YAZARLAR

Mustafa Solmaz

Devlet İdaresinde Nebevi Yol Ve İlkeler

İslam dini kişinin maddi ve manevi dünyasını dizayn etmekle, ibadetleri emretmekle kalmaz, aynı zamanda dünyevi işlerin nasıl yürütüleceği konusunda da ilkeler koyar. Hz. Peygamber’ e (S.A.V) Mekke döneminde ahlaki, sosyal ve toplumsal huzur, barış ve ahlaki değerleri içeren vahiyler inerek önce insanların ahlakları ve eski cahiliye adetleri düzeltilmeye çalışılmış ardından toplumsal hayatın getirdiği zorluklara nasıl karşı konulacağı öğretilmiştir. Bozuk temel üzerine bina yükselemeyeceği gibi ahlaki öğreti ve faziletlerden yoksun kimselerin üzerinde de İslam layıkıyla temsil edilemez. Hükümler bina edilemez. Yani İslam dini,önce insanı inşa etmiş ardından bu insan üzerinde İslam’ın imarına başlamıştır.Medine döneminde ise ahlaki ilkelerle bezenmiş insanlar aracılığıyla devlet temelleri atılmıştır.

Hayatın her alanında insanlara örnek olan ve yol gösteren Hz. Peygamber, devlet yönetimi konusunda da bizlere yol göstermiş ve sağlıklı bir toplum ve düzenli işleyen bir devlet yapısı için neler gerektiğini de bizlere reçete olarak sunmuştur.Şimdi sizler bu yazımda imkan el verdiği ölçüde kısaca bunlardan bahsetmek istiyorum.Tabi ki bunları genişletmek ve ayet-hadislerle örneklendirerek uzun uzun anlatmak mümkündür ancak yerimiz ve vaktimiz buna müsait olmadığı için kısa kesip daha ayrıntılı bilgi ve örnekleri başka bir yazımda sizlere aktarmak istiyorum İNŞAALLAH.

Hz. Peygamber’ in idarede izlediği ve Kur’an’da çerçevesi çizilen başlıca ilkeler şunlardır:

1.MEŞRUİYET: Hz. Peygamber, yönetimin meşruluğunu gözetmiştir. O, önce Hakk’ın sonra da halkın rızası ve desteğini şart koşmuştur. Çünkü Hakk’ın rızası olmadan halka nüfuz edilmez,halkın rızası olmadan da onlara hakim olmak ve kurallara uymalarını istemek zorlaşır. Bu noktada O’nun meşruiyet aracı biattır. Ancak bu biat Hz. Peygamber’ in şahsına değil, onun aracılığıyla Allah’ a (C.C.) verilir. Herkes biatla mükelleftir. Hz. Peygamber ‘ in ruhunun ufkuna yürümesinden sonra biatın şekli değişti ve zamanla istişare, genel kabul ve seçim sistemine döndü. Günümüz demokratik ülkelerinde de en kabul edilen meşruiyet aracı belli aralıklarla yapılan seçimler olarak gözükmektedir.Meşruiyet önemlidir ancak yerinde ve adaletli bir şekilde uygulanmalıdır.Meşruiyeti elinde bulundurmak başkalarına istediğini yapabilmek değildir.

2.ADALET: Ku’an’ın üzerinde durduğu en temel esaslardan biri olan adaletin elbette devlet idaresinin de bel kemiği olması gerekir. Cahiliye toplumu (putlara taparak) hem kendi nefsine hem de birbirlerine zulüm etmekteydi. Zaten İslam, zulmü ortadan kaldırmak ve adaleti hakim kılmak için gelmiştir. Hz. Peygamber’in yönetim anlayışı ve uygulamasının esasını da adalet oluşturuyordu.O herkese adil davranırdı,haksızlığa göz yumması dahi düşünülemezdi.Kur’an’daki adalet ile ilgili ayetler ve bu konudaki hadisler adalet ilkesinin ne derece önemli olduğunu ortaya koymaktadır.Adalet herkese eşit davranmak değil hak edene hak ettiğini vermektir.Bu bakımdan tüm insanlar ahirette eşit muamale görmeyecek bilakis herkese hak ettiği karşılık verilecektir.Ayrıca adalet konusunda çok titiz davranılmalı ve en ufak bir haksızlığa dahi göz yumulmamalıdır.Toplumları mahfeden şey de;yapılan zulümler,bu zulme ses çıkaracak kimselerin bulunmaması ve adalet anlayışının hakim olmamasıdır.

3.EHLİYET/LİYAKAT:Hz.Peygamber;vali,zekat memuru vs.gibi görevlendirmelerde ehliyeti esas alırdı.İşi ehline verirdi.Çünkü bir bakıma işi ehline vermemek de zulme ve adaletsizliğe yol açar.İş ehline verilmediğinde üç açıdan zulüm ortaya çıkar. A. İşe zulüm: Yapılması gereken iş yapılamaz ve atıl kalır.Böylece o iş gecikir ve hizmetler aksar,zulüm ortaya çıkar. B.İşi yapana zulüm:İşin ehli olmayana görev verilince o kişi bu işin üstesinden gelemez,zorlanır ve bıkar.Dolayısıyla kendi nefsine zulmeder.Buna sebep olan da işi yapana zulmetmiş olur.C.İşi vermediğin kişiye zulüm:İş,hakkedilene verilmezse o kimsenin rızkı ile oynanılmış olur ve hem hak sahibine hem de ailesine zulmedilmiş olur.Özellikle Devlet kurumlarında ehliyete daha çok dikkat edilmelidir.Zira umumun kul hakkına girme riski daha fazladır ve ödeşmek de neredeyse imkansızdır.

4.İSTİŞARE: Kur’an’ın ısrarla üzerinde durduğu,(hatta bir sureye de isim olan-ŞURA-) önem verdiği,emrettiği ve Kur’an’da da ‘işlerini istişare ile yaparlar’ –şura 38- ayetinde belirtilmek suretiyle toplumu ilgilendiren her türlü işte istişare çok büyük önem taşır.Çünkü bir konuda birden çok kişiye danışılması hata yapma riskini azaltır.Hata yapılırsa da sorumluluk herkese ait olmuş olur ve kişilerin suçlanmasının önüne geçilir.Hz.Peygamber’in idaresi istişare üzerine kurulu idi.O’nun istişaresi bazen dünyevi bazen de dini hususları içerirdi.Bu hususta O’nun hayatında örnekler çoktur.Günümüzde istişare siyasal katılım ve meclisler aracılığıyla sağlanır.Ancak bu meclislerde istişare ne kadar sağlanmaktadır o da ayrı bir mevzu…

5.AHLAK: Kur’an’ın en önemli toplumsal,insani ve islami ilkesi ve Hz.Peygamber’in de ‘ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim’ veciz ifadesi ahlak ilkesinin ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Hz.Aişe (r.a) validemizin ifadesiyle ‘Hz.Peygamber’ in ahlakı Kur’an idi.’ Yani O,Kur’an’daki ahlaki ve her türlü ilkeyi hayatına tatbik ediyordu.Böylece Kur’an’ın mucizeliği ortaya çıkıyor ve insanları bu hal ve duruşuyla etkiliyordu.Aslında O’ndan etkilenen Kur’an’dan etkilenmiş oluyordu.Bu bakımdan en üst kademeden en alt kademeye tüm yöneticilerin ahlaklı olması topluma örneklik teşkil eder.Toplumsal barış,huzur, ve refahı sağlar.Hz.Peygamber yönetim ve idarede doğruluk, şefkat, merhamet ve güveni esas almıştır.Ağzından ahlaki olmayan sözler çıkan ve ahlaki olmayan davranışlarda bulunan idareci topluma nasıl örnek olabilir ki? Günümüzde devletin her kademesindeki yöneticilerimizin topluma örnek olacak mevkilerde bulunmalarından ötürü davranış ve konuşmalarına çok dikkat etmeleri gerekir.Zira onları TV’lerden izleyen ve rol-model alan milyonlarca genç bulunmaktadır.Aksi takdirde ne ahlaklı bir toplumdan ne de ahlaklı bir nesilden bahsedebiliriz.Yöneticilerimizin ve topluma rol-model olan sanatçılarımızın ahlaklı davranışlarına ne kadar muhtacız.Özellikle de günümüzde siyasetçiler konuşma ve birbirlerine hitap şekillerine çok dikkat etmelidir.Zira kötü örnek olmalar,farklı görüşten insanlar arasına tarafgirlik ve taassupluk sokar ve toplumda ayrışma meydana gelir.Bu ise çok tehlikeli bir durumdur.Milli birlik ve beraberliğimizi bozacak her türlü gayri ahlaki davranıştan toplum ve millet olarak uzak durmalıyız.

6.İNSANA SAYGI: Hz.Peygamber, bu hususu daima göz önünde tutmuştur.O’nun bu konudaki davranışları iki şekilde tezahür etmiştir;O,bir yandan Müslümanları kardeşlik bağı içinde bir arada tutup,merhamet ve şefkatle kucaklarken;diğer yandan gayrimüslimlerin temel hak ve hürriyetlerini gözetmiş ve azami derecede saygı göstermiştir.Müslüman olmayan birinin cenazesine bile saygı göstermiş,Yahudi gruplarını mescitte ağırlamıştır.Günümüzde Yahudileri camilerde ağırlayan kimseler görülse acaba ne kadar insancıl muamele edebiliriz!?Ne kadar hoş karşılanabilir? Bırakın ağırlamayı onlarla konuşan ya da resmi temaslarda bulunan yetkililer bile linç ediliyor.Neyse artık… Hz.Peygamber düşmanlarını bile imha etmeye değil kazanmaya çalışmıştır.İşte İslam’ın asırlar boyunca hızlı ve kabul edilebilir şekilde yayılmasının temel sebebi de budur. Hz.Peygamber’in insana saygısı imha etmeye yönelik değil,ihya etmeye yöneliktir.

Bu ilkeler geniş çerçevede devlet ve kurumları için geçerli ise de dar çerçeve de okul, dernek, vakıf, kurum vs. gibi toplumsal yapıyı ilgilendiren kurum ve kuruluşlar ile buraları yönetenler için de geçerlidir.

(Aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet;yakınlarına,ülkemize ve milletimize başşağlığı dilerim.)
SAYGILARIMLA.

MUSTAFA SOLMAZ (SAKARYA ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ)
(İletişim:Twitter:@solmaz0002)

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle