YAZARLAR

Mustafa Solmaz

İslam Medeniyetinin Hedefleri

İslam dini getirmiş olduğu prensip ve uygulamalar ile kendine has bir medeniyet oluşturmakla kalmamış tüm insanlığa ve insanlara karşı da yapılması gereken görev ve sorumlulukların olduğunu vurgulamıştır. Bunlar genel olarak ilahi dinlerde yer bulmakla birlikte en sağlam ve güvenilir şekilde İslam medeniyeti ve hukukunda yerli yerine oturtulabilmiştir. Bunun sebebi İslam dininin insan fıtratına en uygun din olması ve bu vesileyle evrenselliğini kazanmasıdır.
İslam Medeniyetinin 5 temel hedefi vardır:

1.YAŞAMA HAKKI (Hıfzu’n-Nefs): İslam dini, saygınlığını insana ve onun taşıdığı cana değer vermekle elde etmiştir. Çünkü İslam, sadece Müslümanların değil, İslam’a mensup olmayan kim varsa onların can ve hayat haklarına dahi önem vermiş,din ayrımı yapmadan haksız yere bir cana kıymayı bütün insanları öldürmekle eş değer tutmuştur. Bu bakımdan bir Müslüman şunu bilir ki ne olursa olsun başkasının canına kastetmek haramdır. Haklı yere insanı öldürmek ise ya savaşta, ya kısas ya da mürted olmak sonucunda mümkündür. Ancak bunun da şartları vardır. Cezalar devlet ve yetkili merciiler eliyle verilmelidir. Kişiler bireysel olarak ceza veremez ve uygulayamaz. Zira aksi takdirde anarşi ve toplumsal bozulmalar görülür. Bu bakımdan şahıslar ceza veremez. Cezayı ya devlet verir ya da ilahi adalete kalır.

2.MAL VE MÜLKİYET EDİNME HAKKI (Hıfzu’l-Mal):İslam dini meşru ve helal yollarla olmak kaydıyla mal ve mülk edinmeye izin vermiştir. Ancak bazı ilkeler getirmiştir. İsrafı yasaklamış, ihtiyaç fazlası alınan eşyayı israfa sebebiyet vermek olarak görmüştür. Gereksiz yere ve lüzumsuz şekilde harcanan mallar da dahil olmak üzere boş vakit geçirmeyi dahi israf olarak görmüştür. Kişilerin, faizli işler yoluyla mal ve mülk edinmesini de haram olarak nitelemiştir. Ayrıca, kişilerin sahip oldukları mal ve mülklere haksız ve hukuksuz yere el konulmasını, gasp etmeyi, üzerine çökmeyi de haram kılmıştır. Çünkü bu yolla hem kul hakkına hem toplum hakkına girilmiş olmakta hem de toplumda bir güvensizlik ortamı oluşma riskine yol açılmış olmaktadır. Müslüman zengin olabilir ancak bu zenginliğin hakkını zekat, sadaka yoluyla vermelidir. Eğer zengin halde yaşarken mahallesinde aç yatan varsa bunun vebali onun boynundadır. Müslümanın zenginliği onun tevazusuna gölge düşürmemelidir. Eğer bu zenginlik kibir ve başkalarını küçük görmeye neden oluyorsa bu da günahtır. Kısaca zengin olmak, mal-mülk sahibi olmak sorun değil, bunun sorumluluğunu taşıyabilmek ve dengede tutabilmek önemlidir.

3.İFADE,FİKİR VE DÜŞÜNCE HÜRRİYETİ (Hıfzu’l-Akl):İslam,başkalarının düşüncelerine saygı göstermiş, hiçbir düşünceyi ötelememiş, her zaman fikir üretilmesine destek olmuştur. Ancak fikir ve düşünce hürriyeti, dinin temel prensiplerinden olan tevhid, nübüvvet, ahiret ve ahlak ilkelerine,ayrıca milli ve manevi değerlere de ters düşmemelidir. Bu hususlarda İslam’ın tavrı nettir. Hiçbir Müslüman kendi dinine, milli ve manevi değerlerine saygısızlık gösterilmesini istemediği gibi,başka dinlere karşı da aynı hassasiyeti bizzat kendisi gösterir. Düşünce ve ifade özgürlüğünün olduğu yerlerde herkes düşüncesini özgürce ifade edebilmeli,insanlar da istedikleri düşünceyi benimseme hakkına sahip olabilmelidir. Başkalarının düşüncelerini bireysel olarak ya da devlet eliyle zorla bastırmak ya da sindirmeye çalışmak toplumda daha büyük tepkilere sebep olabilir.

4.DİN VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ (Hıfzu’d-Din):İslam,din ve inançlar konusunda zorlama ve baskıya karşıdır.Nitekim ‘dinde zorlama yoktur’ hadisi de bu hususta söylenmiş olup;din seçmede herkes özgürdür,kimseye zorla başka bir din,mezhep,kimlik vs. benimsetilemez ancak kişi bir din,mezhep ya da kimliği seçmiş ise eğer artık seçtiği şeyin gereklerini kabul etmiş ve bu gerekleri yerine getirmeye söz vermiş demektir.Dinin gereklerini yerine getirmeye mecburdur.Bunun içindir ki emirler yapılmayıp yasaklar çiğnenirse kişiler kınanır,öyle ki bazı hususlarda şer’i cezalar dahi uygulanır.Din,inanç,mezhep vb.leri devlet eliyle baskı aracı olarak kullanılmamalıdır.Çünkü bu tür hareketler toplumun kardeşliğine,milli ve manevi ortak değerlerine zarar verir.Nitekim zorlama aracı olarak kullanılan bu tür baskıcı uygulamaların Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında toplumda nasıl kapanmaz bir yara açtığı tüm insanlarımızın malumudur.Bu tür baskılar toplumda kapanması imkansız yaralar açabilir,bunun tedavisi ise uzun yıllar alabilir. Devlet,herkesin din ve inancını özgürce yaşayabileceği ortamı tesis etmek zorundadır.Devletin herhangi bir dini,mezhebi kesime karşı ayrımcılık uygulaması,kayırma yapması devlete olan güveni sarsar.Toplumda kin ve nefret duygularını doğurur.Toplumdaki bu iç huzursuzluklar,ülkeleri bölmek isteyen dış güçlerin de işine yarar.Müslümanların yapması gereken, herkesin inancına saygı duyup,hiçbir inanca hakaret etmemektir.Kendi dinini ise usulüne uyarak ve uygun yolla başkalarına anlatmaktır.
5.AİLE KURMA VE ÇOCUK SAHİBİ OLMA HAKKI (Hıfzu’n-Nesl):İslam,toplumsal birliğe önem vermiş,bunu gerçekleştirmek için de aile kurmayı emretmiştir.Ailevi değerlerin iyi olduğu bir toplumda dinin de layıkıyla yaşanacağını belirtmiştir.Aile kurmayı teşvikin temelinde imanlı nesiller yetiştirme yatmaktadır.Dini ve milli değerlerin öncelikle ailede verilmesi de bu açıdan çok önemlidir.Bunun içindir ki Hz.Peygamberimiz,evlenmeyi,çocuk sahibi olmayı teşvik etmiş ve kıyamette ümmetinin çokluğuyla övüneceğini söylemiştir.Aile kurmak;insanları,hem harama düşmekten koruduğu gibi hem de imanlı nesillerin yetişmesi yoluyla devlet ve milletin devamını sağlamaktadır.

Bu beş madde daha ayrıntılı yazılabilirdi ancak sizleri okumaktan sıkmamak için bu kadarla iktifa ediyorum.

(İletişim:Twitter/@solmaz0002)

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle