YAZARLAR

Selim ÖZDEMİR

Adalet

Adalet, herkese hakkı olanın verilmesini öngören ahlakî ilke olarak karşımıza çıkıyor. Toplum örgütlenmesinde malların, hakların ve görevlerin aritmetik olarak bölünmesi, adaletin yerine getirilmesi olarak tarif edilir. Aynı zamanda, neyin doğru, neyin yanlış ya da kimin haklı, kimin haksız olduğunu karara bağlamak da adalet olarak adlandırılır. Bu, ya haksızlığa uğrayanın zararını telafi etmek, ya da haksızlık yapanı cezalandırmak suretiyle yerine getirilir.
Adalet, insanların birbirlerine nasıl davranacaklarını öngören kuralları göz önüne alma ve uygulamayı, yani 'haklar ve 'görevler' i kapsar. Platon kanun yönetiminden çok bilgelerin yönetiminden yana olduğunu belirtir. Çünkü kanun herkes için en soylu ve en adil olanı anlayamaz ve böylelikle en iyiyi uygulayamaz. Platon Devlet'te insanın tabiatına mükemmelen uygulanabilen bir adalet kavramı geliştirir. Bu adalet, aklın kullanılmasıyla keşfedilebilir. Aristoteles Ethics’de doğal ve uzlaşımsal (İtibarî) adalet ayrımını yapar; birincisi evrensel, ikincisi ferdî durumlara mahsustur. Bu ikisi çatışınca doğal adalete müsaade etmek itibarî adalete düşer. Stoacılar her insanın tabiî kanunun farkına varıp ona uyma konusunda eşit oldukları görüşündedir. Roma kanun koyucuları bu görüşten etkilenmişler ve kölelik kurumunun doğal kanunla ve doğal adaletle çeliştiği görüşünü belirtmişlerdir.
İslam toplumlarında adalet terimi, insanın Allah, toplum, canlı varlıklar, maddî tabiat ve diğer insanlarla ilişkilerinin mahiyeti ve dayanacağı temel ilkelerin doğru tespiti için belirleyici bir kriter olarak tanımlanır. "Hukuk" kelimesinin tekil hali olan Hakk'la yakın ilişkisi, insan ve toplum hayatını düzenleyecek temel kuralların doğru tespitiyle ilgilidir. Bu etimolojik ve ıstılahı tanım, adalet kavramının çeşitli din ve hukuk sistemlerine göre izafi (görece) bir anlama sahip olabileceğini gösterir. İslam, sosyal, ahlakî ve entellektüel özellikleri yanında hukuk alanında da, kendisinin getirdiği temel ilişki ve kurallar toplamının adaleti ifade ettiğini savunur. Görece bir tanım olsa da bu, adalet kavramı ve olgusunun tanımda meşru ve anlaşılabilir olabileceğini gösterir. Buna rağmen Kur'an terminolojisinde adaletin salt hukukî olmaktan öte, daha geniş anlamlarda kullanıldığını tespit etmek mümkündür: Söz gelimi, eksiklik ve fazlalık bakımından aşırılığa karşı orta yolu tutup korumak; hakka niyet, doğruluk, eşitlik gibi.
Kur’an-ı Kerim, adalet olgusuna tevhid, iman, islam, takva, salih amel ve ibadet kadar önem verir. Hatta Kur'an'a göre bütün ilahî öğretiler insanlar arası ilişkilerde adaleti tesis etmeye yöneliktir. Adil olmayan bir ilişki ve tutum, tanım gereği Allah'ın rızasına ve İslam'a uygun değildir. Çünkü Allah her şeyden evvel, bir şeye hüküm verildiği zaman adaletle hükmedilmesini ister. (Nahl; 90) Anlaşmazlığa düşen iki topluluk arasında (Hucurat; 9), insanlar arasında vuku bulacak anlaşmazlıkların giderilmesinde (Nisa; 58), her türlü borç, vade, alışveriş, ticaret ve şahitlikte (Bakara; 282), kadınlara karşı takınılacak tutumun belirlenmesinde (Nisa; 129) adalet, hukukun koruması ve hayata geçirilmesi için vazgeçilemez bir ilkedir.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle