünyanın en mükemmel kişisidir, kusursuzdur, onun için yaratılmıştır, o olmazsa hayat boyu mutsuz kalacaktır.

**Hak ettiğinden fazla ilgi ve sevgi görmekten mutlu olmaz**
Oysa aşk bir duygu ve duygular da geçici olduğu için bir süre sonra aşk küllenmeye başladığında, önceleri görülmeyen yanlışlar göze batmaya başlar. Coşkuyla başlayan ilişki hüsranla biter çoğunlukla. Aslına bakarsanız, aşık olan için bu denli riskler taşıyan bu duygu, aşık olunan kişi için bile çok rahatsız edicidir. Düşünün; siz öylesine, gelişigüzel bir söz söylüyorsunuz “İnecek var şoför bey!”, aşığınız “Ne hoş bir cümle kurdun” diyor. Siz sıradan gündelik bir davranışınızı yapıyorsunuz, o “Ne güzel içiyorsun çorbayı!” diyor. Böyle olduğundan büyük görülmek insanı rahatsız etmez mi sizce? İlişkinin doğallığını, davranışların içtenliğini öldürmez mi? Zaten o yüzden değil midir ki, çılgınca aşık olunanlar genellikle aşıklarına karşılık vermez, acı çektirir? “Delice sevdim, ömrümü verdim”diye başlayan şarkılar, “O beni sevmedi, kalbini vermedi” diye devam etmez mi hep? Tesadüf değildir bu. Aklı başında hiç kimse, olduğundan büyük görülmek, hak ettiğinden fazla ilgi ve sevgi görmekten mutlu olmaz—kısa süreli bir zevk dışında.

Üstelik bu tip gerçekçi olmayan sevgiler, abartılı hayranlıklar, yöneldiği kişinin zihnine “Ben onun zannettiği gibi mükemmel değilim. Öyle olmadığımı fark ettiğinde ne olacak?” tedirginliğini kazır. Böyle seven, sevdiğini zorlu bir cendereye sıkıştırmıştır aslında. Ve göğe çıkaranlar, hayallerinin gerçek olmadığını görünce ortada bir yerde kalamaz, bu kez de yerin dibine batırırlar sevdikleri(!) kişiyi. Büyük beklentiler büyük hayal kırıklıklarını hazırlar. Siz siz olun, eğer karşınızdaki size olduğunuzdan daha fazla kıymet veriyorsa, sizi olduğunuzdan mükemmel görüyorsa, size sırılsıklam aşıksa, uzaklaşın ondan. Dozunca seven, hatalarınızı da gören, ama iyi yönlerinizin hatırına onları affeden, sizden abartılı şeyler beklemeyen, zorlamayan, destekleyen bir sevgi çok daha güzel değil mi?

**Tek başına da mutlu musunuz?**
Meşhur atasözüdür: “İki çıplak bir hamama yaraşır.” Yani, iki mutsuz birleşince mutlu olmaz. Tek başına mutluluğu bulamamışsanız, ancak bir başkasına dayanarak mutlu olacaksanız, olmayın daha iyi. Zaten olamazsınız. Üstelik bu dayanma tarzı, o hapşırınca sizin nezle olmanıza yol açacak, fazla dayandığınızda da omuzu ağrıyacaktır. O yüzden, ilk anda size ters gelecek belki ama, eğer bekârken de mutlu, kendi içinde uyumlu bir insansanız, evlenince daha da mutlu olursunuz muhtemelen. Yok eğer bekârlığınız sıkıntılı, problemli, huzursuz geçiyorsa evlenince mutlu olma hülyası kurmanız gerçekçi olmaz. Kendi içinizde bir toparlanma yaşamalısınız evliliği düşünmeden önce. Unutmayın, iyi bir evlilik kötü bir hayatı düzeltmez, ancak düzelmiş bir hayatta iyi bir evlilik yapılır. Bu sözlerimle bazılarının tatlı hayallerini bozuyor olabilirim ama, tüm sıkıntılarının evlenince mucizevî biçimde geçeceğini sanmak maalesef çok düşülen büyük bir yanılgıdır.

Evliliğe bu kadar fazla anlam yüklemek de hem mantıksızdır, hem de riskli. Karşınızdaki de sizin gibi bir insandır; beyaz atlı prens değil. Bu aldatıcı beklentinin uzun vadede en çok görülen sonucu ise -başlarda da dediğimiz gibi- evlilik de mutluluk getirmezse eşini suçlamaktır bu kez. Şu diyalogu o kadar çok yaşadım ki bugüne kadar:

—Çok sıkıntılı ve mutsuzum doktor bey.

—Sebep nedir sizce?

—Eşim. Evlendiğimden beri bana destek olmuyor hiç.

—Bekârken çok mu mutluydunuz?

—Eeee, sorunlarım vardı tabiî. Gençliğimde de tedavi görmüştüm aslında.

Bu gibi kişiler -hayal ve masalların da etkisiyle- evlenince tüm sorunlarının aniden biteceğini bekledikleri için, aynen devam eden sıkıntılar ciddi bir hayal kırıklığını ve öfkeyi de beraberinde getirir maalesef. Oysa, eğer biz değişmezsek, yarın bugünden farklı olmayacaktır. Nikahta sadece keramet vardır; mucize değil. O yüzden, önce siz tek başına da mutlu olmayı öğrenin, sonra evlenin. Mutluluk paylaşıldıkça artar.

**Konuşabilmek lâzım**
Evlilik anlaşmaktır. İnsanlar da konuşa konuşa anlaşırlar, malum. Beğendiğiniz kişi dış görünüşüyle, huyuyla, yaşama biçimiyle size çok uyuyor, ama konuşmaya başladığınızda bir kopukluk oluyorsa dikkat! Dozunda olunca tartışmak bile güzeldir, ama konuşamamak bir felakettir. Onunla konuştuğunuzda zihniniz açılıyor, 1+1=3 ediyorsa, bu çok güzel. Eğer fazla olumlu bir katkı almıyor, ama meramınızı anlatıp onu da anlayabiliyorsanız 1+1=2 ediyor demektir ki, idare eder. Ama -ne kadar seviyorsanız sevin- onunla konuşurken kendinizi anlatamıyor, onun da ne demek istediğini kavramakta zorlanıyorsanız, yani 1+1, 2 bile etmiyorsa işiniz zor. Hayat boyu mimiklerle anlaşamazsınız çünkü. Onunla konuşamazsanız ya kendi kendinize konuşmaya başlarsınız ya da başkalarıyla.İkisi de risklidir.

“Mutlaka evlenin. anlaşırsanız mutlu olursunuz, anlaşamazsanız filozof.”diyenlere de katılmıyorum. Size muhatap olabilen, zihninizi açan, fikrinizi zenginleştiren biriyle evlenirseniz filozof değil evliya bile olabilirsiniz.

**Flört ne işe yarar?**
Konuşma deyince akla beraber çıkma ve flört de geliyor. İnsanların birbirlerini tanımak istemeleri çok normal tabiî. Ama flört dönemi, gerçek beraberliği aksettirmez çoğu zaman. Eğer flört, gerçek hayatın aynısı olarak yaşanabilse, belki evliliğin nasıl gideceğine dair ipuçları verebilir, ama bunun da başka bedelleri vardır malûm.

Bildiğimiz anlamdaki flört, yani arada sırada görüşüp gezmek, sohbet etmek ise, aslında gerçek hayatta olunandan farklı bir kişiliğin sergilendiği bir dönemdir. Örneğin kişi günün yirmi üç saati tek başına, sessiz ve sakin bir hayat sürüyor, biriken sohbet ve gezme ihtiyacını günde bir saatlik buluşmalara saklıyorsa, o bir saatte çok konuşkan, canlı, eğlendirici biri gibi davranabilir. Ve çıktığı kişi de canlı, atak, sosyal insanlardan hoşlanıyorsa, onun gözüne hoş görünebilir. Ama iş evliliğe gelince, o hareketli görünen kişinin günde ancak bir saat gezmeye ve sohbete tahammül edebildiği, aslında çok durgun ve sakin bir hayatı sevdiği açığa çıkar ve sürtüşmeler başlar tabiî.

Ben üç-dört yıl flört edip birbiriyle çok iyi anlaşan, ama evlenince birkaç ayda hayal kırıklığı yaşayan nice insanlar gördüm. Evlilik hayatı başlayınca“Reklamları izlediniz, şimdi haberler.” anonsu yapılmış gibi olur.

“Peki, flört bile olmadan evlenilecek kişi nasıl seçilebilir?” diyebilirsiniz. Aslına bakarsanız bir insanın, karşısındaki kişiyi tanıması o kadar da uzun bir zaman gerektirmez. Yapılan araştırmalar özellikle bayanların, karşılaştıkları kişiyi ilk üç dakika içinde değerlendirip kategorize edebildiğini göstermiştir. Dikkatli bir insan için yüz hatları, mimikler, ses tonu, konuşma biçimi, hatta kullanılan kelimeler bile kişiliğe dair önemli işaretler taşır. Ve özellikle hanımlar bu tip işaretleri çok iyi değerlendirirler.

Meselâ karşınızdaki kişiye “Hava bu gün ne güzel, değil mi?” diye sordunuz diyelim. Hepsi de ayrı bir kişilik yapısına işaret eden çeşit çeşit cevaplar alabilirsiniz:

— Gerçekten harika bir hava var, insanın içi coşkuyla doluyor. (Canlı, iyimser.)

— Böyle havaları çok mu seversin? (Karşısındakiyle ilgilenen.)

— Hı hı. (Kontrollü ve ketum.)

— Haklısın, çok güzel, değil mi? (Uyumlu, paylaşımcı.)

— Esas üç gün önce çok daha güzeldi. (Geçmişte yaşayan.)

— Yaa, bu güzel havada eve tıkıldık işte. (Şikayetçi, karamsar.)

Bakın, bir tek cümleden ne kadar çok ipucu çıkartabiliyorsunuz. Yeter ki ona iyi bakın, dikkatli dinleyin ve ipuçlarını değerlendirin. Böylece yakışıklı prensi bulmak için yüzlerce kurbağayı öpmeniz gerekmez.

**Onu iyi tanıyın**
Yukarıdaki konunun devamı olmakla beraber, ayrı bir paragraf olmayı hak eden bir önemi vardır bu bahsin. Bir insanın karşısındakini iyi tanıyabilmesi için bile, önce kendi sıkıntı ve saplantılarından arınması gerekir. Şimdi onu bir düşünün.Nasıl bir insan olduğunu tarif edebilir misiniz? Eğer onun kişiliğini en az on cümle ile tarif edemiyorsanız, onu tanımıyorsunuz demektir. (Ayrıca bu on cümleyi başta hazırladığınız tarifle kıyaslayacağınızı da anladınız tabiî.) Eğer onu tam olarak tanımadığınız halde ondan çok hoşlanıyorsanız, bu sizin farketmediğiniz bir kompleksinizle ilgili olabilir, dikkat edin!

**Birkaç bilene danışın**
Evleneceğiniz kişiyi tabiî ki kendiniz seçeceksiniz, ama fikrine güvendiğiniz kişilere danışmanızın da çok faydasını göreceksiniz. Hele aşık iseniz tarafsız yorum yapamayacağınız için olaya üçüncü bir gözle bakan tecrübeli kişilerin yorumlarını da alın mutlaka. Sizi denk ve uyumlu bir çift olarak görüyorlar mı? Tecrübe, sandığınızdan çok daha önemlidir. Ancak burada da abartıya kaçmamalı, mutlaka son kararı siz vermelisiniz. Hata yapma korkusu veya kararsızlık sebebiyle evleneceği kişiyi anne-babasına veya büyüklerine seçtirenlerin şikayete hakkı olmayacaktır ileride. Sizin yerinize seçim yapacakların da saplantıları olmadığı ne malûm?

Bir yanda gençlerin kararlarını onların yerine almak, başkalarının hayatını yönetmeye çalışmak, çocuğunu vesayete muhtaç bir aciz gibi görmek yanlışına düşen aileler, büyükler olduğu için; diğer yanda ya boyun eğmiş, sorumluluğunu üstlenmekten korkan ve her işini başkasının aklıyla yapan gençler yer alıyor ya da bu baskıyı reddedip ipleri tümden koparan, tamamen kendi başına davranıp kimseye danışmayan isyankârlar.

**Orta noktayı bulmak çok mu zor sizce?**
Burada özellikle sevdiği kişiyle evlenmesine ailesi izin vermeyen (ya da sevmediği biriyle evlenmesi istenen) gençleri de uyarmak gerekirse. Aileniz eğer bu dayatmayı bazı saplantıları doğrultusunda yapıyorsa, bununla onları (usulünce) yüzleştirmeyi deneyin. “Anne, sen mutsuzluğunu maddî sıkıntına bağladığın için benim illa ki o zengin çocukla evlenmemi istiyorsun; ama senin esas problemin para değil, babamın seni sevmediğini sanıyorsun. Zaten bak, filanca da zengin, ama hiç de mutlu değil.” gibi.

Eğer siz kendi tercihinizin sizi mutlu edeceğini yeterince ve mantıklı biçimde açıklarsanız, neden kabul etmesinler ki? Kim çocuğunun mutsuz olmasını ister? Ha, eğer “Düşünce biçimleri yanlış, kuşak farkı var, anlamıyorlar.” diyorsanız, yeterince konuşmuyorsunuz demektir. Onlar da sizin gibi genç oldular vaktiyle, siz meramınızı doğru anlatırsanız mutlaka anlayacaklardır. Bu konu üzerinde çok durmamın sebebi, mutlu bir yuva kuracağım diye arkanızda harabeler bırakmanızı istemeyişimdir. O harabe görüntüleri sizin hayalinizde hep yaşar, ne kadar iyi bir evlilik yapsanız da.

**Onun ailesi nasıl peki?**
“Anasına bak kızını al.” sözü boşuna söylenmemiştir. Hele hele yapı olarak ailesine daha düşkün ve bağlı olan kızların, ailelerinin tarz ve kişiliğinden çok farklı olmaları hayli nadirdir. O yüzden özellikle bir erkeğin, evleneceği kızın ailesini iyi tanıması gerekir. Erkeklerin ise ailelerinden biraz uzağa düşebileceklerini de eklememiz lâzım, her ne kadar “Armut dibine düşer.” ise de.

**Babasıyla mesafeli büyümüş bir kız, Babası kendisine aşırı düşkün bir kız**
Aileyi incelerken kişinin anne-babasıyla ilişkilerine de çok dikkat etmek gerekir.Zira psikolojik bir gerçektir ki, kız çocuğunun babasıyla, erkeğin de annesiyle ilişkisi, evlendiğinde de sürdüreceği bir iletişim tarzının temelini atar. Babasıyla mesafeli büyümüş bir kız, eşiyle de mesafeli olacaktır muhtemelen. Annesinin şefkatli ev kadını kimliğini benimsemiş bir erkek, çalışan ya da sosyal yönü kuvvetli bir kadına (sebebini bilemediği halde) tahammül edemez. Bın, eşinden de yüceltilme beklemesi veya annesi baskın bir erkeğin pasif bir bayanla mutlu olamaması gibi örnekler de verebiliriz.

Tabii “Ailesine bakın” derken aileler arasında uyumu da değerlendirmek lâzım. Eşler birbiriyle ne denli uyumlu olursa olsun, ailelerle veya aileler arasında yaşanan sürtüşmeler en azından tatsızlık sebebi olacağından, bu konuda da denklik aramakta fayda vardır. “Ailelerimiz anlaşabilir mi? Ben onun ailesiyle uyuşabilir miyim?” diye de sorulmalıdır yani.

**Doğru zamanlama**
Yanlış zamanda yanlış karar verilir. Eğer bir bunalım dönemi yaşıyorsanız, kesinlikle hayatınızı bağlayacak önemli bir karar vermeyin. Zira denize düşen yılana sarılır. Biz, depresyon gibi sıkıntılı dönemlerdeki hastalarımızı mutlaka uyarırız: “Şu an sağlıklı değerlendirme yapamayabilirsiniz. Kendinizi toparlayana kadar önemli bir karar almayın.” Öylesi bunalım dönemlerinde öncelikler değişir, çünkü ve sağlıklı düşünmek pek mümkün olmaz. Depresyonda iken yaşadığı keyifsizliğin etkisiyle çok hareketli, neşeli birisine aşık olup evlenen bir genç, düzeldiğinde “Ben bu havai, boşboğaz insanla nasıl yaşarım?” demeye başlamıştı. Evdeki huzursuzluktan kurtulmak için ilk çıkan kısmete evet diyen kızlarımızın, çok yanlış seçimler yaptıkları ve daha büyük sıkıntılara düştükleri de yine çok gördüğüm bir örnektir. “Yağmurdan kaçan doluya tutulur” genellikle.

**Kaç yaşında evlenmeli?**
Zaman deyince, uygun evlenme yaşı da çok önemli bir konudur. Cinslere göre konuşursak, erkek, yapı olarak daha geç olgunlaşır. Bu, fizyolojik olarak da bilinen bir gerçektir. Bunu bazı şovenist erkekler “Erkek olmak zor bir iştir.” diye yorumlarlar. Şaka bir yana, erkeğin evlilik sorumluluğunu üstlenecek kıvama gelmesi yirmi beş yaşından önce zordur gerçekten de. Hele bizim gibi bağımlı özellikleri olan, gençlerin bile çocuk muamelesi gördüğü bir toplumda, bu yaşı otuza bile taşıyabiliriz. Ancak geç evlenmenin erkekler için bazı hatalara düşme riskini arttırdığını da unutmamak lâzım.

Bayanlar ise çok daha erken dönemlerden itibaren evlilik ve anneliğe hazır gibidirler. Dolayısıyla günümüzde genel kabul gören ortalama olan yirmi yaş civarı mantıklı sayılır. Tabii bu yaşı eğitim vb sebeplerle biraz ileriye almak da mümkündür, ama kişilik fazla kemikleşmeden evlenmekte de fayda vardır bayanlar için.

**Yaş fazla ilerlemiş**
Zira evlilik bir ölçüde elastik olmayı, uzlaşabilmeyi, gereğinde taviz verebilmeyi gerektirir. Yaş fazla ilerlemiş, yaşama tarzı oturmuş ise, karşısındakine uyum sağlamak güçleşecektir. “Bunca yıllık huyumu değiştiremem ki!” İdeal olanı, erkeğin sorumluluk üstlenecek, gerektiğinde eşine yol gösterecek bir olgunluğa eriştiği yirmi beş-otuz yaşlarında, bayanın da kendini ve hayatı tanıyıp fazla da kişiliği kemikleşmeden yirmi yaşlarında yapacağı evliliktir. Arada beş-on yaş fark olması da tavsiye edilir zaten; özellikle ileriki yıllar açısından.

**Dört dörtlük olmalı mı?**
Yukarıda anlattıklarımız iyi bir evlilik yapabilmek için dikkate alınması gereken (bazı) faktörlerdir. Bu saydıklarımızın hepsinden tam not almak zorunda değilsiniz elbette ama, hepsini dikkate almanız sizin yararınızadır. Bu dünya cennet olmadığına göre ve birçok peygamber bile evliliğinde sorunlar yaşadığına göre, mükemmel, kusursuz bir uyum arzulamak fazla iyimserliktir tabiî ki.****

Evlenmek için illa da karşınıza dört dörtlük birisinin, bir masal kahramanının çıkmasını beklemeyin. ”Onun busu eksik, bunun şusu fazla” derken sonunda eli böğründe kalıp hiç olmayacak biriyle evlenenler çoktur. Dört dörtlük uyum deyince  “Dünyanın bir yerinde aynı sizin gibi, fiziğiyle, huyuyla tıpatıp size benzeyen birisi var.” desem inanır mısınız? İnanmazsınız tabiî. Çünkü insanlar, hiçbiri diğerinin aynı olmayacak bir çeşitlilikle yaratılmışlardır. En benzer dediğimiz kişilerin bile, biraz dikkat ettiğimizde pek çok farklılıklarının olduğunu görürüz.

**Dört dörtlük beklemeyin, dörtte ikiye de razı olmayın; dörtte üçü hedefleyin**
Peki o zaman : “Dünyanın bir yerinde tıpatıp sizin hayalinize uyan birisi var.” desem inanacak mısınız? Buna da inanmayın. Hayaller, idealler, yıldızlar gibidir. Onlarla yolumuzu buluruz ama, onlara ulaşamayız. Onların gerçekleşme yeri başka diyardır. Bu dünyada bulabildiğiyle yetinmek de bir fazilettir. İsterseniz formüle edelim: Dört dörtlük beklemeyin, dörtte ikiye de razı olmayın; dörtte üçü hedefleyin.

**Sözleşme yapın**
Eğer tüm bu muhasebeler sonunda evlenme kararı alınmışsa, bu kararın şartlarını kağıda dökmenizi tavsiye ederiz. Evlilikte uyulacak kurallar, hangi konularda kimin nasıl bir fedakârlık yapacağı, kimin neyden sorumlu olacağı, hatta hangi şehirde yaşanacağı gibi konuların bile yazılı anlaşma hâline getirilmesinde fayda vardır. Böylece evlilik sırasında olabilecek sürtüşmelerde “Benim dediğim mi olacak, senin dediğin mi?” tartışmaları yaşamazsınız. “Burada yazdıklarımız olacak. Ne söz vermiştik? Bak, altında imzamız bile var.” Ama bunun faydası sadece evlilik süresince çıkan problemlerin çözümüne yardım da değildir. Bence esas, çıkabilecek problemleri önceden görmeye ve belki de kötü bir evliliği engellemeye veya baştan düzeltmeye yarar; doğru karar vermeyi kolaylaştırır. O heyecanlı dönemin coşkusu içinde size önemsiz gibi gelen ve “anlaşarak hallederiz, bir yolunu buluruz” denilen nice gizli uyumsuzluk bu esnada açığa çıkabilir.

**Seçeceğiniz Kişi Çocuğunuzun Anne Yada Babası Olcak !**

Meselâ ailelerle ilişkinin düzeyi, edinilecek malların nasıl kullanılacağı, çocuk bakım ve eğitiminde eşlerin payları, özel ilgilere ne kadar zaman ayrılacağı, hatta televizyonda ne seyredileceğine kadar yazın bakalım. Hiç tahmin etmediğiniz kaytarmalar, itirazlar olabilir. Olmuyor mu? Hemen evlenin o zaman. Allah bir yastıkta kocatsın.

Beraber gezme konusuna gelince, sözlü veya nişanlı bile olsak nikahlanmadıkça karşı cinsle bir yerde beraber kalamayız. Yanımızda mutlaka üçüncü bir şahsın bulunması gerekir. Bu noktadan nikah düşen kişilerle kapalı bir yerde yalnız kalma ve el ele tutuşmak doğru değildir

**Nefis ve şeytan bu yollarda öyle büyük tuzaklar hazırlamışlar ki**
Zamanımızda aşk adeta şeytanın elinde oyuncak olmuş, aşk adı altında gençleri istediği yöne çevirir olmuş. Oysa hepimiz biliyoruz ki faniye duyulan aşk geçici bir duygudur. Maalesef ki erkeklerin güzelliğe, kadınların zenginliğe olan zaafları gözleri adeta kör etmekte. Erkek güzelliğine, kadın yakışıklılığına vurulduğu erkeğin, ileride çocuklarının annesi ve babası olup olamayacağını sorgulamalı oysa ki..Yalnızca kendine eş seçme lüksü olmamalı, doğmamış çocuklarının adına da en doğru kararı vermek zorunda olmanın sorumluluğunu hissetmeli kalbinde..Peygamberimizin (s.a.v) tavsiyesi dindar eş iken, bizler neden bu kıymetli tavsiyeyi tutmaz olduk?

Üç-beş gün sonra dinecek duyguların peşinde koşmaya kendimizi adamaktansa bu emeği, bu güzel duyguları doğru kişiye yöneltmek daha akıllıca olmaz mı..Güzelliğe, yakışıklılığa çok kısa sürede doyulur, kanıksanır..İmanla ve güzel ahlakla süslenmiş bir kalbe ise ömür boyu doyulmaz.

**Büyük bir vebal altına giriyorlar, bir bilseler**
Ne güzel söylemiş eskiler: Güzelliğine güvenme bir sivilce yeter, zenginliğine güvenme bir kıvılcım yeter. Bu konularda bazen ailelerin de yanlış yönlendirmeleri olabiliyor. Kızı olan ana-babalar kendilerince kızları rahat etsin diye zenginliği ölçü alıp, asıl ölçüleri gözden kaçırabiliyorlar. Oysa ki ne de büyük bir vebal altına giriyorlar, bir bilseler..Sizler bilinçlisiniz..Böyle bir yanlış gördüğünüzde kırmadan ailelerinize bunu izah ediniz.

 

**Flört haramdır. Haram yol izleyerek helale varmaya çalışmak akıllıca bir yol olabilir mi,  ne dersiniz?**
Helalden ayrılmayalım, harama bulaşmayalım. Bırakın sizi çağdışı bulsunlar, size geri kafalı desinler. Bu zamanda geri kafalı olmak büyük ayrıcalık ve nimettir. Allah’ın emirleri doğrultusunda yaşamaya çalışmak geri kafalılıksa buna nasıl şükretsek azdır.

Rabbim sizlere imanlı, güzel ahlaklı, beraberce ibadet ve hizmet yapabileceğiniz, cennete giden yolda yardımlaşarak  beraberce yürüyebileceğiniz en hayırlı eşleri nasip etsin kıymetli kardeşlerim.

Allah’ın doğru yoldan hiç ayırmadığı, nefsine ve şeytana uymaktan muhafaza ettiği kullardan olabilmemiz dileğiyle,
**Müslüman bir erkeğin yabancı bir bayanla evlenmesi caiz midir?**
Kendisinin Hristiyan veya Yahudi olduğunu söyleyen bir kadınla evlenemk caizdir; yapılan nikah geçerlidir. Ancak kimliğinde Hristiyan yazdığı halde kendisi ateist olan bir kadınla evlenmek caiz değildir. Müslüman kadın ve erkek, müşriklerle evlenemez. Müşrik kadın, Allah’a başka şeyleri ortak koşan, örneğîn puta, yıldızlara, ateşe ya da hayvana tapan kadındır.

**Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:**
“Ey iman edenler! Allah ‘a ortak koşan kadınlarla, onlar iman etmedikçe evlenmeyin…”  Bir Müslüman erkeğin Yahudi veya Hristiyanlardan bîr kadınla evlenmesinde bir sakınca yoktur. Bu konuda ulema icma etmişlerdir. Ayet-i kerimede şöyle buyuruluyor: “…Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden yine hür ve iffetli kadınları, mehirlerini verip nikahlayınız, onlar size helaldir. ”

Ehl-i kitap olan bir kadınla evliliğinin mubah olmasındaki hikmet; bu kadının Müslümanla evlenmesi sebebiyle Allah’a, peygamberlere, ahiret gününe, iman etme ihtimalidir.

**Müslüman Bir Kadının Müslüman Olmayanla Evlenmesi**
Müslüman bir kadının bir kâfirle evlenmesi icma ile haramdır. “Müşrik erkeklerle, iman etmedikçe onlara mümin kadınları nikahlamayın.” Çünki böylesi bir evlilikte, mümin kadının küfre düşmesi korkusu vardır. Koca, karısını kendi dinine çağıracaktır. Kadınlar genelde erkeklerine uyarlar ve onların yaptıklarından etkilenirler ve onları dinlerinde tahrik ederler. 

Bir kadın, kız kardeşi, halası veya mahrem kadınlardan biriyle bir nikâhta toplanamaz… Bir erkeğin iki kız kardeşi ya da kadın ile halasını veya teyzesini bir nikâhta toplaması haramdır. Allah Teâlâ evlenilmesi haram olan kadınları açıklıyor:”Ve iki kızkardeşi birlikte nikahlamanız da haramdır. Ancak cahiliyet devrinde geçen affedilmiş geçmiştir,”  Hadislerde de bu konu genişletilerek açıklanmıştır:

**Kadın ile hala ve teyzesi bir nikâh altında toplanamaz.**
Birbirine çok yakın olan kadınlarla aynı anda evlenmenin yasaklanmasının hikmeti, daha çok ahlakidir. Bu tür evliliklerde birbirine yakın akraba olanları (yani iki kızkardeşi veya yeğenle teyze veya halası) aynı anda nikahlamak, onlar arasında kıskançlık ve rekabete yol açar. Sıla-i rahîmin kesilmesine sebep olur. Çoğu kere iki kuma birbirleriyle anlaşamaz, uyuşamazlar. Böylesi bir durum haramdır. Bundan dolayı da iki yakın akrabayı aynı anda nikahlamak haram kılınmıştır.

 

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

bursa escort görükle eskort görükle escort bayan bursa görükle escort bursa escort bursa escort bayan