Bedir Haber

Emeviler Dönemi – 3

Emeviler Dönemi – 3
Mustafa Zahideoğlu( mustafa.zahideoglu@bedirhaber.com )
298 views
27 Ekim 2016 - 10:32

Emevîlerîn Halifelik Dönemi Hicri: 41- 136
(Mahmud Şakir, Hz. Âdem’den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları)

Emeviler’in kötü ünlenmelerinin bir sebebi de Muaviye’nin oğlu Yezid döneminde ve Hicri 63 yılında cereyan eden El-Harra (Medine’nin basılması) olayıdır.

Müslim Bin Ukba El-Murrî komutasındaki bir Emevi ordusu Medine’ye girerek 3 gün boyunca halkın ırzına ve canına tecavüz etti, sonra da (Müstakil olarak Mekke’yi idare eden) Abdullah Bin Zübeyr’i kuşatmak için Mekke’ye yön tuttu. Fakat yolda bu adam öldü. O’nun yerine komutayı El-Husayn Bin Numeyr teslim alarak Mekke’yi kuşattı. Ancak bu sırada da Yezid’in ölüm haberi gelince kuşatmayı kaldırarak geri döndü. [18]

Sonraları Emeviler’in Suriye’de otoriteleri güçlenince bu kez Haccac Bin Yusuf Es-Sakafî komutasında ikinci bir Emevi ordusu gelerek Mekke’yi kuşattı. Şehre hakim tepelerden Kabe mancınık¬larla dövülerek tahrip edildi. Haccac, Abdullah Bin Zübeyr’i öldü¬rerek Beyt’ül-Haram’a girdi. Faziletlere sahip Abdullah Bin Zübeyr gibi müstesna bir şahsiyetin katledilmesi ve Harem-i Şerifin, Kabe gibi mukaddes bir mekanın çiğnenmesi müslümanları fev¬kalade incitmiştir. Bu kadar korkunç bir olay ne ilginçtir ki Kerbela faciasının yanında müslümanların üzerindeki etkisi bakımın¬dan ikinci planda kalmıştır. Bu iki olaydan her biri İslam tarihinin bu zaman kesiti içinde cereyan eden hadiselerin esasen hangi dü¬şünceye sahip eller tarafından kaleme alındığını göstermektedir. [19]

Aslında Emeviler’in düşmanları, onların döneminde meyda¬na gelen bu olayları kullanıp onlardan önce meydana gelmiş hadi¬selerden de faydalanmaya çalışarak tarihi genel manada çarpıt¬mışlardır.

İşte tarihi çarpıtan bu insanlar, Emeviler’e karşı (propagandalarıyla) öyle korkunç saldırılarda bulunmuşlardır ki onları îslam dışı saymışlardır. Hücumları halifelere, o devrin valilerine ve Eme¬vi tarafdarlarına karşıydı. Bu hücumlardan sahabiler de kurtulma¬mışlardır. Hatta Hz. Ali’nin taraftarları bile bu saldırılara hedef ol¬muşlardır. Mesela Ebu Musa EI-Eş’ari gibi yumuşak bir tutum iz¬lemiş bulunan Hz. Ali taraftarları dahi bunların saldırılarına uğra¬mışlardır. Bunlar Hulefa-i Raşidin’den ilk üçünün sözde Hz. Ali’ye karşı aralarında sözbirliği etmiş bulunduklarını, Hilafet makamını ondan uzak tutmaya çalıştıklarını ileri sürmüş, dolayısıyla, bu zevat da iftiracıların zehirli sözlerine hedef olmuşlardır. Bunlar Hu-İefa-i Raşidin hakkında, onların can düşmanlarının bile söyleme¬diklerini söylemişlerdir. Bunlar anarşiyi körükleyen, hatta El-Eşter En-Nah’i gibi fitnenin başını çeken birini, sırf Hz. Ali’yi destekle¬diği, bir ara O’nunla omuz omuza mücadele verdiği için, övmüş göklere çıkarmışlardır.

Bu adamlar, dikkatleri Ümeyyeoğulları’nın (Yani Emevilerin) daha müslüman olmadan önceki günleri üzerinde yoğunlaştırma¬ya çalışmışlardır. İslamın daha başlangıcından beri bu ailenin müslüman olmuş bulunan Hz. Osman, Said Bin El-As, Halid Bin Said Bin El-As ve Amr Bin Said Bin El-As gibi çocukları bile bun-ların dilinden kurtulamamışlardır. Bunlar Emevi ailesinin büyü¬ğüdür diye zehirlerini daima Ebu Süfyan Sahr Bin Harb üzerine döküp durdular. Onu küfrün başı diye saydılar. Evet, daha önce öy¬leydi. Fakat müslüman olduktan sonra da O’nu yine müslüman saymadılar. O’nun pabuç pahalı olduğu için, kılıç korkusuyla İslamı kabul ettiğini ileri sürerek, buna da Hz. Peygamber (sav)’in kendisine ve çocuklarına ganimet dağıtmak suretiyle gönüllerini İslama ısındırmasını kanıt diye göstermeye çalıştılar. Tabii ki bu da doğrudur. Ancak kalbi İslama ısındıktan ve iyi bir gidişat kaydet¬tikten sonra (ki Hz. Peygamber (sav) O’na bazı görevler vermiş, Hz. Ebu Bekir O’nu maliye hizmetleri için Yemen’e göndermiştir) yine de O’nu kötülemekten vazgeçmediler. O’nun Yermuk Savaşı sırasında gösterdiği yararlılığı, gözlerini kaybetmesini Hz. Osman devrinde 17 yıl âmâ olarak hayatım ibadetle geçirmesini ise hiç sözkonusu etmediler.

Tarihi çarpıtanlar, Hz. Osman’ın normal olmayan yollardan Hilafete geldiğini, sözde Hz. Ali’yi bu makama getirmemek için Abdurrahman Bin Avf’la birlikte bunu tezgâhladığını, aynı za¬manda O’nun Ümeyyeoğullan ailesine mensup yakınlarını kendi¬ne yaklaştırıp valiliklere ve yüksek makamlara getirdiğini, istedik¬leri şekilde davranmalarına göz yumduğunu, zayıf görüşlü olduğu için amcası oğlu Mervan Bin Hakem’in kuklası durumuna düştü¬ğünü, bunun da nihayet bela ve fitnelere kaynaklık eden anarşiye yol açtığını ileri sürdüler.

İşin gerçek yüzüne bakılacak olursa liyakat sahibi birçok sahabi Hz. Osman döneminde, yönetimde görev almayı kabul etmi¬yorlardı. Tabi ki devlet otoritesi onları mecbur edemezdi. Bu se¬bepledir ki Hz. Osman, güvendiği yakınları arasından istenen ye¬terliliğe sahip olanları devlet kademelerinde görevlendiriyordu. Keza bazı yakınları O’na başvurarak vazife istiyorlardı ki bu zevat hem Kureyş’e mensup ve herşeyden önce vaktiyle İslam ile müşer¬ref olmuş, Rasulullah’ın sahabisi olma mazhariyetine ermiş kim¬selerdi. Hz. Osman’ın bunlara görev vermemesi için bir sebep yoktu. Ancak zaman zaman onları denetleyerek bir kusurlarını bulunca hemen kabahat işleyeni görevinden alıyor ve gerekirse onu cezalandırıyordu. O’nun vazifeden attığı nice akrabası vardır. Onları suçlu sayar, ancak sonraları iyi bir gidişat izlediklerini tesbit edince yeniden kendilerine görev verirdi. Bu zevatın fetih faali¬yetlerinde, cihad hizmetlerinde ve İslam davası uğrunda önemli rolleri olmuştur.

Bu tarih çarpıtıcıları, Muaviye’yi izzet ve ikbal peşinde bulu¬nan bir bencil olarak suçladılar. O’nun, (akrabası olan) Hz. Os¬man’ın katillerini istemekte ısrar etmesinin, aslında arzu ettiği he¬defe ulaşabilmek için başvurduğu bir siyasi manevradan başka bir şey olmadığı, açıkça şeriate aykırı olduğu halde bu gerekçe ile Halife’ye karşı baş kaldırdığı, istediği mevkii elde edince de daha dü¬ne kadar üzerinde şiddetle ısrar ettiği Hz. Osman’ın kanını unutuverdiği şeklinde O’na suçlamalar yönelttiler.

Keza aleyhinde olan herkesin ölümünden veya Öldürülmesin¬den hep O’nu sorumlu gördüler. Halbuki ortalığa anarşi hâkimdi ve her tarafta kaynaşmalar vardı, biri diğerinin kanına girmişti.

Mesela Hz. Ali Hariciler tarafından öldürüldü. Muaviye’nin bizzat kendisi bile onlar tarafından suikaste uğrayarak yaralandı. Keza Mısır Kadısı Harice öldürüldü. Suikasti düzenleyen O’nu Amr Bin EI-As zannetmişti. Eğer bu olaylar bu kadar açık şekilde tesbit edilmemiş olsaydı Hz. Ali’ye ve Amr Bin El-As’a karşı dü¬zenlenen suikastlerden dolayı yine Muaviye suçlanacaktı. Yani her halükârda kimin katili ortaya çıkarılamıyor idiyse O’ndan Muavi¬ye sorumlu tutuluyor, tanınmış şahsiyetlerden kim ölüyor idiyse O’na muhakkak Muaviye zehir yedirdi diye suçlanıyordu.

Nitekim, Hz. Hasan’a hanımı: El-Eş’as Bin Kays El-Kindi’nin kızı Cu’da aracılığıyla zehir yedirilerek öldürülmesinden yine Mu¬aviye suçlu gösterildi. Muaviye bu kadına şöyle yazmıştı:

“Eğer Hasan’ı bir hileyle öldürebilirsen, sana yüzbin dirhem para göndereceğim ve seni (oğlum) Yezid’le evlendireceğim.”
Bu kadın vasıtasıyla Hz. Hasan’ı zehirlettiren o oldu. Nitekim Hz. Hasan vefat edince Muaviye kadına vadettiği parayı ödedi ve ayrıca kendisine şu haberi yolladı:

“Biz Yezid’in hayatı üzerinde çok titizlik gösteriyoruz. Bunu takdir etmelisin. Aksine seni O’nunla evlendirmek isterdik.[20]
Bu suçlamanın zayıf olduğu ortadadır. Hatta bu kaynağın biz¬zat kendisi bile rivayetin zayıf olduğunu göstermektedir. Kaynak¬ta olay Hz. Hasan’ın diliyle şöyle nakledilmektedir.

“Bana birkaç defa zehir yedirilmiştir. Fakat hiç biri bu seferki kadar kötü tesir yapmadı. Midemden parçalar kusmuştum. Elimdeki çöple karıştırıyordum. Kardeşim Hüseyin bana, ‘Acaba kim sana bu zehiri içirdi dersin birader’ diye sordu.
O’na “Öğrenip de ne yapacaksın? Eğer o, zannettiğim kimseyse, hesabını O’ndan Allah sorsun, yok başkası ise birinin şüphe ile cezalandırılmasını istemiyorum.” diye cevabını verdi. [21]

Bu konuşma Hz. Hasan’ın sadece zan ettiğini, bilakis kesin şe¬kilde zehirleyen kimseyi suçlamadığını kanıtlamaktadır. Aynı za¬manda bu zannı yürüten bir otorite sahibi de değildir ki gereğini icra edebilsin. Bunu ancak ilgili merci yapar ki Halife ve İmam Muaviye idi. O’nun cezayı tatbik ettirmesi gerekirdi. Hz. Hüse¬yin’e gelince devlet başkanı mevcutken o müdahale edemezdi.

Muaviye, El-Eşter En-Nah’i’nin öldürülmesinden dolayı da suçlanmıştır. Mes’udî bu olayı şu şekilde nakletmektedir:
Hz. Ali, El-Eşter’i Mısır’a vali tayin etmişti. O’nu bir askeri bir¬liğin başında görevinin mahalline gönderdi. Muaviye bunu du¬yunca Mısır’ın Ariş bölgesinde bulunan bir eyalet başkanı ile te¬mas kurarak Eşter’i zehirleyebildiği takdirde kendisinden 20 yıl vergi almayacağı vaadinde bulundu. O da bir yolunu bulup El-Eşter’in yiyeceğine zehir kattı. Olay şöyle cereyan etmişti: El-Eşter, Ariş’e varınca (Muaviye’ye bağlı bu Eyalet Reisi) sözde kendisine ikramda bulunmak üzere El-Eşter’in hangi yiyeceklerden hoşlan¬dığıı sordu. Kendisine, O’nun baldan hoşlandığını söylediler. O da gidip bir miktar bal getirerek El-Eşter’e balın faydalarını sayıp durdu. El-Eşter, o gün oruçluydu. Ancak adamın bu vasıflandır¬maları karşısında dayanamayarak getirilen baldan yedi. Daha mi¬desine yeni girmişti ki hemen ölüverdi. Beraberinde bulunanlar, balı getiren şahısla adamlarının hakkından geldiler. Bu olayın, Kulzum’da (Kızıl Deniz kıyılarında) meydana geldiği de söylen¬mektedir. Ancak birincisi kanıtlanmıştır. Hz. Ali bu hadiseyi du¬yunca:

“Ellerinin ve ağzının günahını çekti (nefsine hakim olamadı)” diye konuştu. Muaviye ise:
“Allah’ın baldan da askerleri vardır” dedi.[22]

Muaviye’ye Hucr Bin Adiyy El-Kindi’nin öldürülmesi cinayeti de mal edilmektedir. Bu zat İslam tarihinde (fikrinden cayarak kurtulması mümkünken) direnerek öldürülen ilk şahsiyettir.

Muaviye’nin valilerinden Ziyad Bin Ebih, dokuzu Kûfe’li dör¬dü de başka yerden olan arkadaşlarıyla birlikte O’nu alıp götürür¬ken Şam’a 12 mil uzaklıktaki Marc-ı Azra’ya varınca, istihbarat görevlileri durumu Muaviye’ye bildirdiler. O da görevli olarak kör bir adamı gönderdi. Bu adam Hucr ve arkadaşlarına yaklaşınca aralarından biri:

“Eğer tahminim doğru çıkarsa grubumuzun yarısı öldürüle¬cek, diğerleri ise kurtulacaklardır” diye bir söz etti. O’na, ‘Böyle olacağını nereden biliyorsun?’ diye sorunca, ‘Yahu adamın bir gö¬zünün kör olduğunu görmüyor musun?’ dedi.

Bu kör cellat Hucr’a yaklaşınca O’na:
“Ey fitnenin başı! Ey küfür ve sapıklığın kaynağı! Ey Ebu Turab’ın (Yani Hz. Ali’nin) yardakçısı! Emir’ül-Mü’minîn, senin ve arkadaşlarının canıı almak üzere beni görevlendirmiş bulun¬maktadır. Ancak küfrünüzden vazgeçer ve adamınıza (Hz. Ali’ye) lanet okur, O’nunla hiç bir ilişkiniz kalmadığına dair açıklama yapar (Teberri ederseniz) infazınız geri alınacaktır” dedi.

Hucr ve düşüncesini paylaşan arkadaşları bu adama:

“Yaptığın teklifi kabul edip de Allah’ın ve elçisinin huzuruna yüzü kara gitmek ve ateşe girmektense kılıcın acısına dayanmak bize daha kolay gelir” diye cevap verdiler. Ancak arkadaşlarının yarısı celladın teklifini kabul ettiler. Hucr idam edilmek üzere orta yere getirilince:
“Bana müsaade edin iki rekat namaz kılmak istiyorum” dedi. Verilen izin üzerine namazını uzatınca O’na:
“Ölümden korktuğun için namazını uzattın, değil mi?” diye sorulunca:
“Hayır, ben sırf namaz kılmak için ne zaman abdest aldıysam mutlaka namaz kıldım ve hiç bir zaman da bu kadar kısa namaz kılmış değilim. Ama her şeye rağmen nasıl olur da şuracıkta kazıl¬mış bir mezar, sıyrılmış bir kılıç ve yayılmış bir kefen görür de ürpermem!”
Sonra öne yaklaştırılarak boğazlandı ve peşinden aynı fikirde olan diğer arkadaşları da idam edildiler.
Muaviye, Halid Bin Velid’in oğlu Abdurrahman’ın öldürülme¬sinden dolayı da suçlanmaktadır. Abdurrahman (son zamanlar¬da) ünlendiği Şam’da şöhret kazandığı, babasının bıraktığı izle¬nimler sayesinde halk tarafından rağbet gördüğü ve Bizans top¬raklarında uyandırdığı heybetiyle müslümanlara pek ihtiyaç duymadiğı’ sebeplerinden dolayı Muaviye’nin O’ndan korktuğu, bu yüzden İbni Esal adında (vergiye bağlanmış) bir Bizans şövalyesi aracılığıyla, O’nu hayatı boyunca vergiden muaf tutmaya karşılık zehirlettiği söylenmektedir.
Abdurrahman’ın bir ara Bizans topraklarından Homs’a dönü¬şü sırasında İbni Esal O’na kuleleriyle birlikte zehirli bir şerbet içirdi. Abdurrahman şerbeti içer içmez Homs’da öldü. Muaviye bunun üzerine İbni Esal’a vadettiklerini yerine getirerek O’nu ver¬giden muaf tuttu ve Homs Bölgesi haracını devlet adına toplama¬ya da memur etti.[23]
Muaviye, valilerinden Ziyad Bin Ebih’in, babası (Ebu Süfyan’ın) dölünden olduğunu iddia etmekle de suçlanmıştır. Yani babasının (bir çeşit) zina ettiğine şehadet etmişti. Hatta kendisi daha dünyada yokken bu olayın meydana geldiğine şahitlik etmiş¬tir. Dinini çiğneme pahasına ve sırf Ziyad Bin Ebih’i yanına çek¬mek (bağlılığını kazanmak) için böyle yaptığı ileri sürülmektedir. Tarihçi Mes’udi bu olayı şöyle anlatmaktadır:
“Muaviye, Hicri 44 yılında Ziyad Bin Ebih’in, babası Ebu Süf-yan’ın sulbünden geldiğini ispat etmeyi aklına koyunca, Ziyad Bin Esma El-Harmâzi, Malik Bin Rabîa Es-Selûlî ve Zübeyr Bin Avam’ın oğlu Münzir gelip bu olayın gerçek olduğuna dair yanın¬da şehadette bulunarak şöyle dediler:
“Bizzat Ebu Süfyan, Ziyad Bin Ebih’in kendi oğlu olduğunu ileri sürerek, Hz. Ömer’in huzurunda Ziyad’dan söz açıldığı bir sı¬rada Hz. Ali’ye hitaben manzum olarak şunları söyledi:
“Rastlamaktan korkmasam düşmanlardan birine Açıklardım sırrımı, yemin olsun ey Ali! Fakat bir belalının yakam düşer eline, diye açıklayamam başımdan geçen hali. Eskiden uzun yıllar gittim sakif iline Yavrum orada kaldı, aklımdaysa hayali”
Özellikle Ebu Meryem Es-Selûli’nin bu konuda şahitlik yap¬ması O’nun bu yoldaki kanaatini daha da kuvvetlendirdi. Çünkü Ebu Meryem’in meselenin başlangıcı hakkında herkesten daha çok malumatı vardı! Sebebine gelince: Esasen cahiliyet devrinde Ebu Süfyan’la Ziyad’ın annesi Sümeyye’yi bir araya getirip zina yapmalarını temin eden Ebu Meryem’di.

KAYNAKLAR
[18] İbn-ül Esir, El-Kamil tere, c. 4, s. 109-120
[19] İbn-ül Esir, El-Kamil tere, c. 4, s. 315-325
[20] Muruc’uz-Zeheb, El Mes’udi, 3-5-1964 Kahire-Mısır
[21] Ibn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 8, s. 76-80
[22] Muruc’uz-Zeheb, El Mes’udi, c. 3 s. 420-421
[23] Taberi Tarihi, c. 5, s. 227

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
หนัง JAV UNCENSOREDหนังAV JAV JAPANXXX หนังโป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนังหนังav ดูหนังโป๊ญี่ปุ่น หนังxญี่ปุ่นหนังAV JAV หนังโป๊ญี่ปุ่น หนัง JAV CENSOREDtürk ifşatürk pornoหนังavหนัง JAV CENSOREDหนัAV JAV JAPANXXX หนังป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนัง Rate R HD

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

maltepe evden eve nakliyat

ensest porno