YAZARLAR

Talha Bahadır

HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)’İN ŞÛRÂLARI

Hz. Peygamber’i (s.a.v.) istişâreye ehemmiyet vermeye sevk eden şey meşveretin

tesiri hakkında taşıdığı inançtı.

“İstişâre edenin asla pişman olmayacağını”
1 belirten Hz. Peygamber (s.a.v.): “Bir

millet istişâre ettiği müddetçe zillete düşmez.2
Hatta bir meselede fikirler yanılabilirse de cemaatin yanılması zor gözükmektedir. Çünkü Allah’ın eli cemaatin üzerindedir.”3
Bütün Peygamberlerin; ikisi sema ehlinden ikisi yer ehlinden olmak üzere 4 veziri olduğunu ve kendisinin de aynı şekilde 4 vezirle takviye edildiğini” ifade etmiştir.4

İstişârenin toplumun vazgeçilmezlerinden olduğunu gösteren şu söz de Hz.

Peygamber’e (s.a.v.) aittir: “Umerânız hayırlılarınızdan, zenginleriniz de cömertlerinizden

olur ve işleriniz de aranızda istişâre ile yürürse yerin üstü sizin için yerin altından daha

hayırlıdır.”5

Hz. Peygamber (s.a.v.) bir meseleyi, güven vermeyen gerçeği olduğu gibi

söyleyeceğinden emin olunmayan kimse ile istişâre etmekten de menetmektedir.6

Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: “Resulullah (a.s.), kendisine Ebu Süfyan’ın gelmekte olduğu

haber verilince, ashabıyla istişare etti. Önce Ebu Bekr (r.a.) konuştu. Ondan yüzünü çevirdi

(iltifat etmedi). Sonra Hz. Ömer (r.a.) konuştu. Ondanda yüzünü çevirdi. Derken Sa’d ibnu

Ubâde (r.a.) ( Resulullah’ın maksadını sezerek ) ayağa kalktı ve “Ey Allah’ın Resulü, biz

(Ensarîler)i mi kastediyorsunuz? Nefsimi kudret elinde tutan zâta yemin ederim, eğer bize

bineklerimizi denize sürmemizi emredecek olsanız, mutlaka (gözümüzü kırpmadan)

daldırırız. Bize onlara binip Berkı’ıl Gımad’a gitmemizi emretseniz onu da yaparız!” dedi.

Bunun üzerine Resulullah (a.s.) halkı hazırladı. Yola çıktılar ve Bedr’e kadar gelip indiler.7

İbnu Mes’ud (r.a.) anlatıyor: “Mikdad İbnu’l-Esved’in ağzından gayet kesin bir söz

söylediğine şahit oldum ki, o sözün sahibi olmak bana (sevabca) ona denk olabilecek her kıymetli sözden daha sevimlidir. Resulullah’a gelerek (ki o (s.a.v) bu sırada halkı müşriklere

karşı Bedr’e katılmaya davet ediyordu) dedi ki:

“Ey Allah’ın Resûlü! Biz, Benî İsrail’in, (Hz. Musa’ya): “sen ve Rabbin ikiniz gidin

savaşın, biz burada oturucularız! Dediği gibi diyecek değiliz. Bilakis, “Sen hükmet! Biz

sağında, solunda, önünde ve arkanda seninle beraberiz!” diyoruz.” Bu söz üzerine

Resulullah’ın (s.a.v.) yüzünün parladığını ve sevinçle dolduğunu gördüm.”8

Hz. Peygamber (s.a.v.) her zaman ilahî murakabe altındaydı. Vahiy eksenli bir hayat

yaşıyordu. Herhangi bir zellesi olduğunda da vahiy hemen imdadına yetişiyordu. Bedir savaşı

zaferle sonuçlanınca Müslümanlar 70 esirle Medine’ye döndüler. Harp esirleri hakkında

henüz vahiy gelmediğinden Allah Resulü (s.a.v.) bu meseleyi ashabıyla istişare ederek

çözümlemek istedi. Hz. Ebu Bekr, fidye mukabili serbest bırakılmalarını, Hz. Ömer hepsinin

öldürülmelerini, Abdullah b. Revaha ateşte yakılmalarını teklif etmişti. Hz. Peygamber fidye

mukabili serbest bırakılmalarını karar altına almıştı. Fidye ile serbest bırakılmaları kararını

kınayan “Eğer Allah’ın daha önce verilmiş bir hükmü olmasaydı, aldığınız şey (fidye)den

dolayı size büyük bir azap dokunurdu.”9 âyeti nâzil oldu.

Uhud Savaşı’ndan sonra, Mekkeli müşrikler bütün küfür dünyasını birleştirerek büyük

bir orduyla Medine üzerine yürüdüler. Mekke’den yola çıktıklarında Hz. Peygamber (s.a.v.)

düşmanın durumunu halka bildirdi ve mesele hakkında istişareler yaptı. Selman-ı Farisî’nin

hendek usulünden bahsetmesi müslümanların hoşuna gitti. Bu usûl benimsenerek uygulamaya

konuldu.10

Yine, Sa’d b. Muaz ve Sa’d b. Ubade, Hendek Muharebesi’nde, savaşa

katılmamalarına karşılık Medine’nin meyvelerinin bir kısmını vererek Gatafan kabilesi ile

yapılmak istenen anlaşmayı bırakma görüşünde olduklarını Hz. Peygamber’e (s.a.v.) arz

etmişlerdir. Resulullah da onların bu görüşlerini kabul etmiş, anlaşma sahifesini yırtmıştır.11

Hudeybiye anlaşmasını yazma işinden çıkınca, Resulullah (s.a.v) ashabına: “Kalkın

kurbanlarınızı kesin, sonra da traş olun!” buyurdu. Ancak (müşriklerle yapılan anlaşmadan

kimse memnun değildi. Bu sebeple)kimse kalkmadı. Resulullah (s.a.v.), emrini üç kere tekrar

etti.yine kalkan olmayınca Ümmü Seleme’nin (ra) çadırına girdi. Ona maruz kaldığı durumu

anlatınca, o kendisine: “Ey Allah’ın Resulü! Bunu (yani halkın kurbanını kesip, traş olmasını)

istiyor musun? Öyleyse çık, Ashab’tan hiçbiriyle konuşma, deveni kes, berberini çağır, seni traş etsin!”dedi. Resulullah (s.a.v.) kalktı, hiç kimse ile konuşmadan bunların hepsini yaptı.

Ashab bunları görünce kalktılar kuranlarını kestiler, traş oldular.12

Müslümanlar Medine’ye geldikten sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) halkı namaza nasıl

toplayacağı meselesine çözüm aramış, bu konuda ashabıyla müşâverede bulunmuştur.

Hıristiyan, Yahudi adetlerini ve benzeri önerileri reddetmiş, günümüzde uygulanan şekli ile

ezan tespit edilmiştir.13

İfk Hadisesi’nde vahyin gecikmesi üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, Ali b. Ebî Talib

ve Usame b. Zeyd ile istişâre ettiğini Hz. Âişe validemizin (r.a.) rivayetinde görmekteyiz.14

HZ. PEYGAMBER (S.A.V )’İN SAHABE İLE MÜŞÂVERESİNİN HİKMETLERİ

Kur’ân-ı Kerîm’de, Allah Resulü (s.a.v.)’e yönelik müşâvere emri vardır. Bu emrin

yer aldığı âyet nâzil olmadan önce de Hz. Peygamber (s.a.v.) ashabıyla müşâvere etmekteydi.

Vahiy kontrolünde, ilahî murakabe altında hareket etmekte olup, kendi hevâsından bir şey

söylemediği Kur’ân’da15 ve hadislerde16 ifade edilirken Hz. Peygamber (s.a.v.) niçin ashabıyla

istişâre etmiş ve bununla emrolunmuştur? Bunun hikmetlerini şöylece sıralamak mümkündür:

1- Resulü Ekrem’in (s.a.v.) ashabı ile istişâresi; onlara olan muhabbetini ve

teveccühünü gösterir, onların kıymetlerini ve derecelerini artırmış olur.17

2- Müşâvere etmemek onları küçümseme, kötü ahlak ve kabalık olurdu veya onların

yanlış düşüncelerine sebebiyet verebilirdi.18

3- Şeytanın vesvesesine kapılma tehlikesine maruz kalabilecek olan mü’minlerin

gönüllerinin hoşnut edilmesi ve onların dine karşı bağlılıklarının kuvvetlendirilmek

istenmesidir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in savaş gibi tehlikeli meselelerde bile onlarla istişâre

etmesi; kendilerini dinlediği ve kendileri ile yardımlaşıldığı hissini verir. Katâde ve İbn İshak

da bu görüştedirler.19

4- Sahabe ile yapılan istişâre; bir topluluğu insanların kumandası mevkiine getirmek

için yapılan hazırlık ve şûrâyı tatbik dersi idi.20

5- İstişâre etmenin faziletli bir iş olduğunu göstermek içindir. Dahhâk ve Hasan Basrî

bu görüştedirler.21

6- Sufyan b. Uyeyne’ye göre; Allah Resulü (s.a.v.)’den sonra gelen mü’minlerinde

aralarında istişâreye başvurmalarının gerekliliğini öğretmektedir.22

7- Hz. Peygamber (s.a.v.) şüphe yok ki, akılca bütün insanlardan üstündür. Bununla

birlikte insanların düşünceleri ve bilgileri sınırsızdır. Bilhassa dünyevî meselelerde Hz.

Peygamber (s.a.v.)’in aklına gelmeyen bir hususun başka bir insanın aklına gelmesi ihtimal

dahilindedir. “Siz dünya işlerini daha iyi bilirsiniz”23 sözü buna delildir. Dolayısıyla müşâvere

faydalıdır.24

8- Ümmetin Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ihlasla itaat etmeleri, bağlılıklarını idrak

etmeleri; başka insanların müşâvere yapma hususunda O’nun (s.a.v.) yolunda gitmeleri ve

sünnet olması için emr olunmuştur.25

9- Şûrâ ile alınan kararla; Uhud Savaşı’nın neticeleri açısından mü’minlerin kalbinde

herhangi bir ezikliğin kalmaması,26 acı neticelerin, İslam hayatının esas prensibi olan şûrâyı

iptal etmemesi içindir. Ve hatta Allah; affının onların amellerinden daha büyük, kereminin

itaatlerinden daha çok olduğunu anlamaları ve bu olaydan sonra derecelerinin daha da

arttığını ilan etmektedir.27

10- Şûrânın şeklini ve usulünü bizzat göstermek içindir.28

11- Sahabenin, hem Allah ve Resulü (s.a.v.) katında hem de bütün insanlar nazarında

bir değerlerinin olduğunu gösterir.29

12- Hz. Peygamber (s.a.v.) Uhud Savaşı’nda Medine dışına çıkılmaması tarafına

meylettiği halde müşâvere sonucu farklı karar verildi ve olanlar oldu. Bu olaydan sonra Hz.

Peygamber (s.a.v.) kalbinde bir eser bulunmadığı, iyi niyetle ortaya çıkan ictihadî görüşten

dolayı sonunda zarar dokunsa da mesuliyet olmayacağı anlaşılmış oldu.30

TALHA BAHADIR

1 Haysemî, Ebu’l-Hasan Nuruddin Ali b. Ebî Bekr b. Süleyman, Mecmeu’z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, Beyrut,

1967, II, s.280; Kurtubî, a.g.e.,IV, s.250

2 Zemahşerî, a.g.e., I, s.474; Kurtubî, a.g.e.,XVI, s.36

3 Tirmizî, Fiten, 7

4 Tirmizî, Menâkıb, 44

5 Tirmizi, Fiten, 78

6 Tirmizi, Edeb, 57; Ebû Dâvud, Edeb, 123

7 Müslim, Cihad, 83; Ebu Davud, Cihad 125
8 Buharî, Megazî 4,Tefsir, Maide 4.

9 Enfâl: 68

10 Taberî, a.g.e., XX, s.523

11 İbn Kesir,a.g.e.VII, s.197-198

12 Buhari, Hac, 106, Muhsar,3, Megâzî,35; Ebû Dâvud, Cihad, 168, Sünnet, 9

13 Buhârî, Ezan, 2,3; Tirmizi, Salât, 142; Ebû Dâvud, Salât, 27,28

14 Buharî, Şehâdât, 15,30, Tefsir, Yusuf, 3, Nur, 6, Eymân, 18; Müslim, Tevbe, 56

15 Necm, 3

16 Tirmizi, Birr, 57; Ebû Dâvud, İlim, 3

17 Cessas, a.g.e.,II, s.330; razi; Kurtubî, a.g.e.,IV, s.250; Yazır, a.g.e.,II, s. 1213; Bilmen, a.g.e.,I, s.484

18 Yazır, a.g.e.,II, s. 1214; Bilmen, a.g.e.,I, s.484

19 Taberi, a.g.e.,Âl-i İmran, 159; Bilmen, a.g.e.,I, s.484

20 Kutub, a.g.e., V, s.3165-3166

21 Taberi, a.g.e.,Âl-i İmran,159; Kurtubî, a.g.e.,IV, s.250;

22 Taberi, a.g.e.,Âl-i İmran 159; Bilmen, a.g.e.,I, s.484

23 Müslim, Fezail, 141

24 Razi, a.g.e.,Âl-i İmran, 159; Bilmen, a.g.e.,I, s.484

25 Razi, a.g.e.,Âl-i İmran 159; Bilmen, a.g.e.,I, s.484

26 Bilmen, a.g.e.,I, s.485

27 Razi, a.g.e.,Âl-i İmran,159

28 Kutub, a.g.e., V, s.3165-3166

29 Razi, a.g.e.,Âl-i İmran,159

30 Yazır, a.g.e.,II, s. 1214;

Yazarın önceki yazıları

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle