DOLAR

40,2607$% 0.13

EURO

46,7252% 0.08

STERLİN

53,9495£% 0.21

GRAM ALTIN

4.320,96%0,56

ONS

3.334,69%0,33

BİST100

10.219,40%-0,06

İmsak Vakti a 02:00
İstanbul AÇIK 31°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
xslot trbet tarafbet orisbet betturkey betpublic bahiscom betebet betlike mariobet betist 1xbet trendbet istanbulbahis zbahis royalbet betwild alobet aspercasino trwin betonred bizbet
a
Alime AKGEDİK

Alime AKGEDİK

14 February 2015 Saturday

Toplumsal Sorunlarımız

0

BEĞENDİM

Birkaç gün önce yolculuğum sırasında karşılaştığım bir hadise toplumsal bir yozlaşmaya doğru gittiğimizi bana tekrar hatırlattı. Şehirlerarası yolculuk için bindiğim otobüste arka koltuklardan ikisinde yan yana iki hanım oturmuştu. Birinin yaşı epeyce ilerlemiş olduğu için yanındaki hanıma ‘aman beni bırakma yoksa ben gideceğim yerde kaybolurum’ diyerek korkusunu dile getiriyordu. Bu sırada otobüsteki görevli biletleri kontrol etmeye başladı ve bu teyzelerin yanına gelince daha genç olanı uyardı ‘Siz yanlış koltuğa oturmuşsunuz. Sizin koltuğunuz arkada bu koltuk başka birine ait.’ Yaşlı teyze bunu duyunca çok üzüldü ve görevliye kendisinin bir şey bilmediğini diğer hanımın ona yardımcı olacağını mümkünse yerlerin ayarlanmasını rica etti. Fakat görevli enteresan bir şekilde öfkelendi ve teyzelere bağırarak bunun mümkün olmadığını onların keyfine göre iş yapılamayacağını vesaire daha pek çok şey söyleyerek kızdı.

Teyzeler bu bağrıştan korkmuş olacak ki daha fazla ses çıkaramayıp sustular ve orta yaşlı teyze arkada kendisine ayrılan koltuğa geçti. Diğer yaşlı teyzenin yanına ise bir erkek yolcu oturdu. Sesini çıkaramayan yaşlı teyze koltuğu büzüldü ve 9-10 saatlik yolculuğu bir erkekle yan yana geçirmekten hoşnutsuzluğunu kısık sesle dillendiriyordu ki onu yolcu etmeye gelen oğlu dışarıdan olanları gördü ve hemen otobüse çıkıp görevliye bağırmaya başladı. Bir kadın yolcunun yanına erkek verilmesinin şirketin hatası olduğunu şikayet edeceğini söyleyip yüksek perdeden bağırıp çağırmaya başladı. Az önce teyzeleri azarlayan, kibarlığın zerresini göstermeyen görevli, bir anda yumuşadı ve yerlerde ayarlama yaptı ve teyzeleri yine yan yana oturttu.

Bu olayda en üzücü yanlardan birisi insanların bağırıp çağırarak haklıymış gibi isteklerini karşıdakine yaptırması. Sanki çok bağıran çok haklıymış algısıyla adeta sindirme politikası izlenmesi. İkincisi ise haklı olan tarafın da aynı yöntemle hak arama yoluna gitmesi. Maalesef bunun bir sebebi de toplumumuzda yaygın olan anlayışla ‘bizim memleketimizde işler böyle yürüyor’ kabullenilmişliğinin olması. Son zamanlarda insanlarda adeta öfke patlamasının altında yatan sebeplerden birisi de bu olsa gerek. Haklı veya haksız artık kimin sesi daha gür çıkıyorsa, kim daha güçlüyse sözünü geçiren taraf o oluyor. Peki ya diğer taraf? Diğer taraf hakkını aramaya kalktığında ise televizyonlarda ya da gazete haberlerinde izlediğimiz kadın cinayetleri, eline geçirdiği bir bıçakla etrafa dehşet saçanlar veya bana nasıl yan bakarsın diyerek silahına sarılanların haberlerini okuyoruz.

Peki bu noktaya nasıl geldik? Her yerde övünerek anlattığımız hoşgörümüze ne oldu? Karıncayı bile incitmeyen değerlerimiz nerelere kaybolup gitti? Komşusunu rahatsız etmemek için evini yüksek yapmayan o hassasiyetimiz nasıl ve ne zaman ‘önce ben’ hoyratlığına dönüştü? Nasıl bu kadar tahammülsüzleştik? Hani öfkesini yenen en güçlü pehlivandı. Tebessüm sadakaydı ve en kamil mü’min diğer insanlara en faydalı olandı. Adeta toplumsal fıtratımız bozuldu. **Efendimiz**‘in (s.a.s.) ‘Din güzel ahlaktır’ sözü artık bize neden tesir etmiyor? Bozulmuş olan toplumsal ahlakımızın tedavi reçetesi aslında elimizde. **Kuran**’ın ilahi beyanları ve **Efendimiz**’in (s.a.s.) her derde deva güzide tavsiyeleri ve hayatıyla bize örnek davranışları bizim bütün bu problemlerimizin yegane çözümü iken ve bunlar bizim elimizde iken neden okuma bilmeyen birisi gibi bu reçeteye bakıyor ama okuyamıyoruz. Veya okuyor ama anlamıyoruz.

Bütün bunlardan anladığımız şu ki bizim her zamankinden daha çok sünneti seniyyeye ittibaya ihtiyacımız var. Bunları yaşayan yaşatan örnek insanların çoğalmasına, iyilerin ve iyiliklerin kötülüklerden daha çok olmasına ve az çok dinini bilen **Müslüman**lar’ın bu sorumlulukla hareket etmesine ayrıca lüzum vardır. Evet nasıl ki **Efendimiz**’in vücut sağlığımızı korumaya yönelik koruyucu hekimlikle ilgili tavsiyelerine uymaya ve sağlığımızı korumaya çalışıyorsak, toplumsal sağlığımız ve ruh sağlığımızla ilgili de **Efendimiz**’in yol gösterici tavsiyelerine riayet etmemiz gerekiyor ki bu sıkıntılardan kurtulabilelim. Çünkü ilahi beyan ‘’Bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez.’’ (Rad 11) buyuruyor.

**Peygamberimiz**’in aşağıdaki birkaç sözüne bile hakkıyla riayet edebilsek kendimizde ve çevremizde ne büyük değişiklikler olduğunu göreceğiz. Efendimiz bizlere merhameti tavsiye ederken ‘’Merhamet etmeyene merhamet olunmaz ‘’ buyurarak kendimiz için umduğumuz bir iyiliğin öncelikle bizim tarafımızdan da başkalarına yapılmasının önemini hatırlatır. Bir başka hadislerinde ‘’Küçüğüne acımayan, büyüğüne saygı göstermeyen bizden değildir’’ buyurarak daha baştan saygısızlığın şefkatsizliğin önünü alır. Dövülen ana-babalar, terk edilen yavrular merhametli bir şefkat eliyle korunur. “**Allah** yumuşak huylu kimseyi sever.’’ buyurarak bizlerin öfkelerimize sahip olmamıza yardımcı olur ve beklide yaralanma ve hatta cinayetle biten bir otopark kavgası gibi basit meselelerden dolayı çıkan kavgaları daha başlamadan bitirir. “Kötülüğü en güzel şekilde önle. O zaman düşman sana, yakın dost gibi olur.(Fussilet 34)’’ **ayeti** kerimesi daha başlamadan pek çok düşmanlığın, kötülüğün önünü almanın reçetesini bizlere sunar. “Sana zulmedeni affet, sana gelmeyene git, sana kötülük edene sen iyilik et, aleyhine de olsa mutlaka doğru konuş.’’ buyuran Efendimiz, toplumsa pek çok problemimize çözüm yollarını gösterir. ‘’

Efendimizin hayatımıza hayat katan bunlar gibi nice güzel yol gösterici rehber tavsiyelerine tekrardan sımsıkı sarılmak, toplumsal sıkıntılarımızın kurtuluşu olacaktır. Fakat dikkat etmemiz gereken en önemli husus bunları başkalarından beklemeden önce kendimizin uygulamasıdır. Bizler de Yunus gibi yaratılanı Yaratandan ötürü sevmeyi öğrendiğimiz gün ülkemizde daha güzel haberler duyacağız.
 

Devamını Oku

Tüketim Toplumu

0

BEĞENDİM

Tüketimin modaya dönüştüğü bir çağda yaşıyoruz. Tüketim çılgınlığı öyle noktalara geldi ki etiketler insanların eğitim, kültür, deneyim ya da kabiliyetlerine göre değil, neyi- ne kadar- ne marka tükettiğine göre belirlenmeye başlandı. Hatta alınan ürün, alındığı yere göre bile statü göstergesi haline geldi. Aynı ürünü bir AVM’den mi ya da bir dükkandan mı aldığınız etiketinizi değiştiriyor. Artık ihtiyaçtan  dolayı  tüketmek yerine tüketmek için tüketmek harcamalarımızın büyük bir yekununu teşkil ediyor. Çünkü sürekli harcama yapmanın modernliğin bir göstergesi olduğu televizyon reklamları, bilbordlar veya magazin dergileri gibi yollarla bilinç altımıza gönderiliyor. Neyi, nasıl, nerede ve ne zaman tüketeceği insanlara adeta bir yerlerden empoze edilmekte bunun dışında kalanların ise demode olduğu lanse edilmektedir.   

     
Artık aşklar bile karşıdakinin sevdiği kişi için ne kadar harcadığına göre değer kazanmaktadır. Alınan hediyenin pahaca kıymeti veya götürülen restoranın lüks ve pahalı olmasına göre aşklara paha biçilmekte, çok tüketemeyen sevgili veya eş cimrilikle ve ya görgüsüzlükle yaftalanmaktadır. ‘’Beni ne kadar sevdiğini benim için ne kadar tükettiğinle gösterebilirsin’’ anlayışı yeni nesil için modaya dönüşmüştür. Özellikle televizyondaki diziler ve bazı programlar bunu adeta kışkırtmaktadır. 

   
Aslında tüketme batıdan bize bulaşmış bir hastalıktır. Fakat bu hastalık maalesef bizim gibi üretmeden tüketmeyi seven toplumların felaketi olmaktadır. Bugün ülkemizde kredi borçlarından dolayı dağılan aileler, cinnet geçiren insanlar, sürekli stres ve bunalımda olan bir topluma dönüşmemizin altında yatan sebeplerden birisi de bu olsa gerek. Kazanamadığından fazlasını harcayan hem de bunu sadece algıdan dolayı lüzumlu sanan insanlarla doldu etrafımız. 

       
Bu ülkede hala aç yatan insanlar varken AVM’lerin bu kadar çoğalması toplumun git gide bencil, sadece kendi ihtiyaçlarının ötesinde lüksünü düşünen bir toplum olduğumuzun göstergesi değil mi? Bir ev alacak kadar parayı ayakkabılarına yatırdığını rahatlıkla söyleyen birileri acaba toplumumuzda israfı normalleştirdiğinin farkında mı? Bunun tersini düşünürsek harcayamayan, alamayan insanların içten içe diğer insanlara karşı nefret duymasını sağlamış olmuyor muyuz? Özellikle gençler arasında marka tutkusu birbirlerine karşı bir yarışa dönüşmekte bu da maddi durumu yetersiz olan gençlerde psikolojik problemlere sebep olduğu gibi onların farklı yollara sürüklenmelerine de sebep olmaktadır. Uyuşturucuyla, sahip olamadıkları hayatı, kendilerini uyuşturarak unutmaya çalışmakta, bazen de hırsızlık gibi yollara tevessül etmektedirler. 

Bir ırmak kenarında bile olsa **abdest** alırken israf edilmemesini emreden bir **dinin** mensupları olarak dünyada sıkıntı çekmemek ve** ahiret**te de hesaba çekilmemek için hassas davranmak zorundayız.  Her şeyin sahibine karşı olan saygımızı O’nun bize ikram ettiklerine karşı da saygılı davranarak göstermeliyiz. İsraf değersizleştirmedir, hafife almadır, saygısızlıktır.  

Devamını Oku

Gönüllerimizi Boş Bırakmayalım

0

BEĞENDİM

Gönüllerimizi, manevi boşluğa mahkum etmeyelim. Çünkü yaratılış kanunları boşluğu kabul etmiyor. Eğer biz seçici davranıp kalbimizi ve düşüncelerimizi faydalı ve nezih şeylerle iradi olarak doldurmuyorsak, o zaman bizim irademiz dışında nice çirkin ve malayani şeyler gelip o boşluğu dolduruyor. Kendi hayatımızda bulunmasını istemediğimiz nice boş veya gayri ahlaki (gayri meşru) duygu ve düşünce biz farkına bile varmadan gönül dünyamıza girmiş ve bizi meşgul ediyor. İnsan bir an olsun düşünmekten hali olamaz.

Farkına vararak veya varmayarak düşünce dünyamız sürekli aktif bir biçimde çalışır. Yolculuk ederken, yolda yürürken, yatakta uzanırken, alış veriş yaparken hatta bir arkadaşımızla sohbet ederken bile hep düşünürüz. Bu düşündüğümüz şeyler bir yerlerden dimağımıza akıp gelmiş olan şeylerdir. Gazetede okuduğumuz bir haber, televizyonda izlediğimiz bir film, arkadaşımızın anlattığı bir olay ve daha nice farkında olduğumuz veya olmadığımız mesajlar adeta düşünce dünyamıza oradan da kalbimize hücum ederler. Bizler pasif alıcılar gibi gelen bütün mesajları filtresiz bir şekilde kabul edersek kalbimiz ve ruh dünyamız çöplüğe döner. Nasıl ki bedenimizi her türlü hastalıklardan koruma adına temizliğe ve hijyene azami dikkat ediyor, pis ve necis ortamlardan kaçınıyorsak,  kalp ve ruh dünyamızın sağlığını korumak için de buralara giriş kapısı hükmünde olan gözümüzü ve kulağımızı zararlı mikrop ve virüslere karşı korumalıyız. Evimize giren gazeteye, artık evimizin bir ferdi haline gelen televizyonda izleyeceğimiz kanallara, dinlediğimiz şarkılara kadar seçici davranmak bizim Müslümanlar olarak dikkat etmemiz gereken hususlardandır. 

Nasıl iyi kötü, doğru yanlış, gerekli gereksiz her şeyi alıp evimize sokmuyorsak, aynı hassasiyeti gönül ve ruh dünyamız için de göstermeliyiz. Onları Allah’ın rızasına uygun ve bizim manevi hayatımıza faydası olacak güzelliklerle doldurmalıyız ki böylece istemediğimiz şeyler boşluklardan içeri sızmasınlar. ‘’Kişinin malayaniyeti terk etmesi onun Müslümanlığının güzelliğindendir’’ buyuruyor Efendimiz (s.a.s.). O zaman imanımızın güzelleşmesi için malayaniyete sebep olacak kapıları kapatmaya çalışmalı, vakit geçirmek adına izlediğimiz dizilerden, bize hiçbir faydası olmayan magazin haberlerinden, hele hele günümüzün en büyük vakit hırsızı olan sanal ortamlardan uzak durmaya gayret göstermeliyiz. 

Devamını Oku

Dünya Bir Misafirhanedir

0

BEĞENDİM

Her insan için bu dünya, bir misafirhanedir. Öyleyse her mü’min bunun farkında olarak yaşamalıdır. Müslümanlar olarak bizler, dünya evinin birer geçici misafirleri isek (ki öyleyiz) misafirliğin adabına uygun davranmak zorundayız.  Çünkü bu hanenin bir sahibi var ve evinde su-i edepte bulunanlar, O’na karşı edepsizlik yapmış olacaklardır. Bizler bu anlayışla yaşamaya gayret göstermiş olsak hali hazırda yaşamış olduğumuz olumsuzluklar: toplumsal olaylar, kadın cinayetleri, çevre katliamı, hırsızlık, zulüm vb. daha pek çok sıkıntıyla karşılaşmamış olacağız. 

Bir kimse misafir gittiği bir yerde nasıl davranmalı, nelere dikkat etmeli kısaca ne yapmalı ne yapmamalı bunları bilmeli ve ona göre hareket etmelidir ki böylelikle ev sahibinin hoşnutluğunu kazansın. **Bir kişi misafir gittiği bir evde:**

-Orada geçici olduğunu bilir ve oraya o kadar yerleşir.

-Orasının kendisine ait olmadığının farkındadır ve kendisine ikram edildiği kadarından faydalanır, fazlasını izinsiz olarak veya görgüsüzce almaz.

-Misafir olduğu evi güzel kullanmaya, kirletmemeye, zarar vermemeye gayret gösterir.

-Diğer misafirlerin de hakkını gözetip ikram edilen şeylerden ortak istifade edilmesi için ölçülü olur, kendi hakkından fazlasına saldırmaz.

-Tek misafir kendisiymiş ve her şey sadece onun için hazırlanmış gibi diğer misafirlerin de istifade edeceği nimetleri engelleyemez, onların haklarını yasaklayamaz.

-Diğer misafirlere hakaret edemez, zarar veremez, zorla ellerindekini alamaz.

Bu konuyla alakalı adabı muaşeret kuralları daha da çoğaltılabilir, ehli olanlar bilir. Biz şimdi yukarıda ele aldığımız şıklardan hareketle şu dünya evinin nasıl bir misafiri olduğumuzu daha doğrusu nasıl bir Müslüman olduğumuzu tahlil etmeye çalışalım. 

-Bizler bu dünyada geçici olduğumuzu söylerken bile sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yatırımlar yapıyor, ihtiyacımızdan kat kat fazlasına sahip olmaya çalışıyoruz. Biz bu dünyanın misafirleri gibi değil ev sahibi gibi davranıyoruz.

– Bizler bu dünyanın bir sahibi olduğunu zaman zaman unutup sanki her şeyin sahibi bizmişiz gibi ve istediğimizi yapmakta sonsuz özgürlümüz varmış gibi davranıyor, doğayı ve çevremizi alabildiğine hor kullanıyoruz. Kendi faydamız adına ağaç katliamı yapıyor veya daha fazla üretim ve dolayısıyla kar elde etmek için havayı, denizleri ve toprağı kirletiyoruz. Yeni AVM’ler veya rezidanslar yapma uğruna bütün halkın ortak kullanma alanlarını sorumsuzca tahrip ediyoruz.  

-Evet bir misafir diğerlerinin hakkına da riayet etmelidir ancak günümüzde kendi menfaati için başkalarının hakkını gaspetmeyi marifet zanneden bir zihniyetin artık normal karşılandığını görüyoruz. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden önce esnafın arasında dolaşarak onların fedakarane ve uhuvvetkarane  yaşayışlarından etkilenip fethe karar verdiğini övünerek çocuklarımıza anlatıyoruz fakat başkası adına fedakarlık yapan, öğrenciye burs toplamak için koşuşturan, bir yoksulun kışlık odunu kömürünü kendi meselesiymiş gibi dert edinen birisine ise enayi nazarıyla bakıyoruz. Hedeflerine ulaşmak yolunda önüne her geleni ezip geçmeyi yeni girişimcilik adıyla alkışlıyor bu insanları örnek gösteriyoruz. Bir misafir diğerlerine zarar veremez. Hele hele kendisine emanet edilen eşini veya çocuğunu dövmek ve hatta canına kastetmek bir Müslümanın inancıyla asla örtüşmemesine rağmen kendi nefsimiz adına yaptığımız bu zulme namus cinayeti ya da kendimiz için putlaştırdığımız töre adını veriyoruz.

Evet bu dünya bir misafirhanedir ve bizler de bu dünyanın misafirleriyiz. Bir de buranın bir sahibi var. Misafirlerine karşı çok şefkatli, merhametli, cömert bir Zat. Fakat edepsizlere karşı da hadlerini bildirecek sonsuz bir kuvvet ve kudrete sahip olan gerçek sahibi Malikil Mülk olan bir Zat. İnsan yaptığı her haksızlığın ve ahlaksızlığın unutuluyor veya önemsenmiyor olduğunu sanmasın. Sadece biraz mühlet veriliyor ama asla ihmal edilmiyor.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

bursa escort görükle eskort görükle escort bayan bursa görükle escort bursa escort bursa escort bayan