YAZARLAR

Sacid ÇAYKARA

Celep

Ağabeyim Ziraat Fakültesinde okurken ben de aynı şehirde liseye devam ediyordum.

Şehir çok büyük değildi. Ağabeyimin samimi olduğu arkadaşlarının çoğunu tanıyordum. Ya bizim eve gelirler birlikte ders çalışırlar, ya da onlara gidildiğinde ben de aralarında bulunurdum. Böylece kendimden büyük kimselerin konuşmalarından ve davranışlarından olumlu yönde yararlanarak kendimi geliştirmiş oluyordum.

Ağabeyimin arkadaşlarının içinde kıyafeti, sessiz ve mahzun duruşuyla farklı olarak görünen birisi vardı. Bir gün ağabeyime bu arkadaşının kimi kimsesi olup olmadığını, maddi durumunu ve derslerini sorduğumda:

-O bizim en çalışkanımız ve zenginimiz. Dış görünümünün öyle oluşuna bakma. Temiz bir yüreğe sahiptir. Aynı zamanda alçakgönüllü ve yardımsever birisidir. Babasıyla birlikte celeplik yapıyor. Dedi.

İlk defa duyduğum bir meslek olan celepliğin hangi çeşit bir iş olduğunu sordum.

-Canlı hayvan alış verişi anlayacağın. Bazı bölgelerde "canbaz" da denilir. Ahırları var. Köylerden topladıkları hayvanları besleyip satıyor, iyi kazanç elde ediyorlar, dedi.

-Peki, hem bu işleri yürütüp hem derslerine nasıl çalışabiliyor ve sınavlardan yüksek notlar alabiliyor? Diye sorularıma devam ettim. Ağabeyim hafifçe tebessüm ederek:

-Bak kardeşim, benim çalışmam için en uygun ortamı bulmam, oluşturmam gerekir. Hâlbuki Sadettin her ortamı kendine uydurur. O, içinde bulunduğu ortama uyar. Kolayca şartları kendi lehine çevirir. Bazen elindeki not tuttuğu defterlere ahırın kokusu sinmiş olarak derse yetişir. Koltuğunun altındaki kitaplar sanki solgun ve sararmış yapraklarıyla tarihî eser görünümü kazanmış birer evrak-ı mühimmeyi andırır. Kurban pazarlığı yaparken bir eli müşteride diğer elinde ise 'böcek dersi' hocasının ders notları yer alır. Zaten uygulamalı derslerde de tecrübesi hepimizden fazla olduğundan daha başarılıdır da. Her boşluğu değerlendirir; en olumsuz ortamda bile ders çalışabilir. İşin sırrı bu işte!.. Cevabını verdi.

Gerçekten de bir çok hususta takıntı derecesinde aşırı hassasiyete sahip olan ağabeyim ders çalışabilmek için odasını önce karantinaya alır, giriş çıkışları yasaklar, saatin tik takları dikkatini dağıtır diye mübârek aleti kulağından tutar başka bir odaya gönderirdi. Çalışma masasını düzenlemek en az yedi sekiz dakikasını alırdı. Çay içmeyi de sevdiğinden çay demleme ve yudumlama seansı da büyük bir titizlik ve zevkle yerine getirilir, yirmi otuz dakika da öylece boşa giderdi. Kalan vakitte ne kadar çalışırsa çalışır az sonra da uykuya yenik düşerek yatağa girerdi.

Yıllar sonra ağabeyimle Karadeniz'in şirin bir sahil kentinde gezinirken sürpriz bir şekilde adı geçen Sadettin beyle karşılaştık. Kendisini tanımakta zorlanmıştık. Biraz kilo almıştı ve üzerindeki takım elbise içerisinde dar bir kalıba girmişti sanki. İşi dolayısıyla İstanbul'a gitmek ve bilet almak amacıyla orada bulunduğunu söyledi. Oturduğumuz parkta birçok anı kısacık dakikalara sığmış ve geçmişin güzellikleri tazelenmişti. Ağabeyim arkadaşına şu anda ne iş yaptığını sorunca:

-Büyük bir çay fabrikasında başmühendis olarak görev yapmaktayım, işimden memnunum, lojmanım da var. Şükür Allah'a, huzurum yerinde cevabını verdi.

Sadettin Bey’le orada vedalaştık. Daha sonra ağabeyimle birkaç kere daha arkadaşına ait başarı hikâyesinin farklı yönleri üzerinde konuştuk.

Şimdi hem eğitim sürecinde hem de bütün bir hayat boyunca karşılaştığım engelleri aşma konusunda bu tecrübeden her zaman faydalandığımı söylemeliyim.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle