YAZARLAR

Mustafa Öz

Hayâ Hayattır

Günümüz insanı ciddî anlamda manevî ve ahlâkî bir çöküntü yaşıyor. Bu çöküntünün sonucu sosyal problemler bir çığ gibi artarak devam ediyor ve insanlık bu problemlere çare bulmakta aciz kalıyor. Bakıldığında bütün bu problemlerin temelinde ahlakın bozulması yatmakta, bu durumda hayanın yok olmaya yüz tutmasından kaynaklanmaktadır.

İnsanların ahlakına yön veren, ahlakı güzelleştiren huylardan biri edeb ve hayâdır. İnsandaki hayâ ve iffet duygusu yaratılış gereği olup, kaynağı da iman ve İslâm ahlâkıdır. Haya duygusu insana has fıtrî bir duygu olup insanı, her istediğini yapmaktan alıkoyan en önemli özelliklerden biridir. Hayâ, İslam ahlakının özü, imanın da bir parçasıdır. İnsanı, her istediğini yapmaktan alıkoyan en önemli görülmez bir perdedir. Hz. Peygamber (sav), hayayı Müslümanın en belirgin vasfı olarak saymış, “Her dinin bir ahlâkı vardır. İslâm’ın ahlâkı da hayâdır” (Malik, Hüsnü’l- Huluk, 2, II, 905) buyurmuşlardır.

İnsan yaratılışında var olan hayâ, İslâm dinin özü olan iman ile beslenip gelişince insanda iffet olarak, ar ve ayıplara karşı en büyük kalkan şekline dönüşmektedir. Allah inancı sağlam ve hayâ duygusunu yitirmeyen insan, iyilik ve güzelliklere yönelir, kötülük ve haramlardan uzak durur. Allah inancı zayıf, hayâ duygusu zedelenmiş, nefsine ve şeytana yenik düşmüş insan ise kötülük ve haramları kolayca işleyebilir. Bu tür insanlardan bazısı Allah’tan da insanlardan da çekinmez ve kötülükleri ve günah fiilleri açıkça işleyebilir.

Haya kelimesi sözlükte, “utanma, çekinme, âr, namus, Allah korkusuyla günahtan kaçınma gibi anlamlara gelirken, bir ahlak terimi olarak, nefsin çirkin davranışlardan rahatsız olup onları terk etmesi, “kötü bir işin yapılmasından veya iyi bir işin terk edilmesinden dolayı kişinin yüzünü kızartan sıkıntı hali gibi farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Hayâ, kötülüğü terk etme veya hayrı tercih etme, iffet ise; seçilen bu güzel ahlâkı karakter olarak ortaya koymaktır.Kısacası haya edeptir.

Edepte, haddini bilmek, sınırı aşmamak demektir. Ailede, iş yerinde, toplumda herkesin bir sınırı vardır. Bütün sıkıntı ve geçimsizlikler, hep haddi aşmaktan kaynaklanır. Herkes haddini bilip, sınırı aşmazsa, mesela, evin hanımı da, erkek de, kendi sınırını bilip ona göre hareket ederse, o ev Cennet gibi olur. Cennet gibi olan evden ahirete gidenler de, elbette Cennete gider. Her hususta dinimiz ne emrediyor, onu öğrenip, ona göre hareket eden, haddini bilmiş, sınırı aşmamış olur. O zaman ne kavga, ne geçimsizlik, ne de savaş olur. Dünya, güllük gülistanlık olur. Herkesin sınırını ise, dinimiz bildirmektedir.

“Hayâ sadece iyilik getirir” (Buhari, Edeb, 77) buyuran Peygamberimiz (sav) başka bir hadisi şerifinde “İman yetmiş/altmış küsur şubedir. En üst derecesi "lâ ilâhe illallah" demek, en alt derecesi de geçenlere zarar verecek şeyleri yoldan gidermektir. Hayâ da imandan bir şubedir” (Müslim, İman, 58, I, 63) buyurarak haya ile iman arasında önemli bir ilişki bulunduğuna dikkat çekmiş, hayayı imanın bir şubesi olarak nitelendirmiştir. Sahabe-i kiram, Hz. Peygamber’e “hayâ dinden midir” diye sorunca, Peygamberimiz (sav) “Evet. Hattâ o dinin tamamıdır.” buyurmuşlardır. Ardından da “Hayâ, haramlardan sakınmak, diline sahip olmak ve iffetli yaşamaktır.” (Tabaranî, Mu’cemü’l-Kebir, XIX, 29) şeklinde haber vermişlerdir.

Haya takva elbisesidir. "Ey Ademoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah'ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik) (Araf, 7/26) ayetindeki ’’takva elbisesi’’ tabiriyle hayanın kastedildiği müfessirlerce bildirilmiştir. (DİA, Ahlak md.)

Allah'tan Korkmayandan Korkulur

Hayâ, hayattır. Hayâsızlık ve fuhşiyât ise rezaletin, kötülüğün ve kokuşmanın, tembellik ve miskinliğin kaynağıdır.Haya, kişinin içinde yaşadığı toplumun dinine, örf ve adetlerine, yaşam tarzına göre şekillenir. Hayanın, değer yargılarının değişmesiyle toplumdan topluma, hatta bireyden bireye farklılık göstermesi mümkün olduğu gibi, değerlerin hiçe sayıldığı bir ortamda tamamen yok olması da ihtimal dahilindedir. (Hadislerle İslam cilt 3, s. 219) Hz. Peygamberin, “utanmadıktan sonra dilediğini yap sözü, insanların ilk peygamberden itibaren işittiği sözlerdendir” (Buhari, Edeb, 78, VII, 100) buyruğu, haya duygusunu yitirmiş kişilerin kötülükleri kolayca yapabileceğine işaret etmenin yanı sıra, edep ve hayanın ilâhî dinlerin ortak kabullerinden biri olduğunu göstermektedir.

Hayâ, müslümanların en belirleyici ahlâkî nitelikleri ve değer ölçüleri arasında yer almalıdır. Rabbimizin rızasını kazanarak Cennete girme arzusunda olan her insan, yaratılışındaki güzellikleri koruma adına Hz. Peygamber (sav)’in, “Hayâ imandandır ve hayâlı olan kimse cennettedir. Hayâsızlık ise kalbin katılığındandır; kalbi katı olan da cehennemdedir” (Buhârî, Îmân, 16) hadisine kulak vermelidir. Efendimizin “Hayanın hepsi hayırdır” (Müslim, İman, 61) buyurması da hayanın iyilik ve hayra sevk etmenin yanı sıra, başlı başına bir hayır olduğunu göstermektedir. Hayasızlık ise kişinin ve toplumun ahlakını bozan bir virüstür. Peygamberimiz (sav) bu hususta “Fuhuş (kötülük) bir şeyde bulunursa mutlaka onu çirkinleştirir. Hayâ da bir şeyde bulunursa onu mutlaka güzelleştirir”( Tirmizi, Birr, 47) buyurmuşlardır. Ayrıca başka bir hadiste bu işin “Allah, bir insanı helâk etmek istedi mi, ondan önce hayâyı çeker alır. Hayâsı bir kere gitti mi sen ona artık herkesin nefretini kazanmış bir kimse olarak rastlarsın. Herkesin nefretini kazanmış olarak rastladığın kimseden emanet çekilip alınır. Artık o, güvenilmeyen kimse olarak bilinir” (İbn Mace, Fiten, 27) gerçekleşeceğini bildirir.

Kişinin kendini kontrol etmesi, davranışlarını değerlendirmeye tabi tutması ve “..Nerede olsanız, o sizinle beraberdir. Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir” (Hadîd, 57/4) ayetini iyi özümsemesi hayaya sevk eder. Allah Teâlâ “Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.” (Naziat:40-4l) buyurarak edep ve hayâ timsali insanları cennetle müjdelemektedir.

Günah Hayasızlıktır

Efendimiz (sav) “Allah Teâla’dan gerektiği gibi hayâ ediniz” buyurmuş, kendisine, “Ya Rasûlallah! Allah’tan gereği gibi ne şekilde hayâ edebiliriz?” sorusu yöneltilmişti. Bunun üzerine Allah’ın Resûlü (sav); başını ve başında yer alan organları, karnını ve karna bağlı organı koruyan, dünya hayatının süsüne kendini kaptırmayan, ölümü ve çürüyüp yok olmayı unutmayan kimsenin Allah Teâla’dan gereği gibi haya etmiş olacağını haber vermiştir. (Tirmizi, Kıyâme, 24. IV,637) Başın korunması, düşünce gücünün iyiye kullanılması, baştaki organların korunması, dinen yasaklanan şeylere bakmamak, kötü sözlere kulak vermemek, haram yememek ve yalan söylememekle gerçekleşir. Karnın korunması ise haramla beslenmemekle olur.

Dünyada ne kadar kötülük varsa bunlar hep hayanın yoksunluğundan olmaktadır. Hayâ, ahlâklı ve onurlu bir hayatın anahtarıdır. İslâm, fert ve toplum terbiyesini edep ve hayâ üzerine kurmuştur. Kalp, göz, kulak, dil ve el, hayâlı olmadıkça bunların sahibinin hayâlı olması mümkün değildir.

Zamanımızda kendilerini İslam’a nispet edenlerde dahi İslam’ın olmazsa olmaz ahlakı olan hayâ azalmış, hayâ fukarası bir toplumda da imanın güzellikleri gerçek manada yaşanmamaktadır. Yazılı ve görsel medyada her gün bir vahşet, zulüm ve hayâsızlığın negatif sonuçları ön plana çıkmaktadır. İmanı ve imani değerleri, İslam’ı ve İslami yaşantıyı terk edenlerin hayâyı da terk etmeleri kaçınılmaz bir durum olup, hayatlarını Allah’ın emir ve yasaklarına göre düzenlemeyenlerin hayatlarında onlardan başka ne beklenebilir ki?

Günümüzde Merhum Mehmet Akif Ersoy'un
"Haya sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki heryerde
Ne çirkin yüzleri örtermiş, meğer o incecik perde
Vefa yok, ahde hürmet hiç, lafe-i bi medlul
Yalan raiç, hiyanet mültezem, heryerde hak meçhul
Ne tüyler ürperir ya rab, ne korkunç inkılab olmuş
Ne din kalmış ne iman, din harab, iman türab olmuş" dediği günleri yaşıyoruz. Kapı arkasından dahi olsa yabancı bir erkeğe sesini işittirmemeye, sokaklarda erkeklerin önünden geçmeye hayâ eden ninelerden, internete video görüntülerini, facebook’larına en özel fotoğraflarını koyup, hiç tanımadıkları insanlara bu görüntüleri rahatlıkla gönderen kız torunlar yetişti. Liseli kızlarımız erkekler gibi yürüyüp, sigara içip, küfürlü sözleri yüzleri kızarmadan söyleyebiliyorlar. Kız-erkek arkadaşlığı, yani “flört” giderek artıyor. Kızlar sokaklarda nikâhsız olarak erkekler dolaşmakta, kadın-erkek ilişkilerinde sınırlar alenî olarak çiğnenmektedir. İlkokula giden kız çocukları bile cinsellikten bahsedebiliyor.

Gençlerimiz, sosyal paylaşım sitelerinde saatlerce konuşuyor, kameralarla görüşüyorlar. Allah’ı, dinini, ahireti ve hayâyı unutmuş, tek hayatlı, aklı midesiyle bacaklarının arasına sıkışmış nesiller sokaklarda dolaşıyor.Cepler ve eller karışmış… Üçüncüsü Şeytan olan erkekler ve kızlar yan yana, diz dize olmaya daha çok küçük yaşlardan alıştırıldılar. Zihinler sadece şehevi duygularla meşgul edilerek, ateşle barut bir arada tutulmaya çalışılmaktadır.

Yaşanan bu tüm olumsuzluklara karşı üzerimize düşen görev ahlaksız sözler söyleyen veya edebe aykırı davranışlarda bulunan masum çocukların ve gençlerin bu hallerine gülünüp onları hayasızlığa teşvik etmek yerine, onlara hayatın her anında hayanın güzelliği aşılamaktır.

Öncelikle irade eğitimi verilmeli, irade eğitimi olan ibadetler sevdirilmeli, yaaşam tarzı haline getirilmesi sağlanmalıdır. Zira kuvvetli ve sağlam bir iradeye sahip olanlar, nefislerinin, şehevî arzularına tam bir başarı ile karşı koyarlar ve nefislerine hâkim olurlar. Nefsine esir değil, hakim olacak sağlam iradeli gençler ve bireyler yetiştirmeliyiz.

Hayatın sadece cismani ve şehevi duyguların tatmin edilmesinden ibaret olmadığı bilinci verilmeli, nefsin daima kötülüğü emrettiği bilinmeli, zihinler ve kalpler ulvî ve yüksek düşüncelerle beslenmesi gerekir.

Erkek olsun, kız olsun çocuklara insanî değerleri, dış ve iç etkilerden koruyacak haya, iffet ve namus kavramları tanıtılıp, öğretilmelidir. Ağaca nispetle kabuk ne ise, şahsiyetimize nispetle iffet ve haya odur. Çocuklara daha küçüklükten giyim, tesettür, edep, haya, iffet bilinci verilmelidir.

Şeytanın yaverlerinin sürekli iş başında olduğu, basın-yayın yoluyla sürekli hayâsızlığın dillendirildiği ortamda, hayâsızlıklara ‘dur’ demek, sivrisinekleri öldürmek yerine bataklığı kurutmak gerekir. Hayâsızlığı hayat olarak sunarak ahlakı katledenlere, kokuşmuş ahlaksızlığı çağdaşlık olarak sunanlara, ahlaksızlıktan beslenenlere fırsat tanımamak esastır. Bunun yolu da seddi zerai (yanlışa giden yolu kapatmak) ve şüpheli şeyleri terketmek prensibini hayata geçirmekten geçer. Kötü gidişata karınca kararınca da olsa ‘dur’ diyecek adanmış gönüllere ihtiyaç duyulmaktadır.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle