21.yy İnsanına Bir İffet Portresi: Hz. Meryem Annemiz

21.yy İnsanına Bir İffet Portresi: Hz. Meryem Annemiz

Bu yazımızda bugün ekmekten ve sudan daha fazla ihtiyacımız olan iffet ve mahremiyet konularına Kur’an’ın bir bakış açısıyla bakıp bu konuda Meryem suresinin 16-32. Ayetlerini okuyucularımıza sunup bir iffet abidesinin gözünü ve gönlünü haram duygudan ve haram yaşantıdan nasıl koruduğuna değineceğiz. Öncelikle iffet bir isim olmakla beraber asıl iffet kişinin kendini yani gözünü, kulağını ve vücudunun diğer azalarını günahlardan koruması anlamına gelmektedir. Kur’an’ın bize bu konuda en güzel örnekleri erkeklerden Hz. Yusuf ve kadınlardan Hz. Meryem’dir. Şimdi Meryem surenin ayetleriyle yazımıza devam edelim: surenin 16. Ayetinde: Kitapta Meryem’i de an! Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekiliverdi. Buyurarak Kendi kıbleleri olan Beyti Makdise dönmesinden bahseder.

Devamında 17. ayetinde ise: Onlarla kendisi arasına bir perde gerdi.Biz de ona Ruhumuzu gönderdik de, ona kusursuz, mükemmel bir insan şeklinde görünüverdi.

18.ayetinde ise: Meryem irkildi ve “Ben” dedi, “Rahmana sığındım senden.Eğer Allah’tan korkup haramdan sakınan bir kimse isen çekil yanımdan!” buyuruyor. Bu konuda Seyyid Kutup: Şimdi hikâyenin ilk sahnesi önündeyiz. Karşımızda vücuduna erkek eli değmemiş, genç bir bakire kız var. Daha ana karnındayken annesi tarafından bir mabedin hizmetine adanmış. Onun hakkında hiç kimse temizliğinden ve iffetliliğinden başka bir şey bilmiyor. Hatta bu yüzden İsrail mabedinin temiz bakıcılarının babası olan Hz. Harun’un soyundan geldiği söyleniyor. Öteden beri ailesi temiz ve dürüst olarak tanınıyor.İşte şimdi bu genç kız özel bir durumunun gereği olarak ailesinden uzaklaşarak onların göremeyecekleri tenha bir yere çekiliyor. Bu “özel durum”un ne olduğunu ayetler bize söylemiyor. Belki de bu özel durum tamamen genç kızlara özgü bir durumdur da bu yüzden açıklanmıyor.İşte genç kızımız bu tenha köşede, yalnız olduğundan emin olarak otururken, birdenbire çarpıcı bir sürprizle yüzyüze geliyor. Karşısında eli-ayağı düzgün, normal bir erkek duruyor.

19.ayetinde ise Ruh: “Ben” dedi, “Rabbinden sana gelen bir elçiyim.Sana tertemiz bir erkek çocuk hediye edeyim diye geldim”

20.ayetinde ise Meryem: “Nasıl oğlum olabilir ki bana eli değen bir tek erkek bile olmamıştır. İffetsiz bir kadın da değilim!” buyurdu. Ayetlerde görüldüğü üzere Meryem annemiz değil erkeklerle sohbet etmek onlarla yan yana dahi gelmemiş hülyasına erkek girmemiş nadir bir insandır. Bugünün genç kızlarına ve erkeklerine düşen de budur yani ırz ve iffetlerini koruma adına mahreme dikkat etmelidir. Peygamberimiz Buhari’de geçen bir hadiste mahremsiz gezmeyi kadınlara yasaklamıştır.

21.ayetinde ise Ruh: “Öyledir, ama Rabbin: “Bu iş bana pek kolaydır. Çünkü biz onu insanlara kudretimizin bir alameti ve tarafımızdan bir rahmet kılacağız ve artık bu, hükme bağlanmış, olup bitmiş bir iştir” dedi.” Tıpkı nasıl Hz. Âdem annesiz ve babasız dünyaya geldi ise Hz. İsa’da babasız dünyaya gelmiştir yaratılışta ikisi birbirine benzer.

22.ayetinde ise: Sonra çocuğuna hamile kaldı ve bu haliyle uzakça bir yere çekildi. Buyurmaktadır bu konuda Suat Yıldırım: Uzaklaşması, çocuğuna babasız hamile kaldığının güçlü bir delilidir. Normal tarzda olsaydı evini, barkını, her şeyini bırakıp uzak bir yere çekilmezdi. Demiştir.

23.ayetinde ise: Derken doğum sancısı onu bir hurma ağacına dayanmaya zorladı. Ay!” dedi, “n’olaydım, keşke bu iş başıma gelmeden öleydim, adı sanı unutulup gitmiş biri olaydım!” buyurmaktadır. Demek ki hem doğum hem de sancısı bir de toplumun onu dışlamasıyla unutulan olmayı istemektedir burada dikkat çeken konu ise hurma ağacının onun emrine verilmesidir çünkü bugün birçok uzman hurmanın hem doğumu kolaylaştırdığını hem de rahim yaralarına iyi geldiğini açıklamaktadır. Bu sancılar Hz. Meryem’in diğer anneler gibi doğurduğunu, İsa (a.s.)’ın herhangi bir çocuk gibi dünyaya geldiğini gösteriyor. Hz. İsa’nın insanlardan uzak bir yerde doğduğu anlaşılıyor.

24.ayetinde ise: Derken, Ruh, ona aşağıdan şöyle seslendi: “Sakın üzülme!” dedi, “Rabbin senin alt yanında bir su arkı meydana getirdi.Bunu söyleyen: Melek veya yeni doğan çocuk olabilir.

25.ayetinde ise: “Haydi, hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine taze hurmalar dökülsün.”

26.ayetinde ise: “Artık ye, iç, gözün aydın olsun!Eğer herhangi bir insana rastlarsan:“Ben Rahman’a oruç adamıştım, de,o sebeple bugün hiç kimseyle konuşmayacağım” buyurmaktadır yani Hz. Meryem soranlara cevap vermedi sustu tıpkı Zekeriya as gibi oda 3 gün susmuştu Meryem annemiz sustu ama hakikati biri konuşacaktı kim mi işte cevabını 29.ayet bize verir.

27.ayetinde ise: Onu kucağına alıp akrabalarına getirdi.“Kız Meryem! Dediler, sen ne tuhaf bir şey yapmışsın öyle!”

28.ayetinde: “Ey Harun’un kardeşi! Baban kötü bir insan değildi. Annen de iffetsiz bir kadın değildi!” dediler. Bu konuda Suat Yıldırım: Arapçada eb (baba), eh (kardeş) ve uht (kız kardeş) kelimeleri birçok durumda geniş mânada kullanılır. Gerçek bir kardeşlik değil, akrabalık ve mensubiyet bildirir. Hz. Peygambere (a.s.) bu, bir müşkil olarak sorulmuş, o da: “Meryem zamanındaki insanlar, kendilerinden önce geçen peygamberlerinin ve iyi kimselerin isimlerini çocuklarına isim yaparlardı, yani onlara nisbet edilirlerdi.” buyurmuştur. Nitekim: Hz. Safiyye, bazı kadınların kendisine “Yahudi kızı Yahudi!” dediklerini şikâyet edince o şöyle buyurmuştu: “Sen niçin onlara: “Oh ya, Harun babam, Mûsâ amcam, Muhammed eşim oluyor, daha ne isterim!” deseydin ya!”

29.ayetinde ise: Meryem, (bana değil, çocuğa sorun dercesine) çocuğu gösterdi: “Nasıl olur da, dediler, beşikteki bebekle konuşuruz?” kundakta konuşan 3 çocuk anlatır bize biri İsa as diğeri ise Allah dostu Cüreyc’i kurtaran babasının çoban olduğunu söyleyen bebek ve üçüncüsü İsariloğullarından bir bebek yanından geçen adama benzemesini ister anne çocuğunun çocuk memeyi bırakıp Allah’ım! beni onun gibi yapma diye duasıdır ama burada önemli olan çocuğun konuşması değil Rabbimiz bir şeye ol deyince görüldüğü gibi her şey oluverir vesselam.

30.ayetinde ise: Derken bebek: “Ben Allah’ın kuluyum, dedi, O bana kitap verdi, beni peygamber olarak görevlendirdi. Burada gelecek bir müjde var demek ki o bebek normal bebek değil Peygamber olacak.

31.ayetinde: “Nerede olursam olayım beni kutlu, mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe bana namazı ve zekâtı farz kıldı.”

32.ayetinde: “Anneme saygılı, hayırlı evlat kılıp, asla zorba, bedbaht ve hayırsız biri yapmadı” diyerek sureyi bitirir.

Sonuç olarak ise: Efendimiz bize Cüleybib isminde sahabiden bir mü’mini anlatır ki zina etmek istediğini söyleyince peygamberimiz halan, annen ve kız kardeşin var mı diyerek onun kafasındaki sorunu çözmüştür demek ki medenileri galebe ikna iledir kızma ve bağırma ile değildir. Ayrıca Kur’an İsra suresinde zina etmeyin değil zinaya yaklaşmayın diyerek her türlü sed çekerek günahın işlenmemesini emreder çünkü bu günah aileyi aile sebebiyle toplumu bitirmektedir. O halde bizler din görevlisi ve gönüllüsü olarak bir bakma bir görme demeden hepsinden uzak durmalıyız. Peygamberimiz Hz. Ali’ye ya Ali! İlk bakış lehine ikincisi aleyhinedir diyerek sınırı çizmektedir. Bizler de o sınıra uygun hareket etmeli hem kendimizin hem de ailemizi korumalıyız ki iffetli nesiller yetişsin zira mayası haram olan evlattan hayırlı nesiller yetişmez.

Hüsrev Simavi( husrev.simavi@bedirhaber.com )

YORUM ALANI

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.