Bedir Haber

Emeviler Dönemi -4

Emeviler Dönemi -4
Mustafa Zahideoğlu( mustafa.zahideoglu@bedirhaber.com )
271 views
02 Kasım 2016 - 8:07

Emevîlerîn Halifelik Dönemi Hicri: 41- 136
(Mahmud Şakir, Hz. Âdem’den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları)

Sümeyye, bölgenin derebeyi Haris Bin Kelde’ye vergi veren sancak sahiplerinden biriydi. Taif’de şehrin dışında Fahişeler Ma¬hallesi olarak bilinen ve fahişelerin faaliyet gösterdikleri bir semte bazen uğrardı,
Muaviye’nin bu iddiada bulunmasının sebebi şudur:

Ebu Ubeyde Muammer Bin Müsenna’nın anlattığına göre Hz. Ali Süheyl Bin Huneyf i İran’daki görevinden aldıktan sonra yeri¬ne Ziyad’ı tayin etmişti. Ziyad, bu bölgede halkı birbirine kırdıra¬rak sonunda ortalığa hakim olabildi. Yerleşik yöreleri devamlı do¬laşıp denetledi ta ki Pers topraklarında istikrarı tamamen sağlayıncaya kadar. Sonra Hz. Ali O’nu İstahr’a vali tayin etti. Muaviye ise devamlı O’nu tehdit ediyordu. Sonra (Muaviye’nin adamların¬dan) Busr Bin Artaa O’nun Ubeydullah ve Salim adlarındaki iki oğlunu rehin alarak, Muaviye’nin emrine girmediği takdirde bu iki oğlunu öldüreceğine dair bir yazı gönderdi. Muaviye’de, ayrıca kendisine tabi olduğu takdirde O’nu görevinde bırakacağını vade¬den bir yazı gönderdi. Bunun üzerine Ziyad, Muaviye’ye gitti, bir miktar para ve mücevherat karşılığında O’nunla barıştı. Bu kez Muaviye Ziyad’ı kendine veliaht seçmek istediyse de Ziyad bunu kabul etmedi. Henüz Muaviye’yi ziyaret etmeden önce vaktiyle Muğire Bin Şu’be O’na şöyle demişti:

– Ey Ziyad! Sen büyük ideali gerçekleştirmeye bak. Fuzuli iş¬lerle uğraşma. Hilafet makamına Ali Oğlu Hasan’dan başka layık biri bulunmadığı halde O bile Muaviye’ye bey’at etti. Onun için kesin kararını vermeden iyice düşün. Bunun üzerine Ziyad O’na:
– Peki öyleyse bana bir akıl ver, nasıl davranayım, deyince Muğira:

– Soyunu O’nun soyuyla birleştirir, ipini O’nun ipine bağlar¬sın, halk da artık kulaklarını sana karşı tıkar, bu iş oluverir, diye öğütledi. Ziyad o an için Muğire’ya:

– Ey Şa’be’nin oğlu ye sermeyeceği toprağa bir fidan mı dike¬yim ki ona ne hayat verecek bir kaynak, ne de su içirecek bir kök var, diye itirazda bulunduysa da sonraları bu tezi kabullenmeye niyet ederek Şu’be Oğlu Muğire’nin görüşünü benimsedi. Peşin¬den Muaviye’nin kızkardeşi Cuveyriye haber yollayarak Ziyad’ı çağırttı. Ziyad gelince de bulunduğu odaya girmesine izin vererek (kardeş olduklarını kanıtlamak maksadıyla) yanında saçını başını açtı ve:

– Sen benim kardeşimsin. Bunu bana Ebu Meryem söyledi, di¬ye konuştu. Sonra Muaviye Ziyad’ı alarak camiye gitti ve halkı top¬ladı. Bu sırada Ebu Meryem ayağa kalkarak şu açıklamayı yaptı:

“Ben şu olayın bizzat şahidiyim ki, vaktiyle Cahiliyet döne¬minde ben Taifde meyhanecilik yapıyordum. Bir ara Ebu Süfyan bana uğrayarak kendisine bir kadın bulmamı istedi. O’na: “El-Haris Bin Kelde’nin cariyesi Sümeyye’den başkasını bulamadım” dedim. Bana : “Olsun, O’nu kiriyle, pasıyla getir” dedi.

Bu sırada Ziyad, Ebu Meryem’in konuşmasını keserek:

“Ağzını topla Ey Eba Meryem! Sen buraya elalemin namusu¬na küfretmek için değil sadece bir olaya şahitlik etmek için geti¬rilmiş bulunuyorsun!” deyince Ebu Meryem:

“Beni baştan bağışlasaydınız da hiç konuşmasaydım daha iyi olurdu. Ben sadece gördüklerimi anlatıyorum. Vallahi de Ebu Süf¬yan kadının kolundan tuttuğu gibi onu içeri aldı. Kadıncağız ürke¬rek oturdu. Sonra Ebu Süfyan kapıyı arkadan kitledi. Neden sonra çıkıp yanıma geldi. Alnının terini silip duruyordu. O’na:

– Nasıl, beğendin mi, dedim.
– Sarkık göğüsleri, bir de ağzının kokusu olmasa… Bu kadar hoşuma giden birine şimdiye kadar hiç rastlamadım, dedi.
Ziyad yine ayağa kalkarak:

“Ey halk! Bu adam şahittir, söylediklerini de duydunuz. Aslıda doğru mu yalan mı? Onu da bilmiyorum. Ama Ubeyd iyi bir baba ve övgüye layık bir aile reisiydi.[24] Şahitlerse söyledikleri şeyler hakkında daha ziyade malumat sahibi kimselerdir.”
Tam bu sırada, (Ubeyd Kızı Safiyye’nin biraderi, yani Sümeyye’nin hanımefendisinin biraderi) Yunus ayağa kalkarak, Muaviye’ye şöyle hitap etti:

“Ey Muaviye! Allah ve Rasulü, ancak meşru (veya meşru hük¬mündeki) birleşmelerin mahsulü olan çocuğun nesebinin geçerli¬liğine hükmetmiş, zina mahsulünün nesebini de reddetmişlerdir. Sen ise tam tersine Ebu Süfyan’ın yaptığı zina hakkında Ebu Mer¬yem’in şahitlik yapması üzerine çocuğu zina edene yapıştırıp meşru çocuğu ise babasından kopararak Allah’ın kitabına ve Rasu-lullah’m sünnetine ters düştün. Bunun üzerine Muaviye O’na:

– Bak Yunus! Ya susarsın veya seni ağır ağır parçalarım! diye tehdit ederek susturdu.[25]
Bu rivayetin de zayıf olduğu ortadadır. Bir kere Ziyad, karşısın¬da bu konuşmaların yapılmasına nasıl razı olabilir, Muaviye bunu nasıl kabul edebilir, halk Devlet Başkanının böyle davranmasına nasıl razı olabilirlerdi. Halk, namus ve haysiyet duygusunu bu de¬rece yitirmiş miydi acaba? Din bu kadar mı yok olmuştu? Hz. Pey¬gamber (sav)’in sahabileri daha hayatta değil miydiler?

Bu anlatılanlardan başka, Muaviye aralarında Hz. Ebu Be¬kir’in Hz. Ömer ve Hz. Ali’nin de bulunduğu büyük sahabilere dil uzattığı yolunda da suçlanmıştır. Ezcümle Hz. Ali’nin Mısır’a vali olarak tayin ettiği Hz. Ebu Bekir’in oğlu Muhammed’e gönderdiği bir yazıda şu sözleri sarfettiği ileri sürülmektedir:
“Baban da dahil hepimiz Ebu Talib’in oğlu (Ali)nin bize olan üstünlüğünü ve uymamız gereken haklarını kabul ediyorduk. Allah Teala Yüce Elçisi için irade ettiklerini takdir buyurduktan, O’na vadettiğini gerçekleştirdikten, dâvasını başarıya ulaştırıp delillerini açıkça ortaya koyduktan ve nihayet ruhunu kabzede-rek O’nu huzuruna aldıktan sonra ilk defa Ali’nin hakkını çiğne¬yen baban ve O’nun Faruk’u (Ömer) oldular. Ona ters düşüp bu konuda da aralarında işbirliği ettiler. Sonra O’nu evlerine davet ettiler. O ise ağırdan aldı. (Onları onaylamakta) çekimser kaldı. Bunun üzerine aleyhinde kötü şeyler düşündüler ve başına bü¬yük dertler açmak istediler. Sonra, kendilerine bey’at edip idare¬yi teslim edince de O’nu ne kendi işlerine karıştırdılar, ne de ölünceye kadar O’na sırlarını açıkladılar. Sonra Osman onların yerine geçince sen ve arkadaşın (Ali) O’nu öyle ayıpladınız ki memleketin en uzak köşesindeki günahkârlar bile (yüzalıp) ve O’na baş kaldırdılar. Siz de O’nun başına gaileler açtınız ve O’na karşı kininizi kusarak nihayet muradınıza erdiniz. Bak Ebu Be¬kir’in oğlu! Ayağını denk al, karısını kulacınla kıyasla ta ki hoş¬görüsüyle dağlan tartabilenin (benim gibi güçlü birinin) yanın¬da boyunun ölçüsünü görebilesin. Ben mızrağı zor altında bükülemeyen, üstün kişiliği dille anlatılamayan biriyim. Aslında senin baban bizzat kendi eliyle makamını hazırladı, tahtını ku¬rup hakim oldu. Eğer şimdi bizim yaptığımız doğruysa, bunu ilk defa baban böyle yaparak bize örnek oldu. Dolayısıyla bu konu¬da O’nunla ortağız. Eğer baban daha önce böyle davranmasaydı Ebu Talib’in oğluna (Ali’ye) muhalif olmazdık. O’na idareyi tes¬lim ederdik. Fakat bizden önce baban O’na bu muameleyi yaptı. Biz de babanı örnek aldık. O halde şimdi gördüklerinden dolayı önce babanı ayıpla veya bu meseleden vazgeç. Boyun eğenlere selam olsun. [26]
Bu rivayetin de açıkça zayıf olduğu ve düşmanlar tarafından sonraları uydurulduğu görülmektedir. Nitekim ilk başta Şiilerin İmamiye Mezhebi’nin aşırıları daha çok Hz. Ali’yi övdüğü halde sonraları (Hz. Ali de dahil) Hulefa-i Raşidin’e dil uzatmakta, daha sonra da Muaviye’yi onlara katmaktadır.
Keza, Kays Bin Saad Bin Ubade’nin Hz. Ali tarafından Mısır Valiliğinden azledilmesinden sonra Muaviye’nin O’na bir yazı göndererek kendisine:
“Sen bir yahudisin [27] dediği de ileri sürülmektedir ki Allah korusun!
Yine sözde Muaviye, minberlerden Hz. Ali’ye lanet okumakla ve halkı da O’nu lânetlemekle emrettiği biçiminde tarihi çarpıtanlarca suçlanmıştır. Sözde, O’nun tayin ettiği valiler de böyle yapı¬yorlardı. Aslında bu gibi rivayetleri kabul edenler bütün müslümanları aynı zamanda suçlamış olmaktadırlar. Bunların karşısın¬da susanlar için de aynı şey söz konusudur. Çünkü hiç bir müslüman yoktur ki Hz. Ali’yi sevmiş olmasın. Ve hiç bir müslüman Hz. Ali’ye dil uzatamaz. Dolayısıyla bundan daha büyük bir iftira ola¬maz. Muaviye ve Hz. Ali arasındaki siyasi görüş ve düşünce farkı¬na rağmen Muaviye O’na saygı gösterir, üstünlüğünü kabul eder, mevkiini bilir, karşısında O’nu över, arkasından da O’nu rahmetle anardı. O’ndan razıydı. Tarihe ilaveler yapan, onu tahrif eden şah¬siyetleri suçlayanlar daha sonraki kuşaklara mensup fanatik kim¬selerdir. Bu gibi hücumlar öyle bir raddeye vardı ve halk üzerinde öyle kötü tesirler uyandırdı ki Hz. Ali taraftarlarıyla diğer bütün müslümanlar arasındaki uçurum da git gide büyüdü. Halbuki vak¬tiyle durum hiç de böyle değildi. Her iki tarafa mensup insanlar birlikte namaz kılar, birlikte cihada çıkar, birlikte fetih faaliyetleri¬ne katılırlardı. Ne var ki daha sonra iki fırkaya ayrıldılar. Şiiler ar¬tık müslümanların imamları arkasında namaz kılmaz oldular. İlmi kaynaklarını kabul etmez oldular. Meymun El-Kaddah gibi birisi tarafından yazılmış olsa bile ancak kendilerince makbul sayılanla¬rın eserlerine sadece itibar etmeye başladılar.
Muaviye, ayrıca -yerine, kendisinden sonra geçmek üzere- oğ¬lu Yezid’i veliahd seçtiği gerekçesiyle de suçlanmıştır. Halbuki O’ndan daha üstün olanlar da, (daha hayattayken) kendi yerlerine geçecek kimseleri seçtiler. Ezcümle Hz. Ebu Bekir, vefatından son¬ra yerine geçmek üzere Hz. Ömer’i seçmiştir. Muaviye’ye gelince, O, kendi oğlunu herkesten daha üstün gördüğü ve O’nu (oğludur diye) çok sevdiği için veliahd tayin etmiştir. Halbuki O’ndan daha hayırlı kimseler vardı. Tabiki Muaviye böyle yapmakla, İslamdaki şûra sistemini kaldırmış, O’nu bir krallık düzeni haline getirmişti.
Keza, Muaviye, Suriye’nin yönetimine getirildiği günden beri sürdüğü saltanat ve ihtişamla İran Kisralarını ve Roma Sezarlarım örnek aldığı {İslam Halifelerine has mütevazi hayat ve muamele tarzını bir kenara ittiği) yolunda da suçlanmıştır. Belki de devrinin şartları O’nun böyle bir yol izlemesini gerektiriyordu. Çünkü esa¬sen bu bölge halkının örf ve anlayışında Devlet Başkanına olan ba¬kışlarında bu adet vardı. Tarihçi Taberi bu inceliğe temas ediyor ve diyor ki:
Hz. Ömer bir keresinde Şam’ı ziyaret ederken Muaviye’yi, ken¬disini debdebe içinde bir kortejle karşıladığını görünce O’na:
“Ey Muaviye! Görüyorum ki böyle heyet ve erkanla gidip ge¬liyorsun, hem sonra evde oturuyor muşsun, halkının ise, dertleri¬ni sana anlatabilmek için gelip kapında beklediklerini duydum, bu doğru mu?” diye sorunca şu cevabı vermiş:
“Ya Emir’el-Mü’minîn! Düşman, yakında yanıbaşımızda bu¬lunuyor. Aramızda da casusları var. Ben böyle yapmakla onlara sadece îslamın heybetini yansıtmak istedim”
Bu sözleri beğenen Hz. Ömer:
“Bu akıllı bir insanın hilesine benziyor!” deyince Muaviye bu kez de Halife nasıl istiyorsa öyle davranabileceğini anlatmak için:
“Ya Emir’el-Mü’minîn! Nasıl istiyorsan, bana emret öyle ya¬payım” demiş. Bunun üzerine de Hz. Ömer:
“Yahu, ne zaman bir meseleyi seninle tartıştıysam bana öyle cevap yetiştirdin ki, bu işi yap ya da yapma demeye bir türlü ka¬rar veremiyorum” cevabını vermiş. [28]
Eğer Hz. Ömer, O’nun böyle davranmasında (İslam ölçüleri¬ne) en ufak bir muhalefet görmüş olsaydı -ki Hz. Ömer, insanların içinde gözü en tok, tekellüften en uzak ve valilere karşı en sert bir devlet başkanıydı- Mutlaka kendisim cezalandırır, hatta O’nu bu görevde bir gün bile bırakmazdı.
Muaviye’nin, bir vakit sonra artık köşkte oturması ve mühür kullanması ise zamanın şartlarının bir gereğiydi. Bunda hiç bir mahzur yoktur.
Muaviye’nin oğlu Yezid de suçlanmıştır [29] Hatta Muaviye ve oğlu Yezid, en çok suçlanan insanlardan sayılmaktadırlar. İkisi hakkında çok dedikodular yapılmış, iftiralar edilmiştir. Babası Mu¬aviye Hz. Ali’ye karşı giriştiği mücadeleden dolayı, kendisi ise, devrinde meydana gelen Kerbela Faciası sebebiyle daha çok suç-lanmışlardır. Edilen iftiralar her ne kadar tüm Beni Ümeyye ailesi¬ni hedef alıyor idiyse de özellikle devlet başkanlığı yapmış olanla¬rından Muaviye ve Yezid’e daha çok yönelik idi.
Mesela Hz. Hüseyin’in şehid edilmesinin baş müsebbibi ola¬rak Yezid suçlanmaktadır. Aslında mesele, gerçek yönüyle hiç de böyle değildir. Çünkü bir kere Yezid’in bulunduğu yerle, Hz. Hüse¬yin’e karşı silahlı saldırının cereyan ettiği yer arasında (o günkü öl¬çülerle) bir aylık mesafe bulunuyordu. Oraya kadar emirlerini na¬sıl ulaştırabilir, nasıl engelleyebilir, nasıl (anında) hükmedebilir di -ki öyle güçlü bir halife de değildi- Ortalıkta istikrar da yoktu. Esa¬sen hadiselerin cereyan ettiği Irak’da o gün için Ubeydullah Bin Ziyad hakimdi. Yezid, Hz. Hüseyin’in Öldürülmesinden dolayı se¬vindiği ileri sürülerek de suçlanmaktadır. Bu da doğru değildir. Bi¬lakis olayı haber alınca ağladı ve (Hz. Hüseyin’in katili) Şimr’e ve Irak Valisi Ubeydullah Bin Ziyad’a lanetler okuyarak:
“Allah’a yemin ederim ki Bin Ziyad’ın yerinde olsaydım O’nu bağışlardım” dedi. Kerbela’dan Şam’a getirilen, Hz. Hüseyin’in ai¬le halkını kendi kadın ve çocuklarının bulunduğu bölüme aldırdı. Yezid’in hareminde üç gün boyunca ağlama sesleri ve feryadlar devam etti, yanında misafir kaldıkları süre içinde, Yezid, Hz. Hüse-yin’in oğlu Ali Zeynel Abidin’i sofrada yanına oturtmadan hiç ye¬mek yemedi. Sonra Hz. Hüseyin’in aile halkını, yol boyu hizmeti¬ne bir muhafız birliği görevlendirerek Medine’ye gönderdi. Keza halkı Emevi idaresine karşı baş kaldırdığı için Harra olayında Medine-i Münevvere’yi basarak üç gün süreyle cana, mala, İrz ve na¬musa tecavüz eden Emevi ordusu esasen kontrolden çıkmıştı.
Yezid içki müptelası olmakla da suçlanmış. Hatta, hâkim oldu¬ğu her yerde içkinin yayılmasına da gayret ettiği ileri sürülmüştür. Bu görüşü kabul etmek pek de gariptir. Çünkü hiç bir devirde içki ve fuhuş, İslam Devletlerinin sınırları içinde açık şekilde yayılma¬mıştır. Bu durum Yezid’den sonra bile vaki olmadığına göre, sahabi çocukları hatta bizzat bazı sahabiler henüz hayattayken nasıl böyle bir hal yaşanabilirdi?

Kaynaklar
[24] Burada bir kopukluk bulunduğu ve yazarın bunu, olayın evveliyatını bildiği için yaptığı kanaatindeyim (Mütercim)
[25] Muruc’uz-Zeheb, c. 3, s. 14-16
[26] Muruc’uz-Zeheb, c. 3, s. 21-22
[27] Muruc’uz-Zeheb, c. 3, s. 25
[28] Taberi Tarihi, c. 5, s. 331
[29] Burada susmanın, tarafsızlık ve dürüstlük sayılacağına keza, Yezid’i mazur göstermeye çalışan bir tarihçinin de dürüst ve gerçekçi olduğuna inan¬mak oldukça güçtür. (Mütercim)

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
หนัง JAV UNCENSOREDหนังAV JAV JAPANXXX หนังโป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนังหนังav ดูหนังโป๊ญี่ปุ่น หนังxญี่ปุ่นหนังAV JAV หนังโป๊ญี่ปุ่น หนัง JAV CENSOREDtürk ifşatürk pornoหนังavหนัง JAV CENSOREDหนัAV JAV JAPANXXX หนังป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนัง Rate R HD

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

maltepe evden eve nakliyat

ensest porno