Bedir Haber

Asr’a yemin olsun ki, İnsanlar Ziyandadır

Asr’a yemin olsun ki, İnsanlar Ziyandadır
290 views
26 Nisan 2021 - 23:06

Asr’a yemin olsun ki, İnsanlar Ziyandadır

Zaman bir nimettir dinimizde, hatta en önemlileri arasındadır.

Nimeti bilmeyen ve onu değerlendiremeyenlerin durumlarına bakıldığında perde arkasında Rabbi bilmemek ona iman etmemek yatar.

“Zaman” verilen bir nimettir, buna bağlı olarak da başka nimetlerden hesaba çekilmek vardır.

Hesap şuuru bizi hayatı değerlendirmeye yönlendirir. Değerlendirmek asla “vakit öldürmek” “ömür tüketmek” değildir.
Bir program, bir hayat tarzıdır.
Bu anlaşılmadığında:

“Vakit, kılıç gibidir, sen onu kesmezsen o seni keser.” Hikmet dolu sözü de buna işaret eder.

Telafisinin olmaması diğer nimetlerin önüne geçirir onu. Her şey ama her şey tolere edilir bu dünyada; lakin geçen an’ın telafisi mümkün değildir.
Telafisi olmayan zamanın değerlendirilmesi gibi bir mesele önümüze çıkar ki bu durum iki kaynağın
(Kur’an ve Sünnet) ışığında programlanması sonucunda bir bilinci ve anlayışı (telakki) ortaya koyar.
Bu telakki sonucunda “zaman” insanın meydanı, mücadelesine bir mecra olur.

Biricik insan ömrü (zaman) amel boyutuyla ve imtihan sahasında bir değer kazanmaktadır.

İmtihan sahasında bir “nimet” olan “zaman” insana özgü ve asla bir daha verilmeyecek bir hayatı ve imtihanı ifade eder:

“O günahkârların, Rableri huzurunda başlarını öne eğecekleri “Rabbimiz! Gördük duyduk, şimdi bizi (dünyaya) geri gönder de, iyi işler yapalım, artık kesin olarak inandık.” diyecekleri zamanı bir görsen!”

(Secde sûresi;12)

O halde nasıl bir değerlendirme, nasıl bir program?

Bununla ilgili olarak Asr süresinde, zamanın ehemmiyetine değinilmistir.

Âyetlerin Meali Ve Tefsiri
1, 2. Zamana yemin ederim ki, insan zarar­dadır.
Çünkü o, dünyayı ahrete tercih etmekte, nefsânî ve şehvanî arzuları­na mağlûp olmaktadır.
Zaman içinde çeşitli, enteresan ve harikulade şey­ler, ibret ve öğütler bulunduğu için Allah ona yemin etti.
İbn Abbâs şöyle der:
Asr, zaman demektir. Yüce Allah, çeşitli ve harikulade şeyleri kapsa­dığı için ona yemin etti.
Katâde de şöyle der:
Asr, gündüzün son saatleridir.
Yüce Allah, duhâva yani kuşluk vaktine yemin ettiği gibi buna da yemin et­ti.
Çünkü bunlarda Yüce Allah’ın sonsuz kudretini gösteren deliller ve etkin öğütler vardır.[2]
Zaman, insanoğlunun en Önemli unsuru olduğu için Yüce Allah ona yemin etti.
Zira geçen her an, hiç şüphesiz senin ömründen geç­mekte ve ecelinden eksilmektedir.
Allah, Asr’a yemin ederek insanların ziyanda olduğunu bildirmektedir.
İnsan, ömrünün her anında ya sevap veya bir günah işlemektedir.
Eğer günah işliyorsa bu açık bir ziyandır. Eğer sevap işliyorsa, belki kaçırdığı sevap daha büyük olabileceğinden bu da bir çeşit ziyândır.
Sonra insanın mutluluğu ahireti aramasında ve ahireti sevip dünyaya fazla rağbet etmemesindedir.
Halbuki ahiret sevgisine götürecek sebepler gizli, dünya sevgisine götürecek sebepler açık olduğu için, insanların çoğu dünya zevkine dalmış, böylece de ahireti kaybetmişlerdir.
Nitekim şâir şöyle der:
Şüphesiz biz, geçirip tükettiğimiz günlere seviniyoruz.
Oysa geçen her gün, ömürden bir eksilme demektir.
Kurtubî şöyle der:
Yüce Allah asra yani zamana yemin etti.
Çünkü, durumların değişmesi sebebiyle zamanda bir uyarıcılık ve bu hallerin de­ğişmesinde Yaratıcının varlığını gösteren deliller vardır.
Bazıları şöyle der:
Bu, ikindi namazına yemindir.
Çünkü bu namaz, namazların en fazi­letlisidir.[3]
3. Ancak, iman edip salih amel işleyenler bunun dışındadır.
Bunlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Çünkü değerli olana karşılık değersizi satmışlar, geçici arzular yerine kalıcı iyi ameller işlemişler, birbirlerine hakkı yani iman, tasdik ve Allah’a ibadet gibi bütün hayırları tavsiye etmişler ve sıkıntı, musibet, ibadet etme ve haramları terketme hususunda birbirlerine sabrı tavsiye etmişler­dir.
Yüce Allah bu dört şeyi yapanlar dışında bütün insanların zararda oldu­ğuna hükmetti.
Bu dört şey iman, iyi amel, hakkı tavsiye ve sabrı tavsiye­dir.
Çünkü insanın kurtuluşu ancak onun, iman ve iyi amelle kendisini; na­sihat ve irşatla da başkalarını mükemmelleştirdiğinde olur.
Böylece hem Allah hakkını, hem de kul hakkını yerine getirmiş olur.
İşte özel olarak bu dört şeyin zikredilmesindeki sır ve hikmet budur. [4]
Bu gerçeği şöyle bir misalle daha açık izah etmek mümkündür:

Bir imtihan sınıfında öğrencilere sorular verilmiştir.

Zaman çok hızlı geçmektedir.
Saatimizin durmadan akan saniye göstergesi, zamanın ne kadar hızlı geçtiğine dair yeterli bir fikir verebilir. Burada bir saniyelik zaman bile uzun bir süredir.
İşte ömür dediğimiz sınırları belirli süre de bize dünyada bir fırsat olarak verilmiştir.
Asıl sermayemizin çok hızlı geçen zaman olduğunu bir an önce farketmek zorundayız.
Bu sebeple geçen zamana yemin edilmesinin mânası, hızla geçen zamanın, söz konusu dört özellikten yani “iman, sâlih amel, hakkı tavsiye ve sabrı öğütleme”den mahrum insanın dünyada ne işle meşgul olursa olsun hayatını boşa harcadığına ve zararda olduğuna şehâdet etmesidir.
Kârlı çıkanlar ancak bu dört özelliği taşıyanlar ve bu dünyada ona göre davrananlar olacaktır.
Bu, misâlin başında değindiğimiz üzere imtihan sınıfında kendisine belli bir süre tanınan öğrencinin, o süre içinde sorulara cevap vermek yerine başka işlerle uğraşması gibidir.
Öğrenciye, yakınındaki saate işaret edilerek geçen zamanın zararına olduğu ve ziyana uğrayacağı belirtilir.
Rabbimizin zamana yemin etmesi aslında bizim için böyle bir jesttir.
Kârlı çıkacak öğrenciler ise, kendilerine tanınan zamanın her anını soruları cevaplamak için kullananlardır.
Çünkü zaman insan ömrünün esasıdır. İnsan bütün işlerini zaman içinde yapar. Geçen her an insan ömrünü azaltır ve onu ölüme yaklaştırır.
İnsan, kendisine tanınan zamanı değerlendirmesi için imtihan edilir.
Onu değerlendirip değerlendirmemesine göre de bir netice elde eder.
Fahreddin er-Râzî (r.h.) der ki:
“Buz satan birisi pazarda şöyle bağırıyordu:
«- Sermayesi eriyen bu şahsa merhamet edin!…»
Onun bu sözünü duyunca, «İşte bu söz Asr sûresinin mânasını izah etmektedir» dedim.
Aslında insana verilen ömür güneşin altında bir buz gibi hızla erimektedir.
Eğer bunu ziyan eder veya yanlış yere harcarsa insanın hüsranına sebep olur.” (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XXXII, 81)
Bilinmelidir ki, zamanı değerlendirmede ne kadar dikkatli olursa olsun insanın kendisini zarardan ve hüsrandan bütünüyle kurtarması mümkün değildir.
Şöyle ki:
İnsanın sermayesi ömrüdür.
Ömür ise her saniye, her nefes, her dakika, her saat harcanıp tükenmektedir.
Her nefes geçtikçe bu nimetin sonu ve hesabı yaklaşmaktadır. Ömürden her geçen an, her harcanan nefes, ya bir iş için harcanır veya boşa geçer. Boşa geçtiyse bu elbette bir zarardır.
Bir işe harcandıysa, o iş ya iyi ve güzel olan bir itaattir yahut kötü ve çirkin olan bir günahtır.
Ya da ne iyi ne kötü; ikisi ortası mubâh olan bir iştir.
Bir “mubah” ise, ona harcanan vaktin istikbâlde faydalı bir eseri kalmaması itibarıyla boşuna geçmiş gibidir.
Bir “kötülük” ise zaten kesin bir zarardır.
Eğer yapılan, “bir ibâdet ve itaat” ise, ona harcanan vakit içinde onu veya bir başka ibâdeti ondan daha güzel, daha mükemmel bir şekilde yapabilmek elbette mümkündür.
Çünkü Allah Teâlâ’ya ihlas ve tevazu içinde kulluğun dereceleri sayısızdır.
Zira Allah Teâlâ’nın yücelik mertebeleri ve mutlak güzellik tecellileri nihâyetsizdir.
Bu sebeple insanın Allah’ı mârifeti ne kadar çok olursa korku ve muhabbeti de o nispette çok;
Cenâb-ı Hakk’a olan itaat ve kulluğu da o nispette daha tamam ve mükemmel olur. O halde her nefeste daha güzelini yapamayıp, daha düşük seviyede kalmakta, zâhiren kâr gözükse bile, yine bir tür ziyan  olduğu görülür.
Bu itibarla insanın her an bir şekilde ziyan içinde olduğu ve kendini ziyandan tamamen kurtarmasının mümkün olmadığı anlaşılır.
Ancak insan, hüsrandan kurtuluşun yolu olarak gösterilen şu dört hususu ne kadar kâmil mânada yerine getirebilirse, o nispette zarar ve ziyandan kurtulma imkânı bulur:
Ancak insan, hüsrandan kurtuluşun yolu olarak gösterilen şu dört hususu ne kadar kâmil mânada yerine getirebilirse, o nispette zarar ve ziyandan kurtulma imkânı bulur:
BİRİNCİSİ; iman etmek:
Allah’a, âhirete, Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamberimiz (s.a.s.)’in haber verdiği bütün esaslara kâmil mânada inanmak.
Bunlar hakkında zerre kadar bir şüphe ve tereddüt taşımamak.
Çünkü ancak böyle bir iman insanı, tüm kötülüklerden alıkor, onu  Allah ve Rasûlü’ne itaata, Kur’an ve sünnete uymaya sevk eder.
İKİNCİSİ; sâlih ameller yapmak:
İbadet, muamelât ve ahlâkâ dair bütün güzel ve hayırlı işler amel-i sâlihtir.
Dolayısıyla Allah Teâlâ’ya ibâdet sâlih amel olduğu gibi, muhtaçlara iyilik, yardım, İslâm’ı tebliğ, Allah yolunda cihad, zulme ve zâlimlere karşı mücadele etmek; hak, adâlet, doğruluk, emânet, iyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşmak; helâl kazanmak; ailesine, akrabasına, komşularına ve topluma karşı vazifelerini yerine getirmek; insanlara faydalı olmak ve onlara güzel davranmak hep amel-i sâlihtir.
Bu sebepledir ki İmam Şafi (r.h.) şöyle buyurur:
“Şâyet, bütün bir Kur’ân-ı Kerîm yerine sadece Asr sûresi indirilmiş olsaydı, bu bile yeterdi.
Çünkü onda İslâm’ın bütün esaslarını bulmak müm­kündür…”
Hüsrandan kurtuluş için “iman ve sâlih amel”, her fertte olmalıdır.
Ancak hüsrandan kurtulmak için bu iki esasa ilaveten lüzumlu iki esas daha belirtilir.
Bunlar, iman edip sâlih amel işledikten sonra, mü’minlerin birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmeleridirr.
Bunun iki hikmeti olabilir:
Birincisi, iman edenler ve sâlih amel işleyenler bunu ferdî olarak yapmakla kalmamalı, aynı zamanda mü’min ve sâlih bir toplum meydana getirmelidirler.
İkincisi, bu toplumu bozulmaktan koruyabilmek için her fert kendi mesuliyetini idrak etmelidir.
Onun için toplumunun bütün üyelerine, birbirlerine hakkı ve sabrı telkin etmeleri farzdır:
ÜÇÜNCÜSÜ; hakkı tavsiyeleşmek:
“Hak” gerçek ve doğru demektir.
Allah Teâlâ’nın güzel isimlerinden biridir.
Hak, bâtılın zıddıdır.
Genellikle şu iki mânada kullanılır:
Birincisi, doğruya, adâlete uygun ve gerçek sözdür. İster dinî, ister dünyevî meseleler hakkında olsun aynıdır.
İkincisi, insanın yerine getirmesi vacip olan haktır. Bu, Allah’ın hakkı, insanların hakkı veya nefsinin hakkı olabilir.
“Hakkı tavsiye etme”nin mânası ise, mü’minlerden oluşan İslâm toplumunun, hakka karşı bâtılın yayılmasına seyirci kalmayacak kadar duyarlı olmasıdır.
İslâm toplumunda ne zaman ve nerede bâtıl baş kaldırsa, hakkın yanında olanlar seslerini yükseltmelidirler.
Toplumda her fert sadece kendisi hakkı, doğruluğu ve adâleti yerine getirmekle kalmamalı, aynı zamanda bunu başkalarına da tavsiye etmelidir.
Zira bir toplumu ahlâkî düşüş, çözülme ve yok olmaktan korumak ancak bu yolla mümkün olabilir.
Eğer fert ve cemiyette bu ruh kaybolmuşsa toplum hüsrandan kurtulamaz.
Şahsî olarak hak üzerinde bulunanlar, toplumun bozulmasına seyirci kalırlarsa, neticede kendileri de hak üzere devam edemezler. Hüsrandan kurtulamazlar.
DÖRDÜNCÜSÜ ; sabrı tavsiyeleşmek: Birbirlerine hakkı tavsiyenin yanı sıra, mü’minlerin fert ve toplum olarak hüsrandan kurtulabilmeleri için, birbirlerine sabrı da telkin ve tavsiye etmeleri şart koşulmuştur.
Onlar hak ve onu koruma uğrunda karşılaştıkları bütün zorluk, musibet, meşakkat, zarar ve mahrumiyetler karşısında birbirlerine sabırlı olmayı ve sebat göstermeyi telkin etmelidirler.
Her fert, bu şartlara karşı sebat göstermesi için diğerine cesaret vermelidir.
Çünkü zamanın fitneleri, dünyanın aldatması, nefislerin bâtıl temâyülleri, hüsrana uğrayanların çokluğu karşısında hayır yapmak, doğru söylemek, Hak yolunda gitmek mü’minleri bir çok acılar çekmeye, zorluklara katlanmaya, mücâdele etmeye mecbûr kılar. Bunları başarabilmek de bütünüyle sabırlı olmaya dayanmaktadır.
Mü’minler, zamanlarını bu dört güzel amelle doldurdukları nispette hüsrandan kurtulacak ve kendilerine ebedî kurtuluşun yollarını aralayabileceklerdir.
Hem fert hem de toplum olarak kötülüklerden uzaklaşıp Allah’ın rızâsı istikâmetinde mesafe alma imkânı bulacaklardır.
Böylece insanlığı şefkat ve merhametle kucaklayacak, onlara hak ve adâlet tevzi edecek, her din, ırk ve milletten insanların İslâmla buluşmasına zemin hazırlayacak ve onları İslâm’ın ebedî huzur ikliminde buluşturacak mükemmel bir İslâm toplumu inşâ edebileceklerdir.
Dipnotlar:
 
Safvetüt Tefasir
{Tefsirlerin özü }
Hakk’ın Daveti Kur’an-ı Kerim Meali Ve Tefsiri
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

bakire sex - dredd seks - eviewporn

maltepe evden eve nakliyat

ensest porno