Bedir Haber

Bazen yol yorgunluğu olur.

Bazen yol yorgunluğu olur.
9 views
22 Mayıs 2024 - 11:40

İnsan için yaratıldığı ilk günden Başlayan ama özellikle akıl bali olduktan sonra bir imtihan süreci vardır. Bu süreç insan sağlık ve sıhhatle dünyada devam ettikçe, devam eder. Dünyada hiçbir şey ilk defa bugünkü insanın başına gelmemektedir. İnsan bu dünyanın, akıllı ve öbür dünyanın da bu dünyadan getirdikleri ile muhatabı olarak, sorumluluk taşıyan varlığıdır. İnsanlık tarihinin ilk gününden beri Fırtınalar olmuş, bu fırtınalar da yıkılan şehirler, yolda kalan insanlar olmuş

Nice içi boş, çürümüş köksüz ağaçları bir bir deviren. Geçmiş birçok kavmi helak eden bu fırtınada kökleri Kur’an ve sünnet minerallerinden beslenenler ayakta kalmış, ötekiler ise “kütükler gibi” devrilip gitmişler. Hayat ikliminin her mevsimi bahar değildir. Sert rüzgârların estiği nice kışlar kuşatır insanı… Hayat yolculuğunun her adımı düz yolda atılmaz. Sarp yokuşların tırmanıldığı nice karanlık sokaklar görür insan… Hayattan hep saadet, hep rahat, hep sağlık beklemek mümkün olabilir mi? Maalesef hayır. Mutsuzluk da meşakkat de hastalık da insan içindir. Çünkü hayatın öbür adı sınavdır.

Efendimizin (sav) “Mümin, yeşil ekine benzer. Rüzgâr hangi taraftan eserse onu karşı tarafa yatırır. Rüzgâr sakinleştiğinde yine doğrulur. İşte mümin de böyledir; sıkıntı ve musibetlere maruz kaldığında eğilir (ama yıkılmaz). Kâfir ise sert ve dimdik sedir ağacına benzer ki Allah onu dilediği zaman bir defada kökünden söküp devirir.” (Buhârî, Tevhîd, 31) ilahi beyanına mazhar olanlar, sarsılsalar da eğilseler de doğrulup kaldıkları yerden devam eder. Zira başak taşıyan yükü ağır ekinlerin rüzgarla dans ettiği gibi, Allah için hizmet etmeye çalışanlar, çile fırtınalarında omuz omuza vererek o sert fırtınaları, tohum taşıyan rüzgarlara çevirirler.

 

Kaptanın kaptanlığı, gemi çalışanlarının samimiyet ve kabiliyetleri, fırtınalı günde belli olur. Bu fırtınalı denizde dağlar büyüklüğündeki dalgaları geçecek olanlar, Kur’an tezgahında yapılan dine hizmetin, rotası sünnet, hedefi Rabbin rızası olursa, gemide, mürettebat da sahili selamete çıkar.

 

Mümin, hayatının her anını sünnete göre ayarlamaya çalışıp, sıkıntılı zamanlarını sünnetin ortaya koyduğu stratejilere göre belirler. Allah Rasulü (sav) sahabenin bitkin ümitsiz aşk ve şevkten mahrum etrafına negatif enerji yaymasını istemezdi. İmanın verdiği neşe ve huzur ile aktif sabırla heyecanla hizmet etmeye devam etmelerini arzu ederdi.

 

Allah Rasulu (sav) Hicret’in 7. yılında Kaza Umre’si için 1600 arkadaşı ile Mekke’ye gelmişti. Müşrikler bir öncü gönderip müslümanların hallerini öğrenmek istemişlerdi. Gözcü Mekke’ye dönüp Müslümanların hallerini güle güle alay ede ede Kureyş’in ulularına anlatmıştı. “Müslümanlar zayıf, bitkin, hasta, yorgun ve perişan haldeler” demişti. Kureyş uluları ise çıkalım Dar-ün Nedve’nin damına ve müslümanların zayıf perişan hallerine gülelim demişlerdi. Cebrail bu durumu Efendimize (sav) haber vermiş, Efendimiz (sav) Mescid-i Haram’a girerken şöyle buyurmuştu: ‘’Ey mümin erkekler ihramlarınızı sağ kollarınızın altından alın (ızdıba) ve hızlı çabuk adımlarla canlı yürüyün (remel) ki bugün heybetli görünüp canlı yürüyene Allah ahirette merhamet edecek.’’ Birde ”Hayalen Asr-ı Saadete tam Uhud sonrasına gidelim. Uhud ramazandan sonra Şevval ayının 7. gününde olmuştu. Muvakkat bir hezimet yaşayan müminler, Efendimizin (sav) Hamra’ül Esed hamlesi ile toparlanmıştı. Ama Uhud o günlerin Yemeni olmuş, giden sahabelerin bir kısmı geri dönmemişti. Uhud harbinden tam iki ay sonra Kurban Bayramı idrak edilmişti. Tarihçiler o günlerde Medine’nin nüfusunu on bin kişi olarak tahmin ederler. İşte Efendimiz (sav) Uhud’daki travmayı bayramdaki birliktelikle tedavi etmiş, böyle yaparak; Müslümanlar arasındaki uhuvveti kuvvetlendirirken diğer taraftan imanı zayıf olanların ve münafıkların kalplerindeki isi pası buradaki uhuvvet ırmağında yıkamıştır. Tabi asıl mesaj ise kötülüğü organize edenlere idi. O (sav) sahabesinin halinin Mekke’ye rapor edildiğini biliyor ve şu aşkın ve şevkin; şu birliktelikten hasıl olan coşkunun kulaklarına gitmesini istiyor ve yıkılmadık ayaktayız mesajı veriyordu.

İyiliği organize eden insanlık kahramanları, organize kötülükle mücadele ederken yürüdükleri yolun kaderinin ne olduğunun bilincinde olarak, hareketlerinin kime ne mesaj verdiğini, aksiyonlarının kimin işine yaradığını, açık gizli konuşulanların neye kime gidip geldiğini ve neye, nereye tesir ettiğini iyi düşünmeli, Hz Yakupvâri hüzünlerini Allah’a şikayet etmeliler. Ve bu tevekkülleri ile asla ümitsizliğe düşmeden. Her fırsatı kendi lehlerine, yol arkadaşları ile kaynaşmaya ve iyilikte öne geçmeye vesile kılarak ve selamı aralarında yayarak, darılmadan, bir olup, iri olup, diri olup geleceğe yürümeliler.

Kainatın İftihar Tablosu (sav) her fırsatta sahabeyi bir araya getirir ve kitle halet-i ruhiyesinden arkadaşlarının istifade etmesini sağlardı. Mesela bayram namazlarını mescidinde değil hemen yanındaki açık alanda kıldırır ve kadın erkek çoluk çocuk herkesin oraya gelmesini isterdi. Böylece mescide giremeyen kadınların da o alana gelip o coşkuya şahit olmasını arzu ederdi.

Çünkü Bazen yol yorgunluğu olur. Ümidini yitirmişler bulunur çevrenizde. Bazen bir proğram bazen bir tavrınız, bazen de bir sözünüz diriltiverir o ölgün ruhları. Şu kısa ama cazib olan dünya hayatında, yaşamak, yaşatmak ve hareketli olmak, durağan hale gelip pörsümemek gerekir. Uhudun arkasında Mekke müşriklerinin peşine düşen sahabe gibi zor da olsa, masraflı da olsa hizmete devam etmek lazım.

Allah Resulü (sav) Bedir Savaşı’ndan önce, kervan takibi ile ilgili yola çıkmışlardı ama Allah onların karşısına Mekkeli düşmanları çıkarmıştı, işler karışmış, yeni bir plan gerekiyordu. Bu durum istişare gerektiren nazik bir durumdu. Allah Resulü (sav), özellikle ensarı kasdederek, أشيروا علي أيها الناس» ‘’bana bir işarette bulunun’’ demişti. وإنما يريد الأنصار، وفطن إلى ذلك قائد الأنصار، وحامل لوائهم سعد بن معاذ، فقال: والله، لكأنك تريدنا يا رسول الله؟ قال: «أجل»، قال سعد: فقد آمنا بك، فصدقناك، وشهدنا أن ما جئت به هو الحق، وأعطيناك على ذلك عهودنا ومواثيقنا على السمع والطاعة، فامض يا رسول الله Saad İbni muaz bizi kastettin sanıyorum ya Resulallah dedi. O da evet de dedi. Biz sana iman ettik, seni tastikledik. Sana hak olarak gelene şahitlik ettik, sana işitip iman ederek söz verdik ki seni koruyacağız ve her zaman seninle beraber olacağız,Ne istiyorsan onu emret onu yapacağız.

Sonra, Mikdad b. Amr öne atıldı ve o da muhteşem bir konuşma yaptı: فقال : يا رسول الله امض لما أمرك به فنحن معك ، والله ما نقول لك كما قالت بنو إسرائيل لموسى عليه السلام : ( فاذهب أنت وربك فقاتلا إنا هاهنا قاعدون ) . ولكن اذهب أنت وربك فقاتلا إنا معكم مقاتلون ، والله الذي بعثك بالحق نبيا لو سرت بنا إلى برك الغماد لجالدنا معك من دونه حتى تبلغه ، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم خيرا ودعا له“Ya Resulallah biz İsrailoğulları’nın Hz. Musa’ya dedikleri gibi demeyiz. İsrailoğulları (Maide,24)sen ve Rabbin git savaş biz burada oturuyoruz dediler. Biz öyle demeyiz. Bizler şöyle deriz: Sen ve Rabbin nerede savaşıyorsan biz seninle beraberiz ya Resulallah. Nerede ne istiyorsan bize emret onu yapacağız. Seni hakla gönderene yemin olsun ki berki gamade kadar sürsen atını peşinden geliriz.’’

İnanmış tüm gönüllerde bir heyecan meydana getirmişti bu sözler. Sonra Sa’d b. Muaz söz aldı. Her birisinin sözleri orduları harekete geçirecek çaptaydı: يا رسول الله ، يمكنك أن تعلن لنا عدوًا بما تريد ، وصديقًا بما تريد. يمكنك أن تأخذ ما تشاء من ممتلكاتنا “Bizi istediğinle düşman, istediğinle dost ilan edebilirsin. Bizim malımızdan dilediğin kadar alabilirsin” deyiverdi.

Her nebinin etrafında böyle Rabbaniler vardır. Bu üstün bir gönül vermişlik, bir sadakat ve vefaydı. Bu bir yiğitlik ve cömertlik örneği olarak tarihin altın sayfalarına geçti. İşte Hakka hizmet hep bu sahabe aşkı heyecanı ve anlayışı ile başlayıp devam etti. Veren verdiğini nereye gitti diye sormadı, hicret eden orası da nere demeden atına binip önden gitti.

Dünyevi menfaatlere kul olanlar bunu anlayamadı ve kabullenemedi… Çünkü menfaatleri gidecekti. Dolayısı ile her şeyi, her zaman negatifinden gören, hüsnü zannını kaybedenler Hakikat için mücadele edemezler. Onlar Hakkın ikamesi için mücadele edenlerden de hiç hoşlanmazlar.Her şeye rağmen mücadele edenlere ellerinden gelen her türlü baskıyı yaparlar. Kendileri gibi düşünmeyenleri taşa tutarlar. Sefih arzularını tatmin etmek için bencil düşüncelerine uyulmasını isterler, hep bunu telkin eder bunu arzu ederler. Ama hakkın hatırı her zaman yüce ve yüksek olmalı, yolda takılıp kalmama adına dua ve planlar yapılmalı, her şeye rağmen takılıp kalanlara da takılmadan bin defa da planları bozulsa, yolda takılanlar da olsa binbirinci de hadi yeniden başlayalım deyip, yola revan olunmalı.

İyiliği, hakkı, adaleti ayakta tutmaya çalışanlar zor olsa da inandıkları değerlerden vazgeçmezler. İman ve İslam yolundaki her şey ellerinde adeta yakıcı bir kor gibidir onların. Onu bıraksalar İslamsız ve imansız kalacaklarından korkar, tutsalar elleri yanacak, bıraksalar dünya ve ahiret hayatları perişan olacak. Ama onlar basiretle ve ilahi lütuflarla, yalan ve yanlışların tekliflerini kabul edip kalben ve ruhen yollarını değiştirmeye kalkarlarsa ebediyen iflah olamayacaklarını da bilirler (Kehf-20) ve asla inandıkları yolda sebat etmekten geri durmazlar. Dolayısı ile aslında imtihan farklı renkleriyle, desenleriyle, sahneleriyle ve figürleriyle her zaman devam edegelmektedir ve insan var oldukça da devam edecektir.

Aziz kardeşlerim!

Hizmet insanı her fırsatı bir coşku pınarına çevirip uhuvvetini perçinleyerek aktif sabırla hizmetine devam eder. Yazın ayrı kışın ayrı hizmetini yapar, kurban der, himmet der, muavenet der, ders, sohbet der kimi zaman mağdurların, kimi zaman din iman adına ihtiyaç hisseden insanların sohbet ve gezileri ile yardımına koşar zorlukları aşmada rabbani bir yardımcı olmaya çalışır, akabeleri aşma adına mücadele eder. Durmaz, durursa bir daha kalkamayacağını bilir, yavaşta olsa yürür, bir işin ucundan tutar hakka hizmette gerilerde kalmayım, yok olmayım diye kendini zorlar. İnandığı davası adına bildiği işleri yapmaya devam eder.

Müminin Allah’a karşı duyduğu muhabbet, teslimiyet ve tevekkül gibi duygular, onun her hâl ve şartta Allah’ın varlığını ve desteğini yüreğinde hissetmesini sağlar. İmtihan ne kadar ağır olursa olsun bir gün atlatılacağına dair müminin yüreğinde güçlü bir inanç vardır. Bu kesintisiz enerji kaynağının adı imandır. Musibetler karşısında mümince duruşun formu ise “Bu da geçer yâhû” cümlesidir. Metanetle, sekinetle, gayretle, el ele, rüzgârın dinmesini beklemek ve yeniden başını göğe kaldırmak…

Madem öyle “Ey kötülüğü emreden nefis! Sıyrıl hazan duygularından ve bir yeşillik ol, uçuşsun kuşlar, kuşçuklar çevrende. Bir su kaynağı ol, koşsun bütün bağrı yanıklar semtine. Mumlar gibi eri ve etrafına ışıklar saç; hem öyle bir saç ki, mehtabı temaşaya dalmış olanlar, onu bırakıp da senin ikliminin pervanesi olsunlar. İnsanları tıpkı bir anne gibi öyle sıcak ve içten kucakla ki, hışmından korkanlar bile tereddüt etmeden kendilerini senin kucağına atsınlar.”

Rabbim bizleri razı olacağı kulluk ve uhuvvet atmosferinde yaşatsın. Hizmet aşk ve şevkimizi kuvvetlendirsin.

Derleyen

Erdal Atak

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
หนัง JAV UNCENSOREDหนังAV JAV JAPANXXX หนังโป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนังหนังav ดูหนังโป๊ญี่ปุ่น หนังxญี่ปุ่นหนังAV JAV หนังโป๊ญี่ปุ่น หนัง JAV CENSOREDtürk ifşatürk pornoหนังavหนัง JAV CENSOREDหนัAV JAV JAPANXXX หนังป๊ญี่ปุ่น หนังXXX หนัง Rate R HD

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

maltepe evden eve nakliyat

ensest porno