YAZARLAR

Mustafa Solmaz

Kısas: Öldürerek Yaşatmak Nasıl Olur?

Bir gazetede çıkan röportajda adam öldürme, taciz vs. gibi suçlara ne ceza verilmesi gerektiği sorulmuş, konuşmacı kısa yoldan şu cevabı vermiş: ’Asacaksın bir tanesini Taksim’ de. Bak gör bir daha oluyor mu?’ Bu haberi okuduğumda bu cevabın bir öfkenin aynı zamanda da adalet temennisinin eseri olduğu kanaatine vardım. Elbette bu cevabın İslam’da yeri ve karşılığı var: KISAS…

İslam dini, kasten insan öldüren kimseye kısas yapılmasını emreder. Katil, ölünün mirasçılarını diyet/karşılıksız bedel ile razı ettiği takdirde ölümden kurtulabilir. Bu İlahi Kanun, modern asrımızın kanun adamları ya da laik denen dinin emirlerine mesafeli/lakayt kişiler tarafından veya sanatçı kesim tarafında şiddetli tenkitlere, eleştirilere maruz kalmıştır. Ancak bunlar, kurban ibadetini hayvana eziyet sayıp giydiği kürkün nereden geldiğini düşünmekten aciz ve zavallı cehli mürekkeb kimselerdir. Yani bilmiyor ve bilmediğini de bilmiyor. İşte en kötü cehalet budur. Bunlardan sakınmak gerekir. Zira kendilerinin farkında değillerdir. Kısası eleştiren bu kesimlerin dayandıkları en önemli delil: Bu kanunun, bir canın fiilen yani gerçekten kaybolmasından sonra, ikinci bir canı daha kaybetmesidir. Bu fikir onları, birçok ülkede idam cezasını kaldırmaya sevk etmiştir.

Hâlbuki İslam’ın kabul etmiş olduğu bu esasın iki önemli faydası vardır:
BİRİNCİSİ: Bu (idam/kısas),suç işlemenin köklerini tamamıyla ortadan kaldırmaktadır ki, böylece, toplum fertlerinden birinin vardığı korkunç akıbeti/ölümü göz önüne alarak, diğerlerinden biri bunu bir defa daha işlemeye cesaret edemeyecektir.

Burada şunu da belirtmeliyiz ki, idam cezasını veya kısası uygulayan nice ülkeler olmasına karşılık yine de adi suçlar tamamen bitmemekte, yine aynı suçları işleyen insanlar olmaktadır. Peki nasıl olur da suçlar sıfırlanır? Bu, şu an için imkânsız. Zira İslam’ın sunmuş olduğu çözüm en uygunu olmasına rağmen yine de engellenemiyorsa problem dini cezanın eksikliğinden, şeriatın emirlerinin yetersizliğinden değil; dünyevi, siyasi, toplumsal sorunlardan dolayı veya cezanın tam anlamıyla uygulanmamasından kaynaklanmaktadır.
İKİNCİSİ: Diyettir. İslam dininin kurucusu, neticelere büyük bir önem vermiştir. Mesela, ihtiyar bir adamın biricik oğlu öldürülmüşse, katilin, ölünün babasına, kendisini razı edecek miktarda bir para/kaynak vs. ödemesi gerekir. O zaman baba, almış olduğu kıymetin neticesinde bu suçu affedecektir. Yine İslam hukuku, intikam duygusunu söndürmek için diyet miktarını yükseltmeyi emretmek hakkını da devlete vermiştir.
Bence bu kanun çok mükemmel derecede uygulandığı takdirde adil şekilde hâkim olabilecek bir kanundur. Bundan elde edilen tecrübeler ve faydalar gösterecektir ki, bu kanunun uygulandığı ülkelerde, adam öldürme fiili yok edilmiş ve suçlar azami derecede ortadan kaldırılmıştır. Yine, tarih ispat ediyor ki, kısas sisteminin kaldırıldığı ülkelerde, adam öldürme olayları ciddi oranda artmıştır.

Bunun pek çok örneklerini bulmak mümkündür. İdam cezasını kaldıran birçok ülkeler, sonuçlara bakarak sonradan tekrar iade etmek zorunda kalmıştır. Kısas konusunda bir gazetede geçen haberi örnek olarak vermek istiyorum. Mesela; Seylan parlamentosu,1956 yılında, Seylan hudutları içinde idamı yasaklayan bir kanun çıkarmıştı. Bu kanunun çıkmasından hemen sonra, adam öldürme olayları dehşet verici şekilde artmış. Seyhanlılar, bu hatalarının farkına ancak 26 Eylül 1959 sabahı vardılar. Silahlı bir adam Başbakan Bandara Nayka’nın evine girmiş, başbakanı kendi odasında öldürmüştü. Seylan parlamentosu azalarının, başbakanın cenazesini kaldırdıktan sonra yaptıkları ilk iş,4 saat süren toplantıdan sonra, Seylan’ın bu kanunu kaldırdığı ve idam kanununu getiren yeni bir kanun çıkardığını ilan etmek olmuştur.

Her ilahi kanunda olduğu gibi Yüce Allah, emir ve yasaklarında kullarının, tüm insanların ve toplumun yararını gözetmiş ve en uygun yasaları tatbik için insanlara uyarıcılar göndermiştir. O uyarıcı peygamberler hayatlarında bunları uygulamalarına rağmen vefatlarından sonra kavimleri kuralları bozmuş ve ahlaksızlık had safhaya çıkmıştır. Ne zaman ki toplumsal bozulmalar arttı, işte ALLAH insanlara musibetler yolladı. Ders alan toplumlar kendilerini düzeltti. Ders almayanlar ise azaba ve helake müstahak oldu. Allah’ın her emrinde ve yasağında bizim bildiğimiz veya bilmediğimiz mutlaka bir hikmet vardır. Bildiğimiz hikmetler bizi kalben mutmain eder. Bilmediğimiz ancak iman gereği uymak ve uygulamak durumunda olduğumuz hikmetler ise ilahi emrin sırrınca gizli tutulmuş, belki de kullar için imtihan vesilesi olarak bırakılmıştır.Saygı ve hürmetlerimle.

SAKARYA ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ-(Twitter:@solmaz0002)

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle