YAZARLAR

İbrahim SIDDIK

Aile kurarken

AİLE KURARKEN…

Bir pazar günü baba gazetesini açıp okuyacağı anda çocuk gelir “ baba beni parka götürmüsün” der.  Adamcağız bir haftanın yorgunluğunu gazete ile atacağının hayallerini kurmaya hazırlanırken, hayallerinin  ortasına bu teklif bomba gibi düşer. Baba kem eder küm eder bakar ki, teklif sahibi ısrarlı. Onu dener olmaz bunu dener olmaz, tam pes edecekken, gazetenin pazar ekindeki dünya haritasını görür. Baba bu dünya haritasını ufak ufak parçalara ayırır  ve “bu haritayı birleştir gel gidelim der. Adam bu dahice buluşun mutluluğu ile gazetesine döner. Ama mutluluk çok uzun sürmez, kısa bir zaman sonra “baba harita tamam” sesi duyulur. Adamcağız en az bir –iki saat rahatım derken, şaşkınlıkla nasıl yaptın sorusuna sarılır. Cevap “baba haritanın arka sayfasında adam vardı, onu düzelttim, dünya düzeldi” olur.
Bu bir makaleden aklımda kalan hikayedir. Ama alınan ders önemli. İnsan düzelirse dünya düzelir. Gerçek hemde çok önemli gerçek.
İnsan yer yüzünün en nazenin, en şerefli misafiri. İnsan olmazsa dünyanın anlamı da olmaz.
Rabbimizin önem verdiği insanın eğitimi ve terbiyesi elbette önemlidir. Gelişi güzel olmayacaktır. Mucit icadını en iyi bilendir. Elbette Allah kendisine halife olarak yarattığı insanı  başı boş bırakmayacaktır. Bırakmamıştır da. Kendilerine kendi içlerinden rehberler olan Peygamberler göndermiştir.

Çocuğun ilk okulu, içinde yaşadığı ailedir. Çocuğun ilk öğretmeni annesidir. Çocuğun ilk eğitimini aldığı, alışkanlıklarını kazandığı kurum ailedir. Günümüzün çocuk gelişim uzmanları çocuk eğitiminin yedi yaşında bittiğini belirtmektedir. Önemli bir ayrıntı. Birçoğumuzun kaçırdı hayati bir ayrıntı.
Sözlüğe açtığımızda aile ile ilgili birçok tanım buluruz. Bu tanımı bana yap deselerdi, bir milletin geleceğinin, mutluluğunun ya da mutsuzluğunun mayalandığı, geliştiği ve şekillendiği, en az anne- baba ve çocuklardan meydana gelen bir milletin en küçük parçalanamaz birimi derdim.
Konumuz ailenin kurulmasıdır. Aile, Yaratıcının koymuş olduğu değişmez kuralların tayfı altında kurulmalıdır. Allahın rengi ile boyanmalıdır.

Bir binanın en önemli kısmı temelidir. Bir milletin en önemli temeli ailedir.
Aile, bir hanımefendi ve bir beyefendi olmak üzere bireylerden oluşmaktadır. Aile kurulurken bedenen, aklen ve ruhen sağlıklı ve sağlam terbiyeli bireylerden kurulması önemlidir. Toplumun mutluluğu-mutsuzluğu, verimliliği ya da çürümüşlüğü bireylerin almış oldukları terbiye ile doğru orantılıdır.
Büyüklerimiz sağlam meyve sağlam ağaçtan yetişir, demişlerdir. Allah c.c. nin koymuş olduğu tabiat kanunudur. Değişmez bir gerçektir.
Aile kuracak bireylerin eş seçme kriterleri olmalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir eş seçerken koymuş olduğu kriterler bizim için de olmazsa olmazlarımızdır elbette..
Buyururlar ki; “Kadın dört şeyi için nikah edilir; malı, soyu, güzelliği ve dini. Sen dindar olanını seç ki elin bereket bulsun.” (Buharî, Nikah, )
Ölçü bu olunca ve de ölçüyü koyan Efendimiz (s.a.v.) ise; “ ama, lakin, fakat ” ile başlayacak mazeret cümleleri kurmaya gerek var mı?
Öncelikle biz kararlarımızı nefsimize göre mi vereceğiz, yoksa her konuştuğunu Allah’ın izniyle konuşan Resulullah s.a.v. mi uyacağız?
Allah c.c. “Resulume itaat eden bana itaat etmiş olur.” demiyor mu ? Asla şunu unutmamak gerekir ki; “Nefis, yaratılış olarak İslami kurallara düşmandır.”
Yukarıda bahsettiğimiz hadis-i şeriften anlıyoruz ki, evlilik meselesinde baştan basiretli davranılmalıdır. Her kim evlilik düşüncesine başlarken Rabbim ve onun Kutlu Elçisi (s.a.v.) ne demiş diyerek başlarsa, niyet hayır akibet hayır olur inşallah.
Evliliklerde güzellik, soy ve zenginlik niçin tercih sebebi olarak birinci sırada tavsiye edilmemiştir?
“İnsanın, özellikle müslümanın sığınağı, sığındığında kötülüklerden korunabileceği yer ve bir çeşit cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır”.
Hanımefendilerin dünya ve ahiret mutlulukları, yaratılışlarındaki yüksek karakter ve ahlaklarının bozulmaktan kurtulmasının tek çaresi, İslamiyet dairesindeki dini terbiye ve eğitimdir. Bunun dışında başka bir çare aramak bozulmaya kapı aralamaktır.
Aklı başında olan bir beyefendi dünya ve ahiret yoldaşına olan sevgisini, üç beş senelik geçici dış görünüşüne (kaşı - gözü, endama, boya-posa) bağlamamalıdır.
Hanımefendilerin kusursuz ve daimi güzellikleri, kadının şefkatine ve kadınlığa özel ahlak güzelliğidir. Bu husus dikkat edilmelidir. Çünkü bu kucaklarda bir nesil yetişecek !
Bu fani dünyada hey şey geçici olduğu gibi, hanımının güzelliği ve gençliği de fanidir. İnsanın ömrü varsa insan mutlak ihtiyarlık durağına uğrayacaktır.
Çünkü bir erkek için hanımı, yalnız dünya hayatındaki geçici bir eş, bir yoldaş değildir ve de olmamalıdır. Eşin, ahiret hayatında ebedi ve sevimli bir hayat arkadaşı olduğu asla göz ardı edilmemelidir.
Günümüzdeki medeniyet terbiyesi adı altında, Allah’ın (C.C) emir ve yasaklarını ve ahiret inancını dikkate almayan dünya yaşantısı –gerçek olarak- insanımıza sunulmaktadır. Bu yaşantı tarzı maalesef aile içi ve sosyal hayat eğitimimizi tesir altına almaktadır. Eşler arasında kurulan bedeni ve dünyanın geçici hazlarına dayalı beraberlikler, ebedi ayrılıkların kaçınılmaz sebebi olmaktadır.
İnsan sonsuz bir hayata ait duygu - düşünce, hislerle madden ve manen en mükemmel güzellikte ve de güzelliğe aşık olarak yaratılmıştır. İşte bu duygu ve düşüncenin tatmin olması ancak ölümsüzlüktür. Yani geçici güzellikler insanı asla tatmin etmemektedir.
Aile saadeti, dindarlıkda birbirlerine bakıp, gayretlerini artıran birliktelikle olmaktadır.
Eşler, birbirlerine karşı olan ebedi dostluklarını ve arkadaşlıklarını “dünya hayatlarındaki yaşadıkları ile” ahiret mutluluğunu elde edeceklerdir.
Kadın ve erkek birbirlerini, Allah’ı unutturan gönül oyalayıcı eşya ve moda ismi altında insanları arkasından sürükleyen gereksiz oyalayıcı şeylere tapar hale gelirse, birbirlerini sonsuz azabın içine atmazlar mı? Yazık olmaz mı? Değer mi?
Evet! Aile hayatımızın kurarken, sadece bu geçici dünya için olmadığı ciddiyeti ile tercihlerde bulunalım… Bulunalım ki, hem bu dünyada hem de ahirette talihli, mutlu ve kısmetli olabilelim.
Dikkat edeceğimiz tercihlerimiz içinde diğer bir husus, gerek dünyevi gerekse uhrevi hayatımızda zıtlaşmaların olmayacağı kişilerle yuva kurmak olmalıdır. Hayat çok kısa. Bu kısacık hayatta yapacağımız en önemli işimiz ahireti kazanmaktır. Kavgaya, düşmanlığa ayıracak vaktimiz yoktur.
Şayet eskaza bu hususlar dikkate alınmadan kurulan yuvalar varsa, rehabilitelerle o yuvadaki herkesin aynı duygu ve aynı dünya görüşüne ulaşmalıdır. Bu onarmada herkes (eşlerin anne babaları, eşler üzerinde tesir edebilecek akraba, eş-dost, hatta donanımlı
komşular ) vakit geçirmeden üzerine düşen vazifeyi yerine getirmelidirler.
Ayrıca aile hayatı içerisinde, rutin iş ve hizmetlerin yerine getirilmesinde karşılıklı sorumluluk ve karşılıklı hak- hukukun dikkat edilmesi çok önemlidir.
Elbette bu güne kadar evlilik müessesi adına gerekli olanlar söylendi. Bizimki ancak bu söylemlerden edinilen kazanımları bir kez daha paylaşmaktan ibaret.
Nasipse önümüzdeki haftada evliliğe başka bir açıdan bakmak istiyorum.
Kusur ettikse affola…

Yorumlar

Mesajınız başarıyla eklendi. Yeni yorum yazın.

Daha eskileri yükle