SON DAKİKA

Bedir Haber

Ahirete İmanın Delilleri

Ahirete İmanın Delilleri
Avatar
Sadık Doğu( sadik.dogu@bedirhaber.com )
0 views
03 Mart 2016 - 7:45

وَالَّذينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْاخِرَةِهُمْ يُوقِنُونَ
Bakara / 4. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar.
* İbn-i Abbâs radiya’llâhu anhumâ’dan rivâyete göre, Nebî salla’llâhu aleyhi ve sellem: “Siz (kabirden kalktığınızda) ayağınız çıplak, vücûdünüz uryân, (anadan doğma) erlik yeriniz sünnetsiz olarak haşrolunacaksınız!” buyurmuş. Sonra Resûlullâh: “Kıyâmet koptuğu gün biz, gök (tabakaların) ı, kitaplar içinde defter (yaprakları) dürer gibi düreceğiz. (İnsanları da) ilk yaratmağa başladığımız gibi va’dettiğimiz vechile iâde edeceğiz. Şüphesiz biz (va’dimizi) yaparız.” (Meâlindeki âyeti okudu. Ve (şöyle dedi:) Kıyâmet günü (Peygamberlerden) ilk elbîse giydirilen kişi (en büyük babam) İbrâhîm’dir. Yine Kıyâmet günü Ashâbımdan bâzı kimseler (yakalanıp) sol tarafa (Cehennem tarafına) götürülürler. Hemen ben: onlar benim Ashâbımdır, (bırakın) diye sesleneceğim de bana: Yâ Muhammed! Emîn ol ki, sen bunlardan ayrıldığındanberi onlar ökçelerine basarak geri dönmüş mürtedlerdir! diye cevap verilecektir. Ben de Allâh’ın sâlih kulu ve Peygamberi (Îsâ İbn-i Meryem) in dediği gibi (şöyle) diyeceğim:

– Yâ Rab! Bunların içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerine şâhid ve nigehbân oldum. Beni sen vefât ettirince, onlar üzerine yalnız Sen murâkıp oldun. Esâsen Sen Rabbım, her şey’e şâhitsin! Eğer onlara azâb edersen, şüphesiz onlar Sen’in kullarındır; eğer mağfiret edersen yine şüphesiz Sen Azîz’sin, (ne dilersen yaparsın sana güç değildir) Hakîm’sin (âdilâne yaparsın!).

### RİSALE-İ NURDAN HAŞRİN DELİLLERİ

## TEKRAR DİRİLMEK

İki adam cennet gibi güzel bir memlekete giderler. Bakarlar .ki oradakiler evinin, dükkanının muhafazasına fazla dikkat et¬miyor. Paralar ve mallar açıktadır.

Onlardan birisi her şeye elini uzatır, çalar, gasp eder, ahlâk¬sızlıklar yapar.

Arkadaşı: “Bu memleketteki nizâm ve ahenkten anlaşılıyor ki, bu mallar sahipsiz değildir. Bak görüyorsun, herkes görevin¬de azamî bir dikkatle çalışıyor ve her biri çok önemli İşler görü¬yor. Belli ki herkes buranın padişahının askeridir. Her yerde o padişahın memurları, kameraları, dinleyicileri vardır. Belki sivil olduklarından sana dokunmuyorlar. Sen başıboş gibi, kimse gör¬müyor gibi hareket etme. Onun memleketinde, onun kanunları¬na uygun hareket edeceğini, misafir gibi davranacağını ona ilan et!” diyerek onu uyarır.

O sersem: “Bunlar birinin malı değil, sahipsizdir.” diyerek inad eder. Aralarında ciddi bir tartışma başlar.

O adam divanece “Ne padişahı, ben padişah falan görmüyo¬rum ve tanımıyorum!” der.

Arkadaşı: “Bir köy muhtarsız, bir iğne ustasız, bir harf katipsiz olmaz, Bu kadar düzenli, bu denli güzel bir memleketin ha-kimsiz olması, bu sarayların, bu nakışların kendi kendine yapılması hiç mümkün müdür. Hem bak o padişahın her şey üzerin¬de mührü ve imzası var.” diye cevap verir.

“Tamam” der o sersem… “Padişahı kabul ediyorum. Fakat, benini bu küçük yaramazlıklarımın ona ne zararı olabilir. Her¬kes vazifesini yaparken bir tane de benim gibisi olsun. Hem zin¬dan falan da görünmüyor, bu yaptıklarımdan ötürü ceza görmüyorum.”
Arkadaşı: “Burası bir manevra meydanıdır. Vazifesini yap¬mak için her gün kafileler gelir, kafileler gider. Bir müddet son¬ra bu yıkılmaya müsait diyar tamamen boşaltılacak, buradakiler daimi bir memlekete alınacak. Herkes vazifesini yapması nispe¬tinde ya ceza çekecek, ya mükafat görecek.” der.

“Buradan başka bir diyar olduğuna, bizim oraya götürülece¬ğimize inanmıyorum!” der inatçı adam.

O emin arkadaşı: “Madem bu denli inat ediyorsun, ben sana o gidilecek hakikî diyarı isbat edeyim.”der.

Bu yerlerin padişahının hak edene hak ettiğini verdiğine bu misafirhanenin şahit olduğunu, bunun onun adaletini isbat etti¬ği gibi gönderdiği yaverine de adaletini söylettiğini, halbuki za¬limlerin izzetiyle mazlumların zilletiyle gittiğini, demek bir mahkeme-i kübra’ya bırakıldığını, Onun itaat edenlerin mükafa¬tını vermesi için ebedî bir diyarın olması gerektiğini, kendisi için olmasa bile bu ahenkli misafirhanede huzuru bozanlardan itaat edenlerin hakkını almak için bir hesap meydanını kuracağını, vaadini, vaadinden dönmesinin O’nun için muhal olduğunu, zira vaadini yerine getirmekte aciz olmadığını, bu dünyada bile her ölüme bir dirilişi takip ettirerek, ölen bir elmayı midede, ölen bir çekirdeği toprakta dirilterek diriliş numuneleri gösterdiğini, bu memleketi yoktan kuran birisinin dağılmış parçalarını toplama¬sının akıl için daha kolay olduğunu, ebedî ikram etmek isteyenin ebedî ziyafet sofralarının ve ebedî tecellisinin olacağını…. Binler¬ce delil ile anlatır.
Evet, öldükten sonra dirilmek, gecenin sabahı, kışın bahan kadar kafidir.
“Vermek istemeseydi istemek vermezdi.” (10. Söz)

### ŞEFKATLİ PADİŞAH

Bu misafirhanenin sahibi olan emsalsiz Zatın icraatları gös¬teriyor ki, Onun pek büyük bir şefkati vardır. Her musibetzedenin imdadına koşuyor, her isteğe cevap veriyor. En küçük bir raiyetinin, en küçük bir ihtiyacını ihmal etmiyor. Bir koyunun aya¬ğı incinse, ya merhem, ya hekim gönderiyor.

Bak, bu misafirhanede büyük bir içtima var. Onun yaveri, bü¬tün misafirler adına bir nutuk okuyor. Padişahtan bir şeyler is¬tiyor. Bütün ahali, “Evet, biz de istiyoruz.” diyorlar. Padişahın en kerim memuru diyor ki:

“Ey bizi nimetleriyle perverde eden sultanımız! Bize gösterdi¬ğin numunelerin asıllarını, membalarını göster. Bizi bu çöllerde mahvettirme. Bizi huzuruna al. Sana müştak ve müteşekkir şu mutî raiyetini başıboş bırakıp idam etme!” diyor ve pek çok yalvarıyor.

Bu kadar şefkatli ve kudretli padişahın, en küçük bir isteği bile cevapsız bırakmazken, hem kendi muradı, hem merhamet ve adaletinin gereği olan, en sevgili yaverinin umum adına yap¬tığı isteğe cevap vermemesi düşünülemez.

Hakikî hazinelerini ve lütfunu öyle bir tarzda gösterecektir ki, bütün akıllar hayrette kalacaktır. (10.Söz 5-Suret)

### İKİNCİSİ DAHA KOLAY

Mucizevî eserler veren bir kâtip, üç yüz bin çeşit kitabı, bir saatte, hiç birini bir diğerine karıştırmadan, noksansız bir şekil¬de yazsa, o kâtibin, suya düşüp yazılan dağılmış bu- kitabını çok kolay ve çabuk bir şekilde tekrar yazmasını akıldan uzak gör¬mek, o katibin gözle görünen İcraatından hiçbir şey anlamamaktır ve aynı zamanda ahmaklıktır.

Veya, muhteşem bir sultanın, denizleri kaldırıp yerlerine dağlar kurduğunu, dağlan denizlere çevirdiğini, bir sayfadan bir diğer sayfaya geçiyor gibi zemin yüzünü değiştirdiğini gördükten sonra, o sultanın ziyafet sofrasına iştirak edecek olan davetlile¬rin geçtiği bir vadiye yuvarlanan ve onların yolunu kapatan taşı kaldırmaya gücü yetmeyeceğine zannetmek, idrak gözünün çok berrak seyredebileceği bir hakikati görememektir.

Veya, kara, deniz ve hava kuvvetlerine sahip bir orduyu, bü¬tün teçhizat, silah ve talimiyle bir günde hazırlayıp kuran bir kumandanın, istirahat için dağıttığı ordusunu, bir düdük sesiyle toplayamayacağına ihtimal vermek divaneliktir.

Aynen öyle de, kışın beyaz sayfasını çevirip, baharın ve yazın yeşil sahifesinde, üç yüz bin çeşit mahlukatı, birbirine karıştır¬madan yazan, binlerce çeşit ağacın programını küçücük bir çe¬kirdekte, insanların hayatlarını hafizalannda kaydedip muhafaza eden, dünyayı bir sapan taşı gibi çeviren, hayat sahiplerini bir ordu gibi yoktan yaratan bir zatın, dünya sayfasını kapatıp yeni bir sayfa açması, vefat edenlerin asıllarını ve ruhlarını muhafa¬zası, rahmetinin, kudretinin, hikmetinin, izzetinin ve vaadinin neticesidir. O âlemin varlığı bu âlemden daha aşikardır. (10.Söz 9.Hakikat)

### BAŞKA MAKSAT

Nasıl ki bir sinema setinde harcanan o kadar emek ve mas¬raf, sadece o birkaç dakika İçin değil, nice yıllar sinemalarda sey¬redilmek içindir.

Aynen onun gibi, hayat ve Ölüm arasında yuvarlanan, topla¬nıp dağılan mevcudat bir başka gaye içindir.

Bu dünyada kısa bir zamanda, bir toplum içinde yaşamak, vakıaların ve neticelerin kaydedilmesi, büyük bir huzurda ve meydanda görülüp gösterilmesi, mizanda tartılması, ebedî bir saadeti netice vermesi içindir.
Hadis-i şerifteki, “Dünya ahiretin mezraasıdır.” sözü bu haki¬katin ifadesidir. (10.Söz 10.Hakikat)

### BURANIN DEĞİL

Küçük bir kışlada misafir edilen bir paşanın rütbesi, vazifesi,
cihazları, hareket tarzı ve maaşı, o paşanın oraya ait olmadığını ilan eder.

İnsanın kalbi latifeleri, aklî potansiyeli, istekleri ve kabiliyetlerle donatılması, onun ebede müteveccih olduğunu, o şeylerin orası için verildiğini, ona göre teçhiz edildiğini gösterir.

Elbette ki, kocaman bir yunus balığının her hâli, dar bir ak¬varyum için olmadığını ve oraya sığamayacağını haykırır. (10.Söz 11.Hakikat)

### BiR SAYHA

Meydanda hiç ordu yokken, tam donanımlı bir orduyu bu¬günde kuran birisi için, talimden sonra kısa bir istirahat için dağıttığı ordusunu bir sayha ile toplamak daha kolaydır.

Allah (cc) için, zorluk, kolaylık yoktur. Fakat, varlığın yoktan var edildiğini gördükten sonra, tekrar diriltilmesi akıl için uzak ve zor olmamalıdır. (10.Söz 9-Hakikat)

### DOSTLARIN YANI

Bir adamın yüzde doksan dokuz ahbabı istanbul gibi bir şeh¬re gider. Sadece kendisi köyündedir. Akrabaları orada rahat ve huzur içinde yaşamaktadır. O da oraya gitmek için iştiyaklıdır. Ona “Sen de git!” denilse sevinerek, gülerek gider.

Diğer bir adamın da ahbaplarının yüzde doksan dokuzu git¬miştir, fakat o onlan göremediği için, mahvolduklarım, kaybol¬duklarını, perişan olduklarını zannetmektedir. O, onların gittik¬leri yere gitmek istemediği gibi, kendisine gelip geçen misafirler¬den dostlar tutmaya çalışmaktadır.

Evet, bir müminin başta Habibullah olmak üzere birçok ah¬babı kabrin öbür tarafindadır. Ölümün yüzüne erkekçe gühneli ve kabirden korkup başını çevirmemelidir.

### BİTKİSEL HAYAT

Bitkiler hayatın en alt basamağındadır. Komaya giren insan hakkında onun için bitkisel hayatta tabiri kullanılır.
Ölü çekirdek, toprağın altına girince, kokuşur, çürür, dağılır. Fakat, onun öldüğü noktada filizin hayatı başlar.
Meyvelerin dalından koparılarak ölmeleri, insanların midele¬rinde yeni ve daha yüksek bir hayatta dirilmelerini netice verir.
Adeta, her ölüm bir dirilişle gelir.

Bitkisel hayat seviyesindeki bir varlık, bir çekirdek, öldükten sonra dal budak salarak böylesine dirilirse, hayatın en üst basa-mağındaki insanın öldükten sonra dirilmesi ve hakikat-ı insanî-yenin bütün potansiyeli ile açılması kim bilir ne kadar muhte¬şem olacaktır. (l.Mektup 2.Sual)

### CENNET FİKRİ

İnsanların hemen hemen yansını teşkil eden çocuklar, kendi¬lerine dehşet veren ve ağlatan ölümlere ancak Cennet fikriyle dayanabilirler. Mesela, “Benim kardeşim veya arkadaşım öldü, Cennetin bir kuşu oldu, Cennette geziyor” derler. Yoksa bir çocuk her an çevresinden duyduğu ölüm haberiyle öyle sarsılır ki, göz¬leriyle beraber ruhu, kalbi aklı, bütün duygulan ağlar. O nazik vücudu ancak böyle bir manevî kuvvetle ayakta durabilir. Yoksa ya mahvolur, ya divane bir serseriye döner. (9.Şua 1.Nokta Birincisi)

### EVLÂDINA KAVUŞMAK

Bir insanın sevdiği evlâdı, sekerattta, Ölmek üzere iken, Hz. Hızır ve Lokman Hekim gibi zatlar gelip, tesirli ilaçlarla çocuğun tedavisine vesile olsalar, o sevimli ve güzel çocuk ölümden kur¬tulsa, elbette çok sevinir,

İşte o çocuk gibi, insanın bir çok sevdiği, mezarda mahvolup,

kaybolmuşken, İman hakikatleri Lokman hekim gibi idamhane vehmedilen kabristana, kalp penceresinden bir ışık verir. Adeta orada yatan ölüler, baştan başa dirilir ve hâl diliyle, “Biz ölme¬dik, sizinle yine görüşeceğiz.” derler.

Böylece insan, imanın nasıl bir sevinç ve ferah vesilesi oldu¬ğunu daha bu dünyada iken anlar. (ILŞua 3.Mesele)

### ALMANYA’NIN SERVETİ KADAR

Her insanın, her Müslüman’ın başına öyle bir dava açılmıştır ki, dünyaya hükümran olmaktan da, Cihan Harbi’nden de daha önemlidir. Eğer her bir adamın, Almanya ve İngiltere kadar ser¬veti olsa, böyle bir davayı kazanmak için tereddütsüz sarf etme¬lidir.

O dava, binlerce meşhur insanın, Kâinatın Sahibinin vaatlerine dayanarak haber verdiği, herkesin, iman karşılığında, dün¬ya büyüklüğündeki bahçeleri ve sarayları kazanmak veya kay¬betmek davasıdır.

Her ferdin, fani bir diyarın, fani bir köşkü ve saltanatı değil, dünya büyüklüğündeki ebedî köşkleri kazanma ve cehennemden kurtulma meselesine, Amerika kadar serveti ve tüm insanların ömrü kadar vakti olsa, o uğurda sarf etmesinden daha makul bir şey olamaz. (ll.Şua 4.Mesele)

### RED VE KABUL

Bir fende ihtisası olan iki zatın hükmü, ihtisası olmayan bin¬lerce kişiye tercih edilir.

Bir adam, ” Hindistan cevizi var ve süt konservesine benzi¬yor.” dese, bin tane reddiyeciye karşı davasını kazanır. Çünkü varlığını iddia edenin yapması gereken tek şey, bir Hindistan ce¬vizi getirip göstermek veya bahçesini haber vermektir. Yok diyen adam, bütün dünyayı arasa ancak, “Ben bulamadım, ben göremedim.” diyebilir. Öyle de, haşri isbat eden, haşre işaret eden en küçük bir işaretin yanında, binlerce inkarcının en küçük bir ehemmiyeti yoktur. Çünkü onlar, ebede kadar uzanan zamanla¬rı görmek ve göstermekle ancak davalarını isbat edebilirler. (11.Şua 7-Mesele)

### HİÇ OLMASA

Nasıl, serseri asi bir adam, bulunduğu yerin izzetli hakimine, “Beni hapse atamazsın ve yapamazsın!” dese, o hakim kendi iz¬zetinin muhafazası için, o şehirde hapis olmasa, o edepsiz için bir hapis yapıp, onu içine atar. Öyle de, kâfir, küfrüyle İzzet-i Celâ¬line şiddetle dokunduğu için. Cehennemin icadını iktiza eden başka hikmetler olmasa, sadece kafirlerin o tavrı Cehennemin yaratılmasına yeter. (11.Şua 8.Mesele 2.Nükte)

### YONTULMUŞ TAŞLAR

Bir firka askerin tanışıklığı, birbirine alışmışlığı, talimi ve terbiyesi olmadığında, yontulmamış yaşlar gibi olduklarında bir araya getirilmelerinde çok zahmet vardır. Fakat terhisten sonra çok kolay içtima ederler.

Öyle de, birbirine alışmış, bir derece yontulmuş taş hükmüne geçmiş beden hücreleri, öldükten sonra, Halikın izniyle, İsrafil’in borusuyla çok kolay içtima eder, yine eskisi gibi aynı bedeni oluş¬tururlar. (İşarat-Bakara)

### KISA ÖMÜRLÜ GÜL

Allah’a ait sanat eserleri beka içindir, ölüm ve fenaları vazi¬felerinden terhistir, idam değildir. Onlar ölümle bir cihette fena¬ya gitseler de, çok cihetlerden baki kalırlar.

Bir kelime ağızdan çıkar çıkmaz zahiren kaybolsa bile, Al¬lah’ın izniyle kulaklarda, kağıtlarda, kitaplarda, akıllar adedince akıllarda nasıl baki kalıyorsa, kısa bir zamanda vazifesi ta¬mam olan, solan, ölen gül de, onu gören insanların hafızaları ve ardından gelen tohumlardaki suretleri adedince bakidir. Demek ki, gülün tohumu, hafızalar, gül için bir menzildir.
Başıboş bırakılmayan insan için de dünya bir menzil olduğu gibi, kabir de, berzah da, haşir de birer menzildir. Bütün mahlukat için olduğu gibi, onun da amali hıfzedilmektedir. (Mesnevi Lasiyyemalar)

### HIFZ KANUNU

Bir ağaç meyveye hamile olduğu gibi, o meyveden hasıl olan tohum da meyveye hamiledir. Ağacın bünyesinde semeresi mev¬cut olduğu gibi, tohumunda da semeresi mevcuttur. Meydana ge¬len ve geçen olaylar, insanın hafızasında mevcuttur.
En küçük bir hadiseyi kaydeden hafizîyet kanunu her şeyi kuşatmıştır. O kanunun yüzü ise ebede bakar. (Mesnevi -Lasiyyemalar)

### CİSMİN DEĞİŞMESİ

Ey haşri inkar eden kafasız! Ömründe kaç defa cesedini de¬ğiştiriyorsun? Sabah akşam elbiseni değiştirdiğin gibi, her sene bir defa cismini değiştirip, yeniliyorsun. Belki her sene, her gün cisminden bir kısım şeyler ötür, yerine benzeri gelir.
Bunu hiç düşünmüyorsun. Eğer düşünebilseydin her yerde ve her zaman binlerce numuneleri meydana gelen Öldükten sonra dirilmeyi inkâr etmezdin.

Doktora git, kafanı tedavi ettir. (Mesnevii -Habbe)

### HACDA

Nasıl bir asker, bayramda bir paşa ile beraber padişahın hu¬zuruna girebilir. Sair vakitlerde onu ancak subaylarından dinler, tanır.

Öyle de, her insan hacda bir derece veliler gibi Cenab-ı Hak¬kı Rabb-ül Alemin unvanıyla tanımaya başlar. Allahu Ekberln tekrarıyla kibriya mertebeleri kalbine açılır. Ruhunu istila eden bütün hayret sualleri cevabını bulur. O nida, şeytanın desiseleri¬ni kökünden keser, kati cevaplarını kalbe duyurur. Ve ahiret hakkındaki suallere de Elhamdülillah cümlesi haşri ihtar ederek cevap olur. Evet, bütün şükürleri hakîkî şükür yapan ebedî sa¬adettir. (11. Şua S.Mesele 2.Nükte)

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
SON DAKİKA HABERLERİ
POPÜLER VIDEO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.