YAZARLAR

Serdar AHLATCI

Nöbetteyiz

Doğumla başlayıp ölümle son bulacak dünya nöbetindeyiz;

Başlangıcının doğum günümüz olarak yazıldığı ama ne zaman son bulacağını bilemediğimiz bir nöbet bu. Belki yirmi otuz yıl sonra belki de yarın gelebilir ölüm meleği. Hadi bakalım topla pılını pırtını artık dünya misafirliğin bitti şimdi ebedi hayatın bekleme salonu olan kabre gidiyoruz diyecek. Öyleyse bugünün kıymetini bilelim ve Allah(cc)’a karşı olan vazifelerimizi aksatmayalım. Bizi dünyaya en şerefli varlık olarak gönderen Rabbimize(cc) karşı nöbet aksatması yapmayalım.

Kulluk nöbetindeyiz;

Yüce Rabbimiz(cc) bizi dünyaya kendisine kulluk yapalım diye gönderdi. Kulluğumuzu nasıl yapmamız gerektiğini anlatan Kur’an kitabımızı ve onu bize ayrıntılı bir şekilde açıklayacak olan bir de Peygamber(sav) gönderdi. Ebedi hayatta ilahi huzura çıktığımızda bahane üretecek hiçbir şey bırakmadı. Kulluk la ilahe illallah ile başlayan bir süreçtir. Öncelikle bu tevhidin anlamını iyi kavramamız gerekir. Eğer la ilahe illallah’ın manasını tam olarak algılayamazsak kulluğun hakkını veremeyiz. Ve bu nöbeti ifa etme noktasında başarısız oluruz. Şunu asla aklımızdan çıkarmayalım; Bizler faniyiz, günü geldiğinde göçüp gideceğiz ve giderken yanımızda götüreceğimiz olumlu şeyler kulluk nöbetindeki pozitif performansımız olacaktır.

Tevhid nöbetindeyiz;

Küfürden ziyade şirkler daha tehlikeli ve tehditvari bir hal almış Müslümanların dünyasında. Dinin özünden uzaklaştıkça şirkler devreye girmiş, onları bidat ve hurafeler desteklemiş ve dinin içi adeta uydurmalarla doldurulmuş. Kısaca tevhid nöbetleri kaçınılmaz bir hal almış. Bu nöbeti başarabilmenin en önemli aşaması Kur’an’ın anlamını çok iyi kavramaktan geçer. Kur’an’ın anlamına vakıf olan kişi, tevhid nöbetini alnının akıyla ve başarıyla bitirir. Yok eğer Kur’an’dan bihabersen, her önüne gelen sakallı şalvarlının, şeyhin, hocaefendinin, gavsın sana sundukları uydurmaları din zannedersin. Zaten Kur’an’ı bilmeyen insan dinini nasıl yaşar ki, tevhid inancının ne olduğunu nereden bilebilir ki? Yanlışla doğruyu nasıl ayırabilir ki?

İman nöbetindeyiz;

Ya doğuştan sözde bir İslam toplumunun içinde dünyaya geldik ya da araştırarak sonradan Müslüman olduk. Yani her iki durumda da müslümanız diyoruz. Oysa biri taklidi diğeri tahkiki bir iman sahibi… Kendi hayatıma bir göz attığımda hurafelerin, bidatlerin ve şirklerin tam ortasında doğdum, büyüdüm. Daha sonraki okul hayatımda ise bunlarım resmiyete dökülmüş halleriyle tanıştım. Neredeyse otuz yaşıma kadar Kur’an’ın anlamına bakmadığımdan İslam’la da tanışmam otuzlu yaşlardan sonrasına denk geliyor. Kur’an’ı okudukça ve anladıkça bağnazlıkları ve yobazlıkları hayatımdan bir bir temizlemeye başladım. Temizledikçe İslam’ın güzelliklerinin farkına vardım yani imanın. İşte bu yüzden sahsen ben iman nöbetindeyim. Artık bundan sonra hayatıma bidat ve hurafe girmesine müsaade etmem. Artık en küçük bir şirk emaresi taşıyan davranışlarda bulunmam ve bulunan ortamları anında terk ederim. Artık bu saatten sonra imanıma zerre leke sürülmesine müsaade etmem. İmanım için son nefesime kadar nöbetteyim.

Kur’an nöbetçileriyiz;

Bundan sonra yapacağımız yegâne görev şu olsun; Hergün Kur’an’ı anlama çalışmaları yapalım ve öğrendiklerimizi önce kendi hayatımızda tatbik edelim ve devamında da ulaşabildiğimiz herkese Kur’an hakikatlerini anlatalım. Kur’an’a göre yaşayalım ve yaşanması için son nefesimize kadar ara vermeden çalışmaya devam edelim.

Efendimizin(sav) sahih hadislerinin nöbetçileriyiz;

Uydurulmuş hadisler yığınlarıyla karşı karşıyayız. Hangisi sahih hangisi uydurma bunları anlamak oldukça zor. Aslında bunu anlamanın tek bir yolu var, o da Kur’an’ı çok iyi bilmek. Kur’an’a mana bakımından hâkim olan Müslüman, hangi hadis sahih hangi hadis uydurma hemencecik anlar. Yukarda da bahsettiğimiz gibi öncelikli vazifemiz yüce kitabımızı en güzel şekildeanlamak olmalı. Bunu başardığımız zaman, hadisler noktasında işimiz daha da kolaylaşıyor ve bu nöbeti tutmamız gerçek manasına kavuşuyor.

Ahiret için nöbetteyiz;

Önce kendimize istediğimiz evimizi aldık. O da yetmedi arabamızın modelini yükselttik. O da yetmedi mobilyalarımızı en lüksünden tercih ettik. O da yetmedi elbiselerimizi ayakkabılarımızı markalaştırdık. Çocuklarımızı özel okullara gönderdik. Kısaca hep dahafazlasını istedik, istediklerimiz gerçekleşse bile tatmin olmadık bir türlü. Doyumsuzluğumuz büyüdükçe büyüdü. Zaten tüm bunların sebebi kimliklerimizin dini hanesinde yazan İslamı tam olarak bilmediğimizden. Eğer dinimizi hakkıyla bilseydik, dünyaya verdiğimiz önemin daha fazlasını ahiret için kullanırdık. Bir yandan dünyadan nasibimizi aramaya devam eder, diğer yandan da ebedi hayatımız için yatırım yapmaya devam ederdik. İşte bundan sonra böyle olmaya çalışacağız. Yani ahiret için var gücümüzleçalışacağız ve şöyle haykıracağız; ahiret için nöbetteyiz…

Müslümanlar için nöbetteyiz;

Kendi imanımızı kurtardığımızda işimiz bitiyor mu? Elbetteki hayır. Kendimiz refah ve huzur içinde yaşadığımızda işimiz bitiyor mu? Tabiî ki hayır. Kendimiz emir ve nehiylere dikkat ettğimizde görevimiz tamamlanmış oluyor mu? Kesinlikle hayır. Öyleyse şunlarısöylemeliyiz; önce kendimizdaha sonra da tüm İslam âlemi için nöbetteyiz.

Masumlar ve mazlumlar için nöbetteyiz;

Bugün Suriye’de çocuklar ve diğer insanlar kimyasal gazlarla öldürülüyor. Görüntüleri izlediğimizde yüreğimiz parçalanıyor. Irak’ta yaşananlar bu vahşetin bir diğer versiyonu. Diğer İslam ülkelerinde yaşananlar bunların kopyası gibi… Peki, bizler ne yapıyoruz? Koskocaman bir hiç! Dilimizden dökülen hüzünlü birkaç cümle hariç yaptığımız hiçbir şey yok. Ya da gönderdiğimiz battaniye, un ve benzeri şeylerden başka hiçbir şey yok. Yazıklar olsun bizim gibi Müslümanlara… Oysaki şöyle bir kendimize gelsek, şöyle bir kükresek, şöyle bir sanayi, ilim ve bilim alanında ilerlesek. Bak ozaman bu zalimler bu kadar kolay bu vahşetleri yapabilecekler mi? Birlik ve beraberlik içinde olabilsek, gerektiğinde ekonomik ambargo ve boykot uygulayabilsek bu işler bu kadar kolay yapılmaz. Ama biz sadece namaz kılan, slogan üreten pısırıklarız… Oysa şu cümlenin hakkını verdiğimiz gün İslam ümmeti kurtulur ve dünyaya huzur hâkim olur; masumlar ve mazlumlar için nöbetteyiz…

Sosyal adalet için nöbetteyiz;

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, zenginler gün geçtikçe daha da zenginleşirken, fakirler yaşam mücadelesi vermeye devam ediyor. Dünyanın bir bölgesi huzur, refah ve bolluk içinde yüzerken, bir başka tarafta insanlar açlıktan, susuzluktan ölüyorlar. Dünyanın bir tarafında insanlar hayvanlar gibi çok yemekten dolayı obezite hastalığıyla boğuşurken, özellikle Afrika ülkelerinde insanlar bir deri bir kemik yaşamaya çalışıyorlar. Her konuda olduğu gibi bu meselede de İslama ne kadar da muhtacız değil mi? Çok değil üçbeş ay dünyayı Kur’an vesünnet sistemiyle yönetsek tüm bu dengesizlikler tarihin çöplüklerindeki yerini alır. Ama bunu yapacak olan sözde Müslüman devletler gaflet ve şirk bataklıklarında yüzüyorlar. Öyleyse bize büyük görevler düşüyor. Öncelikle yaşadığımız çevreden başlayarak, sosyal adaleti sağlamalı ve daha sonra da yaygınlaşması için mücadele etmeliyiz. Kısaca sosyal adalet için seferber olmalı ve sosyal adalet için nöbettyiz diye haykırmalıyız.

Gençlik için nöbetteyiz;

Gençlik perişan halde… Gençlik şirk ve küfre boğulmuş durumda… Gençlik uçurumun kenarında ve hatta uçmuş durumda… Gençlik alkol, sigara ve uyuşturucu bataklığında… Gençlik fuhşiyatın tam ortasında… Gençlik yani geleceğimiz tehlike altında… Gençliği diriltecek, ayağa kaldıracak ve şahlandıracak olan eğitim sistemi dibe vurmuş durumda ve düzelecek gibi de değil! Öyleyse bireysel anlamda bizlere çok büyük görevler düşüyor. Herkes bir gencin elinden tutmalı, herkes bir gencin gönlünü kazanmalı ve gelecek nesiller adına sağlam bir bina oluşturmak için fayda sağlamalı. O binaya bir tuğla koymalı. Öyle hiçbir şey yapmadan, kuru kuruya söylemlerle olmaz bu işler. Elimizi taşın altına koymalı ve şu sözü gönülden söylemeliyiz; gençlik için nöbetteyiz.

Tüm canlılar için nöbetteyiz;

Sadece insanlar için değil tüm canlılar için aynı hassasiyeti taşımalıyız. Onlara eziyet etmek bir yana dursun, onların hayatını kolaylaştırmak için elimizden geleni yapmalıyız.

Doğa için nöbetteyiz;

Gerek sanayileşmenin büyümesiyle, gerek şehirlerdeki nüfusun artmasıyla, gerekse de duyarsızlaşmamız dolayısıyla dünyanın doğa dengesi her geçen gün daha da bozulmaktadır. Bu bizi tehdit ettiği kadar gelecek nesiller için de sıkıntılar yaratır. İşte bu yüzden hiç olmazsa bizler bireysel olarak duyarlı olalım ve doğa için nöbetteyiz sözünün gereğini yapalım.

Aslında tüm insanlık için, tüm canlı ve cansızlar için, bugünümüz ve gelecek dönemler için ve en önemlisi de Allah(cc) rızası için Allah(cc)’ın bu emanetlerine sahip çıkmak için nöbetteyiz…

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle