YAZARLAR

ZÜLEYHA TUNA

MÜHÜRLÜ CÜMLELER

Sıradaki çaylar hunharca harcanmış duygulara gelsin.
Akşam olmak üzereydi. Kapı aralandı, bu sefer biraz çekimser ama samimiyetinden taviz vermeyen
tebessümü ile selamladı, adımladı ve sandalyeye oturdu, çayı geldi ardısıra. Birkaç saat yürüyüşün
ardında yorgunluk çökmüştü, çayını yudumlarken odayı seyre daldı.
Gecenin huzuru işlemiş duvarlara. İlk bardakta ki çay kekremsiydi içemedi , akadaşının hatırını
gözeterek üzüldü bardakta yarım kalan çaya,. Belki ağzının tadı yoktu ne bileyim ama geçti, hasbihalin
sonunu yedi sekiz bardak sonlandırdı buda ayrı.
Omuzunu yasladı duvara önce içi titredi sonra omuzu. Duvar soğuktu, mühürlü cümleler hali arz için
çırpınıyordu zihninde, omuzu ve başı duvarda, not kağıdına aklından geçen o cümleleri yazmak için
masaya göz gezdirdi istifini bozmadan. Pek dağınıktı masa, kendi çekmecelerini hatırladı. Mecal yoktu
demek ki toparlamaya. Defterler, kalemler, masanın üzerini bir örtü gibi kaplamış, , masanın
köşesinde limon kolonyası derken buldu not kağıdını, eline aldı, masanın ortasına koydu tam kaleme
eli uzanırken titredi eli, kalp atışı hızlandı yazmaya cesaret edemedi o an vazgeçti.
Korku mu bu cümlelerden yana? yok yok heyecan sardı birden oda o kadar sessizdi ki bu sessizliği ne
duvarın soğukluğu ne de bilgisayarda çalan gönül dağı bozmaya yetmiyordu ama o an yaşadığı
heyecan birkaç saniyede bozmuştu o sükutu his halini.
Arkadaşı taze çaylarla odaya girdi. Not kağıdı masanın ortasında kaldığı gibi çayın hatırına da başka
zamana kaldı o mühürlü cümleler. Sükutun verdiği hazzı o günde hissetti tadı damakta mübarek.
Duvarın ayazında yankılanmıştı o sessizlik, gecenin matem ruhu sarmıştı odanın dört köşesini.
Gece demini gösterirken son çay bardağı bitmek üzereydi, kalkmak istemiyordu, gündüzün sıcağı
işlemiş olsa gerek gücü kesilmiş tansiyonuda hayli düşmüştü artık.
Arkadaşının ofisine gelmeden evvel içindeki heyecana yenik düşüp erken çıkmıştı bugün dışarı. Bir
simitçide kahvaltı yapmış, vakit geçirmek için şehrin sokaklarında adımlamış güneşin sıcağına
dayanamayıp atmıştı kendini bir parkın bankına. Elinde ki kitap sahifeleri ile hemhal olmuş yine
Sabahattin Ali’yi yoldaş etmişti kendine. O kadar iş yoğunlu , hayat sorumlulukları arasında kitaplarına
zaman ayırmayı ihmal etmiyordu.
Arabasını evin garajında bırakmıştı. Sabahın ilk ışıkları ile gönlüne düşen bu heyecanı atması gerekti
buna tek ilaç da hoyratça yürümekti, tabi usuldan yaşlanan bünyesi bunu kaldıramamıştı.
Masada Kurban bayramından kalan şekerler vardı bir iki attı ağzına geldi kendine. Bu gece evine
arkadaşı bırakacaktı arabasıyla.
Ofisden çıktılar, gecenin ayazı çökmüştü ağustos bitimi erken gelmişti sonbahar. Bugün parkta
kitabını okurken dökülen kuru yaprakların , rüzgar esintisi ile oluşan hışırtısından irkilmiş şöyle bir
bakmıştı parka etraflıca bu yıl sonbahar Eylülden evvel gelmişe benziyor diye iç geçirmişti.
Mevsimler geçiyordu, Bayramlar hatırlanmama adına koşar adım gelmiş geçmişti.

İki arkadaş arabaya bindi, çorbacıya doğru yol aldılar, evet evet çorbacıya yanlış okumadınız. Bazı
ihtiyar adamların ruhları genç oluyor. Acılara inat…
Saat dördü gösterirken başını yastığa koydu düşündü yazmaya hacet yoktu mühürlü cümleleri,yarına
bırakmak en iyisiydi mecali de yoktu zaten.
Tadı damakta sükutu sohbetleri kendi haline bırakmak gerek bazen, her haleti ruhiyyeyi yazmaya
cümleler yetmez. Lüzumuda yok zaten. Dost değil mi _?Anlasın çatık kaştan, tebessüm eden
dudaktan, işi ne?
Ahvalinize Allah Sıhhatler versin. Amin.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle