YAZARLAR

İzzet ÖZCANOĞLU

Biraz Daha Gayret

Hangi konuyla ilgili olursa olsun “yazmak” zordur. Çünkü yazmak okumak ister, gözlem ister, birikim ister. Daha pek çok şey ister. Hani anlatılır ya: gazete de yayımlayacağı makalesini kısa sürede yazan bir yazara, genç meslektaşı: “Üstad ne kadar mahirsiniz, yazınızı otuz dakikada bitirdiniz.”deyince yaşlı gazeteci: “ Evlat sen o otuz dakikaya bir otuz yıl ekleyiver.”der.
Yazmak çok şey ister de konu bir de Hz Muhammed’se (sav) işin içine aşk girer, hasretten yanmak girer, deli divane olmak girer. Derler ya. “ Aşk olmazsa meşk olmaz.” diye. O aşk oldu mu ortaya öyle güzel eserler çıkar ki Yaradan’ın izniyle. Mırıldanırız bu güzellikleri asırlar boyu. Kulaklarımızın duyduğu en güzel nağmelerdir O’nun (sav) adının geçtiği mısralar.
Kalplerde bizi yoktan var edenin ve Habibinin sevgisin bulunmadığı şu talihsiz asırda, O’nun (sav) izinden gitmeye çalışan bizlere düşen en önemli görevlerden biri; O’nu (sav) her yönüyle tanıtmak olmalıdır. Kendinizi hayalen bir sınavda düşünün. İki soruluk bir sınav. İlk soru şu: Bu sorunların çözümü nedir?
Günümüzde karşılaştığımız bir yığın sorunun nedeni O’nu (sav) tanımamak. O halde bu bir yığın sorunun çözümü ise O’nu (sav) insanlığa tanıtmak. O (sav) nasıl bir babaydı, nasıl bir aile reisiydi, nasıl bir komşuydu, nasıl bir komutandı, nasıl bir devlet adamıydı vb yönleriyle iyice bilmek. İnsanların –statüsü ne olursa olsun- O’ndan (sav) öğreneceği çok şey var.
Haksızlık etmeyelim, son yıllarda Kutlu Doğum Haftaları münasebetiyle yapılan etkinliklerde O’nu (sav) tanıtma adına güzel çalışmalar yapıldı. Her yaşta insanın anlayabileceği O’nu (sav) anlatan kitaplar yayınlandı. Allah bu uğurda çaba gösteren herkesten razı olsun. Lakin bu gayretleri yeterli görmemeli. Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya’nın da o muhteşem naatında belirttiği gibi:
“Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
Altın devrini yaşıyor.
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar
Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed
Ebu Cehil kıtalar dolaşıyor.”

Bizler ne kadar çöllerde gül yetiştirmeyi düşünsek de, bundan rahatsız olan çöl fareleri de boş durmuyor. O halde gül kokusunu bütün cihana yaymaya çalışanların gayreti hep bir adım önde olmalı.
Sizlere bir programda izlediklerimi aktarayım. Haftalık olarak yayınlanan programa iş, sanat, spor, politika dünyasında toplumun bildiği isimler davet ediliyor. Üniversite öğrencileri gelen konuğa ya da konuklara sorular yöneltiyor. Benim bahsedeceğim programda konuk bir politikacıydı. Konuşmasının bir yerinde Stalin aleyhinde şeyler söyledi. Aman Allah’ım sen misin Stalin aleyhinde konuşan. O kadar büyük tepki gördü ki program sorumlusunun yoğun ısrarlarına rağmen öğrenciler sakin olmak yerine hakaretle karışık tepki göstermeye devam ettiler. Sorumlu bir türlü sükuneti sağlayamayınca programı bitirmek zorunda kaldı. Bu anlattığım yayın Moskova’da değil, ülkemizin başkenti Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde gerçekleşti. Politikacıya tepki gösteren öğrenciler Rus, Ermen, Sırp değil bu coğrafyanın gençleri. Peki, tepki göstermelerine konu olan isim kim? Stalin, eli kanlı bir diktatör. Bir Edison, Bir Galile, bir Pastör vb değil. Sizce Avrupa’nın muhtelif yerlerinde sanat adı altında çeşitli karikatürlerle peygamberimize hakaretler edilirken Stalin için tepki gösteren öğrenciler bu karikatürleri yayınlayanlara da bir tepki göstermiş midir? Hayır, sanmam vb cevaplarınızı duyar gibiyim.

Neticede o gençlerimizi kınamıyorum, suçlamıyorum da. Bizler O’nun (sav) sevdasını yeşertemezsek başkaları başka sevdaların tohumlarını saçacak dört bir yana. Haydi, biraz daha gayret edelim ne olur. O’nun (sav) tanınmasından başka bir derdimiz olmasın.

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle