YAZARLAR

Kubilay Cemal

Başörtülülerin Başörtüsüne Zulmü

Yaşı en az yirmiyi geçmiş yetişkinler iyi bilir. Bu memleket yıllarca başörtüsü gündemiyle yaşadı, özellikle üniversitelerde yaşanan başörtüsü zulmü tam manasıyla faciaydı, neyse ki siyasi irade bu konuda gerekli adımları attı ve başörtülülerin yaşadığı bu sıkıntılı durumu ortadan kaldırdı. Başörtüsü serbestisi üniversitelerle sınırlı kalmadı her demokratik ülkede olması gerektiği gibi kamu kurum ve kuruluşlarında da serbest oldu. Bununla birlikte sosyal yaşamda başörtüsüyle ilgili bir takım algı değişiklikleri meydana geldi, örneğin eskiden birçok aile nasılsa artık okulda ya da iş yerinde yasak diyerek kızlarına başörtü takmanın fazileti noktasında teşvikte bulunmazken artık çoğu anne babanın kızlarına kızım bir de kapansan ne güzel olur dediklerine şahit olmaktayız. Hatta sosyal medyadan kızlarının başörtü takmaya başladıkları günün resimlerini paylaşan, bir kutlama edasıyla bu günü programlayan ve kızlarını hediyelere boğan ailelerimiz var. Tabi bu arada şunu da ifade etmek gerek, başörtüsü özelinden hareketle hiç kimsenin bir diğerine oğlu, kızı, ebeveyni ya da arkadaşı neyi olursa olsun ibadetlerle alakalı bir durumu zorlama hakkı yok, dinimiz bu durumu yasaklamıştır.

Ülkemizde başörtü serbestisi ile birlikte ibadet olarak değerlendirdiğimiz başörtüsü takma konusunda bir takım hassasiyet eksiklikleri oluştu. Sanırım bu nimeti iyi değerlendiremedik. Şöyle bir durum meydana geldi; eskiden muhafazakar çevrede yaşayıp başörtüsü takmayan kızlarımıza yönelik, etraftaki kimseler tarafından hadleri olmamasına rağmen kendilerine niçin kapanmadıklarına yönelik hor görücü eleştiriler olduğunda, kızlarımız bunu, okulda ya da iş yerinde başörtüsü takmanın yasaklığı ile geçiştirebiliyorlardı ancak artık böyle bir durum söz konusu değil. Çevre baskısı nedeniyle başörtüsü takma çabası içerisine giren kimseler de yok değil. Ben asıl problemin burada başladığını düşünüyorum, yani şu anda yaşadığımız başörtüsü takma konusunda sorun, bu vazifenin ifa edilmesindeki lakayitlik, başörtüsünün farz bir unsur olduğunu tam kavramadan başörtüsü takmaya girişmekten kaynaklanıyor. Başörtüsü takmayı dini bir vecibe görmekten ziyade etrafın baskısından kurtulma ya da sırf yakışıyor diye takma çabası içerisine girenlerin başörtüsüne kendileri uymaktansa, başörtülerini amacının dışına çıkartarak kendilerine uydurduklarına şahit olmaktayız. Daha sonra bu moda haline gelip normalleşince, başörtüsünü dini bir gereklilik olarak takan da takmayan da bu akıma tabi olmakta. Sonra bir bakıyorsunuz ki envai çeşit başörtüsü takış stilinin daracık pantolonlarla kombine edildiği bir tesettür tarzı çıkmış ortaya, o da olmadı başörtümüze kısa kollu tişörtleri diz mesafesindeki etekleri kombine ediyoruz sonra da tesettürlüyüm diye geçiniyoruz. Başörtüsüne tesettür diyenler bizler değil miyiz? Tesettürün kelime kökü “setr” değil midir? “Setr”in kelime manası örtmek gizlemek değil midir? Saçı gizleyip diğer vücut unsurlarını dikkate sunmak tesettüre yakışan bir unsur mudur? Eğer bir giyim kombinasyonu gerekiyorsa bu renk uyumlarıyla değil helal haram uyumlarına riayetle olmalı. Ciddi ciddi bir ibadetin maksadının hasıl olmamasıyla karşı karşıyayız. Ben bu durumu kimi başörtülülerin başörtüsüne zulmü olarak nitelendiriyorum. 28 şubat sürecinin yıldönümünü geçirmekteyiz. TV’ lerde o dönemde polisler tarafından zorla okullarından atılan, üniversite yerleşkelerinden ite kakıla çıkarılan kızlarımızı görüyoruz. Bir kıyaslayın bakalım o dönemdeki tesettür şeklini günümüzdekiyle, hangisi daha ziyade ibadete yakışır tarzda siz karar verin. Mevzu moda tarz vs. değil, herkesin giydiklerini kendisine yakıştırmaya çalışması en doğal hakkıdır ancak helal ve haram noktasına riayet etme niyetiyle giyindiği giysilerde maksadını aşmadan! Kimi başörtülülerin, başörtüsüne zulmünün son bulması dileğiyle.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle