Dâmâd-ı Nebî: Hz. Ali (r.a.)

Dâmâd-ı Nebî: Hz. Ali (r.a.)

**Muhammed ****dîni**dir bizim **dîn**imiz
Tarîkat altından geçer yolumuz
Hem Cibrîl-i Emîn’dir rehberimiz
Biz mü’miniz mürşîdimiz Ali’dir.
**Pir Sultan Abdal**

Gücünü ilim ve itaatten alan, **iman**ıyla çocukluğundan itibaren **Hz. Peygamber**’in (s.a.s.) yanında yetişen, onun yardımcısı ve dostu olan **Hz. Ali** (r.a.), M. 602 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir. Babası **Ebû Tâlib**, **Peygamber**imiz’in amcasıdır. Annesi **Fâtıma bt. Esed** ise; adeta Efendimize annesi **Hz. Amine**’nin yokluğunu hissettirmeyen ve “annemden sonra annem” buyurduğu bir kadındı. Onun vefatında, Efendimiz öz annesi ölmüş gibi üzülmüş ve cenazesiyle bizzat kendisi ilgileniştir. Efendimiz (sas), Hz. Ali’yi yanına almış ve küçük yaşlardan itibaren yanıbaşında yetiştirmiştir (İbn Sa’d, III, 19-20). **İslam**’a davetin gizlilik döneminin başında 9-10 yaşlarında iken çocuklardan **Müslüman **olan ilk kişi olmuştur.

Efendimizin (s.a.s.) “**Cennet **gençlerinin efendileri” diyerek sevdiği Hasan ile Hüseyin’in babası, Fatıma annemizin eşi olan ve Dâmâd-ı Nebî Hz. Ali (ra), **Mekke **yıllarında daima Hz. **Peygamber**’in (sas) yanında bulunmuş, baskı ve zulümlere göğüs germiş, **Hicret **esnasında** Efendimiz**’in yatağına yatarak adeta ona canlı kalkan olmuştur. Kendisine emanet edilenleri sahiplerine verdikten sonra **Mekke**’den ayrılarak son muhacirler arasına dahil olmuştur.

Hz. Ali (ra), **Medine **dönemindeki bütün faaliyetlerde Efendimiz’in her daim yanında bulunmuştur. Kendisi ile anılan kahramanlık örneklerinden birini Bedir savaşında göstererek, azılı müşrik olan Velid b. Utbe’yi öldürmüştür. Yine Uhud’da Efendimizi yakından koruma altına alarak ona zarar gelmesine engel olmuştur. Hendek savaşında ise müşriklerin hendeği geçmelerine müsaade etmemiştir. Hayber’in fethi adeta Şîr-i Hüdâ (**Allah**’ın Arslanı) diye anılan Hz. Ali (ra) ile anlatılır hale gelmiştir. Huneyn’den sonra Efendimizin emri ile Ehl-i Beyt’in ve **Müslüman**ların korumasını üstlendiğinden dolayı Tebük Seferine katılamamıştır (Müslim, Fedâil 31-32). İ’la-yı Kelimetullah için bir kez daha hicret etmiş, Yemen’e giderek hizmet etmiştir.

**Hz. Peygamber**’in (s.a.s.) vefatı nedeniyle teçhiz ve tekfini ile ilgilendiğinden dolayı Hz. Ali (ra), Ensar ile Muhacir arasındaki Benî Saide gölgelindeki halife seçimi toplantısına iştirak edememiştir. Kendisinde habersiz gerçekleşen bu toplantıdan dolayı kırgın da olsa daha sonra halife seçilen Hz. Ebû Bekir’e (ra) biat etmiştir. Hz. Ebû Bekir’in (ra) vefatı sonrası, Hz. Ömer’in (ra) halifeliğini de onaylamıştır. Hz. Osman (ra) zamanına gelince, kendisi de halife adaylarından biri olduğu halde, Hz. Osman’ı bazı uygulamaları nedeniyle tenkit etmesine rağmen karşı bir harekette bulunmayıp, problemlere arabuluculuk yapmıştır. (Belâzûrî, Ensâb, V, 67)

İslam tarihinin kaos ve kargaşa dönemlerinden biri olan Hz. Osman’ın (ra) şehadeti ile başlayan süreçte Hz. Ali (ra), halifelik görevine başlayınca, kendisine biat etmeyen grupların muhalefeti ile karşılaştı. Bunun sebepleri arasında, başta Hz. Osman’ın katillerinin bulunamaması, Hz. Aişe (r.anha) ile olan mücadele (Cemel) ve Muaviye ile yapılan Sıffin savaşı olmak üzere, Hariciler gibi büyük bir problemle yüz yüze kalması zikredilebilir. Bütün bu iç sıkıntılardan sonra, hicretin 40. yılında (m. 661) İbn Mülcem adlı hâricînin süikastı sonucu şehit olmuştur (İbn Sa’d, III, 33-40).

Her daim **Hz. Peygamber**’in (sas) yanı başında bulunan Hz. Ali (ra), bizzat Efendimiz’den **Kur’an-ı Kerim** öğrenerek, **Peygamberî **terbiye ve eğitiminin en somut örneğini bizlere sunmuştur. Tefsir ve fıkıh konusunda ilim sahibi olmuş, vahiy kâtipliği yapmış ve 586 Hadis rivayet etmiştir.** Hz. Ali** (ra) sadece **dini **ilimlerde değil, aynı zamanda **Bektâşîlik**’ten** Kâdirîliğ**’e,** Yesevîlik**’ten** Rufâîliğ**’e,** Kübrevîlik**’ten** Halvetîliğ**’e ve** Mevlevîliğ**’e kadar Türk kültüründe etkili olan pek çok tasavvufî ekolde önemli bir yere sahiptir. O, **Hacı Bektâş-ı Velî**’den **Mevlâna Celâleddin Rûmî**’ye, **Pir Sultan Abdal**’dan Fuzûlî’ye kadar pek çok gönül ve kalem sultânının manevî üstâdıdır.

**Seyyid Hüseyin Gaybî** , Hz. Ali’nin (ra) ilme verdiği önemi anlatmak için bir menkîbe nakletmektedir: Hz. Ali’nin ilimdeki üstünlüğünü işiten Rûm Kayser’i kendisini ziyaret etmek üzere yedi kişi gönderir. Onlardan Hz. Ali’ye “ilim mi üstündür, mal-mülk mü?” şeklinde bir soru yöneltmelerini, eğer yedi kişiye de ayrı ayrı cevaplar vermesi durumunda, gerçek ilim sahibi olduğunu belirtir. Hz. Ali kendisini ziyaret eden yedi kişinin her birine ayrı ayrı aşağıdaki cevapları verir:

1. İlim **peygamber**lerden, mal ise Firavun’dan miras kalmıştır.
2. İlim harcandıkça çoğalır, mal ise harcandıkça azalır.
3. Malı saklamak gerekir, ilim ise sahibini (kötülüklerden) saklar.
4. Kişi öldüğünde malını geriye bırakır. İlim ise kendisiyle beraber gider.
5. Malı mü’minler de kazanır, kâfirler de. İlmi ise sadece mü’minler kazanır.
6. **Dinî **konularda bütün insanların ilme ihtiyacı bulunmaktadır.
7. İlim kişinin sırat köprüsünden geçmesine yardım eder. Mal ise sırat köprüsünde insana ağırlık yapar.

Hz. Ali’den (ra) bize miras kalan ilim, takva, ihlas , samimiyet, cömertlik, şefkat, merhamet, vefâ ve dostluk gibi duygu ve davranışlar onun velâyetine işarettir. Onun kılıcı Zülfikâr ise, aşk u şevk, heyecan, cesaret, yiğitlik, kahramanlık gibi duyguların tercümanı gibidir. Yaşadığımız toplumda, Alevî ve Sünnî kesimlerin ortak değeri olan Hz. Ali (ra) ve Ehl-i Beyt, ilmin, şecaatin ve güzel ahlâkın güzel bir örneği olarak, ayrılık ve düşmanlığın nedeni değil, birlik ve beraberliğin mayası olmaya devam edecektir (Osman Eğri, Yiğitlerin Pîri Hz. Ali ve Karakter Eğitimindeki Yeri).
 

---Yıldız Hayatlar--- Dr. Alperen AYYILDIZ( alperen.ayyildiz@bedirhaber.com )

YORUM ALANI

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.