YAZARLAR

Mustafa Solmaz

Şeytani Hırıltı: Namaz Kılmam Ama…

Din, insanın tüm hayatı boyunca şerefle taşıyacağı adeta bir şeref madalyasıdır. Allah’ın sınırlarından ‘el âlem ne der?’ korkusuyla çıkmak şeytanın vesvesesidir. Dini hassasiyetleri olanların bir bölümü bu yönlerini sır gibi saklıyor. Kendini tüm benliği ile Allah (c.c) a beğendirmesi gereken kul, şeytani bir hırıltı ile yaptıklarını herkese beğendirme derdine düşebiliyor. Özellikle günümüzde, dinci yaftası yememek için ibadet aksatan bir hayli Müslümana rastlamak mümkün.

Maddi konularda gözünü kendinden daha iyilere dikenler konu ibadetler olunca çıtayı düşürüyor. Şirk koşanlar, günaha batanlar birer teselli malzemesi oluyor. Kendini kötü örneklerle mukayese edince cennetin kapısını zorladığını düşünen Müslüman aslında yanılıyor. Çünkü yeryüzündeki insanların tümü kötü olsa bile, bu durum kişinin bireysel akıbetini etkilemiyor. Ahirette herkes kendi yaptıklarından sorumlu olacaktır. Dini konularda samimiyetsizlik dinden değil, onu algılama biçiminden kaynaklanıyor. Dindar olduğunu söyleyip yalan söyleyen veya iftira atan birine bakarak dinden uzaklaşmak ya da kendini avutmak ölçü kabul edilmez. Kişi ölçü olarak Kuran ve Hz. Peygamber(s.a.v)’in hayatını kendine örnek almalıdır. Mesela kişilerin kendi kusurlarını kapatmak için en çok sığınılan bahane cümlelerinden bir kaçı şöyle: ’Dindarlar samimi değil’, ’Şehadet beni kurtarır’, ’Allah dostları gibi olamayız’ ve ‘Kur’an’da yoksa yapmam.’ gibi.

Dini konularda kendimizi kandırmak sandığımızdan daha basit.Bazen şirk koşanları bahane ediyoruz, bazen ise sözde dindarları. Namaz, oruç vs. gibi ibadetler zor gelince ‘kalbimiz temiz’ deyip kaçmayı seviyoruz. Sanki kalbi temiz olmak ibadetleri yerine getirmemeye engelmiş gibi.

Bu topraklarda dini konularda fikir yürütmek örften sayılır. Yani herkesin din konusunda söyleyeceği mutlaka bir söz vardır. Kimse ben bilmem demez. Bilmese bile mutlaka fikir yürütür. Ahireti en unutmuş görünen bile mübarek gün ve geceleri boş geçirmemeye çalışır. İş dinin gereklerini yerine getirmeye geldiğinde ise akıl almaz bahaneler devreye girer. Namaz kılmayan pekâlâ , ’kalbim temiz’ diyerek işin içinden çıkabilir. Âlimlere hakaret etmek isteyense ‘asıl hacıdan hocadan korkacaksın’ deyip dilediğini konuşabilir. Kalbinin temiz olduğunu iddia edenler ibadetle Müslüman olunmayacağı fikrinin da en azılı savunucularıdır. Oruç tutmak yerine dedikodudan uzak durmayı tercih ederler. Ama kimse çıkıp benim kalbim de temiz namaz da kılıyorum demez ya da hem dedikodu yapmıyorum hem de oruç tutuyorum diyemez.

Sözüm ona nefsinin esiri/şeytanın arkadaşı olan kimseler var ise eğer onlar da arasan bulunmaz. O kadar yoklar yani! Dini düşünmek ve ibadet etmekle aklını kaçıranlarla dolu dört yanımız! Bize özgü diyebileceğimiz kendini kandırma yolları din söz konusu olunca zirveyi zorluyor. Allah (c.c)’a ve dinine iman ettiği halde gereklerini yerine getiremeyen kişi, çareyi bahanelere yaslanmakta buluyor hepsi bu. Dini terminolojide bu ruh hali inanç ikilemi olarak tarif ediliyor. Kişi ya önce dünyasını kurtarmaya girişiyor ya da ‘artık devir değişti’ tesellisine bırakıyor kendini. Hâlbuki ne dünyasını kurtarabiliyor ne de ahiretini. Sadece kendini avutuyor. ’Sultanahmet ile Ayasofya arasında kalmış beynamaz’ atasözünü hatırlatan çelişkilerden kurtulmak için din adına uydurduğumuz bahanelerle yüzleşmemiz şart. Aksi halde içi boş bir dindarlıktan ileri gidemeyiz. Kişi bu savunma mekanizmalarını kendini korumak/kurtarmak için kullanıyor. Ama burada aslında kişinin kendisine verdiği bir zarar var. Kur’an ve sünnet başta olmak üzere bütün dini birikimimizi yeniden gözden geçirip tazelemekle hayatımıza yeni bir başlangıç yapamaya mecburuz. Knedimizi kandırmak yerine bahaneleri bertaraf etmek gerekiyor.

Mustafa SOLMAZ
Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğrencisi

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle