YAZARLAR

Mustafa Solmaz

Tut Bizi Ey Oruç!

Recep ve Şaban ayı derken 11 Ayın Sultanı olan mübarek Ramazan ayına kavuştuk. Yüce Allah’a hamdolsun. Daha nice Ramazan ve bayramlara erişmeyi Yüce Mevla nasip etsin.

Ramazan deyince aklımıza gelen sadece sahur, iftar, yemek, pide kuyruğu ise sadece aç kalıyoruz demektir. Ramazan deyince hepimizin Yüce Allah’a daha çok yakınlaşmak için vesilelerimizin artmasını fırsat bilmemiz gerekir. Çünkü Ramazanın önemi bu ayda yapılan ibadetlere verilen kat kat sevaptan ileri gelmektedir. Bunun sebebi ise Kuran’ın bu ayda nazil olmaya başlamasından dolayıdır.

Oruç; mideye, göze, kulağa, kalbe, ele, nefse ve bedene hakim olup, vücut azalarını nefsi arzulardan arındırıp sadece Allah’ın rızasına kazanmaya yöneltmektir. Bir insan 30 gün boyunca bu ayda tam anlamıyla oruç tuttuğunda artık Ramazan bitse dahi bu ayda kazandığı ilahi alışkanlıklar onda fıtrat haline gelir. Bir bakıma 30 gün bizim tuttuğumuz oruç, Ramazan’dan sonra bizi tutar. Aslında oruç her zaman bizi tutmaktadır. Ancak nefis bir an galip gelse oruç bozulur. Şöyle ki; kulağımızı haram söz, küfür, gıybet, dedikodu vs.den uzak tutarak ona oruç tuttururuz. Gözümüzü haramdan uzak tutup, Allah’ın güzel nimetlerine yönelttiğimizde gözümüzle oruç tutmuş oluruz. Kalbi kin, nefret, düşmanlık, zulüm vs.den uzak tutarak ona oruç tuttururuz. Elimizi haramdan, haram kazançtan sakındırarak ona oruç tuttururuz. Bedenimizin ihtiyaçlarını azami dereceye indirip nefsi arzuları frenlediğimizde ona oruç tuttururuz. Tüm bu sayılanlardan bir tanesini eksik yapmış veya vesair azamız ile günaha girmiş olsak hem söz konusu bedene tutturulan manevi oruç bozulmuş olur hem de Ramazan orucunun sevabı azalır. Sadece açlık çekmiş olup, oruç vebali üzerimizden kalkar. Onun haricinde elde edeceğimiz bir sevap söz konusu olmaz.

Her Müslümanın tuttuğu oruç da hem oruç hem de sevap açısından aynı olmaz. Kimi çalışıp, güneş altında terleyerek oruç tutar. Kimi klimalı salonlarda masa başı işlerde çalışırken oruç tutar. Kimi inşaatlarda zor şartlar altında oruç tutar. Kimi ise uyuyarak aslında uykuya oruç tutturur. Aslında oruç demek; tüm zorluk ve sıkıntılara rağmen sırf Allah rızasını umarak her türlü zorluğa göğüs gerip şartları zorlayıp hem bedene hem de azalara sahip çıkıp, Allah’ın nimetlerini yine Allah rızası için terk etmektir. Elbette herkes tuttuğu orucun ve imkanlarının şartlarına göre sevabını alacaktır.Hakiki oruç tutmak sadece aç kalmak değil, yukarıda saydığımız tüm hasletleri bırakıp ayrıca mideye de oruç tutturmaktır. Orucun bir hikmeti de şudur ki 11 ay sürekli çalışan mide belki de 1 ay izin kullanıp kendini yenilemeye fırsat bulmaktadır.(Allah-u A’lem)

Yukarıdaki hususlar İmam Gazali’nin İhya’sında şöyle geçer;Oruç üç derecedir:
A)Avam'ın orucu
B)Havassın orucu
C)Ahass'ul-Havass'ın orucu

Avamın Orucu: Bu oruç, mide ve tenâsül uzvunu şehvetlerden sakındırmaktır.Yani yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmaktan sakınmaktır.

Havass Orucu:Kulak, göz, dil, el, ayak vesâir âzaları günahlardan uzak tutmaktan ibarettir.

Ahass'ul-Havass'ın Orucu:Kalbi, dünyevî düşüncelerden tamamen arındırıp Allah'tan başka herşeyi kalpten uzaklaştırmaktır. Böyle bir oruç Allah'tan ve kıyâmet gününden başka birşeyi düşünmekle bozulur. Din için düşünmezse dünyayı düşünmek de bu orucu bozar. Fakat din için istenilen dünya, âhiretin azığı olduğu için dünyalıktan çıkar ve böylece bu orucun bozulmasına vesile teşkil etmez. Hattâ kalp ehli, akşam iftarda yiyeceği ve içeceği şeyleri düşünmek suretiyle fikir yürüten kimsenin hatada olduğunu kaydetmişlerdir. Çünkü bu Allah'ın fazlına güvensizlik, Allah tarafından va'dedilen rızka tam inanmamak demektir. Bu mertebe, peygamberlerin, sıddîk ve mukarriblerin mertebesidir.

Bu mertebenin sözle anlatılması mümkün değildir. Bunun tahkiki sadece amelî yönden mümkündür. Çünkü bu, himmetin bütünüyle Allah'a yöneltilmesi ve Allah'tan başka herşeyi bir tarafa itmek demektir.Bu durum şu ayet ile ne güzel ifade edilmiştir.Allah de! Sonra onları bırak, daldıkları dedikodularında oy-nayadursunlar.(En'am/91)

Havass'ın orucu ise,sâlihlerin orucudur.Bu orucun keyfiyeti, âzaları günahtan korumakla beraber şu altı şeyle tamam olur;

1.Gözü Korumak:Gözü, çirkin ve istenilmeyen şeylerden korumak, kalbi meşgul eden ve Allah'ın zikrinden alıkoyan şeylere bakmamaktır.Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:Haram bakış, İblis'in zehirli oklarından bir oktur. Kim Allah'tan korkarak onu terkederse, Allah Teâlâ o kuluna tadı kalbinde beliren bir iman ihsan eder.Câbir, Enes'den, o da Rasûlullah'tan (s.a), şu hadîsi rivayet etmektedir:Beş şey vardır ki, oruçlunun orucunu bozar: a) Yalan, b) Gıybet, c) Nemime (kovuculuk), d) Yalan yere yemin etmek, e) Şehvet ile bakmak.

2.Dili Korumak:Dilini hezeyan, yalan, gıybet, nemime, fahiş konuşma, galiz konuşma, kavga ve riya ile konuşmaktan korumaktır. Ve aynı zamanda dili sükût etmeye icbâr, Allah'ın zikri ve Kuran tilâvetiyle meşgul etmektir. Bu ise, dilin orucudur.Süfyan-ı Sevrî şöyle der: 'Gıybet, orucu bozar'. Bu hükmü Bişr b. el-Hâris rivayet etmektedir.Leys, Mücahid'den "İki haslet vardır. Onların ikisi de orucu bozar: a) Gıybet, b) Yalan' dediğini rivayet etmektedir.Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:

Oruç, mü'min için kalkandır. Bu bakımdan herhangi biriniz oruçlu ise, fahiş konuşmasın, cahilce hareket etmesin. Eğer bir kişi kendisiyle çirkin konuşur veya dövüşürse, desin ki: 'Ben oruçluyum, ben oruçluyum'.

Hz. Peygamber'in devr-i saâdetinde oruç tutan iki kadın, günün son saatinde açlık ve susuzluktan bitkin bir hale geldiler, neredeyse telef olacaklardı. Hz. Peygamberin huzuruna bir elçi göndererek oruçlarını bozmak için. izin istediler. Bunun üzerine Rasûlullah kendilerine bir fincan göndererek şöyle buyurmuştur: 'Onlara söyle! Yediklerini bu fincana kussunlar'.

Kadınlardan birisi, fincanın yarısı kadar katı bir kan ile iri bir et parçası kustu. Diğeri de aynı şekilde kusarak fincanı doldurdu. Hâdiseyi gören halk, hayretler içerisinde kaldı. Bu durum karşısında halkın hayretini Rasûlullah şu mübârek sözleriyle gidermeye çalıştı:

Bu iki kadın, Allah'ın kendilerine helâl kıldığı şeylerden uzaklaşarak oruç tuttular. Fakat Allah'ın kendilerine haram kıldığıyla iftar ettiler. Bir arada, oturarak onu bunu çekiştirdiler. İşte fincanda gördüğünüz irin, onların yemiş olduğu halkın kanı ve etidir.

3.Kulağı Korumak:Kulağı her mekruhu işitmekten alıkoymak gerekir. Çünkü söylenilmesi haram olan herşeyin işitilmesi de haramdır. İşte bu sırra binaen Allah Teâlâ, gıybet dinleyen ile haram yiyeni eşit tutmuştur:Onlar sürekli yalan dinlerler, haram yerler. (Mâide/42)Rabbanîler'in ve hahamların, onları günah söz söylemekten, haram yemekten menetmeleri gerekmez miydi?Bu yaptıkları ne de kötüdür! (Mâide/63).Bu bakımdan gıybete karşılık sükût haramdır.Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:Çünkü o zaman siz de onlar gibi olursunuz. (Nisâ/140)Bu sırra binaen Hz. Peygamber de şöyle buyurmaktadır:Gıybet edenle, onu dinleyen, günahta ortaktırlar.

4.Diğer Âzaları Korumak:Diğer âzaları da günahtan alıkoymak gerekir. Meselâ el ve ayak gibi. Karnını iftar zamanında nefsin istediği şehvetlerden korumalıdır. Helâl yemekten çekinmek suretiyle oruç tutup, iftar zamanında haram ile iftar edenin orucu hiçbir fayda temin etmez ve mânâsız kalır. Böyle bir oruçlunun durumu tıpkı bir köşk binâ edip, bir şehri yıkanın durumuna benzer. Çünkü helâl yemek ancak fazla yendiği takdirde zarar vericidir. Onun azı ise, faydalıdır. Bu bakımdan oruç, onu azaltmak için icâd edilmiş bir ibadettir. Zararından korkarak ilâçları terketmek, sonra da zehir almak, hamakattan başka birşey değildir. Haram ise, dini yok eden bir zehirdir. Helâl ise, azı fayda, çoğu zarar veren bir ilâçtır. Oruçtan gaye, helâlı azaltmaktır.Çünkü Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan sadece açlık ve susuzluk elde eder.Bu hadîsin tefsirinde bazı âlimler, akşam fazla yemek suretiyle harama giren bir kimsenin kastolunduğunu söylemişlerdir. Bazıları da, bu öyle bir kimsedir ki, helâl yemekten nefsini meneder, fakat haram olan gıybette bulunmak suretiyle orucunu bozar. Bazı âlimler de âzalarını haramdan korumayan bir kimsenin kastolunduğunu söylemiştir.

  1. İftarda Az Yemek:İftar zamanında tıka-basa helâl de olsa yememek gerekir. Helâl de olsa tıka-basa doldurulan karın, Allah nezdinde en fazla buğzedilen kaptır. Oruçlu bir kimse, gündüz yemediklerini iftar zamanında tıka-basa yerse, acaba Allah'ın düşmanı olan nefis ve şeytanı nasıl kahredebilir ve şehvetini nasıl kırabilir? Bazen de kişi, oruçlu olmadığı takdirde yiyeceklerinin birkaç mislini temin ederek iftarda yer.

  2. İftar Sonrasında Korku ile Ümit Arasında Olmak:Oruçlunun iftardan sonra kalbi korku ve ümit arasında muzdarip olmalıdır. Çünkü orucunun kabul edilip kendisinin Allah'a yakın olanlardan veya orucunun kabul edilmeyip Allah'ın gazâbına maruz kalanlardan olup olmadığını kestirememektedir. Her ibadetin sonunda da böyle olmalıdır.

SAKARYA ÜNİV.İLAHİYAT FAK.
İletişim:Twitter:@solmaz0002

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle