YAZARLAR

Osman KARADAĞLI

Kötülüklerin ve Günahların Çokluğu Bizi Aldatıyor

İnsanlar çoğu zaman etraflarına bakarak karar veriyorlar. Bu ise birçok konuda insanın yanlış karar vermesine ve hatalı yolu tercih etmesine sebep oluyor.

Hele Allah’ın bize emrettiği hususlarda çoğu insanların bu emirlere lakayt yaşaması nefislerimize bir delil oluyor. Nefis Allah’ın emirlerini yapmak istemediği ve kendisine zor geldiği için bundan kaçmak istiyor. Ve ‘bak bunu yapmayan bir ben miyim? Benden başka bir sürü insan da bunu yapmıyor’ diye kendisine bahane ve mazeret olarak sunuyor. Böyle bir bakış açısıyla çoğu insanlar kulluktan kaçıyor ve kendisini tamamen kaybedeceği, dönüşü olmayan bir yola sevk etmiş oluyor.

Bu hususu Maide Suresinin 100. ayeti: ‘De ki: "Murdar ile temiz-murdarın çokluğu hoşuna gitse de- bir olmaz. Ey temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkup-sakının. Umulur ki kurtulaşa erersiniz.’ Şeklinde ifade ediyor. Bu ayetin tefsirinde Mevdudi: ‘ Bu ayet, eşyanın yalnızca dış yüzüne bakanların ölçülerinden bütünüyle farklı yeni değer ölçüleri getirmektedir. Eşyayı zahiriyle değerlendirenler niceliğe bakarlar, niteliğe değil. Söz gelimi, paranın kazanılma biçimine değer vermeyenler için yüz rupi her zaman beş rupiden daha büyüktür. Fakat bu ayet, bu tür değerlendirmenin aksine, haklı yollarla kazanılan beş rupinin paklığı nedeniyle daha değerli olduğunu ortaya koymaktadır. Bu ölçüye göre bir şeyin değerini arttıran veya eksilten o şeyin nicel (kemmî) miktarı olmayıp, gerçekte o şeyin temiz mi, yoksa kirli yollarla mı kazanıldığıdır. Açıktır ki, bir damla gül kokusu bir yığın çerçöpten çok daha kıymetlidir. Aynı şekilde bir bardak temiz suyun, bir depo pis idrar karşısındaki değeri ne kadar fazladır. Bu yüzden akıllı olan, önemsiz ve değersiz de görülse her zaman helâl olanla yetinecek haram olan cazibeli ve büyük şeylere asla el atmayacaktır.’

Vehbe Zuhayli, Tefsir-ul-Munir’inde: ‘Kaliteli ile âdiyi, iyi ile kötüyü eşit tutmak hikmet ve adalete uygun bir şey değildir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Yoksa biz iman edip sa-lih amel işleyenleri yeryüzünde fesat çıkartanlar gibi mi kabul edeceğiz? Yoksa biz takva sahibi olanları günahkârlar gibi mi değerlendireceğiz?" (Sâd, 38/28). Yine Aziz ve Celil olan Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: 'Yoksa kötü¬lük işleyenler kendilerini iman edip salih amel işleyenler gibi kılacağımızı ve hayatları ile ölümlerinin bir olacağını mı sandılar? Hükmettikleri şey ne kadar kötüdür?" (Câsiye, 45/21)

Söyle onlara ey Peygamber! Âdi ile kaliteli, zararlı ile faydalı, bozuk ile iyi, haram ile helâl, zalim ile adaletli asla bir olmaz. Ey olayları gözleyen kimse, kötülerin yahut fesatçıların ya da faiz, rüşvet ve hainlik gibi haram yollarla toplanan servetlerin çokluğu, buna karşılık salihlerin, iyilerin ve istikamet üzere olanların azlığı seni şaşırtmasın. Öbürlerinin çokluğu senin hoşuna git¬mesin.

Ey akıl sahipleri! Allah'tan korkun, şeytanın size musallat olmasından çekinin. Musallat olur da sizi yanıltmış olursa, batıl ve fesat ehlinin yahut haram malın çokluğu sizi aldatmasın! Şüphesiz akıllı kimse, öğüt alan, uyanık ve kötülüklerden sakınan kimsedir. Allah korkusu (takva) felahın, umduğunu elde etmenin, kurtuluşun, dünya ve ahiret hayırlarını ele geçirmenin biricik yoludur.

Cenab-ı Hak, insanları bu dünyada iyi ile kötü ile imtihan ediyor. İyiliğe çağıranlar olduğu gibi kötülüğe de çağıranlar vardır. Fakat nefis kötülük çağrısına daha açıktır ve her zaman o tarafa daha meyillidir. Fakat kötülük ve günah yolunun çıkmaz sokak olduğunu bilen akıl ve iman sahipleri, iradelerine hakim olarak tercihlerini hem bu dünyada hem de öbür alemde kaybettirmeyecek olan iyilik ve itaat yolu istikametinde kullanırlar. Ve çevrenin aldatıcılığına, günahların yaygınlığına ve pervasızca işlenmekte olmasına bakmazlar.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle