YAZARLAR

Mustafa Zahideoğlu

1-Çocuğun Doğrudan Şiddete Maruz Kalması

1-Fizikî şiddet ve işkence: DAYAK

Günümüzde şiddet, ceza denilince aklımıza dayak atmak gelmektedir. Özellikle eğitim ve terbiye gerekçesi olarak çocukların maruz kaldığı, sıkça rastlanan dayak, sopa atmak bilinmektedir.
Bazı anne babalar, büyükler ve hatta eğitimciyim diyenlerin ağzından sıkça duyduğumuz, bazılarının uyguladığı ve çocuğu terbiye için dayağın gerekli olduğunu söylerler.

Çocuk bir yaramazlık yaptığında hemen tehdit eder “bak, seni kötü eşek sudan gelene kadar döverim, sana sopa atarım” deriz. Benim emsallerim bu söz ve tehditlerle büyüdü.

Çocuğumuz sözümüzü dinlemediği zaman dayağı hak etmiştir. Kardeşiyle, arkadaşıyla kavga ettiyse, yalan söylemişse, başkasının malına, bağına bahçesine, eşyasına zarar verdiyse zinhar dövülmelidir, düşüncesi hâkimdir. Evet, böyle düşünülür.

Esasında dayak şiddeti devletin üst seviyedeki kişilerin kamuoyu önünde, kameraların karşısında, filmlerde en iyi sahnelerdenmiş, sanki sen de böyle yap der gibi takdim edilmektedir.

Günümüzde çocuğa ve kadına şiddetin arttığından şikâyet eden yetkililer ilk önce televizyonlarda ki şiddet içeren filmleri düzeltmeliler. Halkımızın ve çocuklarımızın en çok seyrettiği filmler kavga, dövüş senaryosu olanlar.

Bugün artık sopanın hiçbir şekilde eğitim aracı olamayacağı kabul edilmektedir. Bunu ben İmam Hatip Lisesinde 1975-1979 yılları arasında okurken Mustafa Barut öğretmenimizde uygulamalı olarak gördüm. Bütün bu hocamızda okumuş olan öğrenciler de şahittir. Bizim dönemimizde okullarda kavgasız gün olmazdı. Öğretmenler derslerde çok zorlanırlardı. Hele sınıfta hâkim olan grubun fikrinden değilse o öğretmen ders yapamazdı. Ama Mustafa Barut Hocamızın dersini bütün okulun sınıflarında ki öğrenciler zevkle dinler, hiç saygısız davranmazdı. Hatta yaramazlık yapan olunca ona sadece bakışı yeterli olur, o öğrenci yanlış davranışından vaz geçerdi.

Bizler Peygamber Efendimizi örnek alsak hiç dayak sahneleri olmaz. Eğitimcilerin en güzeli olan Peygamberimizin hayatına baktığımızda dayağın yeri olmadığını görürüz. O, herkese karşı, hele çocuklara karşı çok şefkatli ve merhametli idi. İşte örnek:

(Guber oğullarından) Abbâd bin Şürahbîl (Radıyallâhü anh)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Başımıza bir açlık ve kıtlık yılı geldi. Ben de Medine-i Münevvere'ye gittim ve bu yerin bahçelerinden birisine vardım. Bir miktar başak alıp ovarak tanelerini çıkardım. Birazını yedim. Kalanını da elbisemin içine koydum. (Bu arada) bahçe sahibi geldi, beni dövdü ve elbisemi aldı. Ben de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanma varıp O'na (bu durumu) anlattım. Resûl-i Ekrem (Sallalla¬hü Aleyhi ve Sellem) (bahçe sahibi olan) adama: "O, aç iken sen ona (bir şey) yedirmedin ve o, câhil iken sen ona (bir şey) öğretmedin," buyurdu. Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in emri ile bahçe sahibi, Abbâd'ın elbisesini kendisine geri verdi ve Resûl-i Ek¬rem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Abbâd'a bir veya yarım vesk yi¬yecek verilmesi için emir buyurdu." (Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/346-349)
Râfi' bin Amr el-Ğifârî (Radıyallâhü Anh’den; Şöyle de¬miştir:
Ben erginlik çağıma yaklaşmış bir yaşta iken (meyvesini düşü¬rüp yemek için) hurma ağaçlarımıza —veya demiş ki— Ensâr'ın hurma ağaçlarına taş atardım. Sonra (bir defa yakalanıp) Peygam¬ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e getirildim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de bana:
- Yâ oğulcuğum!
—“Sen niçin hurma ağaçlarına taş atıyorsun?” buyurdu. Râfi' demiş ki Ben:
— (Düşürdüğüm hurmayı) yiyorum, dedim. Resûl-i Ekrem:
— “Bundan sonra hurma ağaçlarına taş atma da yere düşmüş olan hurmaları ye.” buyurdu. Râfi' demiş ki Sonra Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) elini başıma sürdü ve:
-“Allahım bunun karnını doyur.” buyurdu." (Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/346-349)
Peygamberimiz burada çocuğu suçlamak yerine önce niçin bu işi yaptığının sebebini araştırmış. Daha sonra da ona bir alternatif sunmuştur. Bu örnek üzerinde düşünmeli ve bunu kendi eğitim sistemimizle karşılaştırmalıyız. Ya da “Böyle bir durumla ben karşı karşıya kalsaydım ben ne yapardım, nasıl davranırdım, ne tavsiye ederdim?” sorularını kemndimize sorup vereceğimiz cevaptan sonra çocuk eğitimi konusunda Sevgili Peygamberimizin gösterdiği hedefe ne kadar yakın veya ne kadar uzak olduğumuzu anlamış oluruz.
Bahsi geçen olayda Peygamberimizin çocuğu bırakın dövmeyi, ona hakaret etmediğini hatta azarlamadığını görüyoruz.
Peki, “terbiye etme” adına hem kendi çocuklarını, hem de kendisine emanet edilen, eğitmesi istenen çocukları dövme hakkını kendinde görenlere ne demeli? Kısacası Çocukları dövmeye Peygamberimizden izin de destekte yok.
Çocuğu dövmek, ona doğruları öğretmez. Beklide bir süre olumsuz davranışları engelleyebilir. Fakat kesin bir çözüm olmaz. Bu dayağın en etkili sonucu, çocukta öz güveni kaybettirir, çekingen, korkak hale getirir.
Çocuk yaratılıştan iyiliğe meyillidir. Çünkü fıtrat üzere yaratılmıştır. Karşısında iyi örnekleri gördükçe ve sabırla muamele edildikçe, doğru davranışları öğrenecek, benimseyecektir.
Halk arasında “Dayak cennetten çıkmıştır” sözü yaygındır. Hâlbuki cennetten çıkmış değil, dayak şeytani olduğu için cennetten kovulmuştur.
Dayağın hiçbir mazeretinin olmadığını da bilelim. “Bazen o kadar sinirleniyorum ki kendime hakim olamıyorum, onun için dövüyorum” gibi bahanelerin arkasına sığınırız. Şu soruyu kendimize soralım: “Bizi sinirlendiren, cüssesi, makamı, bizden yüksek olan birisi olsaydı, yinede kendimize hakim olamayacak mıydık? Onu da mı döverdik?” ben cevap vereyim, Hayır. Şunu iyi bilelim ki, dayak, çocuğun hatasının değil, bizim zayıflığımızın, yetersizliğimizin, sabırsızlığımızın neticesidir. Eğitmeye gücümüz yetmediğinden gücümüzün yettiğini yapıyoruz. Şiddete başvuruyoruz.
Buradan şunu anlıyoruz ki ihtiyacını karşılamadığımız, kendisine yeterli eğitim ve öğretim yapamadığımız kişileri dövmeye, onları cezalandırmaya hakkımız yok. İlk önce o çocuklara dinin ahlaki kuralını öğretmeliyiz. Sonra ondan saygı sevgi beklemeliyiz.

2- Çocuğun duygusal şiddete maruz kalması

İlk önce duygusal şiddet nedir? Bunun tarifi yapmalıyız. Duygusal şiddet, çocuğun azarlanması, korkutulması, tehdit edilmesi gibi psikolojik olarak baskı altına alınmasıdır.çocuğa şiddetin en büyük sebebi anne-babaların kendilerini çocuğun adeta sahibi olarak ve her türlü tasarruf hakkı olduğu bir şey olarak görülmesidir. Halbuki, çocuk bize Allah’ın bir emanetidir. Anne-babaların, eğitimcilerin görevi ise o emaneti, bedenen ve ruhen sağlıklı bir şekilde topluma ve aileye faydalı bir fert olarak yetiştirmektir.
Yukarda tarifinde de açıkladığımız gibi şiddet sadece fiziki işkence değil ruhuna zarar veren davranışlarda şiddettir demiştik.
Şiddetin bu şeklini de çocuk üzerinde şöyle uygularız: “sözümü tutmazsan, söylediğimi yapmazsan seni sevmeyeceğim, senin annen/baban olmayacağım. Sana oyuncak almayacağım, gezmeye götürmeyeceğim, abini, ablanı, kardeşini seveceğim” gibi sözlerle çocuğu tehdit ederiz. Böyle davranışın çocuğun üzerinde meydana getirdiği olumsuz etkilerden, çok anne babaların haberi bile olmamaktadır.
Suçlamak, azarlamak ve “sen şöylesin, böylesin, ellerin çocukları seni geçti” gibi sözlerle yaftalamak çok kolaydır. Bunu çoğumuz yaparız. Bunun doğru olmadığı apaşikârdır. Bizler Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)i örnek almalıyız. Bunu başardığımızda hayatımızın her alanında olduğu gibi çocuklarımızla, ailemizle iletişimimizde olumlu değişiklikler olacaktır. Hz. Enes b. Malik’in bize aktardıklarına kulak verelim:
Enes (De¬di ki): “Resûlüîlah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) ahlâkça insanların en güzel-lerindendi. Bir gün beni bir hacet için gönderdi. Ben: Vallahi gitmem, dedim. Halbuki içimden Nebiyyullah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'in bana emrettiği işe gitmek geliyordu. Derken dışarı çıktım. Tâ ki çocukların yanına uğradım. Onlar çarşıda oynuyorlardı. Birdenbire Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) arkamda kafamı tutuverdi. Ona baktım, gülü¬yordu:
“Ey Enescik, sana emrettiğim yere gittin mi?” dedi.
— Evet! Gidiyorum yâ Resûlallah! dedim. (Müslim, Faziletler 54)
Sonuç olarak biz de çocukların çocuk olduklarını, deneyerek-yanılarak öğreneceklerini, yaramazlık yapmalarının normal olduğunu unutmamalıyız. Davranışını hoş görmesekte çocuğu hoş görmeliyiz. Çocuklara merhametli ve hoş görülü olmanın onları şımartacağını düşünenle olabilir. Hoşgörüden maksat hiç kural koymamak demek değildir. Elbette ki bazı kurallar da koyulacaktır. Yukarda Hurma dalını taşlayan çocukta olduğu gibi Peygamberimiz ona hoş görülü davranmış, ağaç taşlama konusunda yasaklama getirmiş ve ona alternatif yol göstermiştir.
Çocuklarımıza dua etmeyi eksik etmeyelim. Rasulullah Usame b. Zyed ve torunu Hasan için Allah’a şöyle dua ediyordu: “Allahım! Sen bunlara Rahmet et(acı). Zira ben onlara merhamet ediyorum” demiştir. (Buhari, Edep 22)
Kelamın kısacası: Sağlıklı nesil, iyi bir toplum inşasına katkıda bulunmak için çocuklarımızı şiddetin her türlüsünden korumalıyız. Evvela kendi şiddetimizden, sonra başkalarının şiddetinden korumalıyız.

Yazarın önceki yazıları

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle