YAZARLAR

Ranâ KÜTÜK

Doğruluk Mu Yalan Mı?

Yalan görünürde kişiyi cezadan, azardan korusa da bu geçici bir süre için söz konusu. "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar" diye boşuna dememiş atalarımız. Bir zaman sonra ortaya çıkan gerçek, maksadın tam aksiyle öyle bir tokat atar ki ;yalana sığınan yılana sığınmaktan beter duruma düşer. Bu dünyada itibarsızlaşmak çok kötü ama bundan daha da kötüsü kulun kınamasından kurtulayım derken Allah'ın nazarında değersizleşmek. İşte bu noktada devreye vicdan giriyor. Kişinin vicdanı, "başkalarının değil benim ve Rabbimin bilmesi önemli. Eğer ben yalanla kurtulacaksam hiç kurtulmayayım daha iyi. Çünkü çürük temele bina yapılmaz" der ve doğru adım atılmış olur. Bu konuda Tebük Seferi'ne mazeretsiz olarak katılmayan Ka'b b. Malik ve diğer iki arkadaşı Mürâre ibn'r-Rebî ile Hilâl ibn Ümeyye el- Vâkifî(radıyallahu anhum) yaşadıkları oldukça etkileyicidir. Ka'b b. Mâlik(r.a) Tebük seferi öncesi ve sonra yaşadıklarını, ruhi ve psikolojik durumunu vs. herşeyi daha sonra etraflıca anlatmıştır. (Buhari, Vesâye16, Cihad 103, Müslim, Tevbe53) ve başka pek çok yerde bulunan bu enfes anlatımı okumanızı tavsiye ederim. Çok uzun olduğu için kısaca özetlemek istiyorum.

-Rasulullah (s.a.v) bir gazaya niyet ettiğinde açık açık söylemediği halde Tebük seferinde niyetini açıkça belirtmiş, müslümanların hazırlık yapabilmeleri için onlara mühlet vermişti. Sefer çok sıcak bir mevsimde, uzak bir yere ve büyük bir düşmana karşı idi. Ka'b b. Malik o dönemde daha önce hiç olmadığı kadar güçlü ve zengin olmamıştı. Nasılsa kolayca hazırlanırım diyerek ağırdan aldı. Vakit geldiğinde de yavaş davranınca sefere katılamadı. Sefer bitip ordunun Tebûk'tan dönüşe başladığı duyulunca Ka'b. b. Malik'i bir telaş aldı. O anki durumunu şöyle anlatıyor Ka'b. B. Malik(r.a.):

"......Resûlullah(s.a.v.)'ın Tebûk'ten ayrılıp yola çıktığı haberi bana ulaşınca keder ve üzüntüm tekrar arttı. Bir yalan hazırlamaya başladım." Yarın, Resûlullah'ın (s.a.v.)'ın öfkesinden, ne söyleyerek kurtulabilirim?" diyordum. Bu hususta ailemde aklı başında herkesin fikrine müracaat ediyordum. Resûlullah(aleyhisselâtü vesselam) 'ın gelmesi yaklaştı dendiği zaman benden yanlış düşünceler zâil oldu. İyice anladım ki, hiçbir yalan asla beni kurtaramaz. Doğruyu söylemeye karar verdim." Sonuçta Resulullah (s.a.v.) dönüp halkı kabul etmeye başlayınca seksen civarında erkek katılamadığı için özür dileyip, mazeret beyan etti. Peygamber Efendimizde özürlerini kabul edip beyat aldı, onlara istiğfarda bulunup işlerini Allah'a havale etti. Ka'b b. Mâlik itirafta bulunup, mazeretsiz ve özürsüz olarak sefere katılmadığını açıkladı. Resûlullah (a.s.) yanındakilere " işte bu doğru konuştu" buyurdu ve Ka'b b. Mâlik'e "kalk ve Allah senin Hakkı'nda hüküm verinceye kadar bekle" dedi. Mürâre ibn-i elAmirî ve Hilâl ibn-i Ümeyye el-Vâkıfî ile beraber üç kişilerdi, doğruyu söylemişlerdi ve büyük imtihanları başladı. Resûlullah müslümanlara gazveye katılmayan bu üç kişi ile konuşmalarını yasakladı. Ka'b. B. Mâlik genç idi halkın arasına karışıyordu ama hiç kimse onunla konuşmuyordu. Diğer ikisi ise daha yaşlı idi ve evlerine kapanıp ağlayarak vakit geçirdiler. Böylece elli gün geçmişti. Hatta kırkıncı gün eşlerinden uzaklaşmaları emredildi. O zamanlardaki ruh halini şöyle anlatıyor Ka'b b. Mâlik:

"...... Konuşmaktan yasaklandığınızdan sonra tam elli gece geçti. Ellinci gecenin sabah namazını evlerimizden birinin damında kılmıştım. Ben Allahu Teâla'nın hakkımızda belirttiği o dehşetli hal içinde oturmuş duruyordum. Ruhum sıkışmış, bütün genişliğine rağmen dünya daralmıştı. Sanki bir cendere içindeydim....."

İşte o haldeyken müjdeli haber geldi.Allah tevbelerini kabul etti.

"......( "Ey Allah'ın Resulü, biliyorum ki, Allah beni sıdkımdan, doğru sözlülüğümden dolayı kurtardı. Benim tevbemden biri de artık, yaşadığım müddetçe hep doğru söylemek olacaktır." Allah'a yemin olsun, Resulullah'a bunu söylediğim günden beri, doğru söz hususunda, Allah'ın bana lutfettiği ihsandan daha güzeline Mazhar olan birisini bilmiyorum. Yine Allah'a kasem ederek söylüyorum, Resûlullah(s.a.v.)'a söz verdiğim günden beri bir kerecik olsun yalan söylemeyi düşünmedim. Geri kalan ömrümde de Allah'ın beni yalandan korumasını diliyorum." Başka bir yerde de şu ifadeleri dikkat çekici.

"Allah'a yeminle söylüyorum, Allah beni İslam'la şereflendirdikten sonra, bana göre, Resûlullah'a söylediğim doğru sözden daha büyük bir nimet vermemiştir. Aksi takdirde, diğer yalan söyleyenler gibi ben de helak olacaktım. Nitekim Cenab-ı Hak, vahiy indirdiği zaman, yalan söyleyenler hakkında, bir kimse için söylenebilecek en kötü şeyi söylemiştir. Allah u Teâla şöyle buyurmuştur." Döndüğünüzde, kendilerine çıkışmamanız için, Allah'a yemin edeceklerdir. Siz onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar pistirler. Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir. Kendilerinden hoşnut olasınız diye, size yemin verirler. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah yoldan çıkmış fasık kimselerden razı olmaz" ( Tevbe suresi 95-96)"

Özetle Ka'b b. Mâlik'in yaşadıkları ve anlattıkları işte böyle.

Burada yalanın büyüğü, küçüğü, beyazı, pembesi olmayacağını söylememiz de gerekiyor. Çünkü yalan yalandır, doğru da doğrudur. Peygamberlerin en önemli özelliklerinden biri sıdk iken münafıklık alametlerinden en önemlisi de konuştuğunda yalan söylemektir.

Yalan o kadar kötü bir özellik ki mü'min de doğrulukla beraber aynı anda olamıyor.

Tebük seferinde mazeret bildiren o seksen kişi de aslında münafıklıktı ve münafıklık alameti olan yalanla kendilerini kurtarmaya çalışmışlardı.

İbn-i Mes'ud (r.a.) anlatıyor:" Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: " Sıdk insanı birr'e (Allah'ı razı edecek iyiliğe) götürür, birr de cennete götürür. Kişi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah katında sıddık diye kaydedilir. Yalan da kişiyi haddi aşmaya götürür. Haddi aşmakta ateşe götürür. Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sonunda Allah'ın indinde yalancı diye kaydedilir"

İnsan belki dünyaya gelirken tercihte bulunamıyor, kendine nasıl bir hayat takdir edilmişse onu hazır buluyor. Fakat bu hayatın içini dolduracak anlar kendi tercihleri ile anlam kazanıyor. Doğru, dürüst bir hayat mı yoksa yalan dolanla dolu bir hayat mı?Herkes bir şekilde seçimini yapmak ve sonucuna katlanmak durumunda.

Yalancı peygamber Müseylemetül Kezzab'ın karşısında, sadakatiyle zirveleşen ismi ile müsemma Ebû Bekir Sıddîk(r.a) vardı. Tarih Müseyleme'yi yalancı olarak adlandırırken, Ebû Bekir (r.a.) doğruluğu ve sadakati ile anılıyor ve böyle devam edecek.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle