bahis siteleri casino siteleri canlı bahis siteleri casino bonus veren bahis siteleri Bugün ki hutbe "tövbe" - Bedir HaberBedir Haber

Bedir Haber

Bugün ki hutbe “tövbe”

Bugün ki hutbe “tövbe”
5 views
25 Eylül 2020 - 14:15

وَٱلَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا۟ فَٰحِشَةً أَوْ ظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ ذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ فَٱسْتَغْفَرُوا۟ لِذُنُوبِهِمْ وَمَن يَغْفِرُ ٱلذُّنُوبَ إِلَّا ٱللَّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا۟ عَلَىٰ مَا فَعَلُوا۟ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Muhterem müslümanlar. Bu günkü hutbemiz hataları anlama ve ondan dönme anlamına gelen tövbe hakkındadır. Kulun işlediği kötülük ve günahları terk ederek Allah’ın gösterdiği yola dönüş yapması, pişmanlık içinde dua ve niyaz ile Rabbinden bağışlanma dileyip O’na yönelmesi demek olan tevbenin dinimizde çok büyük husûsiyeti vardır. İslâm inancına göre peygamberlerden başka herkes günah işleyebilir. İnsan hata edebilir ve bir takım yanlışlar yapabilir. Önemli olan hatayı farkettikten sonra onu sürdürmemektir. Bir hadiste كُلُّ بَنِي آدَمَ خَطَّاءٌ، وخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ “ Bütün insanlar hata yapar, hata yapanların en hayırlısı ise hatalarından dönendir” (Tirmizî, Kıyamet, 50) buyrulmuştur. Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerim’de çok tevbekâr olanlardan razı olduğunu bizlere bildirmiştir. Peygamberlerin dışında masum bir varlığın olamayacağını da bildirerek bizleri tevbeye davet buyurmuştur. Tevbe, Allah’ın, günah işleyen insanlara, işledikleri günahlardan kurtulmaları için tanıdığı bir çıkış yoludur. Bu bakımdan ümitsizliğe düşmemelidir. Kur’ân-ı Kerim’de ifade edildiği üzere Allah’ın rahmetinden ancak inanmayanlar ümit keserler. Müslümanın işlemiş olduğu günahlar için her zaman telâfi imkanı vardır. İlahi rahmete açılan ve hiç kapanmayan telafi kapısı tevbedir. “ Hepiniz Allah’a tevbe edin, ey mü’minler! Belki böylece korktuğunuzdan kurtulur, umduğunuza nail olursunuz” (Nur, 24/31). Tevbe müstakil bir ibadettir. Hutbenin başında okuduğum ayette şöyle buyurulur: “Takva sahipleri o kimselerdir ki, çirkin bir iş yaptıklarında, yahut günah işleyerek kendilerine kötülük ettiklerinde Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler.” (Al-i İmran, 3/135). Vicdanın, işlenmiş bir kötülük karşısında üzüntü ve pişmanlık şeklindeki tepkisi insanı tevbeye yöneltir. İnsanlığın ilk atası Hz. Adem, ilk günah işlediğinde, hemen pişmanlık duymuş ve kendisini kınayarak Allah Teala’dan özür dilemiş ve tevbe etmişti. Buna mukabil İblis de aynı şekilde ilk isyanını gerçekleştirdiğinde pişman olmak yerine küstahça davranarak kendi kusurunu Allah’a yıkmaya çalışmış ve kendince Allahı suçlamıştı. Sonuçta Adem (as) affedildi ve halife olarak seçildi. İblis ise ilâhi rahmetten kovuldu ve ebedî azaba müstehak oldu. Peygamberimiz “tevbe eden hiç günah işlememiş gibidir” (İbn Mace, Zühd, 30) buyurmaktadır. Hatanın hemen peşinden tevbe etmeli, Cenab-ı Hakk’ın sonsuz rahmet ve mağfiretine sığınmalıdır. Peygamberimiz bir başka hadisinde de “Ey insanlar! Allah’a tevbe edin ve O’ndan mağfiret dileyin, ben günde yüz kere tevbe ediyorum” (Müslim, Zikr, 12) buyurmuştur. İnsanlığın önderi Hz. Peygamber her konuda örnek olduğu gibi tevbe konusunda da inananlara en güzel şekilde örnek olmuştur. İnsanın hatasının çokluğu onu ümitsizliğe düşürmemeli, yaptığı hatalardan pişmanlık duyarak Allah’a yönelmesi halinde Cenab-ı Hakk’ın tevbesini kabul etmek suretiyle kendisini bağışlayacağını bilmelidir. Nitekim Kur’ân’da şöyle buyurulmuştur: “ Allah, kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.” ( Şûra, 25). Dolayısıyla Tevbe Allah’ın emridir. İşlediğimiz hata ve günahlar için Allah tevbe etmemizi emretmektedir. Zira Allah Kur’ân’da “Ey mü’minler, hepiniz Allah’a tevbe ediniz ki felâh bulasınız” (Nûr, 8) buyurmaktadır.
Değerli müminler. Hata yapan bir kulun tevbe etmesi için özel bir duaya, belli bir zamana, kutsal bir mekana ve kişi ile Allah arasında elçilik yapacak bir aracıya ihtiyacı yoktur. Ancak kul tevbe sonrasında yeniden aynı günaha dönmüşse bu günahından dolayı yeniden tevbe etmeli ve bundan sonra günah işlememekte kesin kararlı olmalıdır. Kul hakları ile ilgili günahtan ise tevbe etmek için, mutlaka hak sahibine müracaat edilmeli ve hakkı iade edilerek helallik alınmalıdır. Kul hakkı ile Allah’ın huzuruna varmamak için elimizden gelen her şeyi yapmaya çalışmamız gerekir. Peygamberimiz bu konuda bizi uyarmış ve iflas etmiş tüccarın durumuna düşmememiz için, kul haklarına aşırı özen göstermemizi emir buyurmuştur.
Kul kusursuz olmaz. Kusur işlemek kulun özelliğidir. Kusursuz olan sadece Allah’tır. Kul, bir günah işledikten sonra pişmanlık duymalıdır. Efendimiz aleyhisselâm’ın buyurduğu gibi “Günahın keffâreti, yaptığına pişman olmaktır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 289). Gittiği yolun yanlış olduğunu görüp günahına tövbe etmektir. Günahkâr kimse, şairin dediği gibi: Tövbe ya Rabbi hata yoluna gittiklerime, Bilip ettiklerime, bilmeyip ettiklerime. Allah Teâlâ kullarının günaha meyilli olduğunu çok iyi bilir. Çünkü onları kendisi yaratmıştır. O’nun kullarından beklediği şey, günahlarını bağışlayabilecek yüce bir Mevlâ’ya sahip olduklarını bilmek, yaptığı günahın ardından O’ndan bağışlanma dilemektir. İnsan, yaptığı günahın hesabını elbette Allah’a verecektir. Iman eden Kardeşlerim. Tevbe, mertçe bir dönüşün adıdır. Aksine her söz yalan, her davranış da bir aldatmacadır. Çünkü günahla fevt edilen şeyler giderilmedikten ve zamanın, günah karesindeki boşluk doldurulmadıktan; hislerde ürperti, ruhta ızdırap, gözlerde yaş belirmedikten sonra, işlenilen kötülüklere karşı nedamet duyulduğunu iddia etmek tutarsız ve kabulden uzaktır. Bir Müslüman günahlardan sakınmaya, hatalardan uzak durmaya elbette çalışmalıdır. Bu konudaki bütün titizliğine rağmen yine de günah çukuruna düşerse, hemen tövbe ipine sarılmalıdır. Bu konuda çok önemli iki husus vardır: Biri, yaptığı günahı başkasına anlatmamak, diğeri de, başkasının yaptığını gördüğü bir günahı ifşâ etmemek…
Tabi ki burada sadece yapanı ilgilendiren, başkalarına zarar vermeyen günahlardan söz ediyoruz. Başkasında gördüğü bir kusuru yaymaya kalkan kimse, önce kendi kusurlarını düşünmelidir. Kendi günahlarını unutup başkasının kusurunu teşhir etmek yani orada burada yaymak müslüman ahlâkıyla bağdaşmaz. Kendisinin nice kusurunu Allah’ın görüp durduğunu bilen kimse, başkasının kusurunu teşhir edemez. Maalesef bazıları bir günah işleyince onu başkalarına söylemeden duramaz. Günahını birine anlatmazsa sıkıntıdan patlayacağını, onu biriyle paylaştığı zaman ferahlayacağını düşünür. Fakat hatasını yaymanın kendisine neler kaybettireceğini hesaba katmaz. Günahını ona buna anlatan hanımlara Hz. Âişe annemizin bir tavsiyesi vardır: Ey Mü’min hanımlar! İnsan günahını Allahtan başkasına anlatmamalıdır. Çünkü kullar affetmeyi değil ayıplamayı bilir. Allah ise ayıplamaz, affeder.” (İshak b. Râhûye, Müsned [Belûşî], III, 953). Kul, ayıplamaktan başka bir şey bilmeyen insanların diline düşmemek için hatasını, Allahtan başkasına söylememelidir. Cenâb-ı Hakk’a el açıp yalvarmalı, kendini bağışlamasını dilemeli, günahlarına tövbe etmelidir. Samimiyetle tövbe ettiği ve kulluk görevlerini hakkıyla yerine getirdiği zaman kendisini, Cenâb-ı Mevlâ’nın bağışlayacağını da bilmelidir. Şu husus çok önemlidir: Günahları teşhir etmek insanın utanma damarını çatlatır; ona yeniden günah işleme cesareti verir. Birinin yaptığı günahı duymak, karakteri zayıf bazı kimselerde günahlara sempatiyle bakma ve fırsatını bulunca o günahı işleme arzusu uyandırır. Bunlardan daha kötüsü, teşhir edilen bir günahın affedilme şansı azalır. Günah işleyen kimse, bir kahramanlık yapmış gibi onu kimseye söylememelidir. Yaptığı günahı Rabbinin bildiğini düşünerek o günahın altında ezilmelidir.
Muhterem Müslümanlar. Bir kulun Cenâb-ı Hakk’ı hoşnut eden güzel halleri varsa, hesabı da kolay olacaktır. Bir hadisi şerifte şöyle bir hadise anlatılır: Herkes mahşer yerinde toplanır. Bütün insanlar hesaplarının görülmesi için sıranın kendilerine gelmesini bekler. O sırada Allah Teâlâ sevdiği kulunu kimselerin göremeyeceği şekilde kendine şefkatle yaklaştıracak ve ikisinden başkasının duymayacağı biçimde onunla konuşmaya başlar:“Söyle bakalım, şu günahını hatırlıyor musun?” “Evet, ya Rabbî, hatırlıyorum.”“Şunu da hatırlıyor musun?”“Evet, ya Rabbî, onu da hatırlıyorum.” O kul, yaptığı bütün günahları hatırlayacak ve hepsini Cenâb-ı Hakk’a bir bir itiraf edecek. Vaktiyle gözlerden uzak bir şekilde yaptığı bütün günahlarını Allah Teâlâ’nın bildiğini görünce, büsbütün mahvolduğunu düşünmeye başlayacak. İşte o sırada Yüce Mevlâ ona şu müjdeyi verecektir:“Ey kulum! Günahlarını dünyada halktan gizlemiştim; şimdi de onları bağışlıyorum.” Günahlarından tamamen arınan o kulun eline, sadece yaptığı iyiliklerin yazılı olduğu bir defter verilecektir (Buhârî, Mezâlim 2, Tevhîd 36; Müslim Tevbe 52). Mahşer; dünyada, başkaları görmesin diye bin bir ince hesap ile yapılan günahların ortaya döküldüğü, kimin ne yaptığının herkesçe görüldüğü, günahkârların rezil, rüsvâ olduğu bir yerdir. Hesaplar genellikle böyle görülecektir. Bir de yukarıda okuduğumuz gibi, bütün gözlerden uzak ve sonu af ile biten bir hesap şekli vardır. Şüphesiz bir kul için gerçek saadet ve asıl bayram da budur.
Değerli müminler. Günahlar çeşit çeşit ve tevbeleri de başka başkadır. Millî vahdetin zedelenmesi büyük bir günahtır. Buna göre bu cürmü işleyen kimse, hem Hak katında hem de halk katında en büyük mücrim sayılır. Binaenaleyh, böyle bir günahın tevbesi de, ancak, altı üstüne getirilmiş heyet-i içtimaiyenin eski sıhhat ve birliğine kavuşturulmasıyla kabil olacaktır; yoksa içtimaî bünye korkunç hafakanlar içinde güm güm gümlerken, onu bu hâle getirenlerin, “Nâdim ve pişman oldum.” demeleri sadece bir aldanma ve aldatmacadır. Evet, böyle bir günahın tevbesi, ancak, toplum içine saçılmış olan bölücü, parçalayıcı sapık düşüncelerden dönüldüğünü, milletin her ferdine avaz avaz ilan etmekle olacağından, sırf gizli nedametlerle affedileceğini ummak bir aldanmadır. Böyle bir tevbe olmadıkça, iç çekişmeler sürüp gidecek ve toplumdaki zaafların, gevşekliklerin, dağınıklıkların davetiyle gelen dış baskı ve tazyikler de arttıkça artacaktır. Zira, bir toplumun dirlik ve düzeni, yani ilahî tevfîkin onlarla beraber olması, ancak ve ancak o toplum fert ve hiziplerinin anlaşıp uzlaşmalarına, hiç olmazsa birbirleriyle sulh olup ihtilafa düşmemelerine bağlıdır. Aksine, birbirine düşmüş ve dolayısıyla içtimaî ufku ihtilaflarla kararmış bir milletin, toptan tevbe etmesi lazımdır. Böyle bir tevbe de, sevgide, afta, müsamahada Allah”ın bağışlayıcılığına vefalı bir havari olmaya vâbestedir. Yani, yolu ve yönü hak olduktan sonra, herkese ve her düşünceye arka vermek, her hamleyi alkışlamak ve her fedakârlığa temenna durmakla mümkündür. Bana öyle geliyor ki, asırlık yaralarımızın sarılmasında, bundan daha tecrübe edilmiş bir ilaç ve daha objektif bir usul bulmak da, bugün için hemen hemen imkânsız gibidir. Ne acıdır ki, bütün bunlara rağmen bizler, yıllardan beri, omuzlarımızı çökertircesine boynumuza çullanmış yığın yığın veballerin altından sıyrılıp çıkmayı, bir perşembe akşamı merasimine bağlayarak, tevbe adına zahmetsiz ve ucuz yollar aramaktayız! Oysaki, ferdî günahlar için, böyle kestirmeden bir sıçrayış ve nedamet yetse bile, toplumla alakalı cürümlerde, daha sahici, daha özlü irkilmeye, silkinmeye ve kendini yenilemeye ihtiyaç vardır. Toplumu meydana getiren her müessese tevbe etmeli ve tevbesi de, kendini bitiren, tüketen ihmal ve hataları kavrama ve onları telafi etme şeklinde olmalıdır.
İdarî kadro, adliye, milli eğitim vd. Kurumlar kendi cürüm ve günahlarını sezerek, onlara karşı tam vaziyet almak suretiyle tevbe etmeli, kendini yenilemeli ve dirilmelidir. Yoksa elli bin defa nedamet şeklindeki merasimlerle, bir çuvaldız boyu yol almaya imkân yoktur. Bin nefrin böyle bir derdi derman görenlere! Ve bin nefrin, defalarca aynı şeylerle aldananlara…! Bütün siyasî kuruluşlar, gayri siyasî fertler ve cemaatler; hatta düşünürler, yazarlar ve mürşitler, nefislerine ve hiziplerine muhabbetten dolayı yanlışa sapmış ve dolayısıyla da kendi dışlarında kalan hak ehline düşmanlık beslemişlerse, büyük günah içindedirler ve teker teker tevbe etmeleri farzlar ötesi farzdır.
Evet, bütün bu fert ve müesseselerin, bir kere daha kendilerini kontrol etmeleri ve alabora olan şu millet vapurunda, kendi hisselerine düşen hata, günah ve ihmalleri görmeleri, sonra da bunun telafisine gitmeleri mutlaka elzemdir. Yoksa, bugüne kadar olduğu gibi, günahlara hep dışta namzet aramaya ve hep karşı tarafı karalamaya devam edecek olunursa -maâzallah- altından kalkamayacak badirelerin içine girilmesi ve silinip gitme kaviyyen muhtemeldir. Evet, müslümanlar en büyük günahı, herkesi suçlu ve kendini masum görmek suretiyle işledi. Bu anlayıştan kurtulamadığı için de, içtimaî atmosfer sertleştikçe sertleşti ve birbirini takip eden parçalanmalar hep hız kazandı. Ümmetin mukadderatıyla maddî ve mânevî alakalı görülen bütün ruhlar ve kendini ümmete adamış bütün hasbî gönüller, bir kere daha dize gelerek tevbe etmelidirler. Müslümanlar: Makam ve mansıp sevdasına kapıldıklarına; hizip sevgisiyle kör-sağır olup yanlışlara saplandıklarına; bin bir paradoksla nesilleri kalbsiz ve ruhsuz bıraktıklarına; tagallüp ve tahakkümlere gömülüp hakkı kuvvette gördüklerine; iyilik ve barışa hizmet edenlere karşı savaş ilan ettiklerine; şahsî çıkar ve menfaatlere dilbeste olduklarına; yalan, tezvir, aldatma ve iğfale girdiklerine; hedeflerine varabilmek için her vesileyi meşru saydıklarına ve her devre uyma eğiliminde bulunduklarına.. evet, bütün bunlara tevbe edip insanlık adına son bir kere daha yemin ve peymanlarını yenileme mecburiyetindedirler. Ne mutlu, günahlarını idrak edip tevbeye koşanlara! Ne mutlu, nefsine karşı sert ve acımasız, başkalarına karşı hak ehli başkalarına karşı müsamahalı ve affedici olanlara..!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

maltepe evden eve nakliyat

ensest porno

dedektiflik bürosu