YAZARLAR

Selma HARPÇI

Örgü

Kışın en vazgeçilmez uğraşlarından biri de örgü örmektir kuşkusuz. Her hanım için olmasa da insana terapi gibi geldiğini söyleyenlerin sayısı oldukça fazladır. Hatta geçenlerde internet aleminde dolaşırken ameliyat öncesi dikkat ve el becerilerini geliştirme amaçlı örgü ören bir kaç beyefendi doktorun fotoğrafına rastladım.

Haberin kaynağı ne kadar kuvvetli bilemiyorum ancak kulağa hiçte mantıksız gelmiyor zira bu işinde bir raconu olduğu kesin. Öyle herkesin becerebildiğini hiç sanmıyorum. Elleri dert görmesin, bazı kıymetli hanımlarımız öyle güzel anlarlar ki örgüden bir bakışta ipin kalitesi, o desenin ortaya çıkması için kullanılan teknikler, ören kişinin solak olup olmadığına kadar her şeyini bilirler. Tabi o kıvama kolay gelinmiyor. Kabul ediyorum dünya dâhisi olmaya gerek yok örebilmek için ancak öremeyenlerde olmayan bazı meziyetlerin o işi zevkle yapanlarda olduğu kesin.

Ben de naçizane el sanatlarına ve elişlerine oldukça kıymet veren biri olarak ufaktan bir deneyeyim dedim. Aldım iplerimi ve şişlerimi koyuldum örnek aramaya. Çok karışık olmayanından buldum bir tane. İnternetten bir kaç video izledim. Öyle böyle başladım bir tane atkı örmeye. Tabi ki başlangıç olarak çok alengirli bir şey yapamayacağım için atkı en mantıklı seçenekti. Her neyse, örerken bir kaç kez yanlışlık yaptım. Bazıları çok belli olmadığı için düzeltmeden ilerledim. Bazılarının durumu ise çok fena olduğundan söküp tekrar ördüm. Bütün bunları yaparken de aklımdan tonla düşünce, tonla soru geçti...

Söküp tekrar örmem gerektiğinde ne kadar da üzülmüştüm. Oflayıp puflayıp, hay Allah deyip, kendi dikkatsizliğime söylenip hatalarımı düzeltmeye çalışmıştım. Ne güzeldi ama. Düzeltmek için vaktim vardı. O yanlışlıkları görecek gözümde vardı. Şükür de gerekirdi. Sonra bir de örgü sürekli aynı hareketlerin tekrarlanması ile oluyordu. Namaz gibi, oruç gibi, zikir gibi... Aksarsa güzelliği bozuluyor yapana da, kullanacak olana da huzursuzluk veriyordu. O yüzden sıkılmamalı ve sabretmeliydi. Bitene kadar beklemeliydi. Bu benim ilk denememdi. O yüzden atkının son kısımları acemilikle yapılan baş kısımlarından daha düzgün olmuştu. Acaba ömrüm de öyle olur muydu? Şu bana bahşedilen hayat ta benim ilk denememdi. Onun sonu da başından güzel olur muydu? Olmalıydı. İkinci atkı örülürdü de ikinci ömür yaşayamazdı insan çünkü. Örgüyü söküp düzeltirdi de ömrünü söküp düzeltemezdi hatalarını... O yüzden en kaliteli ip seçilip, ince eleyip sık dokunmalıydı!

Neden mi anlatıyorum bunu. Çünkü biliyorum her şeyde,eğer isterse, O’nu bulabilir insan. En alakasız olarak görünen dünya işlerinde bile tefekkür etmek için imkan vardır. Yeter ki biz isteyelim. Aklımız onu düşünmediğinde sızlamayan bir vicdanımız olmasın. Şişimizi diğer şişteki ipe geçirdiğimiz hareket bile düşünmeye değilse de O’nu zikretmeye bir bahane olsun: Allah... Allah...Allah...diye. Hem göreceksiniz zikriniz oturduğunda hatalarınızda azalacak yine O’nun izni ile!

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle