Bedir Haber

Emeviler Dönemi

Emeviler Dönemi
Mustafa Zahideoğlu( mustafa.zahideoglu@bedirhaber.com )
285 views
22 Ekim 2016 - 14:58

Emevîlerîn Halifelik Dönemi Hicri: 41- 136
(Mahmud Şakir, Hz. Âdem’den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları)

Alemlerin Rabbi olan Allah Teala’ya hamd, Peygamberlerin sonuncusu ve Resullerin imamı Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Selleme, âl ve ashabına ve kıyamete kadar onun yolunu iz¬leyenlere salat ve selam olsun.

Şurası bir hakikattir ki (Emevîler olarak da bilinen) Benî Ümeyye sülalesinin tarihi çok çarpıtılmıştır. Bu sebeple sanki Emevi Devri, Dört Halife devrinden kesin bir çizgiyle kopmuştur. Dola-yısıyla birçok kimse İslam nizamının, Hz. Peygamber (sav)’in dö¬nemiyle Dört Halife devrinde ancak uygulanabildiği zannına kapıl¬mışlardır. Tabi iş bu noktaya varınca daha da ileri gidilerek bir asrın çeyreğinden daha az bir süre uygulanabilen İslam nizamının destekçileri, o devirde egemen olan basit ve göçebe hayat şartların¬dan istifade ederek ancak bu düzeni uygulayab il dikleri ileri sürül¬müştür. Yine bu anlayışa göre:

Fetihlerden sonra medeniyetin akis¬leri Medine’ye ulaşıp müslümanlar Fars ve Roma m ede niyetleriyle yüzyüze gelince artık İslamın bu uygarlıklar karşısında tutunama¬dığı, bundan sonra sahabiler arasında ihtilaflar çıktığı, özellikle bu hususun, Hz. Ali ile Muaviye arasında çıkan anlaşmazlıklarda ifa-desini bulduğu, zira bunlardan Hz. Ali İslama bağlı kalırken Muaviye’nin Roma uygarlığından etkilendiği, çünkü Şam’da bu uygarlık¬la doğrudan temas halinde bulunduğu savunulmaktadır.

Emevi tarihin çarpıtılması, bazen, sadece bu sülaleye mensup olanların hedef alınmasıyla sınırlı kalmaktadır. Fakat bununla be¬raber yine temelde İslam’a dokunulmaktadır.

Bu dönem muhtelif çevreler tarafından suçlanmıştır. Ezcümle, Emeviler, düşmanları olan Abbasiler tarafından suçlanmışlardır. (Bu düşmanlığı tescil eden) tarih de Abbasiler zamanında yazıldı. Bunlardan başka, geleneksel düşmanları olan Şiiler ve Hariciler tarafından suçlanmışlardır ki bunlar Emeviler’in elinden acılar tatmış, büyük darbeler yemişlerdir. Ayrıca islam nizamının Dört Halife devrinde dayandığı şura esasından uzaklaştırılarak Emevi¬ler döneminde babadan oğula geçen krallık sistemine intikal ettirilmesiyle olumsuz yönde etkilenmiş insaflı Müslümanlarca da Emeviler suçlanmışlardır. Esasen bu mesele Müslümanlar açısın¬dan çok büyük önem taşımaktadır.[1] Aynı zamanda Emevi Devrin¬de peygamber soyunun uğradığı felaketler Kabe’ye karşı yapılan saygısızlıklar, Zübeyr ailesinin uğradığı zulümler ve halkın uğradı¬ğı baskılar, Müslümanlara zor gelmiş nefretlerini çekmiştir.

Keza dilden dile dolaşan aslı esası bilinmeyen yaygın propaganda ve haberlerden, elden ele intikal eden yazarları meçhul kitaplardaki tek taraflı yazılardan etkilenen, tarih hakkında bilgileri olmayan cahil insanlar da duyduklarından ve okuduklarından et¬kilenerek Emeviler’i suçlamışlardır. Bütün bu çevre ve unsurlar hiç bir ayırım yapmaksızın Emeviler hakkında ulu orta konuş¬muşlardır. Bunların bir kısmı kasıtlı diğer bir kısmı ise kasıtsız ola¬bilir. Ancak ne olursa olsun Ümeyyeoğulları hakkındaki şayiaları tahlil etmeden, incelemeden, dikkatle bakıp aslını araştırmadan propaganda etmişlerdir. Tabi ki sonra da bu dedikodular gerçek¬miş gibi sürekli anlatılmış onları devamlı kotüleyen bilgiler olarak çok çirkin şekilde işlenmiştir.

Esasen bu dedikoduların kabul görmesinde Müslümanların, Emevi Devri’nde zulüm görmüş Peygamber (sav)’in soyuna karşı duydukları saygı ve sevginin büyük tesiri vardır. Bir de şu var ki in¬san zulüm gören bir kimseye karşı daima acı ve merhamet duyar. Bu musibetler çokça konuşulur, dilden dile dolaşır, gönüller hüzünlenir ve gözler yaş akıtır. Bu devirde Hz. Peygamber (sav)’in so¬yuna reva görülen zulümler, belki tasvir edildiğinden çok daha elim ve acı bir şekilde cereyan etmiş olabilir. Ancak bu olayların mahiyetini çok iyi araştırıp incelemek gerekir. Bu konuda başvurulmuş içtihadlar, mübalağa ve hatalar hesab edilmeli mesele ile ilgili olarak İslami hükümlerle sathi, duygusal ve kuru sevgi ara¬sında ayırım yapmalı, bunlar birbirlerine karıştırılmamalıdır.

Emeviler aleyhindeki bu gibi rivayetlerin halk arasında tutun¬masına yol açan bir sebep de onların, başta İslamı kabul etmekte gecikmeleri, hatta İslam davasına karşı çıkan kuvvetlerin safında yerlerini almaları ve Kureyş’lilerin önüne geçerek İslama karşı sa¬vaş bayrağını açmaları, ordular hazırlayarak müslümanların üze¬rine yürümeleri meselesidir. Bunların başında Ebu Süfyan Sahr Bin Harb geliyordu ki ilk Emevi ailesi bunun soyundan gelmekte¬dir. Hatta Mekke fethedilmek üzereyken Ebu Süfyan’ın îslamı ka¬bul etmesi O’nun sırf kılıçtan korkmasının bir sonucuydu. Bu va¬ziyetteyken müslümanlarla birlikte Huneyn Savaşına katıldı. On¬larla birlikte Taif Seferi’ne çıktı ki bu sırada bile (cahiliyet ve şirk adetlerinden olan) fal okları hâlâ torbasında bulunuyordu. Müellefe-i Kulûb [2] dan sayıldıkları için gerek kendisine gerekse çocuk¬larına büyük miktarlarda savaş ganimetleri verildi. İşte bütün bu sebepler O’nun sonraları iyi bir müslüman olduğu gerçeğini in¬sanlara unutturmuştur. Vakıa O, bu Huneyn Savaşı’ndan sonra müslüman olarak iyi bir gidişat kaydetmiş, Hz. Peygamber tarafın¬dan Necran’a idareci tayin edilmişti. Hz. Peygamber, O’ndan razı olarak vefat etmişti. Keza Hz. Ebu Bekir O’nu Yemen’e Devlet adı-na zekat gelirlerini teslim almak üzere gönderdi. Sonra İslam Da¬vası uğruna iyi cihad örnekleri verdi. Yetmiş yaşlarındayken Suri¬ye fethine giden İslam ordusuna katıldı. Yermuk Savaşı sırasında büyük yararlıklar gösterdi. Çocuklarını Allah yolunda cihada az¬mettirdi. Ebu Süfyan, Suriye Fethine çıkan oğlu Yezid’in ordusun¬da görevliydi. Savaş başlamak üzereyken oğlu Komutan Yezid’e söylediği şu sözler dikkate değer mahiyettedir:

“Yavrum! Seni Allah’ın emirlerine sıkı sıkıya bağlı olmaya ve dayanıklılık göstermeye davet ediyorum. Şu vadide bulunan bü¬tün müslümanlar bugün bir savaşla karşı karşıya bulunmakta-dırlar. Ancak müslümanların yönetimini eline almış sen ve senin gibi kimselerin bugün rolü acaba nasıl olmalıdır? Gerçek şu ki bu mevkide bulunan kimseler daha çok dayanmaya, daha iyi örnek¬ler vermeye layıktırlar. O halde evladım! Allah’ın koyduğu sınır¬ları çiğnemekten çekin. Ta ki silah arkadaşlarından hiç biri savaş sırasında sevap kazanmak ve metanet göstermekte sahip olacağı azim ve rağbet seninkini geçmesin ve İslam davası uğrunda se¬nin Allah katında nail olacağın mükafat hepsininkinden daha fazla olsun.”
Bu konuşmayı dinleyen Yezid ise babasına: “İnşaallah dediğin gibi olacağım” diye cevap vermişti.
Yine Ebu Süfyan savaşın cereyan ettiği Yermuk günü haykırarak müslümanların heyecanını kamçılayan konuşmalar yapmış şöyle demişti:
“Ey Müslümanlar! Biliyorsunuz, sizler Arapsınız. Bugünse yabancıların toprağında, ailelerinizden ve Emir’ül-Mü’minin’den çok uzaklarda bulunuyorsunuz. Allah’a yemin olsun ki sayısı pek fazla ve size karşı kini pek derin bir düşman karşısındasınız Bugün onların, canlarının, topraklarının ve ailelerinin üzerine yürüyorsunuz. Allah’a yemin olsun ki sizi Allah’ın rıza¬sından başka, zor saatlerde göstereceğiniz sabır ve metanetten başka bunların elinden kurtaracak bir kuvvet yoktur. Çok dikkat¬li olun ki sizin için gerekli olan budur, vatanınız ise arkanızda kalmıştır. Sizin ve Emir’ül-Mü’minin’le müslümanlar arasında artık çöller ve uzun mesafeler bulunmaktadır ki bu boşlukta sa¬bırdan ve Allah’ın vadettiği mükafattan başka ne kaçacak ne de sığınacak bir yer vardır. Allah Teâlâ ise güvenilecek en hayırlı da¬yanaktır. Kılıçlarınızla canlarınızı korumaya çalışınız.”
Ebu Süfyan bu konuşmadan sonra da cephe gerisinde bulu¬nan kadınların yanma giderek onlara da bazı tavsiyelerde bulun¬du. Sonra tekrar dönerek askere şöyle hitap etti:
“Ey Müslümanlar topluluğu! Şu anda şahid olduğunuz du¬rum artık gelip çatmış bulunmaktadır. İşte Rasulullah ve cennet önünüzde şeytan ve cehennem de arkanızda durmaktadır!”

Bu cümlelerle İslam savaşçılarına moral verdikten sonra cep¬he düzeni içindeki yerine geçti.

Ebu Süfyan arada bir bölükleri teker teker gezerek askerlerin azmini kamçılamaya çalışıyor:
“Allah Allah! Sizler Arap mîlletinin gücü ve İslamın fedaileri¬siniz. Karşınızdakiler ise Rum’un gücü ye şirkin fedaileridirler. Allah’ım! Bugün takdir buyurduğun önemli günlerden biridir. Al-lahım! Şu kullarına zafer nasip et!” diye dua ediyordu.

Said Bin El-Müseyyeb babasından naklen şunları anlatıyor:
“Yermuk günü bir ara ses seda kesilmişti. Aniden kampı çın¬latan bir haykırma duyduk, şöyle diyordu:
“Ey İlahi zafer! Yetiş artık. Direnin, ey müslümanlar, direnin!”

Bu sesin geldiği yere doğru baktık ki haykıran Ebu Süfyan’dır.
Müslümanlar Yermuk’da zaferi kazandılar. Fakat Ebu Süfyan ikin¬ci gözünü de burada kaybetti Bir gözünü daha önce Taif Kuşat¬ması sırasında kaybetmişti.[3]

Yermuk Savaşı’ndan sonra karanlık dünyası içinde bir kenara çekilerek artık günlerini ibadetle geçirdi. Vaktiyle insanları
Allah’ın yolundan alıkoyduğuna karşı pişmanlık duyuyor, korku içinde ya-şıyordu. Emevileri suçlayanlar Ebu Süfyan gibi hatta, İslama kar¬şı ondan çok şiddetli mücadeleler vermişken Islama girdikten sonra samimi birer müslüman örneğini vermiş nice kimseler var¬dır ki insanların dikkati bunların üzerinden kayıyor ve nedense hep Emevîler’in üzerinde yoğunlaşıyor! îşte bunlardan biri de HaIid Bin Velid’dir ki vaktiyle her meydanda müslümanlara karşı sa¬vaşlara girişti, her yerde Hz. Peygamber (sav)’in karşısına can düş¬manı olarak dikildi ve Uhud Savaşı’nda nice müslüman kanı dök¬tü. Uhud’da müslümanların uğradığı o büyük felaketin belki de yegane sebebi Halid Bin Velid idi. Fakat sonra müslüman oldu. Ni¬tekim bizzat kendisi müslüman oluşunu ve Hz. Peygamber (sav)’e bey’atte bulunmasını şöyle anlatıyor:

“Rasulullah (sav)’e bey’at ederken O’na:
“Ey Allah’ın Elçisi! Vaktiyle insanları Allah’ın yolundan alıkoy¬muş olmaktan dolayı işlediğim günahları affetmesi için Allah’a dua etmeni istiyorum” dedim. Bana:

“İslam kendisinden öncekini siler” cevabını verdi. Ben ısrar ederek:
“Bununla beraber yine istiyorum” deyince bu kez:

“Allahım! İnsanları senin yolundan alıkoymuş bulunmaktan dolayı sen Halid Bin Velid’in günahlarını mağfiret buyur” diye dua etti.[4]

Bu herhalde Halid Bin Velid için geçerli olduğu gibi, Amr Bin El As, Ebu Süfyan, Süheyl Bin Amr, İkrime Bin Ebi Cehl, Züheyr Bin Ebi Ümeyye El-Mahzumi, Safvan Bin Ümeyye Bin Halef El-Cimhi ve benzerleri için de geçerlidir.

Emeviler aleyhindeki suçlamaların halk arasında tutunup ya¬yılmasında bir sebep de İkinci Emevi ailesinin kurucusu olan Mervan Bin Hakem’in tutum ve davranışlarıdır. Bu şahıs sonrala¬rı aniden sahneye çıkıp tanındı. Daha önce pek tanınmazdı. Çün¬kü Hz. Peygamber (sav) vefat ederken o daha sekiz yaşlarındaydı. Hz. Osman döneminin son günlerinde adı duyulmaya başladı. Önemli meselelerde katkısı oldu. Hz. Osman O’na güvenir, önem¬li hizmetlerde kendisine itimat ederdi. Bunu tarihçiler böyle ileri sürüyor. Asiler Hz. Osman’a baş kaldırdıkları sırada O’nu cansipe¬rane bir şekilde savundu. Cemel Olayı’nda bulundu. O kadar çok yaralandı ki nihayet kadınların bulunduğu geri hizmet çadırların¬dan birine alınarak tedavi edildi.

Emeviler aleyhindeki propagandaların tutunmasının bir se¬bebi de Hz. Ali’nin, küçüklüğünden beri ve İslama çağrının başla¬masından itibaren Hz. Peygamber (sav) ile omuz omuza girdiği sa¬vaşlarla, müşriklere ve yahudilere karşı Bedir, Uhud, Hendek, Hayber ve Huneyn’de verdiği büyük emekler, değerli hizmetler ve kahramanca mücadelelerle insanların zihninde canlandırdığı par¬lak tablodur. Aslında Hz. Ali buna lâyıktı. Çünkü o savaş meydan¬larının eşsiz bir kahramanıydı. Vaktiyle yıldızı parlakken Hz. Pey-gamber (sav)’in vefatı ve Halifeler Devrinin başlamasıyla birlikte sesi artık eskisi gibi duyulmamaya başladı. Tabiatiyle bu geçiciydi ve gerçek bir unutulma değildi. Çünkü Halife Ömer’in isteği üzeri¬ne Hz. Ali’nin katılmadığı fetih hareketlerinin üzerinde dikkatler yoğunlaşmıştı. Kimse artık O’nu pek sahnede görmüyordu.

Bilindiği üzere Hz. Ömer sahabilerin ileri gelenlerini Medi¬ne’den dışarı çıkarmıyor, onları yanı başından ayırmak istemiyor¬du. Daima onların görüşlerini alıyor, fikirlerinden istifade etmeye çalışıyordu. Onların Hz. Peygamber (sav)’le birlikte verdikleri ci¬hadı hizmet olarak yeterli buluyordu. Bu sırada da Fatihlerin yıldı¬zı parlamıştı. Medine’nin içinde ise Halife’den başka adı Ön plana çıkan yoktu. Haddizatında Hz. Ali’nin mevkii daima saygınlığını ve ehemmiyetini korumuştu. Nitekim İrtidad (gericilik ve dinden dönme) hareketlen sırasındaki o karanlık günlerde Hz. Ebu Be¬kir’in yanında yerini aldı. Keza Hz. Ömer’e daima yardımcı oldu. O’nun müşaviri ve ayrıldıkça Medine’deki naibiydi. Hukuki mese¬leler ondan sorulur, davalar O’na havale edilirdi. Hz. Osman’a da çok yardımcı olmuştu. O da Hz. Ali’ye önemli meselelerde danışır¬dı. Bazıları, hilafetin baştan beri Hz. Ali’nin üzerinden adeta kay¬dırıldığını ileri sürmektedirler. Bunlara göre halkın gönlü O’na ve başarılarına bağlanmıştı. Dolayısıyla bazı kimseler O’nun hilafet için herkesten daha layık ve öncelikli olduğu görüşündeydiler. Ge¬rekçeleri ise O’nun Hz. Peygamber (sav)’e olan yakınlığı, yani; da¬madı olması, (Peygamber’in çok sevdiği torunları) Hasan ve Hüse¬yin kardeşlerin babası olmasıydı. Öyle anlaşılıyor ki bunlara göre de Hilafet akrabadan akrabaya intikal eden bir veraset gibiydi. Hâlbuki Emeviler’e Abbasi’lere ve sonrakilere karşı yapılan en bü¬yük itiraz onların, İslamın şûra nizamını kaldırıp yerine krallık dü¬zenini getirmelerine ilişkindir. Bu düşüncede olanlar Hz. Ali’nin asla hilafeti istemediği noktasına da hiç bakmıyor, işin bu yanma önem vermiyorlar. Bu husus ise Hz. Ali’nin bir konuşmasından açıkça anlaşılmaktadır. Şöyle diyor:

“Kuru daneyi toprakta çatlatıp ona can vererek yeşerten ve rüzgarı ilahi nizamıyla estiren Allah’a yemin ederim ki eğer (bu işe) ehil olan kimse burada hazır olmasaydı, hakka destek vere¬cek kimsenin de varlığına dair delil bulunmasaydı ve de zalimin azgınlığına, mazlumun da aç bırakılmasına karşı susmayacakla¬rına dair, Allah Teala, bilginlerden eğer söz almamış olsaydı bu işin ipini bırakacak, hayatımın ilk gününde hangi tasla su içmiş isem son günümde de aynısıyla suyumu yudumlayacaktım. Ni¬hayet, şu dünyanızın (bütün servet, saltanat ve alayişiyle) gözüm¬de bir keçinin fırlatıp attığı sümük kadar bile bir değer taşımadı¬ğını görecektiniz.”

KAYNAKLAR
[1] Emevilerden itibaren başlayan ve İslam Tarihinin üzerine kapkara bir perde gibi çöken, Krallık, Sultanlık ve padişahlık sistemlerinden hiçbirinin îslanı niza-mıyla alakası yoktur. Bu çeşit ilkel idare sistemlerine alternatif olarak gösterilen ve günümüz dünyasında yoğun propagandası yapılan demokrasi ise bizzat ilim adamlarının tabiriyle “Müptezel bir eşkiyalık düzenidir.” Bugün değil, daha 2000 yıl önce Aristo, demokrasiyi: “Cumhuriyetin bozulmuş şekli” olarak tarif etmiş, bir başka ifadeyle de; “Yığınların anarşisi olarak” onu vasıflandırmıştır.

İşte islam nizamının Dört Halife Devri’nden hemen sonra tamamen uygu¬lamadan kaldırılması, müslümanların içinde onulmaz bir yara açmış, ümitleri¬ni kırmış, dünyalarını karartmıştır. Üstelik bu sapma, insanlığın bugünkü kor¬kunç manzarasını da hazırlayarak birlikte getirmiştir. Ne var ki sapmanın bütün suçunu Emeviler’e yüklemek, belki de yazarın söylemeğe çalıştığı gibi isabetli bir tutum değildir. (Mütercim)

[2] Müellefe-i Kulûb: Yeni İslama girdikleri için gönülleri İslama ısındırıl-ması gereken kimseler demektir. Ne kadar zengin olurlarsa olsunlar bunlara da zekat verilir.

[3] İbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 7, s. 19, 22, 27;
[4] İbn-i Kesir, El-Bidaye tere., c. 4, s. 402-403

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
หนัง JAV UNCENSOREDหนังAV JAV JAPANXXX หนังโป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนังหนังav ดูหนังโป๊ญี่ปุ่น หนังxญี่ปุ่นหนังAV JAV หนังโป๊ญี่ปุ่น หนัง JAV CENSOREDtürk ifşatürk pornoหนังavหนัง JAV CENSOREDหนัAV JAV JAPANXXX หนังป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนัง Rate R HD

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

maltepe evden eve nakliyat

ensest porno