YAZARLAR

Muhammed RAFİ

Çanakkale Destanı-2: Gençlerimizde Milli ve Mânevi şuur var mı?

Yıl 1984 Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanlık makamında rahmetlin Turgut Özal var. Aynı dönemin Milli Eğitim Bakanı ise Sayın Vehbi Dinçerler. Ülkesinin geleceği adına çözüm yolları araştıran Turgut Özal eğitim konusunda da Japon pedagoglara bir araştırma yapmak ister ve onları ülkemize davet eder. Eğitim konusunda uzman bu heyet, Türk gençleri hakkında araştırma yapmak üzere ülkemize gelirler. Bir süre ülkemizin değişik yerlerinde görüşmelerde ve temaslarda bulunurlar. Nihayetinde araştırmalarının sonuçlarını açıklamak üzere başbakanımız Sayın Turgut Özal’ın yanına çıkarlar.

Milli Eğitim Bakanımız da orada bulunmaktadır. Heyetin verdiği netice gayet açık ve kısadır.

-Sizin gençlerinizde millî şuur yok!

Yöneticilerimizin aldıkları bu üzücü cevap karşısında hayretler içerisinde kalır ve hemen sorarlar.

-Peki siz Japon gençlerine milli şuur verme adına neler yapıyorsunuz?

-Biz gençlerimize, daha ilkokula başlamadan, şok testler uygularız. Meselâ, uçak gibi hızlı giden trenlerimize bindirir, bir tur yaptırırız.

Çok katlı yollardan da geçen tren, onları şöyle bir sarsar. Sonra, robotlarla çalışan büyük fabrikalarımıza götürür, gezdiririz. Mini mini çocuklarımız, teknolojinin baş döndürücü neticesini görerek şok olurlar. Bu şoktan sonra onları Hiroşima’ya, Nagazaki’ye götürürüz.

İkinci Dünya Savaşı sırasında atom bombasıyla tahrip edilmiş olan bu bölgeleri biz aynen koruyoruz. Oraları da çocuklarımıza bilgiler vererek gösteririz. Hiçbir canlının ve bitkinin hayat bulmasına imkân vermeyen atom bombasının bugüne uzanan etkilerini hayretle seyrederler.

Bütün bunların ardından da onlara deriz ki:

-Eğer sizler çalışmaz, sizden öncekilerini geçmezseniz, vatanınızı, işte böyle düşmanlar bombalar, yakar, yıkar ve hiçbir canlının yaşayamayacağı hale getirir; sonra da çeker gider. Çalışırsanız, bindiğiniz hızlı trenleri bile geçecek yeni araçlar yaparsınız. Daha da gelişmiş

Fabrikalar kurarsınız. Üstelik hiçbir düşman, size saldırmaya cesaret edemez. Ülkeniz, milletiniz yücelir ve daima bütün insanların saygı

Duyduğu ve özendiği bir konumda kalır. Şimdi artık, çalışkan olup olmama kararını kendiniz veriniz. Çalışmak ve ülkenizi sevmek zorunda değil misiniz? Artık bunu siz düşünün ve kararınızı verin!

-Çocuklarımız bununla ikinci bir şok daha yaşarlar. Ve bu şoklarla iyi bir Japon olmaya doğru güçlü bir adım atmış olurlar.

Yetkililerimiz, Japon gençlere nasıl milli şuur kazandırıldığını öğrenmişlerdir. Ardından bir soru daha sorarlar.

-Peki biz, Türk gençlerine milli şuur kazandırma adına ne yapmalıyız?
-Bildiğimiz kadarıyla, sizin gençleriniz için birçok Nagazaki’niz ve Hiroşima’nız var. Bizimkinden çok daha önemli bunlar. En önemlisi de

Çanakkale savaşlarının geçtiği bölgedir. Birinci Dünya Savaşı’nın bu bölümü, gençlerinizin şok olması için yeter de artar bile…Bir metre kareye altı bin merminin düştüğü yerdir Çanakkale…Böyle bir Savaştan Türkler her şeye rağmen galip çıkıyor, olmazı olur hale getiriyorlar.

En gelişmiş teknolojiye ve donanıma meydan okuyarak, imanın galip geldiğinin ispatını yapıyorlar. Üstelik karşılarında tek bir düşman değil

Birleşmiş güçler, sizin tabirinizle yetmiş iki buçuk millet vardır.

İşte bu tablo ve bu bölge, gençlerinizin milli şuurunun pekişmesine fazlasıyla yeter…

-Her Türk genci Çanakkale Savaşlarının olduğu bölgeyi mutlaka gezmeli, görmeli ve öğrenmelidir.
Gençlere denilmelidir ki; ’’Sizler çalışmaz sanız, birlik içinde olmazsanız, düşmanlar Çanakkale’ye geldikleri gibi, bu defa da başka şartlar altında başka şekilde gelirler, size yaşamayı haram ederler. Çalışır, birlik içinde olursanız, teknolojiyi yakalarsınız; barışa katkıda bulunur,
Vatanınızı müreffeh bir hale koyarsınız.’’

‘’Evet, gençlerinize bunları telkin ettikten sonrada, bu zaferin destanını en güzel şekilde dile getiren Mehmet Âkif’i ve Onun
Safahat’ını okutunuz.’’

İşte Japon heyetin açıklaması böyledir.

İşin acı yanı; bugün böyle dev bir tarihe sahip olduğumuz halde gençliğimizin Milli şuurdan, manevî değerlerinden kopmuş olasıdır.

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuş unu açmış duruyor Peygamber.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle